15 Ağustos 2015 Cumartesi

The Batman Superman Movie: World's Finest

Yönetmen: Toshihiko Masuda
Yapımcı: Haven Alexander, Alan Burnett, Paul Dini, Jean MacCurdy ve Bruce Timm
Senaryo: Alan Burnett, Paul Dini, Stan Berkowitz, Rich Fogel ve Steve Gerber
Müzik: Michael McCuistion
Yapım Yılı: 1997
Süre: 64 dakika
Seslendirme:
Kevin Conroy - Bruce Wayne/Batman
Tim Daly - Clark Kent/Superman
Mark Hamill - Joker
Clancy Brown - Lex Luthor
Dana Delany - Lois Lane
Arleen Sorkin - Harley Quinn
Lisa Edelstein - Mercy Graves
Efrem Zimbalist Jr. - Alfred Pennyworth


"Black and blue... 
God versus man,
Day versus night!"

Tüm zamanların en büyük iki süper kahramanını beyazperdede ilk defa bir araya getirmeye hazırlanan Batman v Superman: Dawn of Justice'i heyecanla beklediğimiz şu günlerde hepimizin aklında bu cümle dönüp duruyor. Görünüşe göre Kara Şövalye ve Çelik Adam'ın DC Comics'in kurduğu sinema evreninde gerçekleştireceği tanışma sıkı bir savaşı beraberinde getirecek. Bu tarihi karşılaşmaya daha aylar varken içimizdeki harareti bir süreliğine alıp uzay boşluğuna fırlatacak bir yapıma ihtiyaç olduğu kanısındayım. Bu iddianın altından kalkabilecek tek şey ise yine Batman ve Superman'in ilk kez karşılaştığı bir film olur kuşkusuz. Evet bu, anlattığı hikayelerle, yenilikçiliğiyle ve çizim tekniğiyle 1992'den 2006'ya kadar televizyona damgasını vurmuş Bruce Timm ve Paul Dini gibi isimlerin başını çektiği DC Animated Universe'ten bir film olabilir ancak. Batman: The Animated Series'in açtığı çığır ile Superman'e, Justice League'e ve hatta geleceğin Batman'ine kadar uzanan harika bir çizgi dizi/film evreninden bahsediyorum. İşte bu evrenin çok önemli bir kısmında yer tutan The Batman Superman Movie: World's Finest şu sıralar hem ihtiyaç duyduğumuz hem de hakettiğimiz bir çizgi film. Zira kendisi Batman ve Superman'in DCAU'daki ilk karşılaşmalarını anlatıyor.

1997'de Batman TAS'i yenileyip Superman'le evrenleri birleştirmek için "The New Batman/Superman Adventures" adı verilen projenin bir ürünü olan World's Finest, aslen Superman: The Animated Series'in ikinci sezonunda yer alan üç bölümden oluşuyor. Televizyonda yayınlandıktan sonra tek başına DVD film olarak piyasaya sürülen yapım, bizlere Superman: TAS ve The New Batman Adventures (Batman TAS'in stilize yeni versiyonu)'ın bir araya geldiği ilk crossover hikayesini sunmuş oluyor böylelikle.


Konu: Superman'i öldürmek için Metropolis'e gelen Joker, Lex Luthor ile bir anlaşma yapar. Bu arada Gotham'da Joker'in çaldığı değerli bir antikanın peşine düşen Batman çılgın palyaçonun planlarını öğrenmek için onu Metropolis'e kadar takip eder. Bütün şehirde Joker'i arayan Batman'in şehrin asıl koruyucusu Superman ile yolunun kesişmesi kaçınılmaz olacaktır. Tehlike kapıdadır.


Devamı spoiler içerir!


DCAU başta olmak üzere pek çok DC çizgi filminin gediklisi olan Paul Dini ve Alan Burnett'in kaleme aldığı hikaye, Kara Şövalye ve Çelik Adam arasındaki yöntem farkını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bunu da kendini şiddete kaptırmadan karakterlerin temel özelliklerini göstererek ustaca kurduğu diyaloglarla ve gerilimle yapıyor. Superman, Batman'in yarasa kostümü giymiş bir çılgın olduğunu düşünüyor ve karanlık bir şehirden gelen bu kanunsuzu şehrinde istemiyor. Batman ve Joker'in orada bulunması Gotham kaçıklarının şimdi de orayı bozacağı şeklinde bir algı yaratıyor kısaca Metropolis'te. Hikayede sadece karakterlerin değil ait oldukları şehirlerin arasındaki fark da gözler önüne seriliyor böylece. 

Filmin bir diğer olumlu yanı, sadece Batman ve Superman'e odaklanıp diğer karakterleri es geçmemesi. Lois Lane'i ele alırsak kendisi iki kahraman arasındaki çatışmayı katmanlandıran önemli bir karakter olarak öne çıkıyor. Fırsat buldukça Clark Kent'in taşralılığıyla dalga geçen Lois, Superman'den istediği karşılığı alamayınca kendini şehre iş için gelen Bruce Wayne'e kaptırıyor. Ve bu kaçınılmaz olarak Bruce ve Clark arasındaki ilişkiyi etkiliyor. Bu noktada bence önemli olan şey Bruce'un, hem Superman'den hem de Clark'tan bahsederek Lois'in nabzını yoklaması. Senaryo burada Bruce'u, başkasının sevdiği kızı çalan kişi etiketinden kurtararak doğru bir hareket yapıyor.


Joker ve Lex Luthor'un filmin kötü adam kontenjanı için son derece doğru tercihler olduğunu söylemek gerek. Böylesi bir yapımda Kara Şövalye ve Çelik Adam'ın karşısında onların baş düşmanını görmek World's Finest'ı değerli yapan nedenlerden birisi oluyor. Joker ve Lex'in kurduğu ittifak sıradan bir kötü adam işbirliğinden ibaret değil. Yer yer uç noktalarda yaşadıkları farklılıklar ve birbirlerinin düşmanları hakkındaki düşünceleri kötü karakterlerin hakkının verildiğini gösteriyor. Joker'in Lex'i aşan çılgınlığı, özellikle de "The Death of Superman" ve "lokomotiften daha güçlü" gibi Superman mitleriyle dalga geçmesi filmin seyir zevkini üst düzeye taşıyor. Harley Quinn ile Mercy'nin arasındaki zaman zaman abartıya kaçan bazı anları ise, çocuk seyirciler için olduğunu farzederek gözardı edebiliriz.

Bruce Wayne'in Lexcorp ile yaptığı işlere ve Lex'le yaşadığı görüş ayrılığına yer verilmesi filmin artısıyken bu iş ziyaretinin Batman'in Metropolis'te ortaya çıkmasıyla aynı zamanda olması World Finest'ın en büyük eksisi oluyor. Bunun tesadüf olmadığına inanmak için Superman'in x-ray görüş yeteneğine sahip olmak gerekmiyor ne yazık ki. Ama yine de iki karakterin birbirinin gerçek kimliğini öğrendiği dakikalar çok keyifli. Superman'in öğrenme şeklini tahmin etmek çok zor değil ancak Batman cephesinden gelen cevap niteliğindeki hareket insanı gülümsetecek cinsten.

Alfred gibi Batman dünyasının en önemli unsurlarını hikayeye güzelce monte eden filmde bunlardan en öne çıkan şey bir The New Batman Adventures harikası Jet-Wing oluyor. 


Peki Batman, Superman, Joker ve Lex Luthor aynı filmde olur da kriptonit olmaz mı? Gülen Ejder için yaratılan arka plan hoş ama Joker'in antikacı dükkanında onu nasıl bulduğu sorusu ne yazık ki cevaplanmıyor. 


İlk kez Superman TAS'de gözüken Lex'in koruması Mercy Graves, Bruce Timm ve Paul Dini tarafından yaratılmış bir karakter. Kendisi Batman v Superman: Dawn of Justice'te de karşımıza çıkacak.


Bunun dışında dizinin tema bestesi Shirley Walker'ın olmasına rağmen müzikler pek çok DCAU işinde imzası bulunan Michael McCuistion'a ait. Ama Superman dizisi de olsa Batman'in göründüğü sahnelerde yine Walker imzalı Batman müziği çalıyor. Verdiği tat paha biçilemez.


Filmin adının World's Finest olması boşuna değil. Batman ve Superman'in çizgi romanda aynı hikayede gözüktükleri ilk derginin adı  World's Finest Comics. (1941'de çıkan ilk sayı, World's Best adıyla piyasaya sürüldü. Ancak 1939'dan beri aynı isimle başka bir çizgi roman serisi çıkartmakta olan Better Publications Şirketi, DC Comics'e ihtar mektubu gönderdi. Bunun üzerine DC daha samimi bir isim bulmayı tercih etti ve World's Finest'ı ikinci sayıdan itibaren kullanmaya başladı.)


Taraf tutmayıp iki kahramana da eşit yaklaşmayı iyi beceren ve tüm karakterlerinin hakkını fazlasıyla veren The Batman Superman Movie: World's Finest, bir iki engelde tökezlese de iyi bir Batman/Superman filminin temel taşlarının ne olması gerektiğini başarıyla gösteriyor. Tüm bunlar DCAU'nun efsanevi sesleri, çizimleri ve müzikleriyle birleşince de ortaya defalarca izlenilesi bir çizgi film çıkıyor. Kara Şövalye ve Çelik Adam'ın bu evrendeki diğer maceraları için ise yine Superman TAS'in Knight Time ve The Demon Reborn isimli bölümlerini seyredebilirsiniz. Ha, onlar da yetmezse beş sezonluk Justice League sizi uzun bir süre oyalayacaktır. 

12 Temmuz 2015 Pazar

Batman v Superman: Dawn of Justice - Comic-Con Trailer

Dün San Diego Comic-Con'da yapılan Warner Bros panelinde Batman v Superman: Dawn of Justice'in yeni fragmanı yayınlandı. Yaklaşık üç buçuk dakikayı bulan video interneti adeta yıktı geçti. Tavsiyemiz derin bir nefes aldıktan sonra izlemeniz yönünde. Çünkü kendinizi kaybedeceksiniz...

15 Haziran 2015 Pazartesi

Batman'in Babaları II: Christopher Nolan - Batman Begins Özel

"Hayatımın en iyi dönemini yaşıyorum. Çocukluğumdan beri Batman'e hayrandım ve sonunda onun karmaşık karakterini perdeye taşıma fırsatı elime geçti. O tüm süper kahramanlar arasında en insancıl olanı. Sihirli güçleri yok, aksine insana özgü zayıflıkları var. Kanımca Batman'i böylesine sevmemizin nedeni de bu." - Christopher Nolan


Bu cümleleri, 10. yılını yeni dolduran Batman Begins'i yaptığı günlerde sarf etmiş usta yönetmen. Aslında o dönemlerde genç bir sinemacıydı Nolan. İlk çektiği uzun metraj Following ile kariyerinin en başından tarzını ortaya koymuştu. Düz ilerlemeyen, şaşırtıcı, kara... Following'in de öncesine gidersek, Doodlebug isimli kısa metrajıyla ileride sektörün büyük bir ismi haline geleceğinin sinyallerini vermişti. O birkaç dakikalık filmde bile seyirciyi ilk etapta şaşırtıyor sonra da düşündürtüyordu. Filmlerinin düz olmamasının asıl nedeni de buydu zaten. Düşündürtmek. Bu, izleyicinin filmi izlerken bir yandan da karakterler ve olayların gidişatı üzerine kafa yormasını sağlıyordu. Hikayedeki ilginç ya da sorunlu karakterleri anlamada büyük olanak sağlıyor, filmin inandırıcılığını artırıyordu. Nolan, Following'i çekerken sadece içerikte değil teknikte de farkını ortaya koydu. Bütçeyi minimumda tutmak için her sahneyi çekmeden önce oyuncularına defalarca prova yaptırdı. Çünkü film şeritleri pahalıydı ve yanlış oynanmış bir sahneyi yeniden çekmek için film harcamak istemiyordu. Nolan'ın Batman hayranlığı ise kendini daha o dönemden belli ediyordu. Following'te başkarakterin yaşadığı odanın kapısında bir Batman logosu bulunuyordu. Ardından Memento ve Insomnia geldi ve bütün dünyanın dikkatini çekti. Bu filmlerle Hollywood'un ümit vaat eden yönetmenleri arasına girdi. Batman'e kadar uzanan bu yolda emin adımlarla ilerledi, prestij ve para kazandı.                                 

Kara şövalye için ise Tim Burton sonrası beyazperdede işler pek iyi gitmiyordu. Joel Schumacher seriyi devralmış ve karakteri kendi benliğinden bir hayli uzaklaştırmıştı. Bununla beraber Burton döneminde zirve yapan marka değeri de iyice düşmüştü. Batman deyince insanlar ya Batman & Robin’i göstererek dalga geçiyor ya da Batman Dönüyor ismiyle saçma mecaz oyunları yaparak kahkaha atıyorlardı. (Bizzat yaşadım.) Spider-Man ve X-Men uyarlamaları milenyumun ilk yıllarında süper kahraman filmi kontenjanını dolduruyor, kendilerine yeni hayranlar kazandırıyordu. Warner Bros ise Batman'i sinemada yeniden ayağa kaldırmaya kararlıydı.

Yeni Batman filminin fikir aşaması sancılı başladı. Tim Burton'ın seriye döneceği söylentileri çıktı ama olmadı. Daha sonra filmin Frank Miller'ın Batman: Year One çizgi romanından uyarlanacağına karar verildi. Amaç kara şövalyeyi köklerine döndürmekti. Yönetmen koltuğu için ise David Fincher ve Darren Aronofsky isimleri ön plana çıkıyordu. Bu ikili mücadelede ipi göğüsleyen Aronofsky'nin amacı, Year One'ı doğrudan perdeye aktarmak ve karanlık atmosferin yeniden hakim güç olmasını sağlamaktı. Senaryonun ise bizzat Frank Miller tarafından yazılmasını istedi. Ancak ortaya çıkan taslak Warner Bros'a fazla karanlık geldi ve yeni bir yönetmen arayışı başladı. 2003 yılında ise Christopher Nolan ile anlaşıldı. Nolan'ın kafasındaki tarz belliydi. Daha gerçekçi, daha çağdaş... Ortaya çıkan iş kara şövalyeyi küllerinden doğuracaktı. 

"Neden düşeriz, Bruce? Yeniden ayağa kalkmayı öğrenebilmek için." 

Modern çağın ilk ciddi süper kahraman uyarlaması olan 1978 yapımı Superman'in yönetmeni Richard Donner'dan önemli tavsiyeler alan Nolan, "Superman"de Çelik Adam'ın olduğu gibi kara şövalyenin de günlük hayatın içinde olmasını istiyordu. Ona göre Burton'ın filmleri harikaydı ancak kendi atmosferinde bir bütün oluşturuyordu. Yönetmen, Batman'i bize, bizim dünyamıza getirmeyi amaçlamıştı. Böylelikle seyirci karakteri daha iyi anlayacak ve kendi yaşantısından parçaları filmde bulacaktı. Nolan, Batman Begins ile birlikte diğer iki devam filminde de bu formülü uygulayarak Batman'i günümüz dünyasına ustaca monte etti. Warner Bros'un tüm ısrarlarına rağmen filmlerini artık bir fenomen haline gelen üç boyut teknolojisinden sakındı. Benzer türlerde film çeken meslektaşlarının aksine dijital filme karşı dik durarak 35mm film kullandı. Yoğun görsel efektin filmdeki gerçekçiliği zedelediğini düşünen Nolan, izleyiciye yapımcı eşinin tabiriyle bu konuda "tutunacak bir dal" vermek istedi ve çeyrek milyar dolarlık filmler çekerken bile CGI'dan mümkün olduğunca uzak durarak büyük setlerde yüzlerce hatta binlerce figüranla çalıştı.


Günümüzde, gerek filmlerindeki dokuyla gerek setteki karizmatik duruşuyla ona çağımızın Alfred Hitchcock'u deniyor. Görevini artık başarıyla tamamlamış bir üçleme olan Nolan'ın Batman filmleri, karakteri unutanlara ve daha önce sevmeyenlere kendini kabul ettiren önemli yapımlar. Kimilerine göre bir başyapıt, kimilerine göre türünün "The Godfather"ı. Ama şu konuda herkes aynı fikirde ki Batman'in marka değeri son yıllarda hiç olmadığı kadar yükseldi. Bu ne yeryüzündeki herhangi bir ödülle ne de yüksek bir gişeyle ölçülebilir. On sene önce Batman Begins'i izlerken duyduğumuz iştahı hala aynı şekilde hissedebiliyorsak orada bir yerlerde bir şeyler doğru gitmiş demektir. Son olarak bu yazının sonunu ona emanet etmek boynumuzun borcudur deyip sizleri Nolan'ın The Dark Knight Rises'ın son zamanlarında yazdığı veda mektubuyla baş başa bırakıyorum.

"Alfred. Gordon. Lucius. Bruce... Wayne. Bunlar benim için çok önemli isimler haline geldiler. Bugün bu karakterlere ve dünyalarına veda etmeme üç hafta kaldı. Oğlumun da dokuzuncu yaşgünü. Tumbler’ı garajımda bir araya getirdiğim gün dünyaya gelmişti. Çok zaman geçti, çok değişiklikler oldu. Bir havan topu ya da helikopter bile bulmanın olağanüstü olduğu günlerden, kalabalık figüranların, havaya uçurulan binaların veya binlerce metre yükseklikte kargaşanın olduğu günlere doğru…

İnsanlar en başından bir üçleme tasarlayıp tasarlamadığımızı soruyor. Bu; büyümeyi, evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı planlayıp planlamadığımızı sormak gibi. Cevabı karışık. David (S. Goyer) ve ben, Bruce’un öyküsüne başlarken sonraki adımda ne olabilir diye düşünüp geri adım atıyorduk. Gelecekte olabileceklere derinlemesine bakmak istemiyorduk. Bruce’un bilemeyeceği bir şeyi kendim de bilmek istemedim. Her şeyi onunla birlikte yaşamak istiyordum. Filmleri yaparken David ve Jonah (Nolan)’a bildikleri her şeyi ortaya koymalarını söyledim. Tüm oyuncular ve ekip sahip oldukları her şeyi ilk filmde ortaya koydular. Hiçbir şey elde tutulmadı. Bir sonraki filme saklanmadı. Tüm şehri inşa ettiler. Sonra Christian (Bale) ve Michael (Caine) ve Gary (Oldman) ve Morgan (Freeman) ve Liam (Neeson) ve Cillian (Murphy) orada yaşamaya başladı. Christian, Bruce Wayne’in hayatını tutup dibine kadar ilginç hale getirdi. Bizi bir pop ikonunun zihnine götürdü ve Bruce’un yöntemlerinin hayali doğasını fark etmemize asla izin vermedi.

İkincisini yapacağımı hiç düşünmedim. Kaç tane iyi devam filmi var ki? Ne diye kumar oynayacaktım? Ancak Bruce’u nereye götüreceğimi biliyordum. Kötü adamın nasıl olacağını kafamda belirlediğimde de bu iş benim için zorunlu hale geldi. Ekibi yeniden bir araya topladık ve Gotham’a geri döndük. Üç yılda değişmişti. Daha büyüktü. Daha gerçekti. Daha moderndi. Ve kaosun yeni bir gücü öne çıkıyordu. Heath (Ledger) ile hayat bulan ürkütücü bir palyaço. Geride bir şey bırakmamıştık ama ilk seferde yapamadığımız bazı şeyler vardı. Esnek boyunlu bir yarasa kostümü, IMAX’te çekim yapmak. Ve yapmaya çekindiğimiz şeyler: Batmobile’i yok etmek, kötü adamın davasına odaklanmak gibi. Bir devam filminin güvenli sayılan her şeyine sırt çevirip Gotham’ın karanlık köşelerine gittik.

Üçüncüsünü yapacağımı hiç düşünmedim. Hiç iyi bir üçüncü film var mı? Fakat Bruce’un yolculuğunun sonunu merak ediyordum. David ile birlikte bu sonu bulduk. Bunu kendim için görmek zorundaydım. Garajımdaki o ilk günlerde birbirimize fısıldamaya bile çekindiğimiz şeylere geri döndük. Üçleme yapacaktık. Herkesi Gotham’da bir tur daha atmak için geri çağırdım. Dört yıl sonra şehir hala oradaydı. Hatta bir parça daha temiz ve gösterişliydi. Wayne Malikanesi yeniden inşa edilmişti. Tanıdık yüzler geri dönmüştü. Biraz daha yaşlı ve bilge...  Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildi.

Gotham temelden çürüyordu. Yeni bir kötülük derinden köpürüyordu. Bruce artık Batman’e ihtiyaç duyulmadığını düşünüyordu. Ama hatalıydı, tıpkı benim hatalı olduğum gibi. Batman geri dönmek zorundaydı. Sanırım her zaman da gelecek.

Michael, Morgan, Gary, Cillian, Liam, Heath, Christian . . . Bale. Bunlar benim için çok önemli isimler haline geldiler. Popüler kültürün en muazzam ve kalıcı figürlerinden birine bakarken görüyorum ki Gotham’da geçirdiğim zaman, bir yönetmenin umabileceği en zorlayıcı ve en faydalı deneyimdi. Batman’i özleyeceğim. Onun da beni özleyeceğini düşünmek istiyorum ama o asla duygusal birisi olmadı.

Christopher Nolan"

26 Temmuz 2014 Cumartesi

Batman v Superman: Dawn of Justice'tan Wonder Woman!

San Diego Comic-Con'da Batman v Superman: Dawn of Justice'ten yeni posterler var! HQ olarak yayınlanan Wonder Woman posterini biz çok beğendik. Sizce nasıl?


SDCC'de İki Animasyon Müjdesi

Perşembe günü Comic-Con başladı ve bizim de gözümüz kulağımız San Diego semalarında. Yakın zamanda izleyici ile buluşacak olan Batman: Assault on Arkham'ın SDCC'da yapılan panelinde Warner Bros, 2015 yılı için Batman vs. Robin ve Justice League: Gods and Monsters isimli iki yeni animasyon müjdesi verdi.


Önümüzdeki senenin yaz aylarında yayınlanması planlanan Batman vs. Robin'in, Scott Snyder imzalı The Court of Owls'un bir uyarlaması olacağı söylenenler arasında. Ancak ilginçtir ki adı geçen çizgi romanda Batman ve Robin'in karşı karşıya geldiği bir mesele yok. Hikayede kara şövalye ile Nightwing arasında hafif bir gerilim söz konusu.

Duyurulan diğer animasyon Justice League: Gods and Monsters'ın ise Bruce Timm imzalı orijinal bir hikayeye sahip olacağı belirtiliyor. Aynı zamanda yine Timm'in yöneteceği bu proje 2015'in ikinci yarısında seyirci karşısına çıkacak.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Batman'in Babaları I: Michael E. Uslan & Benjamin Melniker

"Batman'in en büyük süper gücü insancıllığıydı. Bu nedenle çocukken kendimi Superman, Spider-Man ya da Hulk yerine onunla özdeşleştirdim. Eğer gerçekten çok çalışırsam, çok egzersiz yaparsam ve babam da bana havalı bir araba alırsa bu adam gibi olabileceğime kalpten inandım." - Michael E. Uslan


Kara Şövalye'nin çizgi romanlardaki hayatı 1939'dan beri öyle ya da böyle her daim devam eder. Sık sık retconlanır, arada sakat bırakılır, sidekick'i öldürülür, sıfırdan başlatılır... Tabii, sevilen her kurmaca karakter gibi ilk ortaya çıktığı alanla sınırlı kalmaz, diğer sanat dallarında da kendini gösterir. Hatta beyazperdeye en çok uyarlanan süper kahramandır Batman. Bu uyarlamaların arasında öyleleri vardır ki, Bat-Signal'in o umut dolu ışığının altında hayatımıza yön vermeye çalışan bizler onlara çok şey borçluyuzdur. Ve o uyarlamaları bize getiren adamlara...

1989 yapımı "Batman"den günümüze kadar tüm kara şövalye filmlerinde/dizilerinde birbirinden farklı pek çok oyuncu, yönetmen, yapımcı ve senarist yer aldı. Ancak jeneriklerde karakterin yaratıcısı Bob Kane ile birlikte asla değişmeyen iki isim daha vardı: Benjamin Melniker ve Michael E. Uslan... İlk olarak 1979'da DC Comics çizgiromanı Swamp Thing'in sinema uyarlamasıyla başladı ortaklıkları. Melniker o zamana dek, popüler film şirketi Metro-Goldwyn-Mayer'da çalıştı. Yapım şirketindeki 30 yıllık kariyerinde Ben-Hur, Dr. Zhivago ve Gigi gibi önemli yapımlarda yer aldı. Sonlara doğru ise artık yönetim kurulu üyesiydi ve Film Seçme Komitesi'nin başkanıydı. İleride Batman filmlerinde de yapacağı uygulayıcı yapımcılığı ilk defa 1975 yılında Mitchell'da üstlendi.


Uslan'ın ise ilk yapımcılık deneyimi Swamp Thing'te oldu. Ondan önce ne televizyon için ne de beyazperde için bir projede yer almıştı. Melniker gibi sinemacılık geçmişi yoktu ama küçük yaşlardan beri büyük bir çizgi roman hayranı olmuştu. Öyle ki Batman'in ikinci sayısını da barındıran çok geniş bir çizgi roman koleksiyonuna sahipti. Günümüz tabiriyle gerçek bir fanboy'du. O yaşlarda Batman'i sadece okumanın kendisini tatmin etmediğini belirtiyor ve "Sekiz yaşındayken tüm istediğim Batman çizgi romanı yazmaktı" diyor Bat-yapımcı. Üniversitede okurken sinema endüstrisine dahil olmak için defalarca öz geçmişini yollayan Uslan sonraları, mezun olduğu Indiana University'de çizgi roman sanatı ve tarihi üzerine detaylı seminerler vermeye başladı. Yerel bir gazetenin onu farketmesiyle de çeşitli radyo ve televizyon şovlarında gözüktü. Nihayetinde bir gün "Yaptığın şey çizgi roman endüstrisi için harika. Sana nasıl yardım edebilirim?" diyen bir telefon geldi. Arayan kişi Marvel Comics'in patronu Stan Lee'di. Ardından DC Comics'ten bir iş teklifi aldı. 1975 senesinde o sıralar hakları DC Comics'te olan Shadow'da yazarlık yaptı. İşin ilginç yanı ise ilk defa 30'lu yıllarda gözüken Shadow'un, Batman'in yaratımında ve karakter gelişiminde etkili olmasıydı. O dönem DC Comics'te editörlük yapan Julius Schwartz, Uslan'ın Shadow'da çıkarmış olduğu işi beğenmiş olacak ki ona Batman yazmasını teklif etti. Sonunda hayallerine kavuşup bir kaç Batman çizgi romanı kaleme alan Uslan, bununla da yetinmedi. Çünkü hayatta önemli bir görevi olduğuna inanıyordu.


60'larda Adam West'li Batman TV dizisi yayınlanırken insanların gülerek izlemesini çok korkunç bulmuştu ve bir akşam kendi deyimiyle tıpkı Bruce Wayne'in ailesinin katledildiği gece yaptığı gibi yemin etmişti. "Bir gün, bir şekilde dünya üzerinden şu üç sözcüğü sileceğim: POW, ZAP ve WHAM". DC Comics'te yükselmeye başladığı zamanlarda bu "karanlık Batman" isteği nedeniyle DC başkanı Sol Harrison'a ciddi ve koyu tonlarda bir Batman dizisi teklifi götürdü. Ancak renkli ve komik Batman 66'dan sonra kimsenin televizyonda herhangi bir kara şövalye projesiyle ilgilenmeyeceği cevabını alarak reddedildi. Ne var ki Uslan, bir çizgi romanın sinema uyarlamasını yapmakta kararlıydı.

Çizgi roman uyarlaması Swamp Thing'te Benjamin Melniker ile çalışmaya başlamasıyla hem televizyonda hem de beyaz perdede yapımcı/uygulayıcı yapımcı olarak önemli işlere imza atacağı dönem de başlamış oldu. Artık hayallerinden daha da fazlasına ulaşabilecekti. Kendisine kariyeri üzerindeki en etkili kişi sorulduğunda Melniker'ı gösteriyor Uslan ve onun "Sinema endüstrisinin bir efsanesi" olduğunu belirtiyor. Kariyerindeki en etkili olay sorulduğunda ise 1989'da "Batman"'i izleyici ile buluşturmaktı diye cevap veriyor.

Benjamin Melniker ve Michael E. Uslan'ın Batman'in film haklarını satın alması ise 1979'a dayanıyor. O dönem ancak kara şövalyenin sinema haklarını alırsa stüdyoların bir film çekmek için istekli olabileceğine ikna olan Uslan, DC Comics ile sıkı bir pazarlığa girişti. Yaklaşık altı ay süren görüşmelerden sonra bilinmeyen bir meblağ karşılığı partneri Melniker ile birlikte film haklarını satın aldılar ve Batfilm Productions'ı kurdular. Tüm bunlara rağmen uyarlama için Hollywood'da kapısını çaldıkları pek çok büyük stüdyo tarafından reddedildiler. Bazı retlerin gerekçeleri ise çok tuhaf ve komikti. Columbia Pictures, bir uyarlama olarak ünlü Broadway müzikali Annie'yi çektiklerini ve başarılı olmadığını örnek göstererek Batman'in de akıbetinin aynı olacağını belirtmişti. United Artist ise Batman ve Robin hakkında bir filmin asla iyi olmayacağını çünkü çektikleri Robin Hood uyarlaması Robin & Marian'ın başarısız olduğunu söylemişti.

Ancak Michael E. Uslan, annesinin yaptığı bir tavsiyeyi asla unutmadı: "Dünyadaki en harika şeye sahip olabilirsin ama kendini pazarlamazsan, kimse onun hakkında hiçbir şey öğrenemeyecek." Evet, Uslan hayallerine ulaşıp kendisini çizgi roman dünyasına pazarlayabilmişti ancak şimdi de elinde çocukluğundan beridir hayranı olduğu bir idol vardı. Onu, üstüne yapıştırılan komik etiketinden kurtarıp köklerine döndürmek ve insanların algısını değiştirmek istiyordu. Ve nihayet Hollywood'da verdiği bir savaş olarak nitelendirdiği bu yıllarda Warner Brothers ile el sıkıştı.

Daha sonra Tim Burton ile bağlantıya geçildi ve kollar sıvandı. "Seyirciyi daha açılış görüntüsünden itibaren karanlık ve ciddi bir süperkahraman filmi izlediğine inandırmak gerekiyordu. Yoksa Joker gibi birisiyle dövüşen yarasa kılıklı bir adamın var olduğuna asla inanmazlardı." Jack Nicholson'a filmin gişesinden yüzde verilerek Joker rolü kabul ettirildi. Uslan, Nicholson'ın teklifi kabul ettiği günü hayatının en harika günü olarak değerlendiriyor. On gün sonra da Burton, Batman için Michael Keaton'ı seçti. Uslan ilk başta ciddi Batman takıntısı yüzünden Michael Keaton'a ön yargı ile baksa da sonradan perdede ne kadar iyi durduğunu anladı.

Film vizyona girdiğinde ise ortaya çıkan işi gururla izledi ve çok memnun kaldı. "Sinema tarihindeki tabuları kırmak heyecan vericiydi" diyen Uslan, Batman 89'un kendisi için unutulmaz olduğunu belirtiyor. İlk başta yola çizgi romanları ve Batman sevgisiyle çıkan bu adam, partneri Melniker ile süper kahraman filmlerine olan bakışı değiştirmekle kalmayıp o dönem çocuk olan pek çok insana ilham vermeyi başardı. "Sabahın bir buçuğunda CNN'den Berlin Duvarı'nın yıkılışını izliyordum ve kafasında Batman şapkası olan bir çocuğun duvarın içinden çıkıp özgürlüğe ulaştığını gördüm. Bu Batman'in dünya çapında ne kadar insana ulaştığının bir göstergesiydi. Gerçekten inanılmazdı." sözleriyle anlatıyor Uslan, filmin kendisi için ne anlam ifade ettiğini.


Hayatı boyunca verdiği mücadele sonrasında geldiği nokta, her daim içinde barındırdığı Batman sevgisinin nelere kadir olduğunu gösteriyor. Bir dönem bütün stüdyoların burun kıvırdığı bir karakteri alıp onu en çok beyazperdeye uyarlanan süperkahraman mertebesine eriştireceklerini kendileri de tahmin edememiştir belki. Ama şu bir gerçek ki Michael E. Uslan ve Ben Melniker olmasaydı belki uzun yıllar daha kara şövalye beyazperde ya da televizyonda gözükmeyecek ve pek çoğumuzun Batman'le tanıştığı o çocukluk dönemi maskesiz, pelerinsiz ve batarangsiz geçecekti.

23 Haziran 2014 Pazartesi

Bob Kane, Şöhretler Kaldırımı'nda!


Hollywood'un ünlü Walk of Fame (Şöhretler Kaldırımı)'inde önümüzdeki sene yıldız sahibi olacak isimlerin listesi açıklandı. Ve Batman'in yaratıcısı Bob Kane de bu isimler arasında bulunuyor! 1998 senesinde hayata gözlerini yuman Kane, listede öldükten sonra yıldız sahibi olacak iki isimden birisi olarak yer alıyor. Diğer isim ise yazar ve senarist Raymond Chandler'ın.

Walk of Fame'de birer yıldız sahibi olmak kolay iş değil. Mental Floss dergisine göre adını yazdırmak isteyen ünlü, ilk başta seçim komitesine başvurmak zorunda. Eğer seçilemezse de tekrardan başvurabilme hakkına sahip. Komitenin kriterleri kişinin popülaritesi, turist çekebilirliği, yaptığı hayır işleri ve aldığı ödüllerden oluşmakta. Yıldız ve seremoninin ücreti ise 30 bin dolar değerinde. Genelde bu meblağ sanatçının sponsoru, hayranları ve stüdyosu tarafından karşılanıyor. Nitekim rahmetli Bob Kane'in tüm bu başvuru ve beraberinde gelen işlerini eşi Elizabeth Kane, Warner Bros ve Dc Entertainment'ın yardımlarıyla halletmiş. Ancak her Batman hayranı bu durumdan fazla memnun değil. Kane'in iş birlikçisi Bill Finger'ın da yıldızı en az Kane kadar hak ettiği söylenenler arasında. Bu arada Bob Kane çizgi roman dünyasından kaldırıma adını yazdıran ilk kişi değil. Zira 2011'de Stan Lee bu şerefe nail olmuştu.

Son olarak, önümüzdeki sene kaldırımda yıldız sahibi olacak bir isim daha var ki kara şövalyeye hiç de uzak değil. Batman Forever ve Batman & Robin filmlerinde Robin/DickGrayson'a hayat veren oyuncu Chris O'Donnell da televizyon kategorisinde listede bulunuyor. Batman'in 75. yılı olduğunu düşünürsek bu iki haber kulağa son derece hoş geliyor. Darısı diğer Batman yıldızlarının başına...

13 Mayıs 2014 Salı

Ben Affleck / Batman ve Batmobile Görücüye Çıktı!


Superman vs. Batman'in yönetmeni Zack Snyder, dün Twitter üzerinden verdiği sözü tuttu ve Warner Bros. ilk Batmobile görüntüsüyle birlikte Ben Affleck'in Batman kostümüyle yer aldığı ilk fotoğraf karesini an itibariyle görücüye çıkardı!

İçindeki adam ve postur ile ilgili Riddler'ı bile kıskandıracak boyutlardaki soru işaretleri varlığını koruyor olsa da, çizgi romanlardan [özellikle Frank Miller'ın başyapıtı The Dark Knight Returns'den] izler taşıyan kostümü biz başarılı bulduk. Siz ne dersiniz?

6 Mayıs 2014 Salı

İzle - Gotham İlk Fragman!

Penguin'den önce... Catwoman'dan önce... Riddler'dan önce... Poison Ivy'den önce... Batman'den önce... GOTHAM vardı!

Önümüzdeki sonbaharda Fox ekranlarına gelmesi resmiyet kazanan Gotham dizisinin ilk fragmanı dün gece 24: Live Another Day'in reklam arasında yayınlandı. Baş rollerini Ben McKenzie [Komiser Gordon], Donal Louge [Harvey Bullock], Sean Pertwee [Alfred Pennyworth], Robin Taylor [Oswald Cobblepot], David Mazouz [Bruce Wayne] ve Carmen Bicondova [Selina Kyle]'nın paylaştıkları dizi, DC Comics'in popüler süperkahramanlarının ve süperkötülerinin orijin hikayelerine ışık tutacak.



Gotham - Extended Trailer | Batman-News.com paylaşan: BatmanNewsCom

28 Nisan 2014 Pazartesi

Justice League Filmi Geliyooooor!

Justice League - Çizer: Ivan Reis

Marvel Studios’un The Avengers’ın üzerine inşa ettiği Marvel Cinematic Universe’ün etkisi, DC Entertainment/Warner Bros. kanalında tepki doğurdu! WB’nin prodüksiyon başkanı Greg Silverman, Wall Street Journal’a verdiği özel röportajda 2016 yılında gösterime girmesi beklenen Superman vs. Batman filmini takip edecek bir Justice League filminin müjdesini verdi.

Evet, yanlış duymadınız! Bir JUSTICE LEAGUE filmi!

Gösterim tarihi 2018 olarak belirlenen film, Man of Steel ve Superman vs. Batman filmleriyle aynı devamlılığı paylaşacak. Başka bir deyişle, Snyder’ın kurduğu evrenin bir uzantısı olacak. Yine Zack Snyder’ı yönetmen koltuğunda göreceğimiz yapımda, Henry Cavill [Superman], Ben Affleck [Batman], Gal Gadot [Wonder Woman] ve Superman vs. Batman’in kadrosuna birkaç gün önce katılan Ray Fisher [Cyborg]’ın yer alması bekleniyor. Justice League ekibinin çizgi romandaki demirbaşlarından Flash, Green Lantern ve Aquaman içinse henüz doğrulanmış bir bilgi yok.

Bu, DC Comics’in en büyük kahraman grubuyla ilgili bir filmin ilk kez gündeme gelişi değil. Takvimler 2008’i gösterdiği sırada Mad Max ile ünlenen George Miller gerekli hazırlıklara başlamış, fakat tahmin edilenden daha uzun süren yazarlar grevi sebebiyle projeyi bırakmak zorunda kalmıştı. O film çekilseydi, DJ Cotrona’yı Superman, Armie Hammer’ı  Batman rollerinde izleyecektik.

Wall Street Journal muhabiri Ben Fritz’in, Gal Gadot’a emanet edilen Wonder Woman’ı beyazperdede tek başına görüp göremeyeceğimiz sorusuna, WB’nin uluslararası pazarlama işlerinden sorumlu Sue Kroll “Dünya Wonder Woman için hazır,” yanıtını verdi.  Wonder Woman, 2005 yılında Joss Whedon yönetiminde, sinemaya çıkarma yapmanın eşiğine gelmiş, ancak tıpkı Miller'ın Justice League projesi gibi, WB’nin senaryoyu beğenmemesi ve Whedon’ın vizyonunun şirketin istekleriyle uyuşmaması yüzünden rafa kaldırılmıştı.

Röportajda Silverman’in, Man of Steel’in devam filminden bahsederken ‘Superman vs. Batman’ adını kullanması gözden kaçmadı.

22 Nisan 2014 Salı

The Name’s Grayson, Dick Grayson!

Grayson #1 - Kapak Çizeri: Mikel Janin
Robin oldu, Nightwing oldu, geçici bir süre için Batman bile oldu… 1940 yılında yaratılan, çizgi roman tarihinin ilk çocuk sidekick’i Dick Grayson, dünyasını altüst eden dev macera Forever Evil’ın akabinde, yolculuğuna yarasanın gölgesinden, domino maskelerinden ve unvanlarından kurtulmuş bir şekilde devam etmeye hazırlanıyor. 30. sayısıyla yayın hayatı sessizce sona erecek olan Nightwing dergisinin yerine geçecek Grayson’ın ilk sayısı 2 Temmuz’da piyasada!

Image Comics’in Hack/Slash ve Revival gibi başarılı işlerinde imzası bulunan Tim Seeley’nin, eski CIA terörle mücadele ve harekat dairesi çalışanı Tom King’in desteğiyle kaleme aldığı çizgi roman serisinde Grayson’ı, Marvel’daki Hydra’nın [Hail Hydra!] DC evrenindeki muadili diyebileceğimiz Spyral adlı örgüte bağlı gizli bir süperajan olarak göreceğiz.

Manipülasyon, beyin yıkama ve zihin kontrolü alanlarında uluslararası bir marka [!] olan ve tahmin edersiniz ki etik kurallarına pek de kulak asmayan Spyral, ilk olarak Grant Morrison’ın Batman Incorporated dergisinde karşımıza çıkmıştı. Bir dönem, Kara Şövalye’yi hayli meşgul eden Alman casus Dr. Dedalus/Otto Netz tarafından yönetilen Spyral’ın bilinen ajanları arasında El Gaucho, Gümüş Çağ’ın Batwoman’ı Kathy Kane/Kathy Webb ve her ne kadar aklını yitirdikten sonra ihraç edilmiş olsa da Profesör Pyg lakabıyla tanıdığımız Lazlo Valentin de bulunuyor.

Küçük yaşlardan itibaren Bruce Wayne/Batman tarafından eğitilen ve onun doğrularını benimseyen Dick Grayson’ın, karanlık tarafa hiç de uzak durmayan Spyral’daki pozisyonu, eski ortağı ve takım arkadaşları ile arasını açacak mı? King böyle düşünüyor: “Grayson ailesine ve arkadaşlarına acı verecek bir şey yapıyor ancak uğuruna savaştığı davaya da inancı tam. İyilik için bir şeyler yapmanın ve bu yüzden sevdiklerine acı çektirmenin yarattığı gerilim onu çıldırtıyor.”

Grayson’ın, süperkahramanların alışılageldik tayt/pelerin kombinasyonlarının aksine, son derece pratik, minimalist ve normal –çizgi roman standartlarında “normal”den bahsediyoruz elbette- bir üniforma olan kıyafeti tasarlanırken, karakterin 80’li ve 90’lı yıllarda Nightwing'ken taşıdığı mavi-siyah renkler alınmış ve son dokunuş, Robin kostümündeki “R” harfini çağrıştıran bir “G” amblemiyle yapılmış.

Seeley ve King, yardımcı karakterler arasında DC Comics sayfalarından tanıdık yüzlerin de yer alacağını ve Lex Luthor/Joker ayarında bir başdüşmanı [Deathstroke? James Jr.? Blockbuster? Yepyeni biri?] göreceğimizi müjdeliyor.

“DC’nin The Americans’ı” olarak lanse edilen Grayson’ın çizeri ise, Justice League Dark’dan hatırlayacağınız Mikel Janin.

Kişisel fikrim; tıpkı diğer sidekick'ler gibi New 52'da hikaye kalitesi bakımından şansı bir türlü yaver gitmeyen Dick Grayson'a yeni bir başlangıç yapmak için DC'nin geç bile kaldığı yönünde. Deli gibi sevdiğim karakterlerden Nightwing ile vedalaşmayı hiç istemesem de bu yeni girişim için heveslenmemek zor. Gönül isterdi ki, Chuck Dixon ve Scott McDaniel'ın 155 sayı süren vizyonundaki Nightwing geri dönsün, ama kafamda James Bond ile Matt Fraction'ın Casanova'sı arasında bir yerlere oturtmaya çalıştığım Grayson'ın da geleceği oldukça parlak görünüyor. 

20 Nisan 2014 Pazar

Basın Arşivi: Batman Returns – Antrakt Dergisi Ekim 1992


1989 yılında ilk Batman filmi gösterime girdikten sonra, yönetmen Tim Burton, bir devam filmi konusundaki görüşlerini "son derece aptalca bir fikir" diye özetlemekte sakınca görmemişti. Çok fazla sansasyon yaratan filmlerin devamlarının genellikle başarısız olduğu gerçeği göz önüne alındığında pek de haksız sayılmazdı Burton. Dünya çapındaki gişe hasılatı 406 milyon doları, video gelirleri 150 milyon doları ve bat-pijamaları, bat-vitaminleri gibi yan ürünlerinin geliri 750 milyon doları bularak, kendi halinde bir film olmaktan çıkıp başlı başına bir sanayi haline gelen Batman’in ikincisini çekmeye karar veren Warner yetkilileri de, doğrusu en iyimser beklentiyle ilkinin yüzde 75’i kadar bir başarıya razıydılar. Sonunda filmi çekmeye ikna edilen Burton, bir kez daha insanları şaşırtmayı başardı; Batman Returns, halefinin olağanüstü başarısını gölgede bırakacağını, daha ilk hafta gösterimi sırasında Batman’in 42 milyon dolarlık rekorunu 47.7 milyon dolarla kırarak kanıtladı.

“İlk Batman’de insanlar çok heyecanlandılar. İkinci bir Batman filminin ilkinin ağırlığı altında ezileceğini düşündüm. Devam filmleri, genellikle her şeyin biraz daha sulandırılması dışında, orijinal filmlerin kopyası olurlar. Böyle bir şey yapacağımı hissettim ve tümüyle farklı bir Batman filmi yapmaya karar verdim,” diyor Burton.

Warner’ın Tim Burton’ı razı etmesi, her şeyden önce iyi bir senaryonun bulunmasına bağlıydı. Batman’in senaristi Sam Hamm’in yazdığı taslağın yarattığı düş kırıklığından sonra, yapımcıların Burton’ı hoşnut etmek için buldukları, 1990’ların kültü haline gelen kara mizah türündeki Heathers ve aynı derecede çılgın Meet the Applegates’in yazarı Daniel Waters’ın dalga boyu, neyse ki bu zor beğenir yönetmeninkine uydu. Waters’ın toplumsal hiciv tarzındaki senaryosunda Penguen’in belediye başkanlığı kampanyasını destekleyen kötü bir kahraman da yer alıyordu. “Bu dünyanın gerçek kötülerinin ille de kostüm giyen garip yaratıklar olmadığını göstermek istedim,” diyor Waters.  Bu politik dokundurmanın yanı sıra Waters, Kedi Kadın karakterine de psiko-seksüel özelliklerini öne çıkaran daha sağlam bir yorum getirerek, eski sinsi düşmanı 90’ların kararlı feministine dönüştürdü.

Senaryoyu çok beğenen Burton’ın coşkusu bulaşıcıydı. Hemen ardından Michael Keaton, ücretinin ciddi biçimde arttırılması koşuluyla ikinci kez Batman olmak için imzayı bastı ve Danny De Vito, Burton’la bir görüşmeden sonra Penguen’i oynamak üzere ekipte yerini aldı. Burton’ın Kedi Kadın’ı oynatmaya kararlı olduğu Annette Bening ne yazık ki hamileydi. Sonunda rol, elbette, Michelle Pfeiffer’a teklif edildi ve herhalde yapılacak en iyi seçim de buydu; 1988’de kocasından ayrıldıktan sonra Alec Baldwin ve John Malkovich’le rol arkadaşlığını özel hayatına taşıran Pfeiffer’ın küçük kara kitabında bir başka aktör daha vardı: Michael Keaton. “İkisinin arasında kıvılcımlar uçuşuyordu” diyen Batman Returns’ün yapımcılarından Denise Di Novi’nin sözünü Burton kesiyor: “Şimdi bu konulara girmeyelim. Zaten yeteri kadar dertle uğraştık.”

Ekip oluşturulduktan sonra, tüm küçük istekleri karşılandıktan ve Warner’dan özel efektlerle dekorlar için açık çek alındıktan sonra, nihayet Tim Burton ve şen tayfası çekimlere başlamaya hazırdılar.

1991’in başlarından itibaren, Hollywood’un en büyük iki sahnesi, Warner’daki Sahne 16 ve Universal’daki Sahne 12, Warner’a ait sekiz diğer binayla birlikte –ki bunların yüzde 50’si Gotham Ketine ayrılmıştı- Batman Returns’ün anıtsal setlerinin üretimi için hazırlanmaya başladı. Sahne 16, New York’un Rockefeller Merkezinden esinlenilerek dev Gotham Meydanına dönüştürülüp, kar atmosferini yaratmak için beyaz köpük ve polyester parçalarıyla kaplandı. Sahne 12 tonlarca suyla dolu dev bir tank haline getirilip Penguen’in yer altı ini oldu. Daha Burton filmin yapısını düşünmeye başlamadan önce, stüdyo paranın, elbette makul sınırlar içinde olmak kaydıyla, sorun olmadığını belirtmişti. Böylesine dev bir işin getireceklerinin büyüklüğü de hesaba katılırsa bu normaldi elbette. Ama ortada bir sorun da yok değildi: Londra’nın batısında, ilk Batman filmi için inşa edilen ve 1989’dan bu yana el sürülmeden, film yapımcılarının bir devam filmi için kaçınılmaz dönüşünü bekleyen, rahmetli Anton Furst’ün dev setlerinin bulunduğu Pinewood stüdyoları.

İkinci filmin Güney California’da yapılması konusundaki olağanüstü pahalı kararıyla ilgili olarak Tim Burton, “Yardımcı rollerde Amerikalı oyuncuların yer almasını istedim. Batman’de alttan alta bir İngiliz kokusu seziliyordu. Orada olmak hoşuma gitmişti gerçi ama, tümüyle değişik bir kültür olduğu için her şey farklı bir süzgeçten geçiyor gibiydi. İsteseler devam filmi için başka bir yönetmen bulup, aynı setlerle Londra’da çekebilirlerdi. Ama ben böyle bir şey yapamazdım, hevesim kalmazdı. Olaya tümüyle yeni bir film gibi bakmak zorundaydım, aynı şeyi tekrar tekrar yapmanın anlamı yok,” diyor.

Peki acaba, bu kadar dev bir projeye girişirken başka birilerinin kafasında Batman Returns diye bir film olduğu korkusuna kapılmadı mı hiç? “Bunu düşündüğüm anlar oldu” diye yanıtlıyor içtenlikle. “Ama yan yana getirdiğim imgeler öyle bana ait ve özel ki, bunları başka birinin görebilmesine olanak yok diye düşündüm.”

Kuşkusuz, karlı bir kış havasını andırmak ve penguenleri mutlu etmek için buzhane haline getirilen setler, yalnızca De Vito’nun günde iki saat süren makyajı, çatırdayan bir Batmobil, helikopter şemsiyeler, bilgisayarlarla kontrol edilen yarasalar gibi özel efektler, Burton’ı bekleyen lojistik kabusların yalnızca bir bölümüydü. Bir yarasa adama karşı savaşan, bir kuş adam ve bir kedi kadının öyküsünün garip doğası gereği, her tür teknik ve dramatik sorun neredeyse gerçeküstü boyut kazanıyordu. “Kimse bunun duygusal ve psikolojik yönlerini anlayamaz,” diye ısrar ediyor Burton, “O gerilimi, o ıstırabı normal bir perspektife yerleştiremezsiniz, çünkü her şey tümüyle absürd. Birinin burnunun ne kadar uzun olması gerektiği konusu bile neredeyse bir kalp krizi nedeni olabiliyordu. Oyuncular için de zordu çünkü her şey onların oynayışına bağlıydı. Olayın teknik yapısından ötürü, öyle elini kolunu sallayarak sete çıkıp rol yapmaları mümkün değildi.” Genç yönetmen için bir zamanlar aptalca bir fikir olarak değerlendirdiği Batman Returns’ün özeti şöyle: “İki saate sığdırılmış altı aylık bir ıstırap.”

Bu makale, ANTRAKT dergisinin Ekim 1992 tarihli sayısından alınmıştır.