8 Eylül 2011 Perşembe

Batgirl #1

Yıl 1988. Alan Moore bir one-shot yazmış, ortalığı yıkmış, taş üstünde taş bırakmamış. Batman ve Joker arasındaki hiç bitmeyen mücadele hakkında bu. Adı Killing Joke. Defalarca okunur. Her okuyuşta ayrı haz verir. Kısadır, öyle saatlerinizi, günlerinizi almaz. Üzerine düşünmek, konuşmak, yazmaktır Killing Joke'u ölümsüz kılan. Bugün bile hala tartışılır. Kalıcıdır. İz bırakmıştır. Ama sen ticari kaygılarla yavaştan izlerini silmeye başlarsan, bir tek Killing Joke'un değil, sonrasındaki çizgi romanların da içlerini boşaltmış olursun. 

DC Comics'in 52 yeni dergiyle tarihi baştan yazması, sektöre yakın isimler tarafından "Alan Moore'un izlerini yok etme girişimi" (tabir olarak direkt De-Alan Moore-ification kullanılmıştı) olarak addedildi. Hatta bu yorum Moore'a taşındığında, ana akım çizgi romandan mümkün olabildiğince uzak durmaya çalışan yazar, "Umarım Alan Moore öncesinde çizgi romanların ne durumda olduğunu hatırlıyorlardır."  şeklinde dalga geçen bir yorum getirmişti. 80'lerin ikinci yarısından bugüne kadar varlığını sürdüren bir anlayışı bitirmekten bahsediyoruz. Benim de dahil oldum bir neslin, öncesinin nasıl olduğunu bilmediği bir anlayıştan.

Yeni DC'nin (DcNu olarak kısaltalım, rahatlayalım) Alan Moore'un etkisinden çıkmış olduğuna dair elimizdeki en sağlam kanıt Batgirl #1 diyebiliriz. Gümüş Çağ'ın Batgirl'ü Barbara Gordon, bir çoğunuzun bildiği gibi Killing Joke'ta Joker tarafından vurulunca, tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştu. Asla kaybetmiş, mağlup olmuş rolü oynamayan Barbara, kısa sürede edindiği Oracle kimliği ile, Birds of Prey'in, Batman'in, Superman'in, Justice League'in, yani tüm süper kahramanların, yetişemedikleri yerlerdeki ajanı gibiydi bir bakıma. 22 yılda, ne Helena Bertinelli'ler, ne Cassandra Cain'ler, ne Stephanie Brown'lar geçti "Batgirl" maskesi ve pelerininden, ama ne onlar ne de Barbara Gordon'ın Batgirl'ü, bir Oracle kadar önemli yer edinebildi kanımca. Oracle, yalnızca süper kahramanlar için yeri doldurulmaz bir yardımcı değil, fiziksel engelli çocuklar ve gençler için mükemmel bir rol model, eşsiz bir ilham kaynağıydı. Engellilerin yazdığı bloglara ve forumlara göz atacak olursanız, Barbara Gordon/Oracle'ın resimlerini profillerine koyan gençlerin sayısına çok şaşırabilirsiniz. Hani Batman, adaleti, kararlılığı, cesareti temsil ediyor ya çizgi roman evreninde, Oracle da engelleri aşmanın sembolü, hem yazında hem de yaşadığımız dünyada. Bu bakımdan gerçek bir kahraman olan Oracle'ın orta yaşlarının keyfini süren DC yetkililerinin Gümüş Çağ fetişi ve daha çok eşantiyon satma hırslarına kurban gitmesi, meseleyi Alan Moore'dan, yaratıcılığın tükenişinden, geri adım atmadan öte bir fiyaskoya dönüştürüyor.


Şu bir gerçek ki, çok zamandır gündemdeki bir projeydi Barbara'yı yeniden Batgirl yapmak. 2008'deki Oracle: The Cure adlı mini seride, yazarlar çok yaklaşmış, ama hayata geçirememişlerdi. DC sonunda hayranların tepkilerinden korkmaktan vazgeçti ve bir reboot ile Barbara'ya Batgirl kostümünü giydirdi. Batgirl'e kendine ait bir dergi de veren DC, derginin başına daha önce Oracle'ın liderlik ettiği Birds of Prey grubunun serisinde beraber çalışmış yazar Gail Simone ve ressam Adrian Syaf'ı getirerek işini sağlama aldı. Kapak çizeri olarak Wonder Woman ve Catwoman'daki leziz işleriyle bilinen Adam Hughes seçilince, bu tartışmalı çizgi romanın satmamasına imkan yoktu. DC'nin hesapları şaşmadı. Batgirl #1 daha piyasaya çıkmadan tükendi ve ikinci baskısı yolda. Ne diyeyim, tebrikler...

Batgirl #1'de, Barbara Gordon yine Joker tarafından vurulmuş, fakat bacaklarını hissetmeden yattığı üç yıldan sonra bir mucizeyle (ilerde bir açıklama, sihir, fırinç-bilim, babası Jim Gordon'ın şeytanla anlaşma yapması tadında bir sır bekliyorum bu mucizeyle alakalı) ayağa kalkmış. DcNu'daki herkes gibi (Komiser Gordon'ın saçında bile tek beyaz tel yok!) gençlik iksirinden içmiş Barbara. Eski devamlılıkta 20'li yaşların sonu - 30'lu yaşların başındaki kendinden emin kadının yerinde, 20'lik, yeni üniversite mezunu, hayatını kurma isteğinde bir genç kız var. Açılış monoloğundan anlaşıldığı kadarıyla, kadın karakterlerin çoğundaki kimliğini bulamama/kim olduğunu bildiğini tekrarlama eğiliminde (Daha kaç kez "Who am I?" ile başlayan bir Wonder Woman macerası okuyabiliriz ki?). Yeni Barbara ile ilgili üzücü kısım, Oracle'a hiç gönderme yapılmaması. Gelecekteki sayılar ne gösterir bilinmez, ama #1'den çıkaracağımız sonuç; Oracle'ın kahramanlıklarının uçup gittiği. Barbara ısrarla Joker'in kurşununun kendisini yenemediğini söylüyor içinden, ama ben vurulduktan sonra, yeni bir kimlikle süper kahraman olmak yerine üç sene yatmayı seçmiş bir kız gördüğüm için kendisiyle aynı fikirde buluşamadım malesef.


Tekerlekli sandalyeden kalkma sürecine tanık olmadığımız için, ne desek boş ama Barbara'nın yürümekle kalmayıp, hoplaması, zıplaması, üç kişinin arasına dalıp yara almadan kurtulacak kadar dövüşte gelişmiş olması kulağa pek gerçeğe uygun gelmiyor. Batman dövüş sanatları için yıllarını verdi, Robin'ler "en iyisinden" ders aldılar, Batwoman askerlik geçmişinden dolayı eğitimli. Peki Batgirl? Kocaman bir soru işareti.

Gail Simone'un "DC'deki en korkutucu yeni kötü adam galerisi" olarak gazladığı karakterlerin ilki, birinci sayıda tanıtıldı. Yeni düşmanımızın adı The Mirror ve elindeki listede isimleri yazan insanları bulup, onlara "gerçek yüzlerini" gösteren bir katil. Şu an için öyle über-orijinal bir olayı yok karakterin. Benim merakımı cezbeden; listesinde Barbara'nın da yazılı oluşu ve Barbara'ya neler göstereceği. Tahminim Barbara'nın "mucizevi iyileşmesi"yle ilgili olacağı doğrultusunda.

Yan karakterlerimiz; Komiser Jim Gordon, aptal polisler ve Barbara'nın yeni ev arkadaşı. X-Men'deki Jubilee'ye (özellikle Jim Lee'nin çizdiği Jubilee'ye) benzeyen ve aktivist olduğunu söyleyen (duvarında "Fight The Power" yazdığına göre, süper kahramanlara gıcık olan bir tip olabilir mesela bu) yeni  kızın, sonradan bir meta-insan ya da düşman olmamasını ümit ediyorum. Madem ki Oracle'ı kaybettik, dönüşümüz yok, yeni bir Barbara Gordon profili oluşturuluyor/dayatılıyor, evi, çevresi, arkadaşlarıyla doğru düzgün yapılmalı. 


Batgirl #1, hikaye ve çizim açısından ortalamanın üzerinde bir açılış yaptı. Ben Simone'dan mizah dozu daha yüksek bir dergi bekliyordum, ancak ilk sayıdan patır kütür kanla, cinayetle girdi, afalladık. Görüntü ve çizgi romanın tonu olarak Batwoman'ı andıran -sayının ortasında, birileri Barbara'ya Batwoman diye seslendi hatta!- Batgirl'ün kendini bulması zaman alacak belli ki. 20 yıl sonra DC'nin başına yeni bir kadro gelip, Oracle'ı, Cassandra Cain'i, Stephanie Brown'ı ve en şahanesi, Alan Moore günlerini geri getirene kadar elimizdekilerle idare etmekten başka çare yok. Önümüze atılanlar mutlu olmaya yeter mi,yetmez mi, ben bilemem.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap