29 Ağustos 2011 Pazartesi

FLASHPOINT BATMAN 
Knight of Vengeance #1-3


Sizce Bruce Wayne çocukluğunu alan o geceyi kafasında kaç şekilde canlandırmıştır? Ya o gece hastalansaydı? Ya sinema yerine bir restorana gitselerdi? Ya babasının bir işi çıksaydı? Ya o iki kurşun anne ve babası yerine kendisine isabet etseydi?

Flashpoint Batman: Knight of Vengeance, DC'nin 2011 yazına ismini kazıyan ve tüm evreni kapsayan Flashpoint macerasının Gotham şehrine düşen gölgesi. Alışılageldik yazlık büyük olay kabuğunu kırıp, hakkındaki beklentileri aşan Flashpoint, Flash'ın en büyük düşmanı Reverse-Flash'ın zaman çizgisiyle oynamasıyla meydana gelen değişiklikleri konu ediyor. (Merak etmeyin, Knight of Vengeance'ı anlamak için, Flashpoint'i takip etmeniz gerekmiyor.) Bu değiştirilmiş yeni zamanda senarist de, yönetmen de, makinist de Reverse Flash olabilir ancak Gotham için sonuç, bu güç Bruce'un elinde olsa ortaya çıkacak manzaradan hiç farklı değil. 

Yeni gerçeklikte, Joe Chill'in silahından çıkan kurşunlar Thomas ve Martha Wayne çiftinden on yaşındaki oğulları Bruce'u çalıyor. Babasının çabalarına ve annesinin yardım getirmesine rağmen Crime Alley'deki kaldırımda son nefesini veriyor Bruce. 

Sonrasında Martha hayatla olan bağını kopartırken, Thomas üzüntüsünü öfkeye dönüştürüp bir intikam meleği, kara şövalye Batman oluyor. Başka kimse onun çektiği acıyı yaşamasın diye... 


Çocuğunu kaybeden ebeveyne ne denir? Six Feet Under'ın olağanüstü güzellikteki bölümlerinden biri olan Life's Too Short'ta Brenda sormuştu bu soruyu. Eşini kaybedenin dul, anne babasını kaybedenin yetim olduğunu, ancak çocuğu ölmüş birisine bir isim veril(e)mediğini söyleyerek durumun ne kadar acı olduğu gerçeğini tokat gibi çarpmıştı yüzümüze. Bu bağlamda, yazar Brian Azzarello okura daha en baştan bir oyun oynuyor. Ana evrende geçen Batman serüvenlerini Batman'in ailesini küçük yaşta kaybettiğini bilerek okuyoruz zaten, ama adlandırılamayacak kadar büyük bir gazabı yaşayan bir babayı Knight of Vengeance'ın merkezine çektiğinde niyeti hem tanımadığımız bir adam için üzülmemizi sağlamak, hem de kahramanlıklarını okuduğumuz, bir yakınımız, ailemizden biri gibi olan Bruce'un yokluğunu bir koza çevirip, Thomas'ın tarifsiz acısını bizimle paylaştırmak. Ortak bir dostu kaybetmiş gibi kaynaşıyoruz, destek için birbirimize sarılıyoruz hemen.

Thomas Wayne'in Batman'i, bildiğimiz Batman gibi değil. Sahibi olduğu Wayne kumarhanelerini hem suç dünyasını yakından takip etmek, hem de davasına maddi destek sağlamak için kullanan Thomas, öldürmekten çekinmeyen, daha doğrusu suçu kesin olarak temizlemek için öldürmenin zorunluluğuna inanan bir karakter. Kaybedecek bir şeyi yok, amansız, kızgın... Ressam Eduardo Risso'nun parmaklarında, Frank Miller'ın The Dark Knight Returns'de yarattığı orta yaşlı Bruce'un reenkarnasyonu (hatta bazı sayfalarda birebir TDKR Batman) diyebileceğim, iliklerine kadar karanlığa batmış bir adam.


Gotham'daki yüzler, isimler tanıdık... Roller farklı. Oswald Cobblepot, Harvey Dent, Selina Kyle, her şeyiyle daha trajik, daha kasvetli, daha hüzünlü Flashpoint sahnesine bambaşka rolleri canlandırmak için çıkıyorlar. Her Elseworlds veya What If hikayesinde görebileceğimiz bir numara belki bu, fakat bu kadar olgun ve inandırıcı işlenmesi çok hoşuma gitti. Bruce'un büyüme şansının olmadığı bu kırık dökük dünya daha iyi oluşturulamazdı.

Bir de Joker var tabii. Batman yaşadığı müddetçe gülümsemeye devam edecek olan. Ama Joker'in gülümsemeleri bu sefer keder dolu, göz yaşları içine akıyormuş gibi. Karakter ile ilgili asıl meseleyi anlatıp, sizi okurken yaşayacağınız duygu karmaşasından mahrum etmek yapabileceğim en kalpsizce hareket olacağından, tek söyleyebileceğim Flashpoint Joker'in, karakterin en dokunaklı, en sarsıcı, en kuvvetli alternatif yorumu olduğu. Batman ve Joker yüzleşmesini okuduktan sonra bir şeyler boğazımda düğümlendi, kendime gelemedim, sevdiklerime sarılıp, hayatımda oldukları için teşekkür etmek istedim, öyle diyeyim.


Knight of Vengeance'ta şiddet faktörü, alıştığımız Batman maceralarının dört-beş katı yoğunlukta hissedilse de, Batman'i bir Punisher'a dönüştürme gafletine de düşmüyor. "Öldüren Batman"in kana bulanmış zaferleri Risso tarafından öyle estetik bir perdede sunulmuş ki, beni kan tutar diyen, vahşet yüklü çizgi romanlara arkası dönük okurların dahi çok rahatsız olacaklarını sanmıyorum.

Brian Azzarello ve Eduardo Risso kendilerine hediye edilen üç sayının sınırları dahilinde, biraz devamlılığı sağlama dertleri olmadığından, biraz da hikayenin var olmayan bir dünyada, var olmayan bir zamanda geçmesinden aldıkları güçle, son yılların en cesur, en çarpıcı Batman eserlerinden birine imza atmışlar. Flashpoint Batman: Knight of Vengeance, geçmiş ile şimdinin bir araya gelmesinin imkansızlığının hüznü üzerine kurulu bir kabus, on yaşındaki Bruce'a yakılmış bir ağıt. Ne yapın edin, okuyun. Yalnız baştan hazırlıklı olun, zırhınızı kuşanın; her sayfasında yaşamanın ayrı acı verdiği bu şiirsel eser hiç çıkmamak üzere kalbinize saplanacak.

26 Ağustos 2011 Cuma

Planetary/Batman

Ukalaca genellemeler ortaya atmayı sevmem, ama görünen köy kılavuz istemez; süper kahraman çizgi romanlarında Batman Spawn'a, Spawn Spidey'e, X-Men Authority'e, aşçı uşağa tarzı crossoverlar kolay yoldan para kazanmak için yapılan, sıfır derinlik sahibi, çabuk unutulan, balon çalışmalar olurlar. O kadar ki, düne kadar "Kim kimi döver?"in dışına çıkmış, karakterleri ileriye taşıyan bir crossover okuduğumu bilmem. Gelgelelim, Planetary/Batman adında fıstık gibi bir crossover'a rastladım ve demek ki yapılabiliyormuş dedim kendime. 

Planetary, Warren Ellis ve John Cassaday'in bebeği. 1998-2009 yılları arasında DC'nin WildStorm kolunda 27 sayı yayımlanmış olan seri, 20. yüzyılın sırlarını açığa çıkarmaya çalışan gizem arkeologları Elijah Snow, Jakita Wagner ve Drummer'ın serüvenlerini anlatıyor. Seri ile ilişkim Batman'li hikayeyi okur okumaz aç bir kurt gibi saldırdığım, prolog görevindeki Planetary #0 ile sınırlı olduğu için, bir tanım yapmam ne kadar doğru bilmiyorum, yine de az çok fikriniz olması açısından okuduklarımdan çıkardığım kadarını kısaca toparlamam gerekirse, süper kahraman çizgi romanı olup da süper kahraman çizgi romanının eleştirilesi yanlarını parmakla gösteren, klişelere dokunduran, değdiren, çok İngiliz, nev-i şahsına münhasır bir çizgi roman Planetary. 8 sayfadan oluşan "giriş macerası"nda karakterleri tanıtmak, enfes bir Hulk analizine yer vermek ve mecradaki bazı eski kalıpların ölmeleri (ve gömülmeleri!) teması etrafında pervane gibi dönen bir yapı kurmak herkesin harcı değil. Devamını okumak için kıvranıyorum!


Yazımızın konusuna dönelim. Planetary/Batman'de Snow, Jakita ve Drummer, gerçeklik bükme gücüne sahip John Black isimli bir katilin peşinden Gotham Şehri'ne gelirler. Planetary evreninde Gotham'ın bir Batman'i yoktur, ancak Black'i bulduklarında, adamın paralel evrenlerle oynama gücünün devreye girmesi sonucu Planetary'nin dünyasıyla Batman'inki iç içe geçer. Sonra mı? Tabii ki merakla beklenen Planetary ve Batman karşılaşması gerçekleşir.

Gördüğünüz gibi, hikaye son derece sıradan. Planetary/Batman'in sırrı bu her crossover sayısında rastlayabileceğimiz basmakalıbı işleyişinde yatıyor. John Black'in güçleri, Batman ve Planetary'i bir araya getirmek için üretilmiş bir bahane değil, zira sayfalar ilerledikçe gerçeklik bükmenin Batman'in dış görünüşü ve kişiliği üzerindeki etkilerine tanık oluyoruz. Modern Çağ Batman'den, "kadın düşman kovucu sprey" taşıyan 1966 Adam West Batman'e, The Dark Knight Returns'ün Clint Eastwood-Batman'inden, 70'lerdeki Neal Adams'ın kara şövalyesine, 1939 Bob Kane'in Bat-Man'ine, karakterin dünden bugüne iz bırakmış ne kadar enkarnesi varsa Planetary ekibinin karşısına çıkıyor. Hali, hareketleri, yöntemleri apayrı olduğu halde, tüm yarasa adamlar ortak bir amaçta birleşiyor: John Black'e hak ettiği cezayı vermek. 


Anlatırken kulağa Batman'i ezberlemiş okurların seveceği türden, geek işi bir çizgi romanmış gibi geldiği açık, ama Warren Ellis'in metni o kadar sade, göndermeler o kadar kararında ki, hiç Planetary okumamış, Batman'i de "oradan buradan" bilen birisi bile bu hikayeyi sıkılmadan okuyabilir. Batman fanatiklerinin ise Ellis'in aralara serpiştirdiği nüansları fark ettikçe ağızlarının suları akacaktır, kesin.

Planetary/Batman'i güçlü kılan unsurlardan bir diğeri de John Cassaday'in illüstrasyonları. X-Men okurları Cassaday'i, Astonishing X-Men serisindeki parmak ısırtan işlerinden hatırlayacaklardır. Planetary/Batman'de aynı etkileyicilik sürüyor. Arka planları neredeyse yok sayıp, karakterleri daha bir kanlı canlı hissettirmek Cassaday'in taktiği, ve bu taktik Batman'in birden çok kostümünü çizdiği bu hikayede çok işe yarıyor. Hele zirve noktasında beliren bir "gerçekçi Batman" dizaynı var ki... Tarif etmeye kelimeler yetmez.

İyi bir crossover söyle bana, içinde Batman olsun diyorsanız, Planetary/Batman tam size göre bir çizgi roman. 

Ben de şimdilik kaçıyorum izninizle. 27 sayı Planetary beni bekler...

Oldman & Cotillard

Oldman & Cotillard
Pittsburgh Sokaklarında

Pittsburgh seti bitti, setten sızan görüntüler bitmedi, arkadaşlar. 2007 yılında The Dark Knight'ın çekimleri yapılırken güvenlik çok daha sıkıydı, hayranlar Batman'in yeni kostümünün fotoğrafını çekebilmek için günlerce uğraşmışlardı. Joker'in ajan fotoğrafları da bulanık ötesiydi. Nedense The Dark Knight Rises seti, önceki filme kıyasla on kat daha serbest gibi. Dış çekimlerde çok açık verdiler, filmden bir çok sahne gördük. WB ninjalarını göreve davet ediyorum :)

Aşağıdaki videoda Gordon rolündeki Gary Oldman'ı ve Miranda Tate olarak karşımıza çıkacak Marion Cotillard'ı görüyoruz.



23 Ağustos 2011 Salı

Elseworlds



Kahramanları yaşadıkları dünyadan çıkarıp, ait olmadıkları yer ve zamanlara yerleştirme fikri neredeyse çizgi romanlar kadar eski. DC Comics'in 1980'lerin ortalarına kadar yayınlandığı Imaginary Stories (Hayali Öyküler) adı verilen bu konsept, Superman: Whatever Happened To The Man of Tomorrow ile raflardan çekilip, yerini başlı başına bir dal olan "Elseworlds"e bıraktı. Marvel Comics'in, daha çok olay merkezli ilerleyen ("X-Men Inferno'da kaybetseydi ne olurdu?" gibi) hipotetik çizgi romanlarına DC'nin cevabı olan Elseworlds, ana akım çizgi romanın gerileme dönemi yaşadığı 90'larda, eski planların ısıtılıp ısıtılıp önlerine koyulmasından şikayetçi okurların sığındıkları güçlü bir kale oldu.

Frank Miller'ın The Dark Knight Returns adlı klasiğiyle one shot, mini seri, alternatif evren çizgi romanlarının önünü açmasından aldıkları cesaretle Brian Augustyn, Mike Mignola ve P.Craig Russell'in, Batman'i Viktorya çağına götürüp, Jack The Ripper ile karşılaştırdığı, steampunk esintili Batman: Gotham by Gaslight, (orijinal basımının) kapağında Eleseworlds amblemi taşımasa da ilk resmi Elseworlds macerası olarak kabul ediliyor.

Elseworlds etiketiyle yayınlanan ilk çizgi roman ise; Batman: Holy Terror. Oliver Cromwell'in on yıl fazla yaşadığı bir gerçeklikte cereyan eden bu bıçak gibi keskin hikayede, yazar Alan Bennert ve çizer Norm Breyfogle, teokratik diktatörlüğün ortasındaki Batman'i, ailesi kilise tarafından öldürülen, hükümeti bitirmeye and içmiş bir terörist olarak tashih ediyor. Kara Şövalye'nin dostlarını ve düşmanlarını, zengin arka planlarla yeniden şekillendiren Holy Terror, Elsewords kültürünün devamı için bir emsal teşkil etti diyebiliriz.

Batman'i Kral Arthur'un Camelot'ının bir parçası haline getiren Dark Knight of The Roundtable (1998), İç Savaş'taki at üzerindeki bir Batman'i anlatan The Grey, The Blue and The Bat (1992), Kara şövalyeyi Nazi'lerin içine salan Dark Alliances (1995) yazarların devamlılıkla kafa patlatmadan, yarasa adamı tarihin farklı bölümlerine teslim ettikleri maceralardan bazıları.


Elseworlds, sinema ve edebiyattan malzeme alma konusunda sıkıntısız olduğundan, korku klasikleriyle kesişimi hep başarılı çalışmalar doğurmuş olan Batman için ideal bir platformdu ve karakterdeki korku potansiyelini keşfeden yazarlar, hayal güçleri dahilinde Batman'i yaratıkların dünyasına sokmaktan çekinmediler. 1991'de piyasaya sürülen Red Rain'de, Dracula'yla başa çıkabilmek uğruna bir vampir olmayı kabullenen kara şövalye, 1997'deki Batman: Masque'de Phantom of The Opera'nın bir oyuncusu, 99 yapımı Batman: Nosferatu'da da Alman Ekspresyonist sinemanın öncülerinden Nosferatu ve The Cabinet of Dr. Caligari'nin bir misafiri oldu.

Misafir demişken, Batman'i Marvel Comics şirketinin kahramanlarıyla buluşturan team-up hikayeleri de Elseworlds sayılıyor. Kara Şövalye'yi Spider-Man ile çatıdan çatıya atlarken, Daredevil ile aynı safta dövüşürken, Captain America'yla ortak çalışırken görürseniz şaşırmayın.


Dün kadar tanıdık, yarın kadar yeni olma vaadiyle yola çıkan Elseworlds formatı, kültürel yerleşikliklerinden ve getirdikleri kazançtan dolayı en çok Batman ve Superman karakterlerine uygulandı. Evrene yayılmış, çok karakterli Elsewords eserleri arasındaysa Alex Ross'un The Kingdom Come (1996) çalışması başı çekiyor.

2000'lerde hız kesen, ve artık annual'larda, özel sayılarda seyrek görünen Elseworlds hikayeleri, tekdüzelikten bunalanlara sağlam alternatifler sundu geride kalan yirmi küsur yılda. Fırsat buldukça bu alt türün önemli çizgi romanlarından bahsetmeyi planlıyorum. Bazen çok alakasız bir zamanda geçen, ana akım Batman'e hiç mi hiç benzemeyen bir Elseworlds yorumu, "devamlılığa ait" çoğu karbon kopyadan daha esaslı olabiliyor, doğruya doğru.


Batman/Batman Ailesi Elseworlds kitaplarının listesi:

Batman of Arkham
Berlin Batman
Batman: Black Masterpiece
Batman: The Blue, the Grey, and the Bat
Batman: Book of the Dead
Batman: Brotherhood of the Bat
Batman: League of Batmen
Batman: Knightgallery
Batman and Captain America #1
Batman: Castle of the Bat
Batman: Citizen Wayne
Catwoman: Guardian of Gotham
Catwoman: The Last Man
Curse of the Cat-Woman
Batman Daredevil: King of New York #1
Batman: Dark Allegiances
Batman/Dark Joker: The Wild
Batman: Dark Knight Dynasty
Batman: Dark Knight of the Round Table
Batman/Demon: A Tragedy
Batman: Detective No. 27
Batman: Digital Justice
Batman: The Doom That Came to Gotham
Batman: Golden Streets of Gotham
Batman: Gotham by Gaslight
Batman: Master of the Future
Batman: Gotham Noir
Batman: Haunted Gotham
Batman: Hollywood Knight
Batman: Holy Terror
Batman/Houdini: Devil's Workshop
Batman: I, Joker
In Darkest Knight
Batman/Judge Dredd Judgment on Gotham #1
Batman/Judge Dredd Vendetta in Gotham #1
Batman/Judge Dredd The Ultimate Riddle #1
Leatherwing
Bride of Leatherwing
Batman/Lobo #1
Batman/Lobo: Deadly Serious
Batman: Manbat
Batman: Masque
Batman: Nevermore
Batman: Nine Lives
Batman: Nosferatu
Batman: Order of Beasts
Batman: Other Realms
Batman and Punisher: Lake of Fire
Batman: Reign of Terror
Robin 3000
Robin: The Narrow Path
Batman: Scar of the Bat
Batman/Spawn: War Devil
Spawn/Batman
Batman and Spider-Man
Batgirl and Robin: Thrillkiller
Batgirl and Batman: Thrillkiller '62
Batman: Two Faces
Batman: The Tyrant
Batman: Year 100
Batman & Dracula: Red Rain
Batman: Bloodstorm
Batman: Crimson Mist
The Dark Knight Returns
The Dark Knight Strikes Again

Hoşçakal Pittsburgh

Hoşçakal Pittsburgh




The Dark Knight Rises'ın Pittsburgh çekimleri sona erdi. Setten alınan son görüntüler Tumbler ve Batpod arasındaki takip sahnesine ait. 


21 Ağustos 2011 Pazar

batman/catwoman: follow the money

Batman/Catwoman
Follow The Money

Çizgi roman okurları olarak ara sıra yakalandığımız iki tuzak var: Birincisi; bir kitabın göz alıcı çizimlerine aldanıp, güzel göründüğü için ortalama bir işi yüceltmek, ikincisiyse; çizimlerinin zevkimize hitap etmediği gerekçesiyle bir kitaba şans vermemek. Batman/Catwoman: Follow The Money, yazar ve çizeri Howard Chaykin'in abartılı stili sayesinde ikinci hata için muazzam bir ortam hazırlıyor. Nereden mi biliyorum? Bir arkadaş, Batman ve Catwoman delisi olmasına rağmen çizimleri pek tutmadığı için bu maceranın aylarca yüzüne bile bakmadı da oradan! (bkz. bir arkadaş)

Batman/Catwoman Follow The Money'de, kimsenin ciddiye almadığı hırsız The Cavalier, Wayne Enterprises'ı soyup, suçu Bruce Wayne'in üzerine yıkar. Şirketinin paralarının nereye gittiğinin açığa çıkmasına ramak kalmış olan (bkz. Batman bu pahalı oyuncakları nereden buluyor?) Batman'in tek çıkar yolu, The Cavalier'in bir diğer mağduru olan Catwoman ile ortak çalışmaktır.


Batman: Dark Alliances ve Batman: Thrillkiller gibi grafik romanların yaratıcısı Howard Chaykin, Follow The Money'de 1940'ların komedi filmleri havasında, eğlenceli, küçük bir takip öyküsü hazırlamış. 44 sayfalık Follow The Money, Jeph Loeb'in Superman/Batman serisinde kullandığına benzer bir üslupla Batman ve Catwoman karakterlerinin benzerliklerini ve farklılıklarını masaya yatırıyor. Düşünce balonları, son dönemde alıştığımız öfkeli, ciddi, noir tonu yakalamak için değil, kahramanların gerçek düşüncelerini yalın bir şekilde ifade etmeleri için var, ve bence bu amaçla kullanımları iç açıcı bir değişiklik olmuş.

Catwoman'ın, Batman'in bir kanunsuz olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmemesi, Batman'in Catwoman'la durumlarının aynı olmadığını söyleyip durması, bu karakterlerin ilişkilerini neden "yürütemediklerini" gösteriyor. Bruce ve Selina'nın aralarındaki iletişim Spencer Tracy/Katharine Hepburn filmlerindeki kadın-erkek figürlerine benzetilmiş. Birbirlerini seviyorlar, dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı koruyorlar, fakat baş başa kaldıklarında birbirlerine duymak isteyecekleri son sözleri söylemekten de geri kalmıyorlar.

Ve çizimler... Dick Sprang'in Batman'ini okuyarak büyüdüğünü, ve "karanlık Batman"i yorumlamakta zorluk çektiğini söyleyen Chaykin'in, Sprang ile Ed McGuinness karışımı bir tarzı var. Suratlar köşeli, gözler, dudaklar abartılı. Alışmanın zaman aldığı doğru, ama kötü demek de haksızlık. Laf arasında, Cavalier'in, renkli kostümü, saçları ve Disney kötülerini hatırlatan mimikleriyle (Peter Pan'deki Captain Hook'un kayıp bir kardeşi var mıydı?) Batman ve Catwoman'dan çok daha iyi çizildiğini ve utanmadan rol çaldığını da belirtmem gerekir. 

Sonuç olarak Batman/Catwoman: Follow The Money, Alex Ross, Lee Bermejo gibi çizerlerin işlerinden hoşlanan ve kasvetli Batman maceraları arayışında olanlara zaman kaybından başka bir şey ifade etmeyecek olsa da, derdini lafı dolandırmadan anlatan, rahat, Gümüş Çağ ve Superman/Batman görünümünde çerezlik bir çizgi roman. Çizim konusunda bir takıntınız yoksa ve Batman ve Catwoman karakterlerine bağlıysanız, bu sevimli macera büyük ölçüde tatmin sağlayacaktır.

16 Ağustos 2011 Salı

BAT 101 Batman Evrenine Giriş

BAT 101
Batman Evrenine Giriş

Tüm Batman çizgi romanlarını içinde saklayan bir hap olsa da yutsak...

Blogla ilgili aldığım soruların büyük bölümü Batman okumak isteyen, fakat 72 yıllık devamlılıkta kaybolmadan günceli nasıl yakalayacaklarını merak eden Batman severlere ait. Piyasadaki onlarca farklı dergi, sayısız cilt, alternatif gerçeklik, gelecek-geçmiş öyküleri arasında kafaların karışmaması için ben de 15 başlıktan oluşan bir okuma listesi hazırlamaya karar verdim. Eklenebilecek ve bana kalsa çıkarılabilecek çok macera olsa da, listenin bu halinin Batman evreninin kavranması en kolay şeklini yansıttığını düşünüyorum.

Baştan söyleyeyim; BAT 101: Batman Evrenine Giriş listesi en iyi hikayelerden veya favorilerimden oluşan bir derleme değil, yalnızca yeni okurların Modern Çağ Batman'i hiç sıkıntı yaşamadan anlayabilmeleri için oluşturulmuş bir yol haritasıdır. Listede bulunan maceraların hepsinin ölümsüz eserler olduklarını söyleyemem, ama okuyacaklarınızın sizi Batman'e bir Gotham sakini kadar yakınlaştıracağının garantisini verebilirim. İyi eğlenceler!

1. YEAR ONE

Bruce Wayne nasıl Batman oldu? Hmm... İçine kapanık lise öğrencisi Bruce Wayne bilim fuarında radyoaktif bir yarasa tarafından ısırılınca süper güçler kazandı. Yok yok, böyle değildi. Yarasa adamlar gezegeninden dünyaya gönderilen bir bebek, güneşten aldığı güçlerle... Tüh, yine tutmadı. En iyisi, işin aslını Frank Miller ve David Mazzucchelli'den öğrenmek. 1939 yılında yayınlanan Detective Comics #31'deki kısacık orijini geliştirerek 89 sayfalık bir kahramanlık destanı haline getiren Batman Year One, Bruce Wayne'in suçluların en büyük kabusu Batman olma yolundaki savaşını anlatırken, kurtuluş için maskeli bir kahramanı beklemekten başka çaresi olmayan, çürümüş Gotham şehrini ve bu ortamda ayakta kalmaya çalışan polis memuru Jim Gordon'ı elinizi uzatsanız dokunabileceğiniz kadar gerçek bir şekilde ele alıyor. Her Batman hastasının kütüphanesinde bulunması gereken Year One, kara şövalye ile tanışmak için eşsiz bir fırsat.

Year One hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz sizi inceleme sayfasına alalım.

Yanında Ne İyi Gider: Legends of The Dark Knight serisinin Year One döneminde geçen çok parlak maceraları var: Shaman, The Prey, Tao, Gothic bunlardan bazıları. Matt Wagner'ın 30'lardaki klasik iki Batman hikayesini güncellediği (çok da iyi yaptığı) Batman and The Monster Men ve Batman and The Mad Monk da kara şövalyenin ilk yılına ait başarılı çalışmalar.

2. THE MAN WHO LAUGHS

Bana en büyük düşmanını söyle, sana süper kahramanın ne kadar iyi olduğunu söyleyeyim. Suçun palyaço prensi Joker, Batman evreninin vazgeçilmez oyuncularından biri ve en az Batman kadar, kimi zaman Batman'den bile daha popüler bir karakter. 2005 tarihli The Man Who Laughs, bizi Batman ve Joker'in sonu hiç gelmeyecek kovalamacalarının ilkine götürürken, Year One'a da başarılı bir devam hikayesi işlevi görüyor. Ed Brubaker ve Doug Manhke'nin ellerinden çıkan The Man Who Laughs Joker'i yakından tanımak isteyenlere şiddetle tavsiye olunur.

The Man Who Laughs yazısı için desteden bir kart çekebilirsiniz.

3. THE LONG HALLOWEEN

Batman'i ilk günden beri destekleyen Savcı Harvey Dent neden karanlık tarafa geçti? Jeph Loeb'in polisiye roman tadındaki senaryosu, Tim Sale'in öve öve bitiremeyeceğim karikatürümsü ama karamsar çizimleriyle Catwoman, Scarecrow, Poison Ivy ve Mad Hatter gibi Batman'in kötüler galerisini gümüş tepsi içinde bir arada sunan The Long Halloween, yarasa adamın karanlık dünyasını keşfetmek isteyenlerin kaçırmaması gereken bir çizgi roman.

Üzerine tatlı olarak ne alalım? Batman'in renkli düşmanlarının geçmişlerini öğrenmek isteyenler Catwoman: Year One ve Four of A Kind cildinde toplanan ve Riddler, Poison Ivy, Man-Bat ve Scarecrow'u anlatan sayılara göz atabilir.

4. DARK VICTORY

Gotham Şehri mafya babalarının ellerindeyken, ne oldu da ucubelere devredildi?
The Long Halloween'in devamı niteliğindeki Dark Victory'de klasik düşmanlar güç kazanırken, Batman'in hayatına suç kurbanı yeni biri giriyor: sirkte akrobat olan anne-babası öldürülen Dick Grayson, yani Robin.

Dark Victory'i okurken, bir yandan da aynı ekibin ürünü olan ve DV'deki bir zaman boşluğunu dolduran Catwoman: When in Rome'a da göz gezdirilebilir.

5. KILLING JOKE

Bir günlüğüne Joker kafası yaşamak ister miydiniz? Geçmişini doğru düzgün hatırlamayan, ahlaki değerleri geçersiz bulan, Batman'den tek istediği "şaka" olarak gördüğü suçlarına gülmesi olan kaosun efendisi, Killing Joke'ta normal bir insanı delirtmeye tek kötü günün yeterli olduğu teorisini kanıtlamak için kobay olarak Komiser Gordon'ı seçiyor. Batman'in akıl sağlığını masaya yatıracak kadar cesur, Barbara Gordon'ı tekerlekli sandalyeye mahkum edecek kadar acımasız Killing Joke, Alan Moore'un kaleminden, hiç eskimeyecek bir başyapıt.

Killing Joke üzerine karaladıklarıma bir bakmak için tıklamanız yeterli.

6. A DEATH IN THE FAMILY

Dick Grayson, Batman'in yanından ayrıldı, Nightwing ismini alıp kendi kanatlarıyla uçmaya başladı. Yerine gelen ikinci Robin Jason Todd ise bir kahramanın yardımcısı değil, bir kahramanın en büyük başarısızlığı olarak hafızalara kazınacaktı. Yayınlandığı 1987 yılında olay yaratan, Amerika/İran ilişkileri üzerine hayli saldırgan bir yaklaşıma sahip A Death In The Family, hayranların telefondan gönderdikleri oylarla belirledikleri finaliyle günümüzde bile hatırlanıyor.

7. LONELY PLACE OF DYING

Lonely Place of Dying, Batman ile Bruce Wayne'in aynı kişi olduğunu kendi başına çözen ve Batman'in yardımcısı rolünü hakkıyla elde eden üçüncü Robin Timothy Drake'in kırmızı, yeşil, sarı renklere bürünmeden önceki hayatına ışık tutuyor.








8.KNIGHTFALL/KNIGHTQUEST/KNIGHTSEND

Olması gerektiği gibi kotarılmadığı savımı haklı çıkarmak adına saatlerce kafa ütüleyebilecek olsam da, itiraf etmek zorundayım; önerme olarak belki de en epik Batman eseridir Knightfall. Batman'in bocalaması, ağır ağır çöküşü, yenilgisi, yerine başkasının geçmesi, unvanını geri almak için canını ortaya koyması Shakespeare dramalarında görülecek cinsten bir anlatımdır. Alın, okuyun, "I will break you!" diye bağırasınız gelene kadar benimseyin bu hikayeyi.

9. CATACLYSM/NO MAN'S LAND

1990'lı yıllarda çıkan çizgi romanlarda crossover mantığı o kadar yaygındır ki, pelerinini sallayan bir taneye çarpar. Gotham'ın bir depremle yerle bir olmasını konu alan Cataclysm ve takipçisi No Man's Land, birden çok dergiye sıçramış dev crossoverlardan.

Öncesinde Contagion ve Legacy maceraları başlangıç menüsü olarak alınabilir.



10. BRUCE WAYNE MURDERER/FUGITIVE

Batman dergilerini epey işgal etseler de, uzun vadede kolayca yok sayılabilecek eserlerden oldu Bruce Wayne: Murderer ve Bruce Wayne: Fugitive. Bu nedenle listede yer verip vermeme konusunda kararsız kaldım. Bu iki macerayı okumasanız da Batman'in dünyası hakkında kaçıracağınız çok şey olmaz, yine de Modern Çağ Batman'e farklı bir bakış açısı kazandırdıkları için hafife alınmamaları gerektiğini düşünüyorum. Hele ki Bruce'un Batman obsesyonunun gelebileceği en uç noktaları öğrenmek niyetindeyseniz.

11. HUSH

Yayınlanmış Batman maceraları içerisinde değeri en çok abartılanı (overrated, kardeşim!) Batman: Hush, Jeph Loeb ve Jim Lee'nin ortaklığının ürünü. Bir bilgisayar oyunu formatında ilerleyen hikaye, normal şartlar altında kolay kolay yenilip yutulmayacak kadar çok çizgi roman klişesi içermesine rağmen, yeni okurlar için bir hazine gibi. Neden mi? Riddler'dan Ra's Al Ghul'a, Killer Croc'dan Lady Shiva'ya Batman'in neredeyse tüm düşmanlarını, Nightwing'den, Huntress'e, Superman'e tüm dostlarını bir araya getirerek, "Kim kimdir?" eksenindeki soru işaretlerini bir oturuşta ortadan kaldırıyor.

Hush'ı seven bunu da sevdi: Batman Under The Red Hood

12. BATMAN AND SON

Uluslararası terörist Ra's Al Ghul'un kızı Talia size aşıksa başınıza gelebilecek tüm sürprizlere hazırlıklı olmalısınız. Mesela... Bir sabah uyandığınızda 10 yaşında bir oğlunuz olduğunu öğrenebilirsiniz. Grant Morrison'ın Batman dergisindeki hükümdarlığını başlatan Batman And Son, eşit oranda sevilen ve nefret edilen son Robin Damian Wayne'i ve R.I.P macerasının kilit oyuncularından Jezebel Jet'i tanıttığı için önem taşıyor. 



13. BLACK GLOVE / R.I.P. / FINAL CRISIS

Kahramanlar ölür, efsaneler sonsuza kadar yaşar... Black Glove isimli bir örgütle karşı karşıya gelen Batman'in günleri sayılı. Grant Morrison'ın çok tartışılan R.I.P. macerası ve Kara Şövalyenin Darkseid'a kafa tuttuğu Final Crisis, Bruce Wayne'in Batman olarak geçirdiği son günleri anlatıyor. Son günler dediysem, çizgi romanlarda ne kadar son olursa, o kadar işte...





14. BATMAN REBORN / THE RETURN OF BRUCE WAYNE 

Herkes Bruce Wayne'in öldüğünü düşünürken, o, zamanın içinde yolunu bulmaya çalışıyordu. Kısa sürede cehenneme dönen Gotham'ın ise yeni bir koruyucuya ihtiyacı vardı. Dick Grayson Batman kostümünü giydi ve Damian'ı Robin olarak yanına alıp, suça karşı savaşmaya Bruce'un bıraktığı yerden devam etti.

Batman Reborn'dan önce karakterlerin yarasa adam olma yolundaki itiş kakışlarını anlatan Battle For The Cowl'ı da ekleyebilirdim. Ancak macera o kadar bayat, o kadar sinir bozucu ki, bunu yaparsam sonsuza kadar vicdan azabı çekerim :) Batman Reborn'dan önce tek bilmeniz gereken Dick'in yeni Batman olduğu, fazlası zarar.

Batman Reborn'un hikayesini devam ettiren Batman Vs. Robin ve Batman and Robin Must Die da dikkatlerden kaçmamalı.

15. BATMAN INCORPORATED

Bruce Wayne geri döndü! Üstelik misyonuna her zamankinden daha bağlı bir şekilde! Batman'lik müessesesinin dünya arenasına taşındığı Batman Incorporated, Grant Morrison'ın yarattığı yeni karakterleri tanıtırken, Gümüş Çağ'a selam çakmayı da ihmal etmiyor.

Arkham City Mr. Freeze

Arkham City: Mr.Freeze

Rocksteady Arkham City'nin Mr. Freeze'ini muhteşem bir fragmanla görücüye çıkardı.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Cat-Heels?

Cat-Heels?

Sonunda Anne Hathaway de The Dark Knight Rises'ın setinde yakalandı. Oyuncunun Catwoman kostümüyle görüntülendiği yeni kayıtlardaki tartışma konusu ise giydiği topuklu ayakkabılar oldu. Eh, kedi kulaklı maske yerine "gerçekçi" gözlüklerin kullanıldığı bir filmde topuklularla fink atan hırsız kızlar görmedik demezsiniz artık :) İlgili video:


14 Ağustos 2011 Pazar

Catwoman Sokaklarda

Catwoman Sokaklarda


Anne Hathaway'in dublörü (hani şu IMAX kamerası kıran :)) Pittsburgh sokaklarında görüntülendi. Bize de Catwoman kostümünü dikkatlice inceleme fırsatı doğdu.













12 Ağustos 2011 Cuma

detective #881

Detective #881

James Jr.: Gotham City sent me a sign. A sign in the form of a news report. A report on the return of Batman. There was the picture of him, of Batman, and he was leaping down on criminals, but the thing was, he was... smiling. And all of a sudden I just knew. I knew that it was you under the mask. Not Bruce. You."

Vedalar zordur. Detective Comics #881, hem Scott Snyder/Jock/Francesco Francavilla ekibinin, hem de yayını 75 yıldır devam eden Detective Comics'in ilk volume'ünün son sayısı. Üzülmeyin, Detective Comics Eylül ayında 1.sayıdan başlayacak, Snyder ise Batman dergisinde yazarlık işi kaptı çoktan. Bir yere giden yok yani.

Scott Snyder'ın koşusunun ilk sayısı Detective #871, benim de blog için yazdığım ilk Detective Comics incelemesiydi. Batwoman'a aşık olmamızı sağlayan Greg Rucka'nın apar topar gidişinin ardından sudan çıkmış balık gibi olmuş bünyelerde sarsıcı bir etki yaratmıştı Snyder. Black Mirror daha ilk sayısından "Galiba çok özel bir şey okuyorum ben ya." dedirtmişti. Yeniydi. Yalnızca çıkış tarihi olarak değil, anlayış olarak yeniydi. Dick Grayson'ı, Komiser Gordon'ı, Gotham'ı bambaşka gözlüklerden inceliyordu. Sevdik. Evet, zaman geçtikçe seri yazarın tecrübesizliğinin yol açtığı kısıtlamalardan çok yara alsa da bırakmadık, yeri geldiğinde eleştirdik ama bırakmadık.

Could This Be The Batwing At Last?

Batwing?



Christopher Nolan'ın son Batman filmi The Dark Knight Rises'da yarasa adamın yeni bir aracı olacağı bir süredir kulaktan kulağa yayılan haberler arasındaydı. Filmin Pittsburgh setinde görüntülenen bu ilginç cisim (uçan Tumbler?) akıllara Batwing'i getirdi. 

Batwing daha önce Tim Burton'ın 1989 yapımı Batman filminde görünmüştü. 

Could this be the Batwing at last?

11 Ağustos 2011 Perşembe

Joseph Gordon-Levitt Sahnede

Yeni JGL Görüntüleri


The Dark Knight Rises filminden ufacık bir bilgi kırıntısının sızdırılamadığı zamanları hatırlıyor musunuz? O günleri artık nostalji köşesinde değerlendirebiliriz, çünkü çok geride kaldılar :)

John Blake rolündeki Joseph Gordon-Levitt'in ve Tumbler'ın bulunduğu yeni bir sahne Youtube'a düştü.


Amerikan Çizgi Romanında Dönemler

Amerikan Çizgi Romanında Dönemler

Farklı yaş gruplarından 10 kişiye "Çizgi roman nedir?" sorusunu yöneltirseniz, en çok duyacağınız yanıt "Tommiks Teksas" -ki Tommiks'in telaffuzu şaibeli- olacaktır. İtalyan çizgi romanı, yani "fumetti", kırk yaşın üzerindeki vatandaşlarımız için çizgi romanın sözlükteki karşılığı gibidir. Cevap verenlerin yaş ortalaması düştükçe, cevaplar da dramatik olarak değişmeye başlar: "Örümcek Adam" bahsi mutlaka geçer, Superman de keza, ama nedense bir çizgi roman kahramanı değil, filmleriyle ünlüdür bizim topraklarda Superman. Biraz zorlarsanız Christopher Reeve'in geçirdiği üzücü kazanın ayrıntılarını bile dinleyebilirsiniz. Bir de Batman var. Kabul edin, Batman'e ne zaman geleceğimi merak ediyordunuz :) Varsayımsal bunların hepsi ama, belli yaşı aşmış olan kitleye Batman resmi gösterirseniz "Vampir" cevabını almanız kuvvetle muhtemeldir. Batman 90'lı yıllara kadar buralarda kalıcı bir etki yaratamamıştır çünkü. Benim de üyesi olduğum Y kuşağı içinse Batman bir çocuğun örnek alabileceği en havalı karakterdir. Tim Burton'ın Batman ve Batman Returns filmleriyle başlayıp, Batman The Animated Series çizgi filmiyle devam eden, Büyük Mavi/Arka Bahçe Yayıncılık'ın çizgi romanlarıyla boyut atlayan (Sırası böyle olmayabilir. Benim güzergahım Batman oyuncakları --> Animated Series --> Tim Burton --> çizgiromandır örneğin.) Batman sevgisi, Türkiye'de sadece 90'larda çocuk olanların algılayabileceği türden bir sevgidir.

Retro simgeleri abartıp "Ben altı yaşımdan beri Batman okuyorum ulan!" çizgisine kaymadan toparlamam gerekirse, daha yazının başında teşhis edebileceğiniz üzere "comics" olarak bilinen Amerikan çizgi romanı ülkemize yabancı bir kavram. En iyimser yaklaşımla, 20-25 yıllık bir geçmişi var. 1930'lardan beri çizgi roman kültürünü sarıp sarmalamış olan Amerika'nın geçtiği tarihsel süreçlere tanık olmadığımız için, Altın Çağ, Gümüş Çağ, Tunç Çağı ve Modern Çağ sözcük grupları bizler için en fazla içi boş konuşma balonları kadar anlamlı. Çizgi roman incelemeri ve karakter biyografileri yazarken en çok sıkıldığım cümleler de, bu terimleri kullanmak zorunda kaldıklarım oluyor bu yüzden.

Nedir bu Altın Çağ, Gümüş Çağ, Tunç Çağı, Modern Çağ zımbırtıları?

Çizgi roman tarihçileri bir türlü ortak paydada birleşemeseler de, çoğunluğun kabul ettiği başlangıcı ve sonu esas alırsak, Superman'in Action Comics #1'de ilk defa göründüğü 1938 ile, ikinci Flash Barry Allen'ın ortaya çıktığı 1956 arasındaki döneme Altın Çağ diyoruz. DC, All American Comics ve Marvel olarak bildiğimiz Timely Comics bir çok karakteri bu dönemde yarattı: Batman, Robin, Wonder Woman, Aquaman, Captain America, Sub Mariner bunlardan sadece bir kaçı.

Milyonluk satışların gerçekleştiği Altın Çağ, Amerikan çizgi romanının şekillendiği bir dönemi işaret eder. Süper kahraman tasavvurunun hatları belirlenir. İkinci Dünya Savaşı'nın etkileri çizgi romanlarda büyük ölçüde hissedilir. Naziler, Axis güçleriyle çarpışan süper kahramanlar Altın Çağ'da sık rastlanan enstantanelerdendir.

Batman'in Altın Çağ'ı ise karakterin üzerine oturacak/oturmayacak ögeleri test etmekle geçmiş bir zaman dilimi. İlk yılında düşmanını öldüren, nadiren de olsa silah kullanan, acımasız bir intikamcı olan karakter, çıkışından 1 yıl sonra güler yüzlü, didaktik bir adam haline gelir. Bu ekstrem geçişte, ailelerden gelen şikayetleri sonlandırmak isteyen DC'nin baskılarının payı göz ardı edilmemelidir. Robin'in yaratılmasıyla yetişkin tavrından ödün verip, küçük yaştaki okurlara da pazarlanan bir çizgi roman karakteri olur Batman. Joker, Catwoman, Penguin, Two Face, Clayface gibi klasik düşmanlar hep Altın Çağ'da yaratılmıştır.

Gümüş Çağ ise her şeyiyle fırtınalı bir süreçtir. Savaş sonrasında çizgi roman satışları düşmüştür, Altın Çağ dönemindeki şiddet içerikli çizgi romanlar, artan suç oranının sorumlusu kabul edilmiştir. Bizde nasıl çocukları şiddete özendirdiği bahanesiyle Power Rangers ve Pokemon yasaklanmışsa, 1950'lerde de Amerikan çizgi romanları çocuksulaşmaya zorlanmıştır. 1956 yılında başlayan Gümüş Çağ'a asıl darbeyi vuransa Fredric Wertham'ın, basımından yıllar geçmiş olmasına rağmen hala tartışılan The Seduction of Innocent kitabıdır. Wonder Woman'ı BDSM fantezileriyle ilişkilendiren, Superman'in faşizme prim yaptırdığını savunan, Batman ve Robin'in eşcinsel bir çift olduğunu iddia eden Wertham'ın yönlendirmesi, yarattığı koca dezenformasyon bulutuyla çizgi romanları sansürle tanıştıran Comics Code Authority'nin (Bizdeki RTÜK gibi bir oluşum) kurulmasına yol açar.

Sansür kısıtlaması ve savaş sonrası ruh halindeki Amerika halkının  gerçek sorunlarından kaçmak için dünyevi olayların yakınından geçemeyecek çılgınlıktaki eserlere sığınmaları çizgi romanın ciddiye alınmasının ve sanatsal gelişiminin önüne kalın bir duvar örmüştür.

Gümüş Çağ'ın en çok zarar verdiği karakterlerden biri, kara şövalye Batman'dir. Çünkü ne karanlığı, ne şövalyeliği kalmıştır artık. Kaçışçı mantalite gereği tüm serilere sızan robotlu, UFO'lu hikayeler Batman'de eğreti durur. Bat-Mite, Batwoman, Bat-Girl, Ace The Bat Hound karakterleri tutmaz. Satışların gümlediği bu dönemde, TV dizisi ve eş zamanlı atılan küçük ölçekli format sayesinde yayından kaldırılmaktan zar zor kurtulur Batman.

Bu çağın en önemli yaratıcıları arasında Stan Lee, Steve Ditko, Gil Kane, Jack Kirby, Carmine Infantino, John Romita Sr. bulunuyor.

Flash ile başlayan Gümüş Çağ'ın ne zaman bittiği konusunda çok sayıda farklı görüş mevcut, ancak ben Amazing Spider-Man #121'de Peter Parker'ın kız arkadaşı Gwen Stacy'nin ölümünün bu döneme nokta koyan olay olduğunu düşünüyorum. Gümüş Çağ suça özendirmekle itham edilmiş, yapay bir masumiyetle sınanmış, gelmiş geçmiş en masum karakterlerden birinin ölümüyle de sona ermiştir. 

1970'ler Tunç Çağı'nı müjdeler. Amerikan Çizgi romanı kavramını "yaratmış" yazar ve çizerler, editörlük gibi işlere terfi ederlerken, İkinci dünya savaşı hikayeleri, aşk çizgi romanları ve komik kitaplar sessizce silinip gider. Comics Code Authority'nin Gümüş Çağ'daki katı kuralları kalkar. Böylelikle vampirli, hayaletli hikayeler sansüre takılmadan yayınlanmaya başlar. Swamp Thing, Marvel'ın Dracula'sı, Spider-Man'in düşmanlarından vampir Morbius, ve Batman'deki Man-Bat tipik Tunç Çağı yapıtlarıdır. Tunç Çağı'nın bir diğer belirgin özelliği de toplumsal duyarlılığıdır. Spider-Man uyuşturucu bağımlılığı meselesine el atarken, ırkçılığa ve cinsiyet ayrımcılığına meydan okuyan X-Men popülerliğinin doruğundadır.

Tunç Çağı Batman'i eski, gölgelerin içindeki adalet savaşçısı tarzına kavuşturduğu için çok önemli. Kara şövalyeyi 1939 yılındaki ilk haline benzetmek amacıyla Dick Grayson üniversiteye yollanıp, Batman tek başına bırakılır. 

Gerry Conway, Chris Claremont, Gene Colan, Dennis O'Neil, Neal Adams, John Bryne, Len Wein, George Perez ve Marv Wolfman, bu dönemin ruhuna uygun en çok eser vermiş yazar ve çizerlerdendir.

Kimileri hala sürdüğü hususunda ırsarcıysa da (Yemeyin bizi!) 1985-86 yıllarında kapandığını söyleyebiliriz bu çağın. DC kendisinden önce gelen trendleri yok edip, yenilerini icat eden Crisis on The Infinite Earths ile, Marvel ise Secret Wars macerası ile yeni başlangıçlara yelken açar.

Ve Modern Çağ... 80'lerin ikinci yarısından, içinde bulunduğumuz güne kadar uzanan bu devrin mimarları olarak The Dark Knight Returns ile çığır açan Frank Miller ve Watchmen ile süper kahraman mefhumunu ulaşabileceği en tepeye taşımış Alan Moore'u gösterebiliriz. Modern Çağ'da karakterler karanlık ve öfkelidirler. Anti-Kahramanların yükselişi ise kimsenin durdurabileceği gibi değildir. 90'ların başında Altın Çağ'ı bile sollayan milyon satışlı çizgi romanlar yapılır, fakat bu yükseliş pek kimseye yaramaz. Sektör büyürken, kalite düşer. Marvel'da çok dalga geçilen Spider-Man Clone Saga macerası 90'lar çizgi romanının portresi gibidir: aynı anda beş altı dergide devam eden, asla bir sonuca bağlanmayacakmış, hiç bitmeyecekmiş hissiyatı doğuran yönsüz çizgi romanlar demektir doksanlı yıllar.

Todd McFarlane, Jim Lee, Marc Silvestri, Rob Liefeld, Eric Larsen, Whilce Portacio, Chris Claremont ve Jim Valentino'nun Image Comics'i kurarak başlattıkları, "Ressam Çağı"na göz kırpan, çizerlerin yıldızlaşması ve bağımsızlaşması akımı, uzun vadede zamanın ruhunun gerisinde, gelip geçici bir rüzgar olarak kalır.

2000'lerde ise ciddi bir toparlanma gözlemliyoruz. Marvel'ın Ultimate kolu, klasik karakterleri modern anlatımla birleştirerek yeni nesillere tanıtır. Brian Michael Bendis, Mark Millar, Geoff Jones, Grant Morrison, Greg Rucka gibi yazarlar ana akım çizgi romanları derli toplu hale getirmeyi başarırlar.

Batman Modern Çağ'ın büyük bölümünü Frank Miller'ın izlerinin takibinde geçirirken, son çeyreğinde Grant Morrison'ın Hypertime benzeri devamlılık anlayışıyla tüm geçmişinin kabul gördüğü eklektik bir yapıyı kucaklar.

Şu an devam etmekte olan çağa Modern Çağ dedim ama, böyle dönemler yaşarken anlaşılmaz. Bugün yaşadığımızın ilerde "... Çağı" (Umarım üç noktanın yerinde kötü bir kelime olmaz :)) olarak etiketlenmeyeceğinin garantisini kimse veremez. 

Unuttuğum, yeterince üzerine eğilmediğim yüzlerce yazar, çizer, konu olduğuna bahse girerim. Kimseyi yormadan, bıktırmadan ancak bu kadar özetleyebildim 80 yıllık Amerikan çizgi romanı tarihindeki devirleri ve onların Batman'deki yansımalarını. Bundan sonra bir yazıda "Gümüş Çağ"a değindiğimde, blogun okuyucularının akıllarında neden bahsettiğim konusunda bulanık da olsa bir resim oluşacaksa, boşuna uğraşmamışım demektir.