18 Eylül 2011 Pazar

Batwoman #1

Sondan başlayacağım: Beklediğimize değdi! Greg Rucka ve JH Williams III'nin Detective Comics'deki fevkalade koşusundan beri ha bugün, ha yarın çıkıyor nidalarıyla voltalar atarak beklediğim Batwoman, sonunda DcNu'nun 52 dergisi arasındaki yerini aldı. İtiraf etmeliyim; Rucka'nın yokluğu, JH Williams'ın bir yazar olarak tecrübesiz oluşu gibi etkenler yeni Batwoman'ın müthiş görünen, ama içerikten kaybeden bir seri olabileceği korkusu yaşamama sebep oluyordu. Neyse ki ilk sayıyı bitirdiğimde endişenin yersiz olduğunu anladım. Williams yazarlık görevini W. Haden Blackman ile paylaşmış ve ikili beraber güçlü bir açılışa imza atmışlar. 

Maceramız "Hydrology"e balıklama dalmadan önce birazcık geriye gidelim. Gidelim de, Batwoman'ı kendi serisi sabırsızlıkla beklenen bir karakter yapan neymiş hatırlayalım... 

Yarasa ailesinin en genç halkalarından biri olan Kate Kane/Batwoman, 2006 yılında ortaya çıktı. Alex Ross'un olası bir Barbara Gordon/Batgirl projesi için tasarladığı kırmızı-siyah kostüm, bu yeni karaktere verildi. Daha tek çizgi roman panelinde gözükmeden, lezbiyen olduğunun duyulmasıyla gündemi hayli meşgul eden ve muhafazakarlara mavi ekran verdiren Batwoman, Detective Comics'deki Elegy ve GO maceralarıyla (şiddetle önerilir!) sansasyonel bir balondan ibaret olmadığını da dosta düşmana gösterdi. Rucka ve Williams'ın Batwoman çalışması satışlarda DC'nin yüzünü güldürmekle kalmadı, eleştirmenlerin favorisi, prestijli çizgi roman ödüllerinin de vazgeçilmezi haline geldi. Yarasa Kadın popülerlikte sınır tanımadı. Ha, bir de karakterin kıpkırmızı saçlara, bembeyaz bir tene, yemyeşil gözlere ve kodu mu oturtan bir güce sahip olduğu gerçeği var, tabii hiçbiri onun neden bu kadar çok sevildiğini açıklamaya yetmiyor.

İyi bir fikir edinmemizi sağlıyor sadece... :)

DC'nin geçen sene müjdelediği ama türlü bahanelerle ertelediği (Son gecikmenin sebebi seriyi diğer 1. sayılarla beraber başlatmakmış meğer, boşuna küfür manyağı yapmışız adamları :)) Batwoman çizgi romanı, reboot rüzgarından nasibini pek almamışa benziyor. (Serinin konsepti reboot tantanasından aylar önce oluşturulduğu için daha normal bir şey olamazdı) Bu yüzden birinci sayı karakteri tanıtma amacı uğruna kendini parçalamıyor. Önceki maceralarda yaşananlar muhteşem bir sayfada flashback panelleriyle sunulmuş sunulmasına da, konuya bütünüyle hakim olmak için önce bir Elegy ve GO'ya uğramak gerekebilir. Karakterin çok eskiye dayanmaması ve topu topu iki macerasının  (tek kitapta toplandılar: Batwoman Elegy HC) olanı biteni anlamak için yeterli olduğunu hesaba katarsak, bunun çok da yanlış bir adım olduğunu söyleyemeyiz. Erkenden başa sarmak kimsenin işine yaramazdı. Batwoman #1 daha çok bir dizinin ikinci sezonunun başına benzetilebilir. Tüm kadrosu ve "Previously On..." sekansıyla birlikte!


Nasıl bıraktıysak öyle Kate Kane. Babasına hala kızgın, hala meraklı, hala Maggie Sawyer ile ilgileniyor. Renee Montoya ile yaşadıkları aşk bile devamlılıktan silinmemiş. Kate'in hayatında değişiklik diyebileceğimiz, eskiye oranla daha önemli bir yer edineceğinin sinyallerini veren kuzeni Bette, yani eski Flamebird. Kendisi için Batwoman'ın Robin'i olacak diyebiliriz. Kate tarafından eğitiliyor, ama dövüş yetenekleri pek beğenilmiyor. Babası ve sevgili adayı kızlar dışında konuşacağı pek kimsesi olmayan Kate'in hayatında Bette dev bir boşluğu doldurmuş bana kalırsa. 

Batwoman #1, bizi yeni bir düşmanla tanıştırıyor: Bir efsaneden yola çıkarak yaratılmış La Llorona/Weeping Woman, geceleri evlere girip çocukları kaçıran bir kadın. Aynı miti Supernatural izleyicileri dizinin pilot bölümünden hatırlayacaklardır. JH Williams III röportajlarında Batwoman dergisinde Batman'in doğaüstü varlıklarla karşılaştığı 70'li yıllardaki gotik maceralara yakın tatlar yakalamaya çalışacağını söylemişti, Weeping Woman tam da bu amaca hizmet edecek türde gizemli, ürkütücü bir karakter. 

İlk sayıda karşılaştığımız tek düşman Weeping Woman değil. En son Marc Andreyko'nun Manhunter'ında yan rollerde gördüğümüz -Sonradan bir yerlerde çıktılarsa bilemem-  Director Bones ve Cameron Chase de, ilerleyen sayılarda Kate'in canını çok sıkacaklarının garantisini verdiler. Bones seride "Big Bad" mertebesinde olacak gibi görünüyor.


JH Williams'ın illüstrasyonları her zaman olduğu gibi dudak uçuklatıcı. O kadar ki, insan sayfaları kopartıp, duvarına asmak istiyor. Genellikle "Eh işte" damgası basılacak çizgi romanlar iyi çizimler sayesinde güç kazanırlar, lakin Williams'ın olduğu yerde gerek insan figürleri, gerekse janrdaki kuralları bozan coşmuş sayfa düzenlemeleri aşırı dikkat çektiğinden, yazılı metin geri planda kalmaktan kurtulamıyor. Bu nedenle "Batwoman'ın çizimleri deli, ama kalanı şöyle böyle..." tarzı eleştirileri önümüzdeki aylarda çok duyacağımıza eminim, şimdiden hazırlıklı olmak lazım. Tamam, Williams yazarlıkta kendini geliştirmeli, ancak ben sadece çizimlerle bile hikaye anlatmayı başardığı için derginin parlak bir geleceğe göz kırptığına inanıyorum. Kaç resim "Durun, önce ben konuşacağım" der ve harflere, cümlelere, benzetmelere ihtiyaç duymadan duyguları böyle rahat dile getirebilir? 

Son on yılda yaratılmış en ayrıksı karakterlerden birinin dünyasını yakın markaja alan, yapı itibarı ile biraz korku, bir tutam gizem, üç aşağı beş yukarı polisiye türlerinde gezinse de, bir süper kahraman hikayesinden bekleyebileceğiniz her şeyi veren, indie-vari bir ana akım çizgi roman arıyorsanız gecenin kırmızı şeytanı Batwoman'ı sakın kaçırmayın. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap