23 Mayıs 2011 Pazartesi

Gates of Gotham #1

Penguin: Well, whomever is responsible for tonight's rather unfortunate event, he is no acquaintance or associate of mine.
Batman: Is that so? 'Cause right now I think I'm looking at "whomever."

Gotham Şehri'ni herhangi bir şehre benzeyen, kişiliksiz, sıkıcı bir dekor olarak kullanan ya da daha da beteri, onu Kirli bir California, elektriği 7/24 kesik bir New York gibi kağıda/ekrana aktaran işlerden oldum olası hoşlanmadım. Çünkü Gotham yalnızca Batman hikayelerine ev sahipliği yapan bir arka plan değil, Batman, Joker, Gordon, Catwoman gibi yerine benzeri konulmaz bir karakter aynı zamanda. Önemi sıklıkla göz ardı edilen Gotham Şehri, nihayet bir mini seride başrolü kapmayı başardı. Scott Snyder, Kyle Higgins ve Trevor McCharthy gururla sunar: Gates of Gotham.


Dünyanın en tehlikeli şehirlerinden biri olmasına, evinizden süpermarkete gitmek için çıkıp, bir daha dönememe ihtimalinizin yüksekliğine, Joker, Poison Ivy gibileri barındırmasına rağmen çizgi roman insanlarının neden hala Gotham'ı terk etmediğini hiç merak ettiniz mi? Çocukken zihnimi kurcalayan sorulardan biriydi bu. Öyle ya, aklı olan insan gider Metropolis'te yaşar, bir çığlık atsa gelip kurtaracak, uçabilen bir kahramanın gözetimi altında rahat rahat uyurdu. Ama yok, Gotham'da hiçbir kurgusal mekanda olmayan bir tılsım vardı ve o tılsım tüm tekinsizliğine rağmen içinde insanların yaşamayı sürdürdüğü bir şehir olduğuna okuyucuyu ikna ediyordu. Çatılarındaki Gargoyle'larla ürküten gökdelenler, sıkışık yerleşim, Rönesans mimarisiyle fütüristik mimari arasında gidip gelen binalar... Gotham hayran olunası bir şehir!

Peki Gotham Şehri nasıl oluşmuş olabilir? Cehennem bir zamanlar yaşanabilir olan bir şehri yutup, iyice çiğnedikten sonra dışarı püskürtmüş ve ortaya çıkan manzaraya Gotham ismi verilmiş olabilir en basitinden. Yeterli gelmedi mi? Üzülmeyin, Gates of Gotham'da öğreneceklerimiz tam olarak da bu eksende: Gotham nasıl kuruldu? Kimlerin vizyonuyla bu hale geldi? Ve eskilerin "kapı" dediği köprülerdeki patlamalar neye dikkat çekiyor?

1881'e uzanan öyküde Scott Snyder ve Kyle Higgins bizi Gotham tarihini keşfetmeye çağırıyor. Thomas ve Martha Wayne'in hayatta oldukları günlere dair bile az bilgimiz varken, yazarların onlardan da eski; Alan Wayne, Edward Elliot, Theodore Cobblepot ve Nicholas Anders'ın yaşadığı bir zamanı seçmesi cesur bir adım bence. Neyse ki hiç yabancılık çekmeyeceğiz, Gotham'ı şekillendiren adamların üçünün soyadları Batman okurlarına tanıdık çünkü. Kalan tek "yabancı" isim Anders ise projenin beyni ve asıl olayın o karakterde çözüleceğini tahmin etmesi oldukça kolay.


Anders'ın hayalindeki Gotham tam da istediğim gibi: sıkışık, düzensiz ve gotik. Bu hususta çizerimiz Trevor McCharty'i kutlamak lazım, yarattığı Anton Furst-vari şehir tadından yenmiyor. Daha yakından bakmak isterim. ;) Top McCharty'e gelmişken, çizimlerine ısınamayan bazı okurlar olduğunu biliyorum, fakat kendisi Nightrunner'ı resmettiği Batman Annual #28'den beri en beğendiğim yeni çizerler arasında. Tıpkı bu sayının kapaklarından birini çizen Dustin Nguyen gibi, herkese hitap etmeyen, dinamik ve kendine has bir tekniği var ve çizdiği her şey Guy Major'un koyu mavi tonlarındaki renklendirmesiyle çok şık görünüyor.

Sayının olumlu yönlerinden sonra eleştirilere gelirsek, Dick'in konuşma balonlarının Bruce'a kaymasına bakılırsa diyalogları Detective Comics'te Dick'in sesini çok iyi ayarlayan Scott Snyder'ın değil, Kyle Higgins'in yazdığını tahmin ediyorum. Mini serinin gelecek sayılarında bu alandaki problemi çözmeleri gerekli bence. Gotham Tarihi söz konusu olduğunda Kane'ler dururken Jeph Loeb'ten bayık gizemler yarışmasının galibi Tommy Elliot/Hush'a ve büyük-büyükbabasına yer ayrılması da garip kaçmış.

Ek olarak, günümüz Gotham'ının 1881'deki proje halinin aynısı olduğunu gördük. İyi de, bu şehrin tüm çehresini değiştiren bir deprem olmamış mıydı? Catacylsm bir rüya mıydı? Didio uyuma, Gotham'ına sahip çık!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap