23 Eylül 2011 Cuma

Batman #1

DC'nin değişim rüzgarı yalnızca Superman'e yaramış gibi görünüyor. Çoktandır eskide kalmış, tekdüze, günümüz gençliği için "yeterince cool olmayan" bir süper kahraman sayılan Çelik Adam, Action Comics'deki sert çocuk tavırlarını devam ettirir, yazarlar da kartlarını doğru oynarlarsa tek ayağı çukurdaki Superman markası yeniden canlanabilir, sinema filmi gişede olay yaratabilir, karakter yeniden Spider-Man gibi bir karlı bir ürüne dönüşebilir. Varmaya çalıştığım nokta şu; reboot Superman için bir zorunluluktu. Diyelim ki henüz devler ligine giren Green Lantern'ın da herkese hitap etmesi için öyle, hadi Wonder Woman için de. Peki Batman? 1989 yılındaki Tim Burton filminden sonra filmleriyle, animasyonlarıyla, boyama kitaplarıyla, çizgi romanlarıyla, sahne şovlarıyla, geek dediğimiz kitlenin dışında, bilim kurgu/fantastik yapımları sevenlerin, çizgi film takipçilerinin, ucundan kıyısından herkesin hayatında olan bir karaktere reset atmak ne kadar mantıklı? Sallıyorum, Swamp Thing'i herkes bilmiyor, 1. sayıdan başlayıp karakterin temel özelliklerini sıralamak gayet anlaşılabilir bir durum, Batman ise -bir ihtimal Damian dışında- içeriğini çizgi roman okurlarının büyük bir yüzdesinin bildiği bir karakter. Kalkıp "Facial Recognition" kutucuklarıyla "Bu Dick Grayson, bu Alfred Pennyworth" diye anlatmak nedir?  Benim gözüme batan ilk şey o kutucuklar oldu. Elde X-Men gibi kadrosu sürekli değişen bir takım yoksa, kolaycılıktan başka işe yaramıyorlar zira. "Facial Recognition" yazar Scott Snyder'ın Batman #1'de yapmak istediğinin özünü oluşturuyor; bilgi patlaması. İşte bütün mesele bu.

Scott Snyder, geçtiğimiz yıl Detective Comics'de epey sükse yaptı. Kanaatimce son zamanların en görkemli Batman maceralarından olan Black Mirror (Detective #871, #872, #873) kredisini öyle yükseltti ki adam ne yapsa deli gibi bekler olduk. Koşusunun devamında James Jr. ve Sonia Branch/Zucco'ya abanması, kurgunun son çeyrekte tavsaması, ve Detective Comics #881'deki olmaz olsunlar kategorisindeki final onu bir gecede çıkardığım zirveden çabucak indirdi. Yine de Judd Winick, Peter J. Tomasi gibi yazarların yazdığı DcNu Batman dergileri içinde en "hit garantilisi" Snyder'ın Batman'i olduğundan alışveriş listeme almaktan, soranlara tavsiye etmekten (Daha dün sabah daha okumadan nasıl olsa belli bir seviyenin üzerindedir düşüncesiyle Formspring'te önerdim!), yeni dergisinin nasıl olacağını merak etmekten kendimi alamadım. Netice istediğim gibi mi? Pek sayılmaz...


Batman #1'in keyif kaçıran kısımları daha kapakta başlıyor. Çizerimiz Greg Capullo'nun sanırım bu aynı kompozisyon için yaptığı ikinci veya üçüncü kapak. Batman azılı düşmanlarıyla dövüşüyor. Bazılarının tipleri kaymış, diğerleri bildiğimiz gibi, Two Face The Dark Knight versiyonundan, Scarecrow da Batman Begins'deki ikizinden izler taşımakta. Çok çirkin olduğunu düşündüğüm yeni "Batman" logosu da Arkham Asylum oyununun logosunun cilalanmış hali. Dikkatimizi ne çekti? Batman'i okumayan ama filmler ve oyunları takip eden hayranları tavlamak. Çizgi romanlar ticari kaygılar üzerine yapıldığı için laf edecek değilim, ama bir filmin gazıyla çizgi roman okumaya başlayan, başka bir filmle başka bir şirketin dergisine kaçar, bunu göz ardı etmemek lazım. Yeni okur kazanmak adına eskilerin alıştıkları karakterlerin görünümünü değiştirip, senaryo olarak onlara aynı pilavı sekizinci kere yedirmeye çalışmak da çok akılcı gelmiyor. İlk aylarda satışlar yüksek olacaktır -ve zaten 1. sayılar bile arzu edilen düzeyde değil- ama seneye ne olur, kimse bilmiyor.

Capullo dedik, kendisi Spawn'da harikalar yaratmış bir yetenek. İnsan figürleri ve atmosfer yaratmadaki becerisi, Spawn okurlarının favorisi olmasına yetti ve arttı. Önceleri Batman için uygunluğu konusunda tereddütlerim olsa da, beklenenden çok daha iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim (O ne hasta bir Bat-Mağara'dır öyle!) Capullo'nun Batman'i, Jim Lee'nin tarzıyla The New Batman Adventures çizimlerinin karışımı gibi. Kostümlü karakterler on numara, yalnız sivil karakterlerde bulaşıcı bir benzerlik problemi söz konusu. Bruce Wayne, Dick Grayson, yeni karakter Lincoln March aynı anne babanın çocukları neredeyse. Boy farkı çok belirgin bir şekilde verilmese kimin kim olduğunu anlamaya imkan yok. Dustın Nguyen, Eduardo Risso, Francesco Francavilla gibi daha karamsar tarzdaki isimlerden sonra Greg Capullo şık bir değişiklik olmuş yine de.


İçeriğe geçelim. Bilgi patlaması demiştim ya, ilk sahnede Batman'in düşmanlarının hemen hepsini görüyoruz. Mr Freeze'den, The Riddler'a, Grant Morrison'ın Professor Pyg'inden, Flamingo'ya, Snyder'ın James Jr'ına, hepsi burada. Ön izleme sayfaları düştüğünde bu sahneyi yazarın geçmişi bir an evvel aradan çıkarma çabası olarak görmüş ve sevmiştim, ama pek öyle olmuyor. Amaçsızca konulmuş bir dikkat çekme, herkesi gösterme olayı sadece. Ek olarak, Detective'in son sayısında (yine Snyder'ın yazdığı) Komiser Gordon'ın eskiden oğlunu "ders olsun diye" Arkham Asylum'a göndererek cezalandırdığını öğrenmiştik, burada Batman'in bir karakteri (SPOILER Dick'i, Joker kılığında SPOILER) , bilgi sızdırması için başka bir kılıkta Arkham'a yolladığını öğreniyoruz. Snyder'ın "şehrin aç bir canavar olması", "eski dost düşman olmaz sözünün ihlali" gibi favori temalarının yanında kahramanlardan birinin yakınlarını akıl hastanesine yatırması fikrinin de geri dönüşüm kutusundan bir kaç ayda çıktığını görmek beni hiç sevindirmedi.

Bruce'un Bat-Mağara ve Wayne malikanesi sekansları Batman ve Robin'ler arası aile dinamiğini kurması açısından önemliydi. Damian'ın Tim'e olan husumetinin unutulmamış oluşu, ayağına gelen ilk pası laf sokmaya çevirmesi eğlenceliydi, yalnız hikayedeki kanlı, cinayetli meselelerin ortasında çok alakasız, biraz garip oldu. 

Balo sahnesinde Bruce Wayne ailesinin kaybını, Gotham'da yaptıklarını ve yapmak istediklerini davetlilere ve Bruce Wayne'i tanımayan (kaldı mı?) yeni okurlara kör göze parmak yöntemiyle anlatıyor. Kahramanımızın davette tanıştığı Lincoln'dan da kara kara titreşimler geldiğini görmek için medyum olmak gerekmiyor. Bütün Batman hikayelerinde okuduğumuz, Bruce'un bir konuşmanın ortasında göreve çağırılması ve Batman'e dönüşmesiyle bu sahne bitiyor.


Batman ve Harvey Bullock muhabbeti tahmin ettiğim kadar eğlendirmiyor ve cliffhanger ile biten final ise, sözü edilen karakter hem burada, hem de kendi dergisinde koşturduğu için son derece etkisiz ve Detective Comics #1'deki son sayfa kadar bayat duruyor. 

Son olarak, reboot öncesinde hazırlanan Batwoman'ı saymazsak, DcNu Batman ailesinde beni heyecanlandıran bir dergi bulamadığımı eklemek istiyorum. Scott Snyder'ın Batman'inde ilk sayı itibariyle "Off, şurası çok saçma! Tam bir rezalet" diyebileceğim, parmakla gösterilecek yerler olmasa da, yönünü bulamayan , bilgi bombardımanından geçilmeyen bu hali 90'ların ortalarından bugüne dek Batman okuyan şahsımı tatmin etmedi. Olur ya, belki de sorun bendedir. Okuduğum yorumların, incelemelerin hemen hepsi öve öve bitirememiş Batman #1'i. Haftaya Batman: The Dark Knight #1 çıkacak, o da bu ayardaysa Grant Morrison'ın Batman Incorporated ile feleğimizi şaşırtacağı günler için geri sayıma başlamanın zamanı gelmiş de geçiyor demektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap