2 Haziran 2011 Perşembe

Let's Do The Time Warp Again


Bu yazıyı okuyacak kadar çizgi romanlarla ilgiliyseniz, bir kaç gündür interneti sallamakta olan DC'nin Flashpoint macerasından sonra tüm serilerini sıfırlayıp, Eylül ayında Geoff Johns ve Jim Lee'nin ellerinden çıkacak Justice League #1 önderliğinde 52 sürekli seriyi baştan başlatacağı haberini mutlaka duymuşsunuzdur. Yeni orijinler, kostüm değişiklikleri, geriye yaşlanma... DC her ne kadar "reboot" kelimesini kullanma konusunda gönülsüz davransa da, olacakları tahmin etmek zor değil; devasa boyutlarda bir reboot geliyor, bağıra çağıra.

Aslında bu DC evreninin devamlılık problemlerini çözmek adına yapılan ilk girişim değil. 1985 yılında yayınlanan Crisis on Infinite Earths'ün akabinde daha küçük çaplı bir deneme yapılmış (George Perez'in Wonder Woman'ı gibi) ancak bazı dergiler reboot ışınlarıyla vurulurken diğerlerinin normal seyrinde devam etmesiyle kafalar büsbütün karışmıştı. Karakterlerin hangi özelliklerinin Pre-Crisis, hangilerinin Post-Crisis olduğu hala hayranlar arası tartışma konusuyken, ardı arkası kesilmeyen Crsis'ler ve bazı yazarların Hypertime-vari anlayışla her macerayı canon kabul etmesi sıkıntıları çözmek yerine daha büyük soru işaretleri yaratmaktan başka işe yaramadı. Şimdi ise öncekilerden kat kat riskli, ancak başarılı olunursa getirisi fena halde karlı bir hamle yapıyorlar. Kahramanlar daha genç, maceralar daha modern, temalar 2010'lu yılların dünyasıyla daha içli dışlı olacak. Ama neden?

Akıllara gelen başlıca sebep yeni okuyucular kazanmak. Çizgi roman filmlerinin ve bilgisayar oyunlarının son yılların eğlence sektörünün en çok kazandıran alanlarından biri olduğunu söylemeye gerek yok. Marvel'ın kahramanlarını sinemaya taşırken Ultimate serisinden elementler kullanması ve çizgi romanlarını her fırsatta yan medya versiyonlarıyla senkron halinde tutmasının (Spider-Man 3 gösterime gireceği günlerde, filmdeki kostümü hatırlatsın diye Back In Black diye uyduruk bir macera yayımlamak örneğin... ) geri dönüşü hayli kazançlı oldu. DC ise The Dark Knight gibi milyar dolar getiren bir filmin rüzgarından nasiplenmek yerine, Bruce Wayne'i öldürdü/geçmişe gönderdi, maskeyi Dick Grayson'a giydirdi. Düşünün, yeni bir Batman hayranısınız, The Dark Knight'ı ağzınız açık izlemişsiniz, filmden sonra çizgi roman dükkanına gidip hoşunuza gidebilecek bir çizgi roman bulmak için rafları karıştırıyorsunuz. O da ne? Batman Bruce Wayne değil! Yanında Damian diye bir çocuk dolaşıyor, o kim? Red Robin de neyin nesi? Dergiyi aldığınız yere koymak için sayamayacağınız kadar gerekçeniz oldu bile!

Peki yeni hayranlar kazanmaya çalışırken eskileri kaybetmek almaya değer bir risk mi? Burası oldukça eğlenceli. Çünkü malum haber yayıldığından beri forumlar çalkalanıyor. Büyük çoğunluk yıllardır tutkuyla takip ettikleri kahramanları daha genç ve modern versiyonları uğruna geride bırakmayı reddedip "DC benim için bitmiştir!" kartını çekmiş durumda. Dan Didio da, Geoff Johns da, Jim Lee de çok iyi biliyor ki, şimdi Caps Lock tuşunu bir an olsun devre dışı bırakmayan öfkeli fanboylar, Superman #1, Green Lantern #1, Batman #1 görücüye çıktığında Flash hızıyla gidip hepsini satın alacaklar. Bu demek değil ki, tüm eski okurlar dönecek, ama çok ciddi bir kayıp yaşanmayacağı açık. Zaten sadece kapağında #1 yazdığı için normal şartlarda okumayacağı çizgi romanları alan bir kitle mevcut, üzerine geri dönecek dinozorları ve sekiz yüz küsur sayı geride neler olduğunu bilmediği için önceleri çizgi roman okumaktan kaçınanları ekleyin. Gelsin paralar!

Yeni devamlılığın neleri kapsayıp, neleri dışarıda bıraktığını henüz kimse bilmiyor. Gelen bilgiler (amblemi ve kostümünün...eee.. alt kısımları değişime uğrayan) Superman ile Lois Lane'in evliliğinin silineceği, Çelik Adam'ın (klasik versiyonu ve JMS macerasındaki tasarımının karışımı bir görünüme kavuşan) Wonder Woman ile aşk yaşayacağı yönünde. Superman ile ilgili değişimlerin DC'nin karakterin haklarını kaybetme endişesi ön planda tutularak yapıldığını söylemek mümkün. Ayrıca kostümdeki değişiklikler ve Lois Lane ayrılığı, yeni genç Superman'in Grant Morrison, Mark Waid, Mark Millar ve Tom Peyer'in DC'ye 1998 yılında sunduğu "Superman 2000" projesinden etkilenmiş olabileceği düşüncesini akıllara getirmiyor değil. Morrison demişken, kendisi Superman #1'i kaleme alacak yazarımız.

Yayımlanacak diğer dergiler arasında Hawkman, Aquaman ve şaşırtıcı ama Gail Simone'un yazmayacağı Birds of Prey #1 bulunuyor.

Gelelim Batman'e... Değişimin Kara Şövalye'yi ne kadar etkileyeceği merak konusu. Bir kısım Grant Morrison'ın Batman Incorporated'ının hayran favorisi olmasından dolayı reboot ışınlarından pek fazla zarar görmeyeceğini söylese de, nedense yeni evrende 50 kişilik bir Batman ordusuyla karşılaşacağımızı sanmıyorum. Damian'ın portakalda vitamine doğru ters bir evrim geçirmek üzere olduğu da bir başka gerçek. Dick'in Batman kostümü giyip giymeyeceği bilinmiyor, karakterler gençleşeceği için Robin'e dönüşmesi ihtimaller dahilinde. Nightwing #1 dergisi çıkacağı söyleniyor, ama karakter konusunda bir açıklama yok. 

Barbara Gordon ise Batgirl #1 çizgi romanında yeniden yürümekle kalmayıp, Batgirl unvanını geri alacak. Bu son gelişmenin engellilerin çizgi romanlardaki sayılı başarılı temsilcilerinden biri olduğunu düşündüğüm Barbara için üzülmeme sebep oldu doğrusu. Benim için Oracle, fiziksel limitlerini aşıp, DC evrenindeki tüm kahramanların eli, ayağı, gözü olmuş bir karakterdi. Orada Kate Kane/Batwoman gibi (Evet, kendisi sonbaharda ilk sayısıyla bizlerle olacak. NİHAYET!) son yılların en çok ses getiren kadın karakterlerinden biri varken, 1966 yılında Batman televizyon dizisine kadın izleyici kazandırmak için yaratılmış Batgirl son derece gereksiz. Oracle özlenecek. Anlaşıldığı üzere DC'nin planlarından bir diğeri karakterleri ikon haline gelmiş kimliklerine döndürmek. Piyasadaki Batgirl t-shirtlerinin, aksiyon figürlerinin, kupalarının, çantalarının hemen hepsinin Barbara Gordon versiyonunu kullandığını hesaba katarsak, akıllıca bir strateji geliştirdiklerini söyleyebiliriz.

DC cephesinde haberler şimdilik bunlardan ibaret. Önümüzdeki yazın teorilerle, korkuyla, bekleyişle geçeceği kesin. Çok iyi bildiğim bir şey var; Eylül ayından sonra Whatever Happened to The Caped Crusader'ı okumak hiç olmadığı kadar acı verici olacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap