3 Ağustos 2011 Çarşamba

Batman: Killing Joke

Batman: The Killing Joke


Yazar: Alan Moore
Çizer: Brian Bolland
Renklendirme: John Higgins
Sayfa Sayısı: 48

Tek kötü gün...

Joker "Hayattaki en aklı başında adamı deliliğe indirgemek için sadece tek kötü gün yeterli." diyor. Biz onun bulunduğu yere sadece talihsiz bir gün mesafesindeyiz, bu kadar basit. 

Alan Moore, The Killing Joke'da 48 sayfa boyunca doğrularımızı, yanlışlarımızı, değerlerimizi, akıl sağlığımızı sorgulatıyor. Üstelik cezai ehliyeti olmayan bir karaktere!



V For Vendetta, From Hell, The League of Extraordinary Gentlemen ve Watchmen gibi çizgi roman klasiklerinin altında imzası bulunan Alan Moore, yaşayan bir efsane, hatta bazılarına göre bir tanrı. Moore her ne kadar "Watchmen güç ile ilgiliydi, V For Vendetta faşizm ve anarşiyle. The Killing Joke sadece Batman ve Joker hakkındaydı ve Batman ve Joker gerçek olan hiçbir şeyin sembolü değiller, onlar sadece çizgi roman karakterleri." demiş ve  Batman ve Joker'in, onlara yüklediği psikolojik ağırlığı taşıyamadıklarını düşündüğünü vurgulamış olsa da, ortaya çıkardığı çalışmanın görünürdeki "süper kahraman ezeli düşmanına karşı" senaryosunun sınırlarını pervasızca aşmış, can alan ve can yakan, ölümsüz bir eser olduğu gerçeğini değiştiremiyor. Açıkçası yazarın bu sözleri sarf ettiği röportajını okuduğumda, yıllardır en iyi Batman hikayeleri arasında adı geçen The Killing Joke'u bu kadar hafife almış olması bende hayal kırıklığı yaratmıştı. Sen git, 80'lerin sonunda devrim niteliğinde bir hikaye yaz, Batman/Joker dinamiğini ebediyete kadar değiştir, sonra da dünya üzerindeki en yüzeysel açıklamayı yapıp, 48 sayfada en ince nüanslarını ustaca işlediğin bu iki arketipin "sadece çizgi roman karakterleri" olduklarını söyle. Oldu mu şimdi?

Evet, The Killing Joke faşizme dokundurmuyor, düzeni eleştirmiyor. Evet, The Killing Joke'da Batman ve Joker herhangi bir şeyi simgelemiyorlar, çünkü doğrusu bu ya, 70 yıldan fazla süredir ayrılmaz bir parçası oldukları popüler kültür ve çizgi roman dünyasında artık kendileri birer sembol. Bu saatten sonra Batman ve Joker ancak Batman ve Joker'i simgeleyebilir. Eminim Moore bunu kastetmedi, büyük olasılıkla The Killing Joke'u bugün yazsa, daha farklı bir hikaye ortaya koyacağını düşünüyor. Belki bir çok yazar gibi, geriye dönüp baktığında eserinde başardıklarını değil, kaçırdığı fırsatları görüyor, ama olsun. The Killing Joke yaratıcısının sözlerinden bile etkilenmeyecek, hatta ona kafa tutacak kadar büyük.

Çizer Brian Bolland ise Moore'un metnini çizgiye dökerken, yazarın gölgesinde kalmayarak altından kalkması inanılmaz zor olan bir görevden alnının akıyla çıkmış. Bolland gibi bir çizer olmadan da The Killing Joke bir çizgi roman klasiği olurdu, ama Bolland ile çok daha güçlü, çok daha vurucu. Pek çok panelde yağan yağmurun etkisiyle ağlıyormuş gibi gösterdiği Joker'i "üzgün palyaço" olarak bildiğimiz Pierrot'ya benzeyen bu haliyle gerçekten trajik bir figüre dönüştürüyor.

Bolland'ın bir diğer başarısı ise mekan çizimleri. Tımarhaneden, sıradan bir ailenin evine, oradan hastaneye ve sonunda lunaparka uzanırken delilikle bağdaştırılan sayısız imgeyle karşılaşıyoruz. Mekanların hepsi bilinçaltında bir yerlere dokunuyor. Bolland çok büyük bir usta.

Konuya gelecek olursak; The Killing Joke, Joker'in, işe yaramaz bulduğu bir vicdanı, çürümüş dediği değişmez değer yargıları olan, "sıradan insan" Komiser Gordon'ı bir sosyal deneye alet etmesini anlatıyor. Gordon tıpkı kendisi gibi kötü bir gün yaşayacak ve sigortaları atacak. Bu yolla, Joker herkesin "Joker'e dönüşme eşiği"ne ne kadar yakın olduğunu göstermiş olacak. Killing Joke, bu noktada  Kurt Vonnegut'un Gece Ana'sıyla benzeşiyor. Gece Ana'nın kahramanı Campbell: "Ben her zaman ne yaptığımızın farkındaydım. Her zaman bu yaptığımızla yaşayabildim. Nasıl mı? Modern insanın o basit ve yaygın nimeti sayesinde: Şizofreni." der. Campbell gibi Joker de deliliğin insanın sırtlanamayacağı yüklerden kurtulmak için kullandığı bir acil durum çıkışı olduğunu düşünüyor. Dahası, bu savında haklı olduğunu ispatlamak uğruna canavarca yöntemlere başvuruyor.

Konuda bir tuhaflık dikkatinizi çekti mi? Joker'in hedefi Komiser Gordon. Bıkmadan usanmadan yoluna çıkan, planlarını bozan, gerçek rakibi Batman dururken, kanunun gidebildiği kadar uzağa erişebilen, bu nedenle de kendisiyle aşık atamayacak kadar yetersiz kalan sıradan bir polis memurunu çıldırtmak için onca zahmete katlanmak neden?  Sosyal deneyinin kobayı Batman olsaydı her şey çok daha heyecanlı olmaz mıydı?

Joker'e göre hayır... Batman'i uçurumun kenarına getirip, arkasından itmenin nesi eğlenceli? Joker gerçeği biliyor, o yüzden de Batman ile ilgili herhangi bir tezi kanıtlamak gibi bir kaygısı yok. Denek Komiser Gordon'dan başkası değil, çünkü Joker'in bildiği gibi Batman kendini yıllar önce o uçurumdan aşağı bırakmış, hala düşmeye devam ediyor.

Batman için çok geç.

The Killing Joke, Kara Şövalye'ye etrafı delilikle örülmüş bir çerçeveden bakan ilk eser değil. Yazar Rick Marshall, Batman'in ilk serüvenlerini içeren Batman Archives Volume 1'deki ön sözünde yarasa adamı "gizemli, saplantılı, şizofrenik adalet savaşçısı" olarak tanımlar. 1939-40 arasında yayınlanan maceralardaki Batman'i anlatmak için seçilebilecek en doğru kelimelerdir bunlar, çünkü gölgesinin Gotham şehri çatılarına düştüğü ilk yılda, karşısında durduğu suçlular kadar kayışı kopuk bir adamdır Batman. Bu özelliğiyle de diğer çizgi roman kahramanlarından ayrılır. Kripton gezegeninden dünyamıza gönderilen, uçabilen, akla hayale gelmeyecek güçlere sahip bir uzaylının, bebeklik battaniyesini kostüme dönüştürmesini ve güçsüzlere yardım etmesini normal karşılarız, ama sosyal statü ve parasıyla istese başka yollarla dünyada fark yaratabilecek bir mirasyedinin yıllarını insanın gelebileceği en üst fiziksel noktaya ulaşmak için adaması, bir gece penceresinden giren bir yarasayı işaret olarak kabul edip, Nosferatu gibi giyinmesi düpedüz deliliktir.

Batman'in hangi teste tabi tutulursa tutulsun, tam anlamıyla "normal" çıkmayacağı fikrine, biraz kendi ön yargılarımız, biraz da toplumsal normların esaretinde önceden koşullanmış olduğumuz için, Joker'in bozulmuş perspektifinde, onu kendisi gibi bir deli olarak gördüğünün altını çizerek nokta atışı yapıyor Alan Moore. Palyaço görünümünde bir katil ve iki metrelik bir yarasa olsa olsa aynı türün yaratıkları olabilir, ne Joker ne de Batman gerçekten toplum tarafından kabul edilecek, normal sayılacak. 

Ne onlar bu dünyaya uyar, ne de bu dünya onlara.

Batman'in hikayenin içinde sıklıkla nüks eden Joker'e yardım eli uzatma isteği, işlediği korkunç suçları yok sayma pahasına temiz bir sayfa açmadaki ısrarı, ona kavgalarının er ya da geç içlerinden birinin ölümüyle sonuçlanacağını söyleyişi, can düşmanının aynadaki aksi olduğunu bilmesinden ileri gelen gelecek kaygısıyla birleştiğinde bir yardım çığlığına, yakarışa dönüşüyor. Joker'in iyileşebilme ihtimali, Batman için kendisinin de gecelerin hapsinden kurtulmasını sağlayacak bir umut ışığı demek.

Yazık ki o son umudu da Joker anlattığı fıkrayla söndürüyor:

"Tımarhanede iki adam varmış... Bir gece... Bir gece tımarhanede yaşamaktan artık hoşlanmadıklarına karar vermişler. Kaçmaya karar vermişler. Çatıya çıkmışlar ve oradan dar bir boşluğun ardında, ay ışığının altındaki şehrin çatılarını görmüşler. Özgürlüğe doğru uzanan. Şimdi... İlk adam hiç sorun yaşamadan karşıya atlamış, ama arkadaşı... Arkadaşı atlamaya cesaret edememiş. Anlıyor musun... Düşmekten korkmuş. Böylece ilk adamın aklına bir fikir gelmiş... Demiş ki: "Hey! Yanımda fenerim var. Onunla binaların arasındaki boşluğu aydınlatayım. Sen de ışığın üzerinden yürüyüp bana katılabilirsin!" Fakat ikinci adam sadece başını sallamış. Demiş ki...Demiş ki: "Beni ne sanıyorsun, deli mi? Tam yarı yoldayken ışığı kapatırsın."

Öylesine konulmuş bir şakadan çok öteye giden bu fıkra, şartlar ve çevreden bağımsız olarak ele alındığında komik, kahramanlarının yerine geçtikleri asıllarının içinde bulundukları çaresizlik düşünüldüğündeyse acıklı bir hal alıyor. Yardım edecek, yol gösterecek olan tarafın önerdiği kurtuluşun bir illüzyon olduğunu, muhtaç olan tarafın kurtarıcısına asla tam manasıyla güvenemeyeceğini bilmek hem Batman'e, hem Joker'e acımamızı sağlıyor. Burada Batman ve Joker'in arasındaki ince perde de kalkıyor. Son sayfaya geldiğinizde kendinizi daha dört beş sayfa önce masum insanlara hayatlarının kabusunu yaşatan Joker'e üzülürken buluyorsunuz.


Ve final...

The Killing Joke'u okumadıysanız buradan sonrasına göz ucuyla bile bakmanız önerilmez! 

Batman ve Joker'in karşılıklı kahkaha attığı son sayfa, yayınlandığı dönemde çizgi romanla ilgili en ünlü şehir efsanelerinden birinin temellerini attı. Gordon'ın "Joker'i kitaba uygun yakalayacaksın" telkinleri, Batman'in sayfalar süresince yankılanan Joker'le savaşının ölümle nihayete ereceğine dair kaygıları, Batman'in gülerken elini Joker'in omzuna koyduğu panelle birleşince "Yoksa Batman Joker'i öldürdü mü?" sorusunu doğurdu. Başta ana akım Batman evrenine ait olmayan, bu devamlılık dışı hikaye aldığı övgülerden dolayı devamlılığa dahil edildiği ve Killing Joke'un sonrasında Joker kanlı canlı haliyle ortalıkta dolaştığı için, TKJ'da Joker'e ne olduğunu hiçbir zaman gerçekten öğrenemeyeceğiz (Ve Bolland'ın ön sözde dediği gibi, bize yapılan şaka da hep merak edecek olmamız belki de...) objektif metin çözümlemesiyle kesin bir sonuca ulaşılması mümkün değil. Son sayfadan üç farklı yorum çıkarabiliriz:

+Kara Şövalye kuralını çiğnemez, elini Joker'in omuzuna koyar, onu kavrayıp kelepçe takar. (Bu senaryoda adalet kazanır.)

+Batman elini Joker'in omuzuna koyar ve ona sarılır. Burada iki düşman değil, birbirini gözlerinden tanıyan, aynı şakaya gülen iki dost vardır. (Bu senaryoda kazanan veya kaybeden yok, Batman'in kendi deliliğini kabullenişi/yaptıklarından sorumlu tutulamayacak bu hasta adama beslediği acıma duygusu ön planda.)

+Batman elini Joker'in omuzuna götürür ve Joker'in boynunu kırar. (Bu senaryonun galibi intikam. Batman, düşmanının Komiser Gordon'a ve Barbara'ya yaptıklarının cezasını kendi elleriyle verir.)

Gördüğünüz gibi, The Killing Joke'un sonu okurun bakış açısına, hatta belki de değer yargılarına göre şekilleniyor. Seçtiğimiz son, bizim suça, adalete, deliliğe, intikama, Gordon'a, Batman'e, Joker'e olan mesafemizi ortaya koyacak. 

Adalet, dostluk, intikam... Sizi tanımlayan hangisi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap