29 Ekim 2011 Cumartesi

En Büyük Bayram


Son haftalarda birbiri ardına gelen kötü haberlerin içinde hiçbir şey yokmuş gibi DC Comics yayın politikaları, relaunch'lar, Tony Daniel'ın başarısızlıkları gibi eften püften konulardan bahsedecek gücü kendimde bulamadığımdan blogla pek ilgilenemedim. Merak etmeyin, buralardayım. Yeni yazılar yolda :) Bu arada, üstteki muhteşem Atatürk portresinden haberdar olmamı sağlayan sevgili Nil'e teşekkür ediyorum. Çalışma Melike Acar'a ait. Kendisinin deviantart sayfasının ziyaret edilmesi şiddetle önerilir. 

Herkesin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

20 Ekim 2011 Perşembe

Pek Yakında

"Gatsby, o yeşil ışığa, önümüzdeki uzayıp giderken her yıl biraz daha geriye çekilen heyecan dolu geleceğe inanıyordu. Bir an için elimizden kaçmış olabilirdi -fakat bunun önemi yoktu- yarın daha hızlı koşar, kollarımızı ileriye uzatır... Ve güzel bir gün başlarken...
Evet, bizler böyle akıntıya karşı kürek çekerek çabalarız ama aslında durmadan geriye, geçmişe doğru sürüklenip gideriz."
(F. Scott Fitzgerald,  The Great Gatsby)

Bu aralar neredeyse doğduğum günden beri içimde olup da hiç ciddiye almayarak, üzerine eğilmeyerek küstürdüğüm, niyeyse alevlenmesine bir türlü izin vermediğim, çok eski bir tutkuma rastladım. Benim onu özlediğim gibi o da beni özlemiş olmalı ki, hesaplaşma faslını kısa tutup, çok geçmeden barıştık. Bir zamanlar sahip olduğumuz uyumu tekrar yakalar mıyız, yoksa köprünün altından akmış sulara kapılıp boğulur muyuz, bilemem, ama geçmiş ile kurduğum bu bağın gelecekte de benimle olması için çaba sarf etmek hedefim. Başı boş bırakınca olmuyor, yürümüyor. .. Şimdilik olayın "catching up" kısmındayız, ama bir engel çıkmaz ve dilediğim noktaya gelirsem, 2011 bitmeden hayata geçirmek istediğim bir yan projem olacak, beklemede kalın (ya da gözlerinizi kapatıp, geri geri koşarak kaçabilirsiniz de, tercih meselesi :)). Bunu da bloğa yazıyorum ki, yarın öbür gün tembelliğim keskin kılıcıyla önüme dikilirse açıp okuyabileyim, ve "O kadar dillendirmişim, bitirmemek olmaz artık..." diyebileyim. 

Teaser da gelsin hemen: Kağıt, kalem, çini mürekkebi, Batman, kırmızı, siyah, fırça.

İşte öyle bir şey!

Dönelim çizgi roman alemine... Yeni 52/DcNu dergilerine kaptırdık, devamlılık dışında neler olup bittiğiyle ilgilenmedik. Ayıp etmişiz. Önümüzdeki aylarda okuyacağımız, iştah kabartan üç grafik romandan söz edeceğim biraz: Batman Noel, Batman Earth One ve Batman: Death By Design.

Batman: Noel
Yazar/Çizer: Lee Bermejo

Sizi bilmem ama ben Charles Dickens'ın A Christmas Carol'ını çok severim. O kadar zamansız bir öyküdür ki A Christmas Carol, kendi içindeki bütünlüğünü bırakın, Dr. Who'ya, Muppet Show'a, Flintstones'a uyarlandığında bile değeri kaybolmaz. Dickens'ın klasiği, daha önce  1995'te, Jeph Loeb ve Tim Sale'in Legends of The Dark Knight için yaptıkları cadılar bayramı özel sayılarının üçüncüsünde "Ghosts" adıyla serbest bir uyarlama olarak Batman literatüründe yer almıştı (Merak edenler: Ghosts'u, diğer iki cadılar bayramı macerası Choices ve Madness ile birlikte "Batman: Haunted Knight" cildinde bulabilirsiniz), Batman: Noel'de ise orijinaliyle daha içli dışlı bir metin bizleri bekliyor. Brian Azzarello'nun yazdığı Joker GN'i (Hani şu Ledger'a benzeyen Joker! Türkçesi Gerekli Şeyler yayınlarından çıktı) resmeden Lee Bermejo'nun yazarlık ve çizerlik işlerini üstlendiği Batman: Noel, muhteşem kapağı, sayfa düzenlemeleri ve renkleriyle şimdiden öne çıkıyor. Bermejo zaten gerçekçi çizimlerin efendisi, yazarlığı da kıvırabilirse nefis bir Charles Dickens uyarlaması okuyabiliriz. 8 Kasım'da yayımlanacak olan Batman: Noel'e göz atmak isteyenler için kısa ön izleme.

Batman: Earth One
Yazar: Geoff Johns   Çizer: Gary Frank

Marvel Comics'in Ultimate kolunun DC'deki muadili olarak görülen Earth One evreni, ilk olarak Aralık 2009'da gündeme gelmişti. JMS'in Superman'i  çelikten bir emo yaptığı "Superman Earth One", devamlılık kaygısı taşımayan hali ve genç kahramanıyla çok iyi satış rakamlarına ulaşarak tahminimce "DcNu" planının doğmasına sebep oldu. Şimdi DcNu varken, Earth One'a gerek var mı, ya da bu iki evrenin çakışması nasıl sonuçlar doğurur gibi sorulara hiç girmiyorum da, Batman: Earth One'ın yazar Geoff Johns ve çizer Gary Frank'in ellerinde güvende olduğuna inanıyorum. Daha genç (daha ne kadar genç?) bir Batman'i okuyacağımız serinin en enteresan yanı tanıtım resimlerine bakılırsa, çok atarlı bir karakter olarak tasarlanmış savaş gazisi Alfred! Batman: Earth One tek cilt halinde 2012 yazında piyasada olacak!

Batman: Death By Design
Yazar: Chip Kidd  Çizer: Dave Taylor

Birlikte Batman muhabbeti çevirmek, Convention'lara gitmek, rakı balık yapmak istediğim Chip Kidd, bir Batman delisi, koleksiyoncu, yazar, grafik tasarımcısı. Kendisini daha çok çeşitli DC ansiklopedilerindeki kapak dizaynlarından tanıyoruz. Çizgi roman yazımına The Art of Alex Ross'da kaleme aldığı kısa macera dışında yabancı olan Kidd, kara şövalyenin dünyasına hakim, iflah olmaz bir Batman profesörü (Batologist?) olduğu için şans verilmesi gereken bir isim. Son röportajında anlattığı üzere, Death By Design'ı oluştururken, devamlılık dışında yazıyor olmasına rağmen "klasik kötüleri kullanma izni olmadığını" düşünüp  sıfırdan karakterler yaratacak kadar da alçak gönüllü (ancak izin olduğunu öğrenince Joker'i de eklemiş çizgi romanına).  Joker'i, Two Face'i anlamadan, dinlemeden ticari kaygılarla araya serpiştiren Tony Daniel gibi yeni yetmelere verecek sıkı bir dersi var yani. Death by Design'ın bir başka özelliği de, Dave Taylor'ın çizimlerinin kara kalemle noktalanacak oluşu. Kitap çini işleminden geçmeyecek, oldukça farklı görünecek kısacası. Gelecek sene raflara düşecek olan Batman: Death by Design'ı dört gözle bekliyorum.

19 Ekim 2011 Çarşamba

JL Doom

Warner Premiere ve DC Entertainment yeni animasyon filmleri Justice League: Doom'un fragmanını yayımladı.

Nisan ayında WonderCon'da duyurulan Justice League: Doom'un konusu Mark Waid'in 2000 yılında yazdığı JLA macerası "Tower of Babel"a (Hakkında neler karalamışız?) dayanıyor. Hikaye Justice League'in düşmanlarının Batman'in kendisinin bile hayata geçirmekten korktuğu gizli planlarını kullanarak takımı çökertmeleri üzerine kurulu. Fragmandan anlaşılacağı üzere, çizgi romanda Ra's Al Ghul'a ait olan Big Bad rolü, Vandal Savage'a verilmiş. Ra's'in ajanlarının yerindeyse Cheetah, Metallo, Mirror Master, Star Sapphire, Royal Flush Gang ve Batman'i "kırmayı" kafasına koymuş olan Bane var.

2012'nin başlarında DVD formatında çıkması beklenen filmde Batman'e Batman The Animated SeriesArkham Asylum ve Arkham City'nin efsane seslendirme sanatçısı Kevin Conroy hayat verirken, Superman'i Tim Daly, Green Lantern'ı Nathan Fillion, Wonder Woman'ı Susan Eisenberg, Flash'ı Michael Rosenbaum, Martian Manhunter'ı Carl Lumby, Cyborg'u Bumper Robinson seslendirecek.


18 Ekim 2011 Salı

Hollywood Knight

Byron Wyatt, bağımsız film şirketi Gotham Pictures'ın yapımcısı ve çizgi romanlardan uyarlanan Batman serial filmlerinin yükselen yıldızıdır. Batman serisinin engellenemeyen başarısı, rakip firma Arkham Pictures'ın sahibi Joker lakaplı Jack Napier'ı çileden çıkarır, Napier Gotham Pictures'a uyarı mahiyetinde saldırılar düzenler, ama hiçbir şey Batman çizgi romanlarıyla büyümüş Wyatt'i Kara Şövalye'nin filmlerini çekmekten alıkoymaz. Mafyayla bağlantıları bulunan Napier, kalıcı bir çözüm denemeye karar verir ve sette tüm çalışanları ortadan kaldıracak bir faciaya sebep olur, en sonunda da Byron Wyatt'i başından vurdurur.

Gelin görün ki Wyatt ölmez, Al Penny isimli gizemli bir adam tarafından kurtarılır ve kısa süreli bir komanın ardından gözlerini açar. Fakat ortada "küçük" bir sorun vardır; aktör, hayatı hakkında hiç bir şey hatırlamamakta, kendini canlandırdığı Bruce Wayne/Batman karakteri zannetmektedir. Byron Wyatt onun arkadaşıdır ve Batman öldürülen arkadaşının intikamını almaya yemin eder. 

Batman: Hollywood Knight, kitap içinde film, film içinde aktör, aktör içinde ikinci kişilik/hayali karakter içeren bir Elseworlds (Elseworlds nedir?) hikayesi. Ekseriyetle çılgın fantezilerin üzerine giden (Camelot'un Batman'i, Vampir Batman, Korsan Batman...) Elseworlds, Hollywood Knight'ta Batman'i tanıdık, bildik, içinde yaşadığı bir dönemde, 1940'ların Amerika'sında misafir ediyor. Hafızasını kaybetmiş ve Post-Traumatic Stress'ten perişan olmuş bir aktörün gözlerinden zamanının serial filmlerinin dünyasına ve şirketler arası çekişmelere bakan hikaye, eğlenceli bir yarım saat vaat ediyor.


Çizgi roman piyasasının iki ustası, yazar Bob Layton ve geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, Batman emektarı çizer Dick Giordano'nun ellerinden çıkan Batman: Hollywood Knight, normalde pek ciddiye alınmayacak "Batman aktörü Batman oldu" konseptinin hakkını vermişler. Konseptin işe yaramasının altında, aslında bizim Batman'imiz için de geçerli olsa da söylemeye dilimizin varmadığı "Ne tür bir insan yarasa kostümüyle dolaşır ki?" gerçeğinin üzerine giderek Watt'in akıl sağlığıyla uğraşması yatıyor. Byron Wyatt'in çevresi (Wyatt iyiydi de çevresi kötüydü!) arkadaşlarının yaptığının kanuna, kitaba uymadığının bilincinde hareket edip, gerçeklerle tekrar bağlantı kurması için çabalıyorlar, yüzüne karşı "Batman'in sadece bir hayali karakter olduğunu" söyleyip duruyorlar ama bunu yaparken de Alfred ve Robin rollerini üstlenmeleri işleri trajikomik bir şekle sokuyor, aynı bizim pelerinle gezen bir adamı kabul edemezken, Batman'in maceralarını tutkuyla takip etmemiz gibi. Hele  "sidekick" konumundaki Rob'un, Robin kostümüyle Wyatt'e terapi uygulamaya çalışması yok mu, tam bir seyirlik. Adama "Kılığına bak da konuş!" demezler mi? Demiyorlarmış meğer.


Hollywood Knight'ın diğer artılarıysa 1940'ları işleyişinden geliyor. Serial filmlerin vazgeçilmezleri; gangsterler, dev daktilolar, amnezi gibi dokunuşlar okuma keyfini arttırırken, bir panelde Mark of Zorro'nun starı Tyrone Power'ı görmek hazırlıksız yakalıyor ve sonsuz güldürüyor. Arkham Pictures'ın filminin "A Killing Joke" olması ve kötü adamımızın Tim Burton'ın çektiği Batman 1989 filmindeki Joker'in adaşı olması gibi bonusları da ceplerimize doldurduk mu keyfimize diyecek yok.

2001 yılında yayımlanan Batman: Hollywood Knight, yarasa adama uçuk kaçık olmayan alternatifler arıyorsanız tam size göre bir Elseworlds çizgi romanı.  Benden bir tavsiye: Byron Wyatt'in konuşma balonlarını okurken Batman'i beyaz perdede canlandırmış Douglas Croft'un veya Robert Lowery'nin seslerini duymayı deneyin, Hollywood Knight işte o zaman tadından yenmiyor :)

11 Ekim 2011 Salı

TDKR Spoiler Bölgesi



Güncelleme: 11.10.2011


UYARI Arkadaşlar, The Dark Knight Rises'ın Los Angeles setinden çok önemli bir sahneye ait görüntüler internete sızdı, filmle ilgili kilit bir meseleyi açığa çıkarıyor bu sahne. Böylesi ağır bir spoiler için kendilerini hazır hissetmeyenler izlemesin ve aşağıdaki yorumu okumasınlar :)  Video için "Devamı"na tıklamanız yeterli.

8 Ekim 2011 Cumartesi

Penguin 
Pain and Prejudice #1

Hayali Arkadaş: Sonat, en iyi Joker hikayeleri hangileri?
Sonat: Çok var, bir bakalım; Killing Joke, Joker's Five Way Revenge, Slayride, Laughing Fish... Böyle olmaz, bir liste yapayım, dur... (Liste 40 maddeye yaklaşır...)
Hayali Arkadaş: Two Face hikayeleri?
Sonat: Ooo-hooo, Eye of The Beholder, The Long Halloween, Dark Victory, Faces, sonraaa... (Hayali arkadaşın gözleri kapanmakta, uyumamak için zor durmaktadır)
Hayali Arkadaş: Penguin?
Sonat: Bzzzt  DzzZztt 
Hayali Arkadaş: Sonat, orada mısın? Huu?
Sonat: VzzzztTtTT

WHAM! BAM! POW! KABOOM!

Böyle hata verir, havaya uçarsın işte!  Tamam, haksızlık oldu. Penguin'in de "Penguin Triumphant" ve "Snow and Ice" gibi dişe dokunur maceraları var, ama kendi sınıfındaki A-List Batman kötüleriyle yarıştırmaya kalkarsak fena fark yer, nal toplar Oswald Cobblepot. Kendisinden 50-60 yıl sonra yaratılmış Harley Quinn ve Hush'ın bile elle tutulur daha çok serüveni varken, en eski ve en ünlü Batman düşmanlarından birine hep kısa çöpü çekmek düşüyor.

Neden?

Kaderi buymuş diyeceğim, dalga geçtiğimi düşüneceksiniz. Aslında meseleyi açıklayan tek cümle bu. Kaderi buymuş. (He's on the right track baby, he was born this wa-aa-aaayyy! Ew!)


Yazarlar Batman gibi güçlü, kaslı, Alpha-Male bir karakter ile, bu ufak tefek, toparlak, tipsiz düşman arasında geçen gerçekçi bir senaryo yazıp, okura kabul ettiremiyorlar. Joker, Bane, Ra's Al Ghul her göründüklerinde coşkuyu köklüyorlarken, Penguin özellikle Batman gibi bir süper kahramanın karşısında hiç tehdit unsuru oluşturmuyor. Okur olarak tepeden baktığımız penguen kılığındaki bu şemsiyeli, çirkin mi çirkin herifle alay ediyoruz, haşır neşir olmak istemiyoruz, bazen de suratına bakıp "Seni istemiyoruz, Joker gelsin" diyoruz.
Eee, karakter olarak Penguin'in derdi ne, niçin kötü olmuş bu adam? 

Doğduğu günden beri sevgi görmemiş, çirkinliği yüzünden alay konusu olmuş, tepeden bakılmış, istenmemiş.

Oswald Cobblepot'ın orijinini okurken "Vah vah, çocuğa ne kadar kötü davranmışlar. Bebek o daha, yazık!" dedikten üç dakika sonra "Öff Batman vs. Penguin müsabakaları çok sıkıcı. Batman alırsa ayağının altına, ezer onu ezer, iğrenç şey!" gibi cümleler ağzımızdan dökülebiliyor. İşte, bence Penguin'in konseptinin başarısı buradan geliyor. Dış görünüşünden ötürü sevgi, saygı göremeyen bir adamın, layık olduğunu düşündüğü bu değerleri söke söke almayı ilke edinmesi konu. Hayatının başka yöne gitmesi söz konusu bile değil, öz babası bile bu "farklı" yaratığı istemiyor, okulda devamlı madara ediliyor, ötekileştiriliyor. Hani ünlü "Nature vs. Nurture Problematic" var ya, insanı şekillendiren genetik mi yoksa çevre mi sorusunu tartışan, Penguin karakteri, insanın yaradılışını değiştiremeyeceği savının yanında duruyor.  Oswald başka bir aileye doğabilirdi, başka bir ülkede okuyabilirdi, ama o yine dışlanır, yine istenmezdi. Doğrusu bu ya, eleman ölüp ölüp yüzlerce defa geri gelse, dönüşü yeni bir bedenle olmadığı sürece çektiği tüm acıları bir daha bir daha yaşayacak. Sonuç olarak da, ya ebediyete kadar eziğin başkanı olacak, ya da zor kullanarak para, saygınlık, ilgi, sevgi elde edecek. Ezik rolündeki performansını yakın zamanda Flashpoint Batman: Knight of Vengeance'da gördük. 


Penguin: Pain and Prejudice #1, Batman'in bu klasik düşmanını hümanist bir yaklaşımla ele alıyor. Suç romanlarıyla tanınan yazar Gregg Hurwitz, çizgi roman camiasına yeni transfer oldu sayılır, ancak ilk sayıda bunu hiç çaktırmıyor. Bir mini seri olduğu için, Dc'nin yeni 52'siyle aynı döneme denk gelmesi büyük şanssızlık, yeni başlayan bir dolu sürekli serinin arasında güme gidebilir. Öyle olursa da çok yazık olur. Hurwitz'in Pain and Prejudice'ı tonu Ed Brubaker'ın Daredevil koşusundan ve Brian Azzarello/Lee Bermejo ortaklığının meyvesi Lex Luthor: Man of Steel'den ödünç almış ve yeni malzemeler ekleyerek kendine özgü bir dünya kurmuş. Batman Returns filminin doğum sahnesinin makyajsız hali olarak nitelendirilebilecek açılıştan, flashbacklere, Oswald'ın suçlarına, annesiyle arasındaki ilişkiye, anlatım insanı duygudan duyguya sürüklüyor ve karakteri "mağdur" olarak gösterse de, taraf tutmamıza izin vermiyor. Karşımızdaki karakter acıyıp, evimize getireceğimiz Edward Scissorhands değil, olsa olsa haksızlığa uğramış Wicked Witch.

İllüstrasyonlar ise ayrı bir zafer! 2009 yılında Spawn için uygun çizer arayan Todd McFarlane tarafından Twitter'da keşfedilen (Wunnle'a selamlar!) Szymon Kudranski, detaya ve gölgelere aşırı önem veren, photo-realistic resimler çizen bir sanatçı. Photo-realism'i kovalarken, tarzını kaybetmemesi onu eşsiz kılıyor. Kudranski'nin Penguin'i Burgees Meredith ile Danny Devito'nun arasında bir yerlerde, ben bayıldım. Batman'i mi? Onu (bütün olarak) göremesek de Bermejo'nun Batman'iyle Michael Keaton'ın kesişimi olarak bekliyorum ahlaksızca. 

Detective Comics'miş, Batman'miş, Catwoman'mış, bu ay kim bilir kaç tane Batman ailesiyle ilgili #1 okudum, içlerinde en çok sevdiğim Penguin oldu, bu nasıl ironidir arkadaş? Neyse, ne diyorduk? Beş sayılık mini seri olarak planlanan Penguin: Pain and Prejudice, birinci bölümdeki kaliteyi korursa, "En iyi Penguin hikayeleri" listesine kafadan girer. Oswald da bir daha itilip kakılmaz, dışlanmaz... Yine de dışlanır mı yoksa?

7 Ekim 2011 Cuma

The Last Arkham

Biz atarız. Başkası alır, değiştirir, kullanır... 

Geri dönüşüm deyince aklınıza hemen bilgisayarınızdaki meşhur kutu, ilkokuldaki çevreyi sevdirme tandanslı çalışmalar ya da Ayı Yogi ve arkadaşlarının çöp atan kötüleri kanatlı bir gemiyle yendikleri çizgi film geliyorsa, ana akım Amerikan çizgi romanıyla ilişkinizi bir gözden geçirmelisiniz. Geri dönüşüm bu sonu olmayan mecrada, ister eski karakterlerin küllerinden doğuşu, ister yayından kaldırılmış dergilerin tekrar basılması, isterse tutmuş fikirlerin yeniden kullanılması şeklinde vücut bulsun, en sık başvurulan taktiklerden biridir. Satışlarınız mı kötü? Kahramanınızı öldürün, 7'si, 40'ı, 52'si (Evet, 52'si!) derken bir bakmışsınız satışlar katlanmış, merhum/merhume de yeşil sahalara cillop gibi dönmüş. Düzgün bir kötü karakter yaratamıyor musunuz? Çağırın Lex Luthor'ı, Sinestro'yu, Magneto'yu, Joker'i, antagonist probleminizi tek tıkla çözsünler. Yeni bir seri mi başlatacaksınız? Salın Arkham akıl hastanesindekileri, işi yoksa Batman gelip hepsini teker teker hücrelerine göndersin.

Geçtiğimiz ay bir hafta arayla yayınlanan iki #1 etiketli Batman çizgi romanında (Batman #1 ve Batman: The Dark Knight #1) "Arkham'da kaos" temasının yer alması, İstiklal'de Greenpeace'çilerden kaçabilmek için kulakları küçük bir Hugo, şapkasız bir Mario olan bendenize geri dönüşümün ehemmiyetini hatırlattı. Yaptığı tek hayırlı iş de bu olmadı üstelik, yeniden işlene işlene okurları flashback manyağı yapan bu fikri halka açan Knightfall'dan bir yıl önceye, Alan Grant (Jurassic Park'ın esas oğlanıyla karıştırılmamalı!) ve Norm Breyfogle eseri "The Last Arkham"ı (Shadow of the Bat  #1-4) tavan arasından çıkartıp bir daha okumama vesile oldu. Çok iyi de oldu, çok güzel iyi oldu.

Batman'in başına gelmiş en baba eküriler klasmanında benim için Bob Kane/Bill Finger, Danny O'Neil/Neal Adams, Steve Englehart/Marshall Rogers, Frank Miller/Frank Miller (ne var yani, olamaz mı?) kadar büyük bir yere sahip Alan Grant ve Norm Breyfogle, 80'ler sonu 90'lar başına tekabül eden Detective Comics ve Batman serilerindeki sarılıp uyunası koşularından sonra 1992'de yayın hayatına başlayan Shadow of The Bat'te Kara Şövalye'yi Arkham tımarhanesinin tam ortasına bırakırlar. Arkham koridorlarında bizi özgürce gezintiye çıkaran  "The Last Arkham", hastanenin müdürü Jeremiah Arkham'ı, kötü adamlarımız Amygdala ve Mr. Zsaz'ı tanıttığı için bile önemli. Grant'ın merak uyandırıcı, gerilim yüklü senaryosunu ve Breyfogle'ın su gibi akan çizgilerini de ekledik, alın işte mükemmel bir çizgi roman!


Jeremiah Arkham, akıl hastanesinin deliren eski müdürü Amadeus Arkham'ın yeğeni. Last Arkham'ın en başında binayı yenilerken, eski eşyaları, Amadeus'a ait kayıtları, "kara kaplı defteri" hiç düşünmeden yakarak, amcasının hatalarından dersler çıkardığını, onun yaptıklarını tekrarlamayacağını,güvenliği sıkılaştırıp, tedavi şekillerini ve yönetimi kökten değiştireceğini ilan ediyor. Jeremiah, öyle meymenetsiz, öyle itici bir adam ki, niyetinin ne olduğunu anlamak için bir adet sosyolog, bir adet vücut dili uzmanı, bir adet evlenme programı sunucusu toplansa bir sonuca ulaşamazlar. 4 sayı boyunca bu paçalarından sevimsizlik akan karakterin etrafında dönüyoruz.

Bu sırada Batman ne yapıyor? Mr. Zsaz'in işlediğinden emin olduğu bir cinayeti çözmeye çalışıyor, ancak şöyle bir sorun var; Mr. Zsaz hala Arkham'daki hücresinde. Beş kat daha güvenlikli olan hastaneden kaçmasına olanak yok. Kahramanımız, Jim Gordon'ı da alıp, Arkham akıl hastanesinin yolunu tutuyor. Evet, Zsaz hücresinde uslu uslu oturmakta! Öyleyse katil kim?


Victor Zsaz, Grant ve Breyfogle'ın bu macera için özel yarattığı bir karakter. Hikayeye göre, Zsaz ve Batman daha önce karşılaşmış, Zsaz bilmem kaç cinayet işlemiş ve tabi ki yarasa adam tarafından içeri tıkılmış. Biz o ilk kapışmayı göremeyeceğiz, gerek de yok, yazar Zsaz hakkında bilmemiz gereken ne var ne yoksa ortaya dökmüş. 

Zsaz konusunda haksız çıkması sonucu (Kara şövalyeler de yanılır!) Batman Edward Cullen'dan iki hafta ayrı kalmış genç kız triplerine girip, gürültü-patırtıya sebep oluyor. Önce bir polis memuruna gider yapıyor, sonra da Gordon'ın gözü önünde Teğmen Kitch'e saldırıyor.

Kitch ölüyor! Hem de Batman'in ellerinde!

Yarasa adam sonunda kafayı sıyırdı!

Dırı-rı-rım! Batman de Arkham akıl hastanesinde bir hücreye gönderiliyor. Jeremiah'nın "alternatif tedavi yöntemleri"nden de nasibini alıyor elbette (işkenceler hep off-screen ama!). Devamında Nightwing'in Batman'i kurtarmaya geldiği sırada eski ortağının hücresinden çoktan kurtulduğunu görmesi üzerine "Böyle gizli gizli buluşmaya bir son vermeliyiz" demesi gibi kahkahalara boğan paneller olsa da, hikayeye gergin, tekinsiz bir hava hakim. Kim doğru söylüyor, kim yalancı, kim Batman'in tarafında, kim katili koruyor gibi sorular sayfalar ilerledikçe katlanarak çoğalıyorlar. Biz de "dünyanın en iyi dedektifi"nin yaptığı gibi cevap arayışına girişiyoruz. 

Gotham'ın kötü karakterlerinin neredeyse tamamının yuvası olan Arkham'a gidip de, eski dostlarımızı görmeden dönebilir miyiz hiç? Asla! Scarecrow, Joker, Two Face, Mad Hatter ve Poison Ivy gibi gedikliler sokak röportajı sırasında zıplayarak kadraja girmeye çalışan çocuklar gibi bir görünüp, bir kayboluyorlar. Arkham Asylum: Living Hell, Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth, Knightfall gibi meşhur hikayelerdeki Joker'in diğer delilerin arasından sıyrılıp, kontrolü ele geçirmesi olayı bu macerada yok. Muhtemelen aynı Joker gibi önceden tahmin edilemeyen bir karakter olan Victor Zsaz'i spotların altına çekmek için, kaosun elçisine "Sen az biraz kay şöyle!" denmiş. 

Kaos demişken... Batman gibi en iyiyi sona sakladım:


Norm Breyfogle, kral adamsın vesselam!

Batman: The Last Arkham'ı okuyun, hiç mola vermeden Batman #1 ve The Dark Knight #1'i de. Okuyun ve neden geri dönüşümden bahsettiğimi anlayın :)

6 Ekim 2011 Perşembe

Beware The Batman


Son sezonu yayınlanmakta olan Batman: The Brave and the Bold'un yerine geçecek Batman çizgi dizisi açıklandı: Beware The Batman. 2013 yılında ekranlardaki yerini alması beklenen Beware The Batman, eski Batman animasyonlarından farklı olarak tamamen CGI ile yapılacak. Çizgi dizinin tanıtımında, Kara Şövalye'ye eşlik edecek sidekick'in Katana olacağı (Robin evde Glee izliyor herhalde) duyruldu. Grant Morrison'ın yarattığı Professor Pyg ve Toad (ve tanımadığımız bir kız!) kötü karakterler arasında bize el sallıyorlar. Alfred mi? Kendisini üstteki resimde Gotham'ın en hızlı silah çeken uşağı olarak görüyorsunuz. Batman de Hammerhead olmuş.

DC Animation'ın Batman The Animated Series ile başlayan altın yıllarının geride kaldığı bir gerçek. Zaten CGI, televizyonda kısıtlı bir bütçeyle yapıldığında TRT Çocuk'un akşam kuşağı programları tadında sonuçlar verebiliyor. Beware The Batman'i heyecanla beklemek için şu an bir nedenimiz yok, ama The Brave and the Bold'un da ilk promoları çok kalitesiz duruyordu, arada harika bölümlere imza attılar. Böyle işler önceden hiç belli olmuyor yani.