29 Haziran 2011 Çarşamba

Gates of Gotham #2

Damian: I've seen the condescending looks you give, woman. You think I can't cut it, huh? Throughout all of this, I recommend you keep in mind, I'm not the one my father relegated to Hong Kong. Maybe there's a reason.

Scott Snyder, Kyle Higgins, Trevor McCarty... Arkasındaki yaratıcı ekip duyurulduğundan beri okumak için heyecanla beklediğim Gates of Gotham, ne yalan söyleyeyim, belki de beklentilerimi çok yüksek tuttuğumdan, ilk sayısıyla bende küçük çaplı bir düş kırıklığı yaratmıştı. Tarihe yeni unsurlar eklemeye çalışmak, bunu yaparken daha önceki çalışmalarla çelişmemek, yeni kötü karakterler yaratmak herkesin harcı değil. Üstüne  Penguin ve Hush'ın da eklenmesiyle, bu mini serinin, her sayının sonunda sürpriz bir düşmanın "Cee" dediği Jeph Loeb çizgi romanlarına benzeyebileceğini düşündüm. Yanılmışım. Gates of Gotham #2 daha kapağını açar açmaz tüm ihtişamıyla beliren çizimleri, sayfa düzenlemesi (süslemeli çerçeve görünümlü panellere bittim) ve anlatımdaki zenginliğiyle, "Tamam budur!" dedirtti. Gotham'ın geçmişi, şehrin kaderini değiştiren iki adam ve olan bitenin Batman ailesine yansımaları, hikayedeki çelik iskelet gibi, üst üste koyulduğunda sapasağlam bir bina ortaya çıkarmış.


Nicholas Anders'ın öyküsü, babası, üvey annesi ve üvey erkek kardeşiyle beraber Gotham'a gelişiyle başlıyor. Nicholas ve erkek kardeşi, vaat edildiği gibi gökyüzünü delip geçen bir şehir yerine, çok da etkileyici olmayan bir manzarayla karşılaşıyorlar. Zaman içinde "bulutların üzerinde" olma düşüncesi iki kardeş için de bir obsesyon haline geliyor ve hayallerini gerçekleştirmek için küçük bir mimarlık şirketinde çalışmaya başlıyorlar. Hayatları, Alan Wayne'in onlara imkansızı başarmaları için bir teklif getirmesiyle değişiyor: Wayne, Elliot ve Cobblepot'ın vizyonundaki Gotham'ı geleceğe taşımak.

1800'lerde geçen ilk kısım, Anders'ın  süslü diyaloglarıyla, Gotham'ın geçmişi hakkında bilmemiz gereken bir çok gerçeği aradan çıkardığı gibi, günümüzde Wayne/Elliot/Cobblepot üçgeninde seyreden bombalı saldırılar ve karakter etkileşimleriyle de paralellik gösteriyor. Serinin 1.sayısında sıradan bulduğum diyalog yazımı, çok çabuk toparlayıp, hayran olunası bir hal almış. (Kyle Higgins'in Eylül'de başlayacağı Nightwing dergisine de umutla bakmamı sağladı ayrıca bu gelişim)

Karakter etkileşimleri demiştim, sayının en keyifli kısımları Damian ve Cassandra arasındaki kardeşler arası rekabet sahneleri. Damian'ın her zamanki çok bilmiş tavırları ve aşırı özgüveni, maceranın sonunda kötü karakterimizin işine geliyor. Damian kimi suçluyor? Tabi ki Cassandra'yı!

İlk çıktığı günlerde, herhangi bir motivasyonu olmayan ucuz kötü adam kategorisindeyken, Paul Dini'nin katkılarıyla ciddiye alınabilecek üç boyutlu bir karakter olmayı başaran Hush, Wayne'lere olan nefretinin tek gülümsemeyle anlatıldığı bu sayının parlayan isimlerinden biriydi. Hush'ın tarih bilgisiyle önümüzdeki sayıda Batman'e yardımcı olacağını düşünüyorum.

Çok iyi yazılmış, içi dolu, müthiş görünen bir çizgi roman Gates of Gotham #2. Parçalar birleştikçe, hikayenin ilgi çekiciliği de artıyor. Üçüncü bölümü beklemek zor olacak!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap