31 Temmuz 2011 Pazar

Batman vs. Bane
Şu anki hislerimi ifade edecek bir kelime bulamadım (: Batman ve Bane görüntüleri... The Dark Knight Rises'dan.















Bane Sette!

Pittsburgh seti bize yaradı arkadaşlar. Çekimler sırasında mola veren Tom Hardy, The Dark Knight Rises filminden ufacık bir görüntü kırıntısı yakalamak için civarda kamp kurmuş olan ninjaların objektiflerine yakalandı... Hem de Bane kostümüyle! 





30 Temmuz 2011 Cumartesi

Huzurlarınızda Miranda Tate!

Christopher Nolan'ın üçüncü ve son Batman filmi The Dark Knight Rises'ın Pittsburgh setinden görüntüler gelmeye başladı. Bu yeni fotoğraflarda yönetmen Nolan'ı, Gordon rolündeki Gary Oldman'ı ve Miranda Tate adında bir Wayne Enterprises çalışanı olarak karşımıza çıkacak Marion Cotillard'ı görüyoruz. 






28 Temmuz 2011 Perşembe

Detective #880


Joker: You're not my BAT. My Bat has wings of fleshhhh, skin between the fingersss. You smell like feathers, little bird.

Jim Gordon dünyanın en bahtsız adamı olabilir mi? Hakikaten. 72 yıllık yayın hayatından geçtim, üç boyutlu bir karakter olarak geliştirilmeye başlandığı 1988'den beri (kabaca Killing Joke ve Batman Year One diyelim) başına gelen felaketleri saymak bile insana DC editörlerinin karaktere garezi olduğunu, ya da Gordon rezidansında suların 20 küsur yıldır kesik olduğunu düşündürtüyor. Chatbox'ta tengunner'ın  yaptığı "Ali Rıza Bey" benzetmesi Detective #880 ile çağ atladı resmen. Ben de biraz korka korka bir kehanette bulunmuş, bu sayıdan sonra siteye Yaprak Dökümü Soundtrack'ten acıklı şarkılar koymak zorunda kalabileceğimi yazmıştım. Keşke sussaydım diyorum. Ha, sözünü verdiğim gibi şarkıyı koyacak mıyım? Hayır, hemen kıvıracağım. Çünkü Scott Snyder ve Jock'a haklarını teslim etmek lazım, Gordon'ın 3. sayfa haberlerine taş çıkartacak felaketlerine yenisinin eklenmesini (ve birazdan değineceğim mantık hatalarını) görmezden geldiğimiz zaman, Joker'i, çizimleri ve plot twist'iyle gerilim kat sayısı yüksek, iyi "görünen", atmosferik bir sayıya dönüşüyor #880.


26 Temmuz 2011 Salı

The Dark Knight Returns Çizgi Film Oluyor!


Batman Year One'ın çizgi filme uyarlanmasından sonra eli kulağındaydı. Bugün, yarın derken Bruce Timm San Diego Comic Con'da açıkladı: The Dark Knight Returns 2012'de DVD ve BluRay'e geliyor.


Warner Home Video'nun piyasaya süreceği animasyon, diğer DC Comics çizgi filmlerinin aksine tek değil, iki bölümden oluşacak. 


Seslendirme kadrosu henüz kesinlik kazanmadı, ancak ses yönetmeni Andrea Romano, Batman ve Joker için Batman The Animated Series ve Arkham Asylum'ın unutulmaz ikilisi Kevin Conroy ve Mark Hamill'i düşündüklerini duyurdu.


Bir süre önce Joker rolünü bıraktığını ve Arkham City'nin Batman ile ilgili son projesi olduğunu söyleyen Mark Hamill'in, efsanevi The Dark Knight Returns için sözünden dönüp dönmeyeceğini zaman gösterecek. Ama Batman rolü Kevin Conroy'dan başkasına gitmemeli. 


Selina mı? Bütçeleri yeterse Michelle Pfeiffer derim. 


2012 biz Batman severler için muhteşem bir yıl olacak.

19 Temmuz 2011 Salı

Batman Snow

Mr Freeze'in orjini Batman mitosunun en dokunaklı parçalarından biridir. Ölümcül bir hastalığa yakalanan karısını tedavi etmeye çalışırken laboratuvarında gerçekleşen bir kaza sonucu, yalnızca eksi derecedeki soğuklukta hayatta kalabilen bir ucubeye dönüşen Doktor Victor Fries'in, kurtaramadığı karısına duyduğu aşkın ve ona yanlış yapanlardan intikam alma arzusunun ilk kez anlatıldığı 1992 yılındaki Batman The Animated Series çizgi filminin "Heart of Ice" bölümüne kadar, yer aldığı Batman çizgi romanlarda en fazla bir yerli dizi kötüsü kadar derinliğe sahip "buz temalı çılgın bilim adamı" arketipini temsil etmesinden başka, öne çıkan bir özelliği yoktu. Heart of Ice'ın, hayranlar tarafından çizgi film serisinin zirvesi olarak taçlandırılması da, eski "şaka" kötüsü Mr. Freeze'in yeni trajik versiyonunun ana akım Batman çizgi romanlarına ışınlanması da uzun sürmedi tabii. Önce tek sayılık "Mr. Freeze" hikayesi geldi. Heart of Ice'ın yazarı Paul Dini tarafından kaleme alınmasına ve kaynak bölümden beslenmesine rağmen her nedense aynı etkiyi yaratamayan bu denemeden yıllar sonra, Dan Curtis Johnson, J.H. Williams III ve Seth Fisher bir araya gelip, Doktor Fries'in Mr. Freeze'e dönüşümünü işleyen "haydi bir kez daha, ama bu defa hissederek" minvalinde 5 sayılık bir çizgi romana imza attılar. Legends of The Dark Knight serisinin #192-#196 arasındaki sayılarını kapsayan bu macera "Batman: Snow" adı altında cilt olarak yayınlandı.

18 Temmuz 2011 Pazartesi

TDKR TEASER TRAILER

The Dark Knight Rises'ın teaser trailer'ı günlerdir ortalıkta dolaşıyor. Ancak görüntü/ses kalitesi yerlerde süründüğü ve tüm videolar WB tarafından itinayla imha edildiği için sitede paylaşamadım. Bugüne kadar! Sonunda Slashfilm fragmanı düzgün kalitede yayımladı. İşte TDKR teaser:


14 Temmuz 2011 Perşembe

Detective #879


Joker: It's a story about love. Love, Love, Love!

Detective Comics'in bir önceki sayısı hakkında karaladıklarıma baktığımda, yazar Scott Snyder'a kızdığımı görüyorum şu an. Bu "Ne kadar berbat bir yazarsın! Sen git Grant Morrison gelsin!" türünde bir kızgınlık değil de, daha iyisini yapabileceğini bildiğim, yaptığını gördüğüm için, beklentilerimin yüksek olmasıyla ilgili. Kim suçlayabilir ki beni? Çizgi romanların, ölülerin öteki taraftan pasaportsuz, vizesiz kolayca geri dönmesiyle beraber en sık rastladığımız klişesi olan "geçmişten çıkıp gelen karakterin kötü olması" mizansenini, daha yazarlık hayatının çok başında kullanmaktan kaçınmadı kendileri. Bu ve benzeri ucuz metotlar Jeph Loeb'in, Judd Winick'in işi olabilir bana göre, kaleminden oluk oluk orijinallik akan Scott Snyder'ın değil. 

Detective Comics #879 fikrimi değiştirebilmiş midir sizce? 

12 Temmuz 2011 Salı

TDKR poster

The Dark Knight Rises İlk Poster

2012 yazına ne kaldı? Christopher Nolan'ın sabırsızlıkla beklenen filmi The Dark Knight Rises'ın ilk posteri yayınlandı. 1 dakika 26 saniye uzunluğundaki teaser trailer ise Harry Potter and the Deathly Hollows Part 2 ile birlikte görücüye çıkacak. 


8 Temmuz 2011 Cuma

Joker Superman'e Karşı


Yarasa-Adam.Com'un takipçilerinden Çağdaş, Joker'den Aforizmalar yazısında geçen "Bunca yıl Batman ile dalaştıktan sonra Superman gibi kaslı bir budalayla uğraşmak tatile çıkmak gibi." sözünün hikayesini sormuş. Cevap yazarken bir de baktım küçük çaplı bir Joker/Superman kapışmaları tarihi ortaya çıkıyor, ben de konuyu biraz daha açıp, site için bir yazı haline getirmeye karar verdim. Bakalım olmuş mu?

Dikkat, bu yazı ölümcül miktarda Joker Venom ve SPOILER içerir!

Joker ile Superman'in aralarındaki husumet Gümüş Çağ kadar eski. 1957 tarihli World's Finest #88'deki "Superman and Batman's Greatest Foes" adlı macerada Lex Luthor ile güçlerini birleştirip, Superman ve Batman'e kafa tuttu "suçun palyaço prensi". En iyiler en kötülere karşı formülü ilk kez bu sayıda kullanıldı. Luthor ve Joker güç birliği, normal olarak başarılı olamasa da, bir kaç yıl sonra World's Finest #129'da yeniden bir araya geldiler. Sonuç mu? Yenilgi. Hep yenilgi.


Crisis sonrasındaki ilk Superman-Joker karşılaşması ise 1987 yılında, Superman'in ikinci sürekli serisinin 9. sayısında gerçekleşti. John Byrne'ın yazdığı sayı, bu yazıya ilham veren repliğin yer aldığı sayı aynı zamanda. Superman #9'da Joker neler yaptı? Neler yapmadı ki?


Kaosun elçisi, önce bir Robot Superman tasarlayıp, onu değerli bir elması çalmaya programladı. "Superman" görünümünde olduğu için elmasın bulunduğu bankaya rahat rahat giren Robot, kulaklarından çıkan Joker gazıyla 9 kişiyi öldürdü.


Gerçek Superman'in olaya müdahale etmesi uzun sürmedi. Ancak stokta onun için de bir "şaka" mevcuttu. Robot Superman'in içinde termonükleer bomba vardı!


 BOOM!


Çelik Adam, patlayan robotuyla meşgulken Joker, Lois Lane, Jimmy Olsen ve Perry White'ı kaçırdı ve Superman'e üç yakınını Metropolis'in farklı köşelerinde kurşun kaplı tabutlara sakladığını söyleyip, iki seçenek sundu: kendisini takip etmek, ya da tabutlardaki dostlarını kurtarmak! 


Joker'in planına göre, Lois, Jimmy ve Perry zaten yanında olduğu için Superman boş tabutların peşinden gidecek, bu sayede kendisi kaçmayı başaracaktı. Joker'in atladığı kısım, Superman'in içini göremediği kurşun kaplı tabutların yerini kolayca tespit edebiliyor oluşuydu. Tabutların boş olduğunu fark eden Superman hiç zaman kaybetmeden Joker'i buldu.


Maceranın sonunda, Joker'in yaptıklarını mantık düzlemine oturtamayan Superman'in "Neden?" diye sorduğu panel, Çelik Adam'ın bazen eğlence uğruna, bazen hiç sebep yokken suç işleyen bu deli adamı anlamadığını gösteriyor. Joker'in cevabı tam da kendisine yakışacak türden: "Neden olmasın?"


Okurlar Joker ve Superman'in ikinci karşılaşması için fazla beklemeyecekti. Fakat bu sefer koşullar ilkinden oldukça farklıydı. Çünkü Joker artık İran'ın elçisiydi! 1988 yılında, Joker'in ikinci Robin Jason Todd'u öldürdüğü, politik göndermelerle dolu "A Death In The Family" macerasında, Birleşmiş Milletler 'in Joker'i Batman'den koruması için atamasıyla olaya dahil oldu Superman.


"Şaka" bu ya, asıl korunmaya ihtiyacı olan Joker değil, Birleşmiş Milletler Genel Meclisi üyeleriydi! Joker ölümcül gazıyla bütün diplomatları zehirlemeye kalkıştı.


Superman, Joker gazını içine çekerek korkunç bir katliama engel olsa da, daha önceden binaya patlayıcılar yerleştiren Joker'in küçük ölçekli bir yıkıma neden olmasını önleyemedi.


Helikopterle kaçmaya çalışan Joker, bu kez Batman tarafından etkisiz hale getirildi. Patlamadan saniyeler önce helikopterden atlayan Batman yaralı olarak kurtulurken, içeride kalan Joker'in kaderi muallakta bırakıldı. Tıpkı Batman ve Superman gibi, okuyucular da bunun Joker'i son görüşleri olmadığını çok iyi biliyorlardı. (Batman #429)

Takvimler 1995'i gösterdiğinde, Joker çoktan Metropolis'e dönüş için bilet almıştı. Action Comics #714'te bulunan "Crossing The (Punch)line" hikayesinde, Joker oyuncakları üreten Turleytoys şirketinin sahibi Anson Turley'i kaçıran Joker çabucak yakalansa da, Lois Lane'e zehirli bir Joker aksiyon figürü göndermekten geri kalmadı. 


Joker, sevdiği kadın ölüm döşeğindeyken öfkesine yenik düşen Superman'in ellerinde son nefesini verecekken Batman'in araya girmesiyle kurtuldu. Lois iyileşti, çünkü Joker'in asıl amacı Superman'i bir katile çevirmekti. 


Şahsen, kahramanın kurallarını çiğneme eşiğine geldiği bu tarz maceralardan (bkz. Hush) pek hazzetmiyorum. "Crossing The Punchline" senaryo bazında, klasik Joker maceralarından Laughing Fish gibi başlayıp, sonlara doğru bir başka klasik, Killing Joke olmaya çalışan ve içinde en ufak orjinallik kırıntısı barındırmayan bir çalışma olduğu için, çok da ciddiye almamak gerekiyor sanırım.


2000'lerde, Emperor: Joker hikayesinde, Mr. Mxyzptlk'in güçlerinden aldığı küçük parçayla dünyayı tersine çeviren Joker, yarattığı gerçeklikte Superman'i her gün hapishaneden kaçıp, hemen yakalanan bir suçlu olarak tasarladı. (Lex Luthor'ı da eline geçen ilk fırsatta öldürdü!) Kontrolsüz güç değildir temalı macera, Superman ve Mr. Mxyzptlk'in çabalarıyla Joker'in durdurulup, her şeyin eski haline dönmesiyle son buldu.


"Last Laugh" hikayesinde Joker Venom ile DC evrenindeki bir çok süper kötüyü etkileyen Joker, Circe'nin Doomsday benzeri bir canavara dönüştürdüğü Superman'in New York'u birbirine katmasına yol açtı. Wonder Woman ile karşı karşıya gelen Superman, Circe'nin büyüsünden kurtulup, normale döndü.


Çizgi roman alemi dışında Superfriends, Justice League ve World's Finest gibi çizgi filmlerde de bir ya da birden çok defa Superman ile "oynayan" Joker'in, şakalarına istediği tepkileri vermeyen çelik adamı, kara şövalye kadar eğlenceli bulmadığı ortada. Eğer öyle olsaydı Gotham'ı bırakıp, çoktan Metropolis'e taşınmış, günahı kadar sevmediği Lex Luthor'ı koltuğundan etmişti. Yine de, Joker/Superman dinamiği merak uyandıran öyküler ortaya çıkardığı için, ilerde mutlaka yeni çizgi romanlara meze olacaktır. Joker er ya da geç "tatile çıkmak" isteyecek nasılsa.

7 Temmuz 2011 Perşembe

Batman: Year One Fragman


Warner Home Video'nun 18 Ekim'de DVD ve Blu-ray formatlarında piyasaya süreceği Batman: Year One çizgi filminin fragmanı MTV Splash Page'de yayınlandı. Frank Miller'ın aynı adlı çizgi romanından uyarlanan filmde, Bruce Wayne/Batman'i Benjamin McKenzie, Jim Gordon'ı Bryan Cranston, Dedektif Sarah Essen'ı Katee Sackhoff seslendiriyor. Eliza Dushku ise hem Year One'da, hem de DVD'de bonus olarak yer alacak 15 dakikalık Catwoman animasyonunda Gotham'ın en ünlü hırsızı Selina Kyle/Catwoman'ın sesi olacak.



5 Temmuz 2011 Salı

BANE: Yarasayı Kıran Adam


90'lı yıllar çizgi romanlarında örneğini yığınla okuduğumuz bir şablon var: Baş kahraman X'ten daha kaslı, daha güçlü olan kötü adam Y aniden çıkagelir ve X'i öldürür/sakat bırakır/(tümden beceriksizse) psikolojik olarak çökertir. Özel isimlere sahip olmak yerine kötücül bir kelimeyi taşımayı tercih eden bu tek atımlık karakter, görevini tamamladıktan sonra bazen başarısız bir Anti-Kahraman olur, bazen kimlik değiştirir, çoğu zaman ise çizgi roman arafında dolanıp, yazar takımı iri kıyım bir kabadayıya ihtiyaç duyduğunda birkaç panelde maskara edilmek üzere geri döndürülür. Yukarıdaki Y'nin yerine Doomsday'i, X'in yerine Superman'i koyun, ya da Y Venom, X Örümcek Adam olsun, sonuç asla değişmez. Aynı akımın Batman evrenindeki temsilcisi Bane, malumunuz, The Dark Knight Rises'da yer alacağı açıklandığından  bu yana, grunge müziğin hastalık derecesinde popüler olduğu, Michael Jordan'ın duvarları süslediği, Reality Showların henüz keşfedilmediği yıllardaki hapsinden kurtulup, günümüzün en çok konuşulan çizgi roman karakterlerinden biri haline geldi. Ne Joker'inki gibi bir hayran kitlesi bulunan, ne de Catwoman gibi kültürel ikon statüsüne erişmiş olan Bane hakkında Batman'in belini kırması dışında bilinen çok az gerçek; göründüğü filmler, çizgi filmler ve oyunlar yüzünden üzerine yapışan çok fazla yanlış var. Bane gerçekte kim? Batman'i yenmeyi başarmış bir suç dehası mı, kaba kuvvetten başka işe yaramayan bir kas yığını mı?

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Joker'den Aforizmalar



"Bayanlar ve baylar! Hakkında gazetelerde okuduğunuz! Şimdi gözlerinizin önünde, bakarken titreyin, doğanın en nadir ve trajik hatası! Huzurlarınızda, sıradan insan! Fiziksel olarak eşsiz, onun yerine deforme olmuş değerleri var. İnsanlığın önemine dair berbatça şişirilmiş düşüncesine bakın! Çarpık sosyal vicdanına ve çürümüş iyimserliğine. Kesinlikle midesi hassas olanlara göre değil, değil mi? En tiksindirici tarafı da düzen ve mantığa dair zayıf ve işe yaramaz düşünceleri, üzerlerine çok fazla ağırlık koyarsanız kırılıverirler. 'Nasıl yaşıyor?' dediğinizi duyuyorum. Bu zavallı acınası tür günümüzün sert ve mantıksız dünyasında nasıl hayatta kalabiliyor? İnsanoğlunun varlığınının delice, tesadüfi ve amaçsız olduğunun kaçınılmaz gerçeği ile yüzleşince her sekiz kişiden biri tırlatıp tamamen zırdeli oluyor. Fakat onları kim suçlayabilir? Bu kadar psikopat bir dünyada başka bir tepki delice olurdu."
(Batman: Killing Joke)

"Hayattaki en aklı başında adamı deliliğe indirgemek için sadece tek bir gün yeterli. İşte dünya benim bulunduğum yerden bu kadar uzakta. Sadece tek bir kötü gün. Bir keresinde sen de kötü bir gün geçirmiştin. Haksız mıyım? Haklı olduğumu biliyorum. Kötü bir gün geçirdin ve her şey değişti. Yoksa neden uçan bir sıçan gibi giyinesin? Kötü bir gün geçirdin ve bu seni diğer herkes gibi delirtti. Sadece bunu kabul etmezsin. Hayatın bir anlamı varmış, tüm bu mücadelenin bir amacı varmış gibi davranmak zorundasın! Tanrım bende kusma isteği uyandırıyorsun."
(Batman: Killing Joke)


"Hepsi bir şaka! Değer verilen ve uğruna mücadele edilen her şey... Hepsi devasa, kaçıkça bir şaka! Öyleyse neden komik tarafını görmüyorsun? Neden gülmüyorsun?"  
 (Batman: Killing Joke)

"Eğer bir geçmişim olacaksa çoktan seçmeli olmasını isterim."   (Batman: Killing Joke)

"Bütün palyaçolar çocukları sever, yüzbaşı. Sarah-Essen-Gordon'a sorman yeterli. Ah, doğru, soramazsın."  
(Detective Comics #737)

"Bunca yıl Batman ile dalaştıktan sonra, Superman gibi kaslı bir budalayla uğraşmak tatile çıkmak gibi."    (Superman #9)

"İkimiz de bu anlamsız dünyada bir anlam bulmaya çalışıyoruz! Neden kötülüğüyle ün salmış bir suç tanrısı olmak varken, çirkin bir dışlanmış olayım? Neden bir süperkahraman olmak varken, yetim bir çocuk olasın?"
(Batman  #663)

"Benim gibi olmadan beni öldüremezsin. Bana ayak uydurabilen tek insanı kaybetmeden seni öldüremem. İronik, değil mi?"     (Batman #663)

"Ah, evet! Kiliseleri ahlaksız düşüncelerle doldurun! Beyaz Saray'ı dürüstlükle tanıştırın! Çocukların alınlarına müstehcen kelimeler yazın! Kredi kartlarınızı yakın ve topuklu ayakkabılar giyin! Tımarhane kapıları açık kalsın! Varoş mahalleleri cinayet ve tecavüzle doldurun! İlahi delilik! Bırakın coşku olsun sokaklarda, coşku! Gülün ve dünya da sizinle birlikte gülsün!" (Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth)


"Sen hiç ay ışığı altında şeytanla dans ettin mi?"     (Batman 1989)

"Kalem... Gerçekten de kılıçtan daha keskindir."    (Batman 1989)

"Kahkahanın iyileştirici gücünü hiç duymadın mı?"    (Batman 1989)

"Düzgün insanlar bu şehirde yaşamamalı. Başka bir yerde daha mutlu olurlar."  (Batman 1989)



"Öldürmeyen şey tuhaflaştırır."      (The Dark Knight)

"Eğer bir şeyde iyiysen, asla bedava yapma."    (The Dark Knight)

"Delilik yer çekimi gibidir. Sadece hafifçe itmelisin."   (The Dark Knight)

"Ben kaosun elçisiyim. Kaos hakkındaki en önemli şeyi biliyor musun? Kaos adildir."    (The Dark Knight)

"Planı olan bir adam gibi mi duruyorum? Ben neyim biliyor musun? Ben arabaları kovalayan bir köpeğim. Yakalayacak olsam ne yapacağımı bilmem. Anlarsın ya... Ben sadece yaparım."    (The Dark Knight)

"Küçük bir tavsiye... Görünüşün için kimseden özür dileme."   (Joker: Graphic Novel)

Batman B&W 3: Two of A Kind



2 Temmuz 2011 Cumartesi

Batman The Serial

Yönetmen: Lambert Hillyer
Senaryo: Victor McLeod, Leslia Swabacker, Harry L. Fraser, Bob Kane (karakter)
Oyuncular: Lewis Wilson (Batman), Douglas Croft (Robin), J.Carrol Naish (Dr. Tito Daka), Shirley Patterson (Linda Page)
Yapım Yılı: 1943
Süre: 15 bölüm - 260 dakika.

En eski film formatlarından biri olan serial filmler, 20. yüzyılın ilk yarısında tüm dünyada  popülerdi. Genellikle 12-15 bölümden oluşan bu senaryosu basit, düşük bütçeli filmler, en heyecanlı yerlerinde biter, "arkası yarın" taktiğini kullanarak seyirciyi yeniden sinemaya çağırırlardı. Serial filmler, televizyonun her eve girmesiyle hızlıca çaptan düştüler. Bu süreçte kendi hayran kitlesini oluşturamayan yapımlar tarihin tozlu sayfalarına gömülürken, Flash Gordon, Zorro, Phantom, Superman, Green Hornet gibi çizgi karakterlerin beyaz perdede siftah yaptığı seral filmler yadigar kaldı. 

Dimağlardan silinmeyen serial filmlerinin arasında Columbia şirketinin 1943 yılında 15 bölüm olarak yayınladığı Batman'i de saymak mümkün. Yalnız tamamen yanlış bir sebepten ötürü; ırkçılık.


Batman (Lewis Wilson) ve Robin'in (Douglas Croft), Dr. Tito Daka (J. Carrol Nash) adında kötü kalpli bir Japon bilim adamının, insanları zombiye çevirme planını durdurma çabalarını -ya da birazdan değineceğim üzere, çabasızlıklarını- anlatan film, süper kahraman uyarlaması maskesi altında düpedüz bir İkinci Dünya Savaşı propagandası. 


İki kez Oscar'a aday olmuş, Altın Küre ödüllü aktör J. Carrol Naish'in hayat verdiği Dr. Tito Daka karakteri, on dokuzuncu yüzyılda uzakdoğu'dan Amerika'ya göç eden Asyalıları aşağılamak için kullanılan, ve pulp romanları başta olmak üzere, özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında bir çok sanat ve edebiyat dalında yoğun olarak hissedilen "Sarı Tehlike" (Yellow Peril) trendinin en aşırı, en tiksindirici örneklerinden biri. Peki, Dr. Daka bu kadar kötü bir şöhreti hak edecek ne mi yaptı? Amerika'yı ele geçirme planlarını pas geçiyorum, o olmazsa olmaz zaten. Daha dizinin birinci bölümü "Electrical Brain"de Bruce Wayne'in sevgilisinin amcasını, her nedense hepsi beyaz, Amerikalı olan adamlarına (Dikkat, dikkat: "Japonlar bizi köleleri haline getirecek!") kaçırtan Daka, yaşlı adamı inle cinin top oynadığı "Küçük Tokyo"daki korku tüneli görünümündeki mağarasına getirtip, garip icadıyla zombiye dönüştürdü. Bitti mi? Hayır. Atom bombasıyla milyonlarca insanı havaya uçurmaya kalkıştı. (Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atan tarafın Amerika olduğunu hesaba katınca, yönetmenin yaptığına ağzımı bozmadan yalnızca "ironi" diyebiliyorum.) Bir kaç kişiyi sırf zevk için, tuzağa düşürüp, evcil timsahlarına yem etmekten de geri kalmayan Daka, *SPOILER* finalde "örnek Amerikan genci" olarak lanse edilen Robin'in tuzağı açan düğmeye yanlışlıkla (!) basmasıyla soluğu timsahlarının midesinde aldı. (Şeytani Japon korkunç bir şekilde ölür = mutlu son) *SPOILER*  Serinin anlatıcısının sık sık kullandığı "çekik gözlü Jap" benzeri yorumlara girmiyorum bile! 

Eğer bütün bunlar nefretin en salt hali değilse, başka ne olabilir, bilmiyorum. senaryodaki taraflı yaklaşım Amerika gençliğini çok hassas oldukları bir konuda galeyana getirerek, sinemaya çekmek için kullanılan keyfi bir pazarlama stratejisi olsa belki yine anlaşılabilirdi, ama durum o kadar basit değildi malesef. Amerika 1941 yılında İkinci Dünya Savaşı'na resmi olarak katılmıştı ve hükümet, film endüstrisi ile göründüğünden çok daha yakın ilişkiler içerisindeydi. Mevcut iş birliğinin gerekliliği de popüler sinemanın, hükümetin savaştaki çabalarını göstere göstere destekleyen ürünler ortaya koymasıydı. 


Irkçı göndermeleri bir kenara bırakırsak, J. Carrol Naish'in performansı sayesinde, Daka'nın dizideki en izlenir karakter olduğu -ve bugüne kadar neredeyse istisnasız devam eden sinema uyarlamalarında kötü adamın Batman'den daha ilginç olması geleneğini başlattığı- bir başka gerçek. Gerçi bir karakterden çok, izleyicinin dart oku fırlatması için konmuş bir hedef tahtasını çağrıştıran haliyle Naish en iyisiyse, asıl diğer oyuncuların haline üzülmek lazım ama neyse. 

Lewis Wilson'ın canlandırdığı Bruce Wayne sevmesi zor, hatta imkansız bir adam. Yok, sevilmemesinde kulakları bile dik durmayan maskesinin, ya da tayt giymeye hiç uygun olmayan fiziğinin payı yok. İş karakterizasyonda bitiyor. Seride, çizgi romanlardaki başkaları için tehlikeye atılmaktan korkmayan, özverili dedektifin yerinde, tembel, kendini beğenmiş, yavşak bir gölgesi var. Bir olay olduğunda, Batman'e dönüşmek için hiç kasmayan, aheste aheste giyinen, ya da "Bir dakika, kahvemi bitireyim de öyle..." havalarında olan, kız arkadaşının başı derde girdiğinde "Yarını bekleyebilir" diye düşünen, bin yaşındaki uşağı Alfred'i kavgaya sürükleyip, zavallı adamın hayatını hiçe sayacak kadar şuursuzlaşabilen; bildiğimiz, sevdiğimiz Batman'in yakınından geçemeyecek bir yorum bu. Böyle kötüsünü, özellikle çaba harcasanız da yazamazsınız yani. Yakaladığı suçluların alınlarına, (Zorro'nun kılıçla çizdiği Z harfi gibi) yarasa şeklinde bir pul yapıştıran, alet kemerini hiç kullanmayan, dövüş sanatlarından bihaber bu sözde-Batman'in, bağımsız bir kahraman değil de, Amerika hükümetine hizmet eden sözleşmeli bir FBI ajanı olduğunu da eklemek isterim.

Douglas Croft'un Robin'i ise, Bruce kişiliğinde bir adamın yanında dolaşmak zorunda olduğu için izleyicide acıma duygusu uyandırdığından olsa gerek, çok sinir bozucu durmuyor. Üstelik, 17 yaşında olmasına rağmen bir çok karakterden (en başta Batman'den) daha aklı başında hareket ediyor kendisi.


Shirley Patterson'ın canlandırdığı Linda Page karakteri az bilinen Batman kızlarından biri. Daha popüler bir seçim Julie Madison olabilirdi, fakat Bruce'un yolu Julie ile çizgi romanda çoktan ayrılmıştı. Büyük ihtimalle yapımcılar daha güncel bir sevgiliye yer vermek istemişler. Çok sayıda B-filmde oynayan Patterson'ın Linda Page'i Batman tarafından kurtarılmayı beklemekten başka bir şey yapmadığı için sıkıcılığa mahkum. Yalnız, itiraf etmeliyim, Linda'nın telefon kulübesinde, gaz bombasının etkisiyle bayıldığı sahne, yer yer tekrara giren ve sonsuza kadar sürecekmiş gibi gelen serialin en eğlenceli kısımlarından biriydi. En azından komikti.

Seriyi İzlerken, Dracula's Daughter gibi korku türünün değeri bilinmemiş klasiklerinden birine imza atmış yönetmen Lambert Hillyer'ın Batman'i çekmesinin ardında yatan nedenin sadece para olup olmadığını merak ettim. Çünkü materyali özümsemediği, karakterleri anlamaya çalışmadığı ortada. Dr. Daka'nın gizli üssü için, Batman'le ilgili her şeyden daha fazla uğraşılmış ve para harcanmış olması da bir başka kafa karıştırıcı ayrıntı. "Oyuncaklarıyla" ünlü Batman'e, Batmobil'den geçtim, bir batarang bile vermezken, Daka'ya envai çeşit icat kullandırması anlaşılır gibi değil.


Batman Serial'da dişe dokunur hiç mi bir şey yok? Üzülerek söylüyorum ki, var. Şayet olmasaydı, "çöplük" sınıfına koyup yüzüne bile bakılmazdı, ama bu filmlerin Bat mitine ölümsüz bir katkısı olmuş: Bat-Mağara. Batman'in içinde yarasaların bulunduğu gizli bir mağarası olması fikri 2.bölüm olan "The Bat's Cave"den geliyor. Bob Kane seti ziyaret ettiği sırada beğendiği bu konsepti çizgi romana aktarmaya karar vermeseydi Bat-Mağara belki de hiç var olmayacaktı. 

Ek olarak, o güne kadar çizgi roman evreninde şişman ve siyah saçlı bir adam olarak çizilen Alfred'in de serial filmdeki aktör William Austin'e benzemesi için görüntüsünün seyrek saçlı, çelimsiz bir adam olarak değiştiğini ve öyle de kaldığını belirteyim.

Columbia'nın ortalama gişe başarısı getiren Batman'e 1949 yılında bir de devam serisi çekmişliği var. Kadronun tepeden tırnağa yenilendiği ve fantezi türünün hakim olduğu "Batman and Robin" serial 1943'deki öncüsünün hatalarından ders almış mıdır dersiniz? Neyse, o da başka bir yazının konusu olsun.


Batman'in babası Bob Kane'in şakayla karışık 10 günde çekildiğini söylediği Batman Serial, çirkin ırkçı söylemlere bulaşmak yerine, yarasa adamı beyaz perdeye doğru düzgün aktarmaya odaklansaydı, karakterlerin en temel özelliklerinden bu kadar uzak olmasaydı, hiç değilse daha özenli kostümler kullansaydı, kendisinden 8 yıl önce çekilmiş olan Flash Gordon gibi bir serial efsanesi olarak hatırlanması işten bile değildi. Oysa bu nefret yüklü haliyle, "meraklısına" bile öneremeyeceğim kadar gereksiz bir kitsch bombardımanı, fazlası değil. Yazıya nokta koyarken sizleri Batman'in ırkçılık hakkındaki sözleriyle baş başa bırakıyorum...