30 Eylül 2011 Cuma

TDKR Setinde 
Sürpriz Oyuncu


The Dark Knight Rises setinde yatıp kalkan adanmış Batman hayranı ninjalar bilgi sızdırmaya devam ediyor. Dün inanılmaz bir gizlilik içerisinde çekildiği bildirilen mahkeme sahnesine sürpriz bir oyuncu damgasını vurdu.  SPOILER Batman Begins'in Jonathan Crane/Scarecrow'u Cillian Murphy "yargıç" olarak Gary Oldman'ın canlandırdığı James Gordon'ın karşısına çıktı. Bu, Murphy'nin ikinci Batman cameo'su. Aktör daha önce 2008 yapımı The Dark Knight'ta ufak bir rolde görünmüştü.  SPOILER  Kalabalıkların bu sürprizi coşkuyla karşıladığını söylemeye gerek yok, değil mi? 

29 Eylül 2011 Perşembe

The Dark Knight #1

Tanım: Batman yazmaya yeltenen herkesin aklına gelebilecek bir senaryoya sahip çizgi roman.

Superman'i baştan yaratan Action Comics, kahramanları acele etmeden bir araya getiren Justice League, ezber bozan Wonder Woman, çok başarılı işler Animal Man, I Vampire, Batwoman, dev hayal kırıklıkları Superman, Batgirl derken herkesin ağzındaki "yeni 52"nin birinci sayılarının tümünü dün itibariyle elden geçirmiş olduk, şimdi derin derin nefes alma vaktidir! Amma ve lakin, konu Batman dergilerine geldiğinde rahatlamak pek olası gözükmüyor. Detective Comics'in Tony Daniel'in komutasında uçurumdan yuvarlanışı, Batman and Robin'in "Ben senin babaaağnım çocuğum" sığlığında seyretmesi çok dokunmadı da, geçen haftaki Batman #1'in vasatlığı koydu be Alfred! Daha Batman'in bozgunu geçmeden gelen Batman The Dark Knight #1 ise hem kendini batırdı hem de Batman #1'i aşağıya çekti. Neden mi? Çünkü iki sayı da neredeyse aynı öyküye sahip!

Batman üzerini değiştirir, Bruce Wayne olarak bir baloya katılır, Bruce baloda gelecekte kostümlü düşmanlar olarak kafamıza kafamıza vurması muhtemel yeni birileriyle tanışır, Arkham akıl hastanesinde firar olur, Batman kaçkınları yakalamak için olay yerine gider.

Oluş sıraları farklı, ama iki dergide de gerçekleşen olaylar bunlar. Yanlış anlaşılmasın, kimse kimseden çaldı diyecek değilim, zaten bir hafta arayla piyasaya çıkmış iki sayıdan bahsediyoruz, akıl dışı olur araklama olduğunu iddia etmek. Dikkat çekmek istediğim, Batman #1'de Scott Snyder'ın ve The Dark Knight #1'de Paul Jenkins ve David Finch'in, hiç risk almadan, Batman yazarı herkesin aklına gelebilecek ilk fikirleri birinci sayılarında kullanınca kaderin cilvesi sonucu pişti olmaları. Editörler ne yapıyor, insan sahiden merak ediyor. 

Nedir? Karşılaştırma halinde Batman #1 havada karada Batman The Dark Knight #1'i geçer geçmesine de, orijinallik konusunda aralarında çok fark göremiyorum. David Finch relaunch öncesinde de Golden Dawn gibi kendisi adına utanmamı sağlayan bir macerayla huzurlarımızdaydı, ancak yeni seride yardıma gelen gelen Paul Jenkins'in, aslen bir çizer olan David Finch'in -en nazik üslupla nasıl söylesem?- pek iç açıcı olmayan senaryolarını derleyip toparlayacağını ummuştum. Yanılmışım. 



İlk sayının çizimler dışında artı olarak kabul edilebilecek bir numarası yok. Finch'in Jim Lee'ye yakın tarzı, Batman hayranlarının hoşlanacağı resimler ortaya çıkarıyor. Gotham manzaraları iyi, düşmanlar tipsiz, kızlar güzel, daha ne olsun? Kızlar demişken, Bruce'un baloda tanışma şerefine nail olduğu Jaina Hudson'ın, Jezebel Jet'in yolunda yürüyüp bir villainess olacağı kehanetinde bulunmadan edemeyeceğim. 

Final de tam bir fiyasko. SPOILER  Two Face, Venom ile devasa bir yaratık olmuş (Arkham Asylum'ın sonundaki Joker boss dövüşünü hatırlayın) ve bundan böyle One Face olarak anılmak istiyormuş. Oldu. Cnm. Sçs. Kib. Öptm. Bye. SPOILER

Aramızda kalsın, bu sayıdaki Arkham toplu kaçışı bu haftanın ikinci, bu ayın üçüncü, son beş ayın dördüncü, son üç yılın beşinci Arkham firarı. Ne yaratıcılık ama!

Hakkında duyduklarınız sizde merak uyandırdıysa (uyandırmasın diye uğraştık o kadar! :)) The Dark Knight #1'e bir şans verebilirsiniz, ama aynısının daha iyi yazılmışı varken ne gerek var, orası muamma. 

25 Eylül 2011 Pazar

Meow!


The Dark Knight Rises'ın Los Angeles setinde çekilen yeni fotoğraflar Anne Hathaway'in Catwoman kostümüyle ilgili aylardır merak edilen hayati bir meseleye açıklık getirdi. Evet, gerçekten de gözlüğün altında domino maskesi var, ve yukarıya kaldırıldığında kedi kulağı motifi oluşturduğu görülüyor. Biz tahmin etmiştik... :)



23 Eylül 2011 Cuma

Batman #1

DC'nin değişim rüzgarı yalnızca Superman'e yaramış gibi görünüyor. Çoktandır eskide kalmış, tekdüze, günümüz gençliği için "yeterince cool olmayan" bir süper kahraman sayılan Çelik Adam, Action Comics'deki sert çocuk tavırlarını devam ettirir, yazarlar da kartlarını doğru oynarlarsa tek ayağı çukurdaki Superman markası yeniden canlanabilir, sinema filmi gişede olay yaratabilir, karakter yeniden Spider-Man gibi bir karlı bir ürüne dönüşebilir. Varmaya çalıştığım nokta şu; reboot Superman için bir zorunluluktu. Diyelim ki henüz devler ligine giren Green Lantern'ın da herkese hitap etmesi için öyle, hadi Wonder Woman için de. Peki Batman? 1989 yılındaki Tim Burton filminden sonra filmleriyle, animasyonlarıyla, boyama kitaplarıyla, çizgi romanlarıyla, sahne şovlarıyla, geek dediğimiz kitlenin dışında, bilim kurgu/fantastik yapımları sevenlerin, çizgi film takipçilerinin, ucundan kıyısından herkesin hayatında olan bir karaktere reset atmak ne kadar mantıklı? Sallıyorum, Swamp Thing'i herkes bilmiyor, 1. sayıdan başlayıp karakterin temel özelliklerini sıralamak gayet anlaşılabilir bir durum, Batman ise -bir ihtimal Damian dışında- içeriğini çizgi roman okurlarının büyük bir yüzdesinin bildiği bir karakter. Kalkıp "Facial Recognition" kutucuklarıyla "Bu Dick Grayson, bu Alfred Pennyworth" diye anlatmak nedir?  Benim gözüme batan ilk şey o kutucuklar oldu. Elde X-Men gibi kadrosu sürekli değişen bir takım yoksa, kolaycılıktan başka işe yaramıyorlar zira. "Facial Recognition" yazar Scott Snyder'ın Batman #1'de yapmak istediğinin özünü oluşturuyor; bilgi patlaması. İşte bütün mesele bu.

Scott Snyder, geçtiğimiz yıl Detective Comics'de epey sükse yaptı. Kanaatimce son zamanların en görkemli Batman maceralarından olan Black Mirror (Detective #871, #872, #873) kredisini öyle yükseltti ki adam ne yapsa deli gibi bekler olduk. Koşusunun devamında James Jr. ve Sonia Branch/Zucco'ya abanması, kurgunun son çeyrekte tavsaması, ve Detective Comics #881'deki olmaz olsunlar kategorisindeki final onu bir gecede çıkardığım zirveden çabucak indirdi. Yine de Judd Winick, Peter J. Tomasi gibi yazarların yazdığı DcNu Batman dergileri içinde en "hit garantilisi" Snyder'ın Batman'i olduğundan alışveriş listeme almaktan, soranlara tavsiye etmekten (Daha dün sabah daha okumadan nasıl olsa belli bir seviyenin üzerindedir düşüncesiyle Formspring'te önerdim!), yeni dergisinin nasıl olacağını merak etmekten kendimi alamadım. Netice istediğim gibi mi? Pek sayılmaz...


Batman #1'in keyif kaçıran kısımları daha kapakta başlıyor. Çizerimiz Greg Capullo'nun sanırım bu aynı kompozisyon için yaptığı ikinci veya üçüncü kapak. Batman azılı düşmanlarıyla dövüşüyor. Bazılarının tipleri kaymış, diğerleri bildiğimiz gibi, Two Face The Dark Knight versiyonundan, Scarecrow da Batman Begins'deki ikizinden izler taşımakta. Çok çirkin olduğunu düşündüğüm yeni "Batman" logosu da Arkham Asylum oyununun logosunun cilalanmış hali. Dikkatimizi ne çekti? Batman'i okumayan ama filmler ve oyunları takip eden hayranları tavlamak. Çizgi romanlar ticari kaygılar üzerine yapıldığı için laf edecek değilim, ama bir filmin gazıyla çizgi roman okumaya başlayan, başka bir filmle başka bir şirketin dergisine kaçar, bunu göz ardı etmemek lazım. Yeni okur kazanmak adına eskilerin alıştıkları karakterlerin görünümünü değiştirip, senaryo olarak onlara aynı pilavı sekizinci kere yedirmeye çalışmak da çok akılcı gelmiyor. İlk aylarda satışlar yüksek olacaktır -ve zaten 1. sayılar bile arzu edilen düzeyde değil- ama seneye ne olur, kimse bilmiyor.

Capullo dedik, kendisi Spawn'da harikalar yaratmış bir yetenek. İnsan figürleri ve atmosfer yaratmadaki becerisi, Spawn okurlarının favorisi olmasına yetti ve arttı. Önceleri Batman için uygunluğu konusunda tereddütlerim olsa da, beklenenden çok daha iyi bir iş çıkardığını söyleyebilirim (O ne hasta bir Bat-Mağara'dır öyle!) Capullo'nun Batman'i, Jim Lee'nin tarzıyla The New Batman Adventures çizimlerinin karışımı gibi. Kostümlü karakterler on numara, yalnız sivil karakterlerde bulaşıcı bir benzerlik problemi söz konusu. Bruce Wayne, Dick Grayson, yeni karakter Lincoln March aynı anne babanın çocukları neredeyse. Boy farkı çok belirgin bir şekilde verilmese kimin kim olduğunu anlamaya imkan yok. Dustın Nguyen, Eduardo Risso, Francesco Francavilla gibi daha karamsar tarzdaki isimlerden sonra Greg Capullo şık bir değişiklik olmuş yine de.


İçeriğe geçelim. Bilgi patlaması demiştim ya, ilk sahnede Batman'in düşmanlarının hemen hepsini görüyoruz. Mr Freeze'den, The Riddler'a, Grant Morrison'ın Professor Pyg'inden, Flamingo'ya, Snyder'ın James Jr'ına, hepsi burada. Ön izleme sayfaları düştüğünde bu sahneyi yazarın geçmişi bir an evvel aradan çıkarma çabası olarak görmüş ve sevmiştim, ama pek öyle olmuyor. Amaçsızca konulmuş bir dikkat çekme, herkesi gösterme olayı sadece. Ek olarak, Detective'in son sayısında (yine Snyder'ın yazdığı) Komiser Gordon'ın eskiden oğlunu "ders olsun diye" Arkham Asylum'a göndererek cezalandırdığını öğrenmiştik, burada Batman'in bir karakteri (SPOILER Dick'i, Joker kılığında SPOILER) , bilgi sızdırması için başka bir kılıkta Arkham'a yolladığını öğreniyoruz. Snyder'ın "şehrin aç bir canavar olması", "eski dost düşman olmaz sözünün ihlali" gibi favori temalarının yanında kahramanlardan birinin yakınlarını akıl hastanesine yatırması fikrinin de geri dönüşüm kutusundan bir kaç ayda çıktığını görmek beni hiç sevindirmedi.

Bruce'un Bat-Mağara ve Wayne malikanesi sekansları Batman ve Robin'ler arası aile dinamiğini kurması açısından önemliydi. Damian'ın Tim'e olan husumetinin unutulmamış oluşu, ayağına gelen ilk pası laf sokmaya çevirmesi eğlenceliydi, yalnız hikayedeki kanlı, cinayetli meselelerin ortasında çok alakasız, biraz garip oldu. 

Balo sahnesinde Bruce Wayne ailesinin kaybını, Gotham'da yaptıklarını ve yapmak istediklerini davetlilere ve Bruce Wayne'i tanımayan (kaldı mı?) yeni okurlara kör göze parmak yöntemiyle anlatıyor. Kahramanımızın davette tanıştığı Lincoln'dan da kara kara titreşimler geldiğini görmek için medyum olmak gerekmiyor. Bütün Batman hikayelerinde okuduğumuz, Bruce'un bir konuşmanın ortasında göreve çağırılması ve Batman'e dönüşmesiyle bu sahne bitiyor.


Batman ve Harvey Bullock muhabbeti tahmin ettiğim kadar eğlendirmiyor ve cliffhanger ile biten final ise, sözü edilen karakter hem burada, hem de kendi dergisinde koşturduğu için son derece etkisiz ve Detective Comics #1'deki son sayfa kadar bayat duruyor. 

Son olarak, reboot öncesinde hazırlanan Batwoman'ı saymazsak, DcNu Batman ailesinde beni heyecanlandıran bir dergi bulamadığımı eklemek istiyorum. Scott Snyder'ın Batman'inde ilk sayı itibariyle "Off, şurası çok saçma! Tam bir rezalet" diyebileceğim, parmakla gösterilecek yerler olmasa da, yönünü bulamayan , bilgi bombardımanından geçilmeyen bu hali 90'ların ortalarından bugüne dek Batman okuyan şahsımı tatmin etmedi. Olur ya, belki de sorun bendedir. Okuduğum yorumların, incelemelerin hemen hepsi öve öve bitirememiş Batman #1'i. Haftaya Batman: The Dark Knight #1 çıkacak, o da bu ayardaysa Grant Morrison'ın Batman Incorporated ile feleğimizi şaşırtacağı günler için geri sayıma başlamanın zamanı gelmiş de geçiyor demektir.

22 Eylül 2011 Perşembe

Catwoman #1

Catwoman, geçtiğimiz haziran ayında diğer yeni 51 dergiyle birlikte açıklandığında mutluluğumu içime sığdıramamış, resmen havalara uçmuştum. Yaratıcı ekibini öğrenmekse bende uçan balona batırılmış iğne etkisi yaratmadı desem yalan olur. Judd Winick, sektörün en istikrarsız yazarlarından biridir. Kendisinin kaleminden çıkan bir dergiyi gözünüz kapalı güvenerek alamazsınız, mutlaka sayfaları karıştırmak, mümkünse hakkındaki eleştirileri okumak gerekir. Arada yazdığı iyi hikayeler, ne yazık ki başarısız işlerinin arkasında kalıp unutulur.  Haziran'dan bugüne kadar ağzında sakız ettiği "seksi" kelimesi, kalemindeki Catwoman'ın akıbeti hakkında bariz sinyaller veriyordu. Çizer Guillem March'a bakacak olursak da, Joker's Asylum: Poison Ivy ve Gotham City Sirens ile "cheesecake" dedikleri, kadınları orta sayfa güzeli pozlarında çizmesiyle isim yapmış bir adam. Vaziyet böyle olunca, Winick ve March'tan gelecek Catwoman'ın neye benzeyeceğini tahmin edebiliyorsunuz. Ettiniz mi? Şimdi tahmininizi beşle çarpın. Eşittir Catwoman #1.

Bu, Catwoman'ın üçüncü sürekli serisi. İlk olarak 1990'larda Jim Balent, kolay okunabilir, arsız ve seksi maceralarıyla Selina'yı gündeme taşımıştı. Winick ve March'ın yaptığının yanında masum kalacak o serinin bugün Selina'nın abartılı vücut ölçüleriyle hatırlandığını, ve edebi değer zaten beklemiyoruz da, sıradan bir çizgi roman olarak bile pek önemsenmeyen, dalga geçilen bir seri olduğunu vurgulamak lazım. Balent'ın Catwoman'a kattığı "lay lay lom" hava, ancak 2001'de Ed Brubaker ve Darwyn Cooke'un Catwoman Vol. 2'siyle silinmişti (Bu değişimi, Christopher Nolan'ın, Joel Schumacher'ın Batman'ini unutturmasına benzetebilirsiniz pekala). Selina's Big Score gibi bir başyapıta ev sahipliği yapan seri, Selina'ya, hiç yabana atılmayacak bir olgunluk ve çizgi roman çevrelerinde saygınlık kazandırdı. Catwoman okuyan bir gence, başrolünde büyük göğüslü bir kadının olduğu, konudan yoksun, geyik bir dergiyi takip ediyor muamelesi yapılamıyordu. Tüm bunlara paralel olarak, 2001'den sonra Batman ve Catwoman karakterleri birbirlerine güvenmeyi, yardım etmeyi, destek olmayı öğrendiler. Batman, gerçek kimliğini sevdiği kadına açıkladı, onu Bat-Mağara'ya getirdi. Zor anlarında yanında oldu. Kızı Helena'yla (devamlılıktan silindiğine emin olabilirsiniz) ilgilendi ve en muhteşemi; Batman gibi bir adam için en zor şeyi yapıp, Selina komada yatarken hakkındaki hislerini ortaya döktü (Batman Heart of Hush)


Catwoman/Selina Kyle benim için en özel çizgi roman karakteridir, çocukluk aşkımdır, her hikayesini okumak istediğimdir, Batman'in sırt sırta savaşırken ölebileceği, Bruce Wayne'in kavgasını bir gün bırakacak olsa ölene kadar beraber yaşamak isteyeceği kadındır. Orijinler, kostümler, devamlılıklar değişir, Selina hafızasını kaybetmiş bir hostes (The Secret Life of Catwoman), patronu tarafından öldürüldükten sonra gizemli bir şekilde hayata dönmüş zırdeli bir sekreter (Batman Returns), eski bir dominatrix (Batman Year One) olabilir. Değişmeyen sadece Catwoman'ın gelmiş geçmiş en güçlü kadın karakterlerden biri olduğudur. Fiziksel güçten bahsetmiyorum kesinlikle. DC'nin Wonder Woman'ı arkasından iterek oturtmaya çalıştığı "Bir numaralı kadın çizgi roman karakteri" tahtına Catwoman tırnağını kıpırdatmadan sahip olabilmiştir. Böylesi bir karakteri yenilik adı altında basit bir cinsel obje olarak göstermek, üstelik geçmişte Jim Balent örneği varken çok talihsiz bir hareket.

Catwoman #1'de neler var? Selina'ya ev baskını, yarı çıplak pozlar vererek canını kurtarma (!) girişimleri, Kızıl peruklu barmaid Selina, orgy bar, cinsellik, kan, tuhaf erotik pozlar, cinsellik, yeni bir yan karakter, cinsellik...

Catwoman #1'de neler yok? Selina'nın güçlü kişiliğine dair bir iz, elle tutulur bir konu, düzgün yazılmış Batman/Catwoman dinamiği, birbirlerine güvenen Batman ve Catwoman (Selina, Batman'in Bruce olduğunu artık bilmiyor, dünyanın en iyi dedektifinin de bilip bilmediği muallakta)


Anladık, Judd Winick ve Guillem March DcNu'daki en seksi dergiyi yazmak üzere yola çıkmış. Ama cinsellik faktörü yalnızca dozunda kullanıldığında işe yarıyor. March'ın Catwoman, Poison Ivy ve Harley Quinn'i 3'ü 1 arada matinesinden pazarladığı Gotham City Sirens'ı kurtarmaya yetmedi o faktör. Yazar ilginç planlarla, gerçek diyaloglarla, taş gibi bir iş çıkartamıyorsa, üzgünüm, baş karakter ne kadar taş olursa olsun fayda etmez. 

SPOILER  (Catwoman #1'i okumamış olanlar gözlerini kapatsınlar!)

Sayının sonuna iliştirilmiş, All Star Batman and Robin'deki Batman ve Black Canary sevişme sahnesine benzeyen, Batman/Catwoman yakınlaşmasından nefret ettiğimi eklemek istiyorum. Hani tamam reboot/relaunch, yeni evren, dolu macerayı devamlılıktan silmişsiniz siz sevgili çakallar, iki karakter birbirlerini doğru düzgün tanımıyor bile, ama bari her Batman ve Catwoman öyküsünün olmazsa olmazı, "kedi fare oyunu" tarzı kovalamacayı almasaydınız. Aralarındaki kimya, gurur, kanunun farklı taraflarında duruyor olmalarından ileri gelen çaresizlik, teslim olamama, Whatever Happened To The Caped Crusader'daki "Buraya geldin, çünkü beni seviyorsun. Seni ölüme terk ediyorum, çünkü seni seviyorum."  gitmiş. Arta kalanlar fiziksel çekim, o kadar.    SPOILER SONU


Birinci sayıyı özetlemek için "Judd Winick's take on Batman XXX: Porn Parody" diyebilirim ve bunun acımasızca olduğunu düşünmem. Aynı ekip sıfırdan bir karakter yaratsa, onun yüzeysel serüvenleri olsa bu "seksi" çizgi roman, belki vakit geçirmek için okuyabilirim. Malesef özne Selina olunca pek boş veremiyorum. Kedi Kadın, 70 yıllık varoluşuyla, pop kültüründeki konumuyla ve tek bakışıyla öldüren çekiciliğiyle Winick'in gösterdiğinden daha fazla saygıyı hak ediyor çünkü.

21 Eylül 2011 Çarşamba

Batman: Year One DTV

Warner Home Video, Batman Year One animasyon filminden kısa bir tanıtım videosu yayınladı:




Yok, bu Ben McKenzie hiç olmamış!

18 Eylül 2011 Pazar

Batwoman #1

Sondan başlayacağım: Beklediğimize değdi! Greg Rucka ve JH Williams III'nin Detective Comics'deki fevkalade koşusundan beri ha bugün, ha yarın çıkıyor nidalarıyla voltalar atarak beklediğim Batwoman, sonunda DcNu'nun 52 dergisi arasındaki yerini aldı. İtiraf etmeliyim; Rucka'nın yokluğu, JH Williams'ın bir yazar olarak tecrübesiz oluşu gibi etkenler yeni Batwoman'ın müthiş görünen, ama içerikten kaybeden bir seri olabileceği korkusu yaşamama sebep oluyordu. Neyse ki ilk sayıyı bitirdiğimde endişenin yersiz olduğunu anladım. Williams yazarlık görevini W. Haden Blackman ile paylaşmış ve ikili beraber güçlü bir açılışa imza atmışlar. 

Maceramız "Hydrology"e balıklama dalmadan önce birazcık geriye gidelim. Gidelim de, Batwoman'ı kendi serisi sabırsızlıkla beklenen bir karakter yapan neymiş hatırlayalım... 

Yarasa ailesinin en genç halkalarından biri olan Kate Kane/Batwoman, 2006 yılında ortaya çıktı. Alex Ross'un olası bir Barbara Gordon/Batgirl projesi için tasarladığı kırmızı-siyah kostüm, bu yeni karaktere verildi. Daha tek çizgi roman panelinde gözükmeden, lezbiyen olduğunun duyulmasıyla gündemi hayli meşgul eden ve muhafazakarlara mavi ekran verdiren Batwoman, Detective Comics'deki Elegy ve GO maceralarıyla (şiddetle önerilir!) sansasyonel bir balondan ibaret olmadığını da dosta düşmana gösterdi. Rucka ve Williams'ın Batwoman çalışması satışlarda DC'nin yüzünü güldürmekle kalmadı, eleştirmenlerin favorisi, prestijli çizgi roman ödüllerinin de vazgeçilmezi haline geldi. Yarasa Kadın popülerlikte sınır tanımadı. Ha, bir de karakterin kıpkırmızı saçlara, bembeyaz bir tene, yemyeşil gözlere ve kodu mu oturtan bir güce sahip olduğu gerçeği var, tabii hiçbiri onun neden bu kadar çok sevildiğini açıklamaya yetmiyor.

İyi bir fikir edinmemizi sağlıyor sadece... :)

DC'nin geçen sene müjdelediği ama türlü bahanelerle ertelediği (Son gecikmenin sebebi seriyi diğer 1. sayılarla beraber başlatmakmış meğer, boşuna küfür manyağı yapmışız adamları :)) Batwoman çizgi romanı, reboot rüzgarından nasibini pek almamışa benziyor. (Serinin konsepti reboot tantanasından aylar önce oluşturulduğu için daha normal bir şey olamazdı) Bu yüzden birinci sayı karakteri tanıtma amacı uğruna kendini parçalamıyor. Önceki maceralarda yaşananlar muhteşem bir sayfada flashback panelleriyle sunulmuş sunulmasına da, konuya bütünüyle hakim olmak için önce bir Elegy ve GO'ya uğramak gerekebilir. Karakterin çok eskiye dayanmaması ve topu topu iki macerasının  (tek kitapta toplandılar: Batwoman Elegy HC) olanı biteni anlamak için yeterli olduğunu hesaba katarsak, bunun çok da yanlış bir adım olduğunu söyleyemeyiz. Erkenden başa sarmak kimsenin işine yaramazdı. Batwoman #1 daha çok bir dizinin ikinci sezonunun başına benzetilebilir. Tüm kadrosu ve "Previously On..." sekansıyla birlikte!


Nasıl bıraktıysak öyle Kate Kane. Babasına hala kızgın, hala meraklı, hala Maggie Sawyer ile ilgileniyor. Renee Montoya ile yaşadıkları aşk bile devamlılıktan silinmemiş. Kate'in hayatında değişiklik diyebileceğimiz, eskiye oranla daha önemli bir yer edineceğinin sinyallerini veren kuzeni Bette, yani eski Flamebird. Kendisi için Batwoman'ın Robin'i olacak diyebiliriz. Kate tarafından eğitiliyor, ama dövüş yetenekleri pek beğenilmiyor. Babası ve sevgili adayı kızlar dışında konuşacağı pek kimsesi olmayan Kate'in hayatında Bette dev bir boşluğu doldurmuş bana kalırsa. 

Batwoman #1, bizi yeni bir düşmanla tanıştırıyor: Bir efsaneden yola çıkarak yaratılmış La Llorona/Weeping Woman, geceleri evlere girip çocukları kaçıran bir kadın. Aynı miti Supernatural izleyicileri dizinin pilot bölümünden hatırlayacaklardır. JH Williams III röportajlarında Batwoman dergisinde Batman'in doğaüstü varlıklarla karşılaştığı 70'li yıllardaki gotik maceralara yakın tatlar yakalamaya çalışacağını söylemişti, Weeping Woman tam da bu amaca hizmet edecek türde gizemli, ürkütücü bir karakter. 

İlk sayıda karşılaştığımız tek düşman Weeping Woman değil. En son Marc Andreyko'nun Manhunter'ında yan rollerde gördüğümüz -Sonradan bir yerlerde çıktılarsa bilemem-  Director Bones ve Cameron Chase de, ilerleyen sayılarda Kate'in canını çok sıkacaklarının garantisini verdiler. Bones seride "Big Bad" mertebesinde olacak gibi görünüyor.


JH Williams'ın illüstrasyonları her zaman olduğu gibi dudak uçuklatıcı. O kadar ki, insan sayfaları kopartıp, duvarına asmak istiyor. Genellikle "Eh işte" damgası basılacak çizgi romanlar iyi çizimler sayesinde güç kazanırlar, lakin Williams'ın olduğu yerde gerek insan figürleri, gerekse janrdaki kuralları bozan coşmuş sayfa düzenlemeleri aşırı dikkat çektiğinden, yazılı metin geri planda kalmaktan kurtulamıyor. Bu nedenle "Batwoman'ın çizimleri deli, ama kalanı şöyle böyle..." tarzı eleştirileri önümüzdeki aylarda çok duyacağımıza eminim, şimdiden hazırlıklı olmak lazım. Tamam, Williams yazarlıkta kendini geliştirmeli, ancak ben sadece çizimlerle bile hikaye anlatmayı başardığı için derginin parlak bir geleceğe göz kırptığına inanıyorum. Kaç resim "Durun, önce ben konuşacağım" der ve harflere, cümlelere, benzetmelere ihtiyaç duymadan duyguları böyle rahat dile getirebilir? 

Son on yılda yaratılmış en ayrıksı karakterlerden birinin dünyasını yakın markaja alan, yapı itibarı ile biraz korku, bir tutam gizem, üç aşağı beş yukarı polisiye türlerinde gezinse de, bir süper kahraman hikayesinden bekleyebileceğiniz her şeyi veren, indie-vari bir ana akım çizgi roman arıyorsanız gecenin kırmızı şeytanı Batwoman'ı sakın kaçırmayın. 

9 Eylül 2011 Cuma

Detective #1

Tony Daniel azalarak bitsin! Judd Winick'in fan fiction-ımsı tarzına, David Finch'in rüzgar nereden eserse oraya giden anlatımına dayanabilirim, ama yok kardeşim, ben Tony Daniel'ın yazdığı çizgi romanlara katlanamıyorum. DC Comics'in en eski ve en prestijli iki dergisinden birinin -diğeri Action Comics- ilk sayısına daha beter bir yazar/çizer verilemezdi. Ucuz mu çalışıyor, yukarıdakilerden birinin dayı oğlu mu, nedir çözmüş değilim. Stili bana post-Frank Miller dönemde yazarların birbirleriyle giriştikleri "Ben daha karanlık ve öfkeli yazacağım", "Hayır en karanlık Batman'i ben yazacağım" yarışını hatırlatıyor ve yaptıklarının hiçbiri daha önce görmediğimiz bir şeyler değil. Koskoca DC evreni format yedi, Tony Daniel aynı tas aynı hamam. Detective Comics #1'de bol miktarda şiddet, anlamsız diyaloglar, şok etmek için konulmuş kötü sürprizlerle karşılaşıyoruz. 1 numaralı sayıyı kaçırmak istemediğim için abone olduğum bir çizgi roman Detective Comics, ama başladığı gibi devam ederse başka bir çizgi romanla değiştirirken hiç üzülmem. Zararın neresinden dönülse kar.

Açıkçası Detective Comics #1'in bende bıraktığı izlenim; DC'nin Tony Daniel'dan, Batman'i sadece The Dark Knight filminde görmüş kitle için bir hikaye yazmasını istediği şeklinde oldu. Çizgi romanda meydana gelen olaylar, filmin son sahnesinin devamı gibi. Polisler Batman'i kovalıyor (DcNu'daki hemen tüm süper kahraman dergilerinde önemli yer işgal ediyor polis/maskeli kahraman sürtüşmesi) ve Batman de, kaosun elçisi Joker'i yakalamaya çalışıyor. Aralarda konuştuğu isimler Komiser Gordon ve tabi ki uşağı Alfred. Sayıda tek eksiğimiz Lucius Fox, onu da yakında göreceğimizi tahmin ediyorum. Nedir, bu kadro yetersiz midir? Asla. Yetenekli bir yazar elindeki bu malzemeyle yeni devamlılığa bomba gibi bir giriş yapabilirdi. Olmadı.


Tony Daniel'ın sorunu biraz da yazdıklarıyla okuru kandıramaması bana göre. Sayı çok heyecanlı bir yerinde bitti diyelim, Batman ölümle burun buruna geldi, gelecek sayıyı beklerken meraktan ölmüyoruz, karakterleri, olayları ne kadar uğraşırsak uğraşalım ciddiye alamıyoruz. Sonuç da ister istemez tatsız oluyor. 

Eklemeden yapamayacağım, zaten sıkı Batman takipçilerinin dikkatlerinden kaçmadığına bahse girerim; macerada dolu The Man Who Laughs ve The Dark Knight Returns referansı göze çarpmakta. Yazarın The Long Halloween'i selamlama merakını Batman dergisinde geçen yıl yazdığı hikayelerden biliyorduk, ama burada gönderme olayı tamamen raydan çıkmış. Mesele geçmişi onurlandırmaktan çok, başkasının eskilerini giymeye dönmüş. Yeni kötümüz Dollmaker'a, düşünce kutularındaki Darkwing Duck ekolü "Ben geceyim, ben şuyum, ben buyum" cümlelerine ve Image Comics zihniyetine sahip gereksiz ötesi grotesk son sayfaya hiç girmiyorum bile!


Sayının gideri olan tek kısmı Batman ve Alfred'in Batcave'deki sahnesiydi bence. Bruce'un sahte playboy kişiliğinin yeni devamlılıkta da geçerli olduğunu Alfred'in o çok sevdiğimiz iğneleyici cümleleriyle öğrenmiş olduk. 

Bu hafta çıkan yeni Batman dergilerini sıraya koymam gerekse Detective Comics #1 en aşağıda olur, hiç tereddütsüz. Onun üzerinde Oracle'dan bağımsız değerlendirildiğinde iyi bir başlangıç sayılabilecek Batgirl #1, ve en yukarıda  yepyeni bir karakterin dünyasına kapı aralayan, aynı zamanda çizimleriyle de "yıldızlı pekiyi"yi hak eden Batwing #1 var. 

Günün sorusu: Detective Comics dergisi 27. sayıya gelene kadar becerikli bir yazar bulabilecek mi? 

8 Eylül 2011 Perşembe

Yeni TDKR Set Fotoğrafları


Christopher Nolan'ın üçüncü ve son Batman filmi The Dark Knight Rises'ın Los Angeles setinden fotoğraflar gelmeye devam ediyor arkadaşlar. Az buçuk spoiler değeri taşıyan yeni görüntüler için tıklamanız yeterli.

Batgirl #1

Yıl 1988. Alan Moore bir one-shot yazmış, ortalığı yıkmış, taş üstünde taş bırakmamış. Batman ve Joker arasındaki hiç bitmeyen mücadele hakkında bu. Adı Killing Joke. Defalarca okunur. Her okuyuşta ayrı haz verir. Kısadır, öyle saatlerinizi, günlerinizi almaz. Üzerine düşünmek, konuşmak, yazmaktır Killing Joke'u ölümsüz kılan. Bugün bile hala tartışılır. Kalıcıdır. İz bırakmıştır. Ama sen ticari kaygılarla yavaştan izlerini silmeye başlarsan, bir tek Killing Joke'un değil, sonrasındaki çizgi romanların da içlerini boşaltmış olursun. 

DC Comics'in 52 yeni dergiyle tarihi baştan yazması, sektöre yakın isimler tarafından "Alan Moore'un izlerini yok etme girişimi" (tabir olarak direkt De-Alan Moore-ification kullanılmıştı) olarak addedildi. Hatta bu yorum Moore'a taşındığında, ana akım çizgi romandan mümkün olabildiğince uzak durmaya çalışan yazar, "Umarım Alan Moore öncesinde çizgi romanların ne durumda olduğunu hatırlıyorlardır."  şeklinde dalga geçen bir yorum getirmişti. 80'lerin ikinci yarısından bugüne kadar varlığını sürdüren bir anlayışı bitirmekten bahsediyoruz. Benim de dahil oldum bir neslin, öncesinin nasıl olduğunu bilmediği bir anlayıştan.

Yeni DC'nin (DcNu olarak kısaltalım, rahatlayalım) Alan Moore'un etkisinden çıkmış olduğuna dair elimizdeki en sağlam kanıt Batgirl #1 diyebiliriz. Gümüş Çağ'ın Batgirl'ü Barbara Gordon, bir çoğunuzun bildiği gibi Killing Joke'ta Joker tarafından vurulunca, tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştu. Asla kaybetmiş, mağlup olmuş rolü oynamayan Barbara, kısa sürede edindiği Oracle kimliği ile, Birds of Prey'in, Batman'in, Superman'in, Justice League'in, yani tüm süper kahramanların, yetişemedikleri yerlerdeki ajanı gibiydi bir bakıma. 22 yılda, ne Helena Bertinelli'ler, ne Cassandra Cain'ler, ne Stephanie Brown'lar geçti "Batgirl" maskesi ve pelerininden, ama ne onlar ne de Barbara Gordon'ın Batgirl'ü, bir Oracle kadar önemli yer edinebildi kanımca. Oracle, yalnızca süper kahramanlar için yeri doldurulmaz bir yardımcı değil, fiziksel engelli çocuklar ve gençler için mükemmel bir rol model, eşsiz bir ilham kaynağıydı. Engellilerin yazdığı bloglara ve forumlara göz atacak olursanız, Barbara Gordon/Oracle'ın resimlerini profillerine koyan gençlerin sayısına çok şaşırabilirsiniz. Hani Batman, adaleti, kararlılığı, cesareti temsil ediyor ya çizgi roman evreninde, Oracle da engelleri aşmanın sembolü, hem yazında hem de yaşadığımız dünyada. Bu bakımdan gerçek bir kahraman olan Oracle'ın orta yaşlarının keyfini süren DC yetkililerinin Gümüş Çağ fetişi ve daha çok eşantiyon satma hırslarına kurban gitmesi, meseleyi Alan Moore'dan, yaratıcılığın tükenişinden, geri adım atmadan öte bir fiyaskoya dönüştürüyor.


Şu bir gerçek ki, çok zamandır gündemdeki bir projeydi Barbara'yı yeniden Batgirl yapmak. 2008'deki Oracle: The Cure adlı mini seride, yazarlar çok yaklaşmış, ama hayata geçirememişlerdi. DC sonunda hayranların tepkilerinden korkmaktan vazgeçti ve bir reboot ile Barbara'ya Batgirl kostümünü giydirdi. Batgirl'e kendine ait bir dergi de veren DC, derginin başına daha önce Oracle'ın liderlik ettiği Birds of Prey grubunun serisinde beraber çalışmış yazar Gail Simone ve ressam Adrian Syaf'ı getirerek işini sağlama aldı. Kapak çizeri olarak Wonder Woman ve Catwoman'daki leziz işleriyle bilinen Adam Hughes seçilince, bu tartışmalı çizgi romanın satmamasına imkan yoktu. DC'nin hesapları şaşmadı. Batgirl #1 daha piyasaya çıkmadan tükendi ve ikinci baskısı yolda. Ne diyeyim, tebrikler...

Batgirl #1'de, Barbara Gordon yine Joker tarafından vurulmuş, fakat bacaklarını hissetmeden yattığı üç yıldan sonra bir mucizeyle (ilerde bir açıklama, sihir, fırinç-bilim, babası Jim Gordon'ın şeytanla anlaşma yapması tadında bir sır bekliyorum bu mucizeyle alakalı) ayağa kalkmış. DcNu'daki herkes gibi (Komiser Gordon'ın saçında bile tek beyaz tel yok!) gençlik iksirinden içmiş Barbara. Eski devamlılıkta 20'li yaşların sonu - 30'lu yaşların başındaki kendinden emin kadının yerinde, 20'lik, yeni üniversite mezunu, hayatını kurma isteğinde bir genç kız var. Açılış monoloğundan anlaşıldığı kadarıyla, kadın karakterlerin çoğundaki kimliğini bulamama/kim olduğunu bildiğini tekrarlama eğiliminde (Daha kaç kez "Who am I?" ile başlayan bir Wonder Woman macerası okuyabiliriz ki?). Yeni Barbara ile ilgili üzücü kısım, Oracle'a hiç gönderme yapılmaması. Gelecekteki sayılar ne gösterir bilinmez, ama #1'den çıkaracağımız sonuç; Oracle'ın kahramanlıklarının uçup gittiği. Barbara ısrarla Joker'in kurşununun kendisini yenemediğini söylüyor içinden, ama ben vurulduktan sonra, yeni bir kimlikle süper kahraman olmak yerine üç sene yatmayı seçmiş bir kız gördüğüm için kendisiyle aynı fikirde buluşamadım malesef.


Tekerlekli sandalyeden kalkma sürecine tanık olmadığımız için, ne desek boş ama Barbara'nın yürümekle kalmayıp, hoplaması, zıplaması, üç kişinin arasına dalıp yara almadan kurtulacak kadar dövüşte gelişmiş olması kulağa pek gerçeğe uygun gelmiyor. Batman dövüş sanatları için yıllarını verdi, Robin'ler "en iyisinden" ders aldılar, Batwoman askerlik geçmişinden dolayı eğitimli. Peki Batgirl? Kocaman bir soru işareti.

Gail Simone'un "DC'deki en korkutucu yeni kötü adam galerisi" olarak gazladığı karakterlerin ilki, birinci sayıda tanıtıldı. Yeni düşmanımızın adı The Mirror ve elindeki listede isimleri yazan insanları bulup, onlara "gerçek yüzlerini" gösteren bir katil. Şu an için öyle über-orijinal bir olayı yok karakterin. Benim merakımı cezbeden; listesinde Barbara'nın da yazılı oluşu ve Barbara'ya neler göstereceği. Tahminim Barbara'nın "mucizevi iyileşmesi"yle ilgili olacağı doğrultusunda.

Yan karakterlerimiz; Komiser Jim Gordon, aptal polisler ve Barbara'nın yeni ev arkadaşı. X-Men'deki Jubilee'ye (özellikle Jim Lee'nin çizdiği Jubilee'ye) benzeyen ve aktivist olduğunu söyleyen (duvarında "Fight The Power" yazdığına göre, süper kahramanlara gıcık olan bir tip olabilir mesela bu) yeni  kızın, sonradan bir meta-insan ya da düşman olmamasını ümit ediyorum. Madem ki Oracle'ı kaybettik, dönüşümüz yok, yeni bir Barbara Gordon profili oluşturuluyor/dayatılıyor, evi, çevresi, arkadaşlarıyla doğru düzgün yapılmalı. 


Batgirl #1, hikaye ve çizim açısından ortalamanın üzerinde bir açılış yaptı. Ben Simone'dan mizah dozu daha yüksek bir dergi bekliyordum, ancak ilk sayıdan patır kütür kanla, cinayetle girdi, afalladık. Görüntü ve çizgi romanın tonu olarak Batwoman'ı andıran -sayının ortasında, birileri Barbara'ya Batwoman diye seslendi hatta!- Batgirl'ün kendini bulması zaman alacak belli ki. 20 yıl sonra DC'nin başına yeni bir kadro gelip, Oracle'ı, Cassandra Cain'i, Stephanie Brown'ı ve en şahanesi, Alan Moore günlerini geri getirene kadar elimizdekilerle idare etmekten başka çare yok. Önümüze atılanlar mutlu olmaya yeter mi,yetmez mi, ben bilemem.

7 Eylül 2011 Çarşamba

JLA: Tower of Babel

Literatüre yarı doğru, yarı yanlış bir alt başlıkla Batman'in Justice League'i tek başına devirdiği macera olarak geçen, 2000 tarihli bir Mark Waid, Howard Porter ve Steve Scott çalışması JLA: Tower of Babel; dostluk, güven, takım oyunu, iletişimsizlik gibi gerçek hayat mevzularının, süper kahraman formatındaki en inandırıcı sunumlarından ve "iyi" karakterlerin Street Fighter moduna girip ikide bir yumruklaştıkları DC'de, takım içi huzursuzluklara, olayı hormonlarının dikine giden ergenlerin mahalle kavgasına çevirmeden değinen eğlenceli maceralardan biri.

5 Eylül 2011 Pazartesi

Anne Hathaway Set Görüntüleri


The Dark Knight Rises'ın Los Angeles setinden yeni görüntüler internete sızdı. Yeni fotoğraflarda Anne Hathaway'i, Catwoman kostümü olmadan aksiyonun ortasında dalmış bir durumda görüyoruz.




Bunları Biliyor Muydunuz?



+Yaklaşık 6250 çizgi roman sayısı, 321 dizi/çizgi dizi bölümü, 43 video oyunu, 14 sinema filmi ve bir sahne şovu bulunan Batman'in en çok macerası yayınlanmış hayali karakter olduğunu... 

+Batman'in 125'ten fazla dövüş tekniğine hakim olduğunu...

+Batman ve Superman'in ilk kez bir çizgi romanda değil, 1945 yılındaki bir radio programında bir araya geldiklerini...

+Batman'in pelerininin Leonardo da Vinci'nin uçuş makinesi skeçlerinden esinlenerek tasarlandığını...

+Batman'in ilk kez göründüğü çizgi roman olan Detective Comics #27'nin bir kopyasının geçtiğimiz yıl 1.07 milyon dolara alıcı bulduğunu...

+Bob Kane ve Bil Finger'ın, Batman'in oluşum aşamasında Edgar Allan Poe Parkı'nda oturduklarını...

+Batman'in ilk yılında düşmanlarını gözünü kırpmadan öldürdüğünü...

+Batman'in sarı-siyah ambleminin 1964 yılına kadar hiçbir Batman kostümünde bulunmadığını...

+Robin'in aslında tek sayılık bir karakter olarak yaratıldığını, ama karakterin tanıtıldığı Detective Comics #38'in önceki sayıların iki katı satış getirmesi üzerine kalıcı olmasına karar verildiğini...

+Çizgi romanlarda görünen ilk Batman aracının Batmobile değil, Batplane olduğunu...

+Batman 1989 filmindeki Batmobile'in Chervolet Impala kasası ve Chevy V8 motoru kullanılarak yapıldığını...

+Günümüzde çizgi roman klasiklerinden biri olarak kabul edilen The Dark Knight Returns hikayesinin, çıktığı günlerde olumsuz eleştiriler aldığını...

+1943 yılındaki Batman serial filminin kötü adamının Joker olacağını, fakat suçun palyaço prensinin İkinci Dünya Savaşı dönemi Amerika politikasına hizmet etmeyeceği için yerine Japon bir karakter yaratıldığını...

+İlk Batman maceralarında Bruce Wayne'in, Julie Madison adlı bir kadınla nişanlı olduğunu...

+Bob Kane'in çizgi roman efsanesi Will Eisner'ın sınıf arkadaşı olduğunu...

+Robin Williams'a Batman 89 filminde Joker, Batman Forever'da Riddler rollerinin teklif edildiğini...

+Hugo Strange'in Batman'in en büyük düşmanı olması için yaratıldığını...

+Joker konseptinin "çok palyaço-vari" olduğu gerekçesiyle DC tarafından geri çevrildiğini... 

+Joker'in 1970'lerde 9 sayı süren bir çizgi roman dergisi olduğunu...

+Vicki Vale'in, o zamanlar henüz Marilyn Monroe adıyla dünya çapında ün kazanmamış olan Norma Jean'den esinlenerek yaratıldığını...

+1960'lardaki TV dizisinde Robin'in tam 352 kez "Holy..." ile başlayan bir söz söylediğini...

+Bruce Wayne'in Earth-2/Altın Çağ versiyonunun pipo içtiğini...

+Robin'in isminin Robin Hood ve Jerry Robinson'dan geldiğini...

+Michael Keaton'ın Batman rolüne seçilmesi üzerine Warner Bros'a 50.000 protesto mektubu gönderildiğini...

+Forbes dergisinin "En zengin 15 kurgusal karakter" listesinde Bruce Wayne'in 7 milyar dolarlık servetiyle 8.sırada bulunduğunu...

biliyor muydunuz?

1 Eylül 2011 Perşembe

Justice League #1

Eylül diyorduk, işte geldi Eylül... DC'nin tüm yayınlarını #1'den başlatıp, formatlanmış maceralarla yeni aboneler kazanma projesinin ilk adımı olan Justice League #1 görücüye çıktı. Batman, Superman, Green Lantern, Flash, Wonder Woman gibi karakterlerin, Flashpoint sonrasındaki yeni versiyonlarını tanıtma görevindeki derginin, bu ayın en çok satan çizgi romanı olacağına (Ön siparişler 200.000 civarındaydı!) şüphe yok. Peki, JL #1 bu başarıyı iyi bir sayı olduğu için mi elde edecek? Orada durup bir düşünmek lazım...