9 Eylül 2011 Cuma

Detective #1

Tony Daniel azalarak bitsin! Judd Winick'in fan fiction-ımsı tarzına, David Finch'in rüzgar nereden eserse oraya giden anlatımına dayanabilirim, ama yok kardeşim, ben Tony Daniel'ın yazdığı çizgi romanlara katlanamıyorum. DC Comics'in en eski ve en prestijli iki dergisinden birinin -diğeri Action Comics- ilk sayısına daha beter bir yazar/çizer verilemezdi. Ucuz mu çalışıyor, yukarıdakilerden birinin dayı oğlu mu, nedir çözmüş değilim. Stili bana post-Frank Miller dönemde yazarların birbirleriyle giriştikleri "Ben daha karanlık ve öfkeli yazacağım", "Hayır en karanlık Batman'i ben yazacağım" yarışını hatırlatıyor ve yaptıklarının hiçbiri daha önce görmediğimiz bir şeyler değil. Koskoca DC evreni format yedi, Tony Daniel aynı tas aynı hamam. Detective Comics #1'de bol miktarda şiddet, anlamsız diyaloglar, şok etmek için konulmuş kötü sürprizlerle karşılaşıyoruz. 1 numaralı sayıyı kaçırmak istemediğim için abone olduğum bir çizgi roman Detective Comics, ama başladığı gibi devam ederse başka bir çizgi romanla değiştirirken hiç üzülmem. Zararın neresinden dönülse kar.

Açıkçası Detective Comics #1'in bende bıraktığı izlenim; DC'nin Tony Daniel'dan, Batman'i sadece The Dark Knight filminde görmüş kitle için bir hikaye yazmasını istediği şeklinde oldu. Çizgi romanda meydana gelen olaylar, filmin son sahnesinin devamı gibi. Polisler Batman'i kovalıyor (DcNu'daki hemen tüm süper kahraman dergilerinde önemli yer işgal ediyor polis/maskeli kahraman sürtüşmesi) ve Batman de, kaosun elçisi Joker'i yakalamaya çalışıyor. Aralarda konuştuğu isimler Komiser Gordon ve tabi ki uşağı Alfred. Sayıda tek eksiğimiz Lucius Fox, onu da yakında göreceğimizi tahmin ediyorum. Nedir, bu kadro yetersiz midir? Asla. Yetenekli bir yazar elindeki bu malzemeyle yeni devamlılığa bomba gibi bir giriş yapabilirdi. Olmadı.


Tony Daniel'ın sorunu biraz da yazdıklarıyla okuru kandıramaması bana göre. Sayı çok heyecanlı bir yerinde bitti diyelim, Batman ölümle burun buruna geldi, gelecek sayıyı beklerken meraktan ölmüyoruz, karakterleri, olayları ne kadar uğraşırsak uğraşalım ciddiye alamıyoruz. Sonuç da ister istemez tatsız oluyor. 

Eklemeden yapamayacağım, zaten sıkı Batman takipçilerinin dikkatlerinden kaçmadığına bahse girerim; macerada dolu The Man Who Laughs ve The Dark Knight Returns referansı göze çarpmakta. Yazarın The Long Halloween'i selamlama merakını Batman dergisinde geçen yıl yazdığı hikayelerden biliyorduk, ama burada gönderme olayı tamamen raydan çıkmış. Mesele geçmişi onurlandırmaktan çok, başkasının eskilerini giymeye dönmüş. Yeni kötümüz Dollmaker'a, düşünce kutularındaki Darkwing Duck ekolü "Ben geceyim, ben şuyum, ben buyum" cümlelerine ve Image Comics zihniyetine sahip gereksiz ötesi grotesk son sayfaya hiç girmiyorum bile!


Sayının gideri olan tek kısmı Batman ve Alfred'in Batcave'deki sahnesiydi bence. Bruce'un sahte playboy kişiliğinin yeni devamlılıkta da geçerli olduğunu Alfred'in o çok sevdiğimiz iğneleyici cümleleriyle öğrenmiş olduk. 

Bu hafta çıkan yeni Batman dergilerini sıraya koymam gerekse Detective Comics #1 en aşağıda olur, hiç tereddütsüz. Onun üzerinde Oracle'dan bağımsız değerlendirildiğinde iyi bir başlangıç sayılabilecek Batgirl #1, ve en yukarıda  yepyeni bir karakterin dünyasına kapı aralayan, aynı zamanda çizimleriyle de "yıldızlı pekiyi"yi hak eden Batwing #1 var. 

Günün sorusu: Detective Comics dergisi 27. sayıya gelene kadar becerikli bir yazar bulabilecek mi? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap