14 Temmuz 2011 Perşembe

Detective #879


Joker: It's a story about love. Love, Love, Love!

Detective Comics'in bir önceki sayısı hakkında karaladıklarıma baktığımda, yazar Scott Snyder'a kızdığımı görüyorum şu an. Bu "Ne kadar berbat bir yazarsın! Sen git Grant Morrison gelsin!" türünde bir kızgınlık değil de, daha iyisini yapabileceğini bildiğim, yaptığını gördüğüm için, beklentilerimin yüksek olmasıyla ilgili. Kim suçlayabilir ki beni? Çizgi romanların, ölülerin öteki taraftan pasaportsuz, vizesiz kolayca geri dönmesiyle beraber en sık rastladığımız klişesi olan "geçmişten çıkıp gelen karakterin kötü olması" mizansenini, daha yazarlık hayatının çok başında kullanmaktan kaçınmadı kendileri. Bu ve benzeri ucuz metotlar Jeph Loeb'in, Judd Winick'in işi olabilir bana göre, kaleminden oluk oluk orijinallik akan Scott Snyder'ın değil. 

Detective Comics #879 fikrimi değiştirebilmiş midir sizce? 

"Normal çıkması" için beslediğim umutları söndüren geçen sayının son sayfasına dek, James Jr. potansiyeli olan bir yan karakterdi. Artık işlevi Bat-Signal'ın başında durmak ve Batman'e ihtiyaç duyduğu bilgileri vermekle sınırlandırılan Gordon karakterine yeni bir boyut katabilecek, Barbara ile arasında çatışmaya yol açacak, psikolojik sorunu nedeniyle sergilediği garip davranışlarla etrafındakilere yaptığı gibi okurları da korkutacaktı. Fakat sonunda hep aklanacaktı James. Barbara'ya sözlerini yedirecekti. Seri katil olmayacaktı. Konu Texas Chainsaw'a ya da Dexter'a bağlanmayacaktı. Olmadı.

"Snyder o topa girmez." diyorken, James ile kıyaslama halinde Dexter'ı Charlie Brown gibi gösterecek "testere" sayfası geldi ve bu sayıda Gordon'ın öğrendikleriyle olayın iç yüzünün daha da hastalıklı olduğunun sinyalleri verildi.

Elimizden bir şey gelmez, Scott Snyder, Sonia Branch/Zucco meselesinde yaptığı gibi, James'i en kestirme yoldan klişe bir örgüye hapsetti. Bu saatten sonra asıl soru şu olmalı: Ortaya çıkan bu klişe hikaye kötü mü?

Hayır, değil.

Nasıl olur? Hemen küçük bir örnekle açıklık getirmeye çalışayım. Avatar gösterimdeyken çevrenizde filmin görsel olarak benzersiz olduğunu, ancak senaryosunun çok klişe olduğunu söyleyen birileri oldu mu? Ben bu cümleyi yüzlerce kez duydum. O günlerde bu cümleyi kurmayana yüz milyon dolar veriyorlarmış gibi sonu gelmedi aynı muhabbetin. Oysa Avatar'ın yönetmeni James Cameron maksadını en baştan açık etmişti: "Niyetim çok iyi bir hikaye anlatmak değil, bir hikayeyi çok iyi anlatmak."  Cameron hedefini gerçekleştirebilmiş miydi diyecek olursanız, evet, bence izleyiciyi en kolay şekilde, hiç sıkıntıya sokmadan filminin içine alabilecek yapıda bir senaryo ortaya koyarak, "Ben bunu daha önce gördüm." sorunsalını bir avantaja dönüştürebilmişti.

Scott Snyder'ın yaptığı, James Cameron'ın Avatar'da başvurduğu taktikten çok da farklı değil o yüzden. Erkek kardeşi ölmüş, karısı tarafından terk edilmiş, oğlu kaçırılmış, yeni eşi öldürülmüş, kızı sakat bırakılmış, Gotham'ın en şanssız adamlarından Komiser Gordon'a bir de seri katil oğul vermek bence gereksiz, ama karaktere duyulan acıma hissiyle, okuru kitabın içine kolayca dahil ederek, anlatımı güçlendirdiği için yerinde bir karar. Snyder, eski bir şarkıyı yeniden seslendiriyor, bir klasik filmi tekrar çekiyorsa da, sonuç olarak bunu etkileyici bir şekilde yapıyor.

O kadar genele kaydım ki, Detective Comics #879'un içeriği üzerine ne yazsam çok sakil, çok dış dünyadan duracak. Şimdilik konuyu kapatayım, nasıl olsa iki hafta içinde elimize geçecek olan #880'de, Snyder'ın Joker'inin ne kadar korkutucu olduğundan, Franceso Francavilla'nın yarattığı harika atmosferden ve atladığım bir çok konudan bahsetmek için çok zamanım olacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap