30 Kasım 2011 Çarşamba

[Spoiler] TDKR Prolog İçin Hazır Mıyız? [Spoiler]


The Dark Knight Rises’ın IMAX sinemalarında Mission Impossible: Ghost Protocol filminin öncesinde gösterilecek ilk 6 dakikasının içeriği artık sır değil: prolog Bane (Tom Hardy) ve adamlarının despot bir diktatöre suikast düzenlemek için uçak kaçırmasını konu edecek.

Total Film’in haberine göre, Saddam Hüseyin-vari lideri taşıyan uçağı kaçıran Bane, dikatörü öldürecek, fakat uçağı indirirken o kadar şanslı olamayacak. Uçak kazası nedeniyle edindiği yaraları iyileştirmek için bir dizi operasyon geçirecek olan Bane, boynunun aşağısında bir yara izi taşıyacak ve acı duymasını engelleyen bir maske takacak.

Aynı kaynak, uzun zamandır ortalıkta dolaşan Bane’in Ra’s Al Ghul tarafından League of Shadows için yetiştirildiği söylentisini doğruladı. Che Guevara/Jason Bourne’a benzetilen karakterin Bruce Wayne’in kötü bir yansıması olarak işleneceği (Spider-Man/Venom, Buffy/Faith, Xena/Callisto, Xavier/Magneto gibi…) ve görevinin League of Shadows’un mimlediği politikacıları öldürmek olacağı belirtildi.

2008 yapımı The Dark Knight da Joker odaklı görkemli bir banka soygunu sahnesiyle açılış yapmıştı.

EDIT: Bu girdiyi yayımladığımdan beri iki farklı prolog senaryosu internete sızdı. Birinde Bane'in orijini anlatılıyor (İzleyeceğimiz görüntülerin Hindistan'da gerçekleşen çekimlere ait olduğu tahmin ediliyor. League of Shadows ve Josh Pence'in adı geçmekte), diğerinde ise Heinz Field'da çekimleri yapılan Bane sahnesi işaret ediliyor. Bunlara haftalardır kulaktan kulağa dolaşan açılışın Batman ve Bane'in ilk karşılaşması üzerine olacağı ve taraflardan birinin sahneden sakat ayrılacağı söylentilerini ekleyin... Evet, dört tane nurtopu gibi olası prolog senaryomuz oldu.

Mission Impossible: Ghost Protocol ülkemizde 23 Aralık’ta gösterime girecek. TDKR proloğunun bize uğrayıp uğramayacağına dair henüz bir bilgi yok, böyle devam ederse ilerleyen günlerde İstinye Park AFM IMAX'e gidip yetkilileri sorguya çekeceğim. Batmobil hazır mı Alfred?

20 Kasım 2011 Pazar

EMPIRE: Batman vs. Bane


Empire dergisi, yeni sayısında The Dark Knight Rises'ın setine konuk oluyor. Christopher Nolan röportajına, promo resimlerine ve set görüntülerine yer verecek dergi, Batman ve Bane kapaklarını online oylamayla görücüye çıkardı.

14 Kasım 2011 Pazartesi

And That's A Wrap!



Christopher Nolan'ın Batman üçlemesinin son halkası The Dark Knight Rises'da Batarang'leri Bat-Mağara'ya kaldırma telaşı var. Batman ve Catwoman rollerinde karşımıza çıkacak Christian Bale ve Anne Hathaway'in son sahnelerini 12 Kasım'da çektikleri, John Blake adlı bir polisi canlandıracak Joseph Gordon-Levitt'in bugün de devam edecek olan New York setinde kalan tek yıldız isim olduğu rapor edildi. Mayıs ayından beri aralıksız devam eden çekimler noktalanınca, post-production süreci başlayacak.

The Dark Knight Rises'ın fragmanının 16 Aralık'ta gösterime girecek olan Sherlock Holmes: A Game of Shadows'a iliştirilmesi, filmin 6 dakikalık proloğunun ise Mission Impossible - Ghost Protocol'dan önce gösterilmesi bekleniyor.

New York setinden gelen müthiş Batman ve Bane fotoğrafları için "Devamı"na tıklamanız yeterli.


13 Kasım 2011 Pazar

Batman Arkham City

Oyun Türü: Action-adventure, beat 'em up, stealth
Geliştirici: Rocksteady Studios
Yayıncı: Warner Bros. Interactive Entertainment
Yönetmen: Sefton Hill
Yazar: Paul Dini
Çıkış Tarihi: Ekim 2011
Platform: Playstation 3, Microsoft Windows, Wii U, Xbox 360
Seslendirenler: Kevin Conroy (Batman), Grey DeLisle (Catwoman), Mark Hamill (Joker), Corey Burton (Hugo Strange), Troy Baker (Two Face), Nolan North (Penguin), Tara Strong (Harley Quinn), Wally Wingert (Riddler)

Arkham Tımarhanesinin eski müdürü Quincy Sharp, hastanede patlak veren ve Batman’in müdahalesiyle sonlanan olayların tüm kredisini üzerine almasının getirdiği halk desteğiyle belediye başkanı seçilir ve göreve gelir gelmez ilk icraatı Gotham şehrinin kenar mahallelerini satın alıp, bağımsız bir bölge haline getirmek olur. Etrafı devasa duvarlarla çevrilen bu bölge Arkham City ismini alır. Kağıt üzerinde, Arkham akıl hastanesi ve Blackgate hapishanesindeki suçlular Arkham City sınırları dahilinde diledikleri gibi hareket edebilecek ve kaçmaya teşebbüs etmedikleri sürece bir sorunla karşılaşmayacak, projenin “psikiyatr”ı olarak atanan Profesör Hugo Strange ve asayişi sağlamakla yükümlü Tyger adlı özel güvenlik şirketinin yardımlarıyla kontrol altında tutulacaklardır. Ateşle barutun yan yana durmayacağının bilimsel bir gerçek olmaktan çıkıp Sertab Erener şarkılarına malzeme oluşunu izlemiş olan bizler Joker, Penguin, Harley Quinn gibilerin kafalarına göre yaşadıkları bir mekanda Şirinler köyü huzuru ummanın, ateşi barutu boş verin, Atom bombasının, TNT’nin, şarbonun, kanserin bir arada bulunup da kimsenin ölmemesini beklemek kadar realiteden kopuk olduğunu bildiğimizden, ya Sharp'ın hayallerde yaşadığını ya da satır aralarında bambaşka olaylar döndüğünü fark edebiliyoruz, ama geç kalıyoruz. Hugo Strange, Protocol 10 programını çoktan harekete geçirmiş, Batman’in kim olduğunu öğrenmiş ve Bruce Wayne’i tutuklamış oluyor.

Gözlerimizi açtığımızda, bir hücrede ellerimiz kelepçeli bir şekilde buluyoruz kendimizi. Dövüş sanatları ustası, Gotham’ın en zengini, Kara Şövalye Batman’in ta kendisi olabiliriz, fakat Arkham City’de üzerinde kocaman kırmızı bir hedef tahtası taşıyan, güvenebileceği kimsesi olmayan, yapayalnız bir adamız. Aynı zamanda kaosa sürüklenen şehrin tek kurtarıcısıyız!


Bir haftadır herkes birilerine beni soruyor. Telefonumu çok gerekmedikçe (acil aramalar!) açmıyorum. Sosyal hayat bitmiş, bayram tatili olmasa okulda görenler olacak, şansa o da yok. Film/dizi izlemek yok, kitap okumak yok. Gözler hiç ayrılmamak üzere ekrana kilitlenmiş, parmaklar Joypad’in azizliğine uğrayıp şişip kızarmış, odak noktası tek: Batman Arkham City’i bitirmek! Aldığım günden beri gecem, gündüzüm Batman ile doldu.

Serinin önceki oyunu 2009 çıkışlı Batman Arkham Asylum’u o zamanki sistem gereksinimleri bilgisayarım tarafından karşılanamadığından bayağı rötarlı oynama şerefine nail olmamın acısını Arkham City’de çatır çatır bölüm atlayarak mı çıkarıyorum, ne yapıyorsam artık, oyunu çok içselleştirdim ve hayatımın bir parçası haline getirdim. Zerre pişman değilim orası başka! (Pikapta “Benim tek dostum PS3 konsolum” ve “Kız arkadaşım beni öldürecek.” sözlerine sahip anonim bir şarkı çalmaktadır, kimse üzerine alınmamaktadır tabii...)  Şaka bir yana, Arkham City bu kadar insanı kendine bağlayan, bu kadar bağımlılık yapıcı bir oyun mu diye soracak olursanız, hiç duraksamadan “EVET!” diye bağırabilirim. Abartı yok, karşımızda duran oyun yılın en iyisi. (Tüh, birkaç ay sonra bir de Game of The Year Edition’ı almak gerekecek, görüyor musunuz siz şu işi?)

Eskiden ortalamanın üstündeki çizgi roman/film uyarlaması oyunlar için “bir uyarlama için iyi, bugüne dek yapılmış en iyi çizgi roman oyunlarından…”  vb. kalıplar kullanılırdı. Ne zaman ki Rocksteady, Batman’e fanları cepte, bol para getirecek bir lisans gibi değil de başlı başına bir evren zihniyetiyle yaklaşıp, Arkham Asylum’u çıkardı, çıta o zaman yükseldi. Post-Arkham Asylum oyun aleminde X-Men Destiny ve Spider-Man: Edge of Time gibi çizgi roman temelli oyunların da mekanı teknoloji mağazalarının indirim sepetleri oldu. Nasıl Frank Miller’ın The Dark Knight Returns’ü “yetişkinlere yönelik grafik roman” formatının, Batman 1989 ve The Dark Knight  “süper kahraman filmlerinin”, Batman The Animated Series “çizgi dizilerin” kilometre taşları sayılıyorsa, çizgi romandan uyarlama video oyunlarında benzer şiddette bir devrimi Arkham Asylum başlattı. Bu bağlamda, Kara Şövalye Batman’in bu dört medyaya birden hükmeden tek hayali karakter olduğunu da söyleyebiliriz. İtirazı olan ya şimdi konuşsun, ya da sonsuza kadar sussun!


Batman Arkham Asylum bize birinci sınıf bir çizgi roman oyunu modelini göstereli iki sene oluyor. Grant Morrison’ın “Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth” adlı eserine konu olan Joker önderliğindeki akıl hastalarının tımarhaneyi ele geçirmeleri meselesini genişleterek saatler sürecek bir oyun deneyimine dönüştüren Paul Dini, avucunun içi gibi bildiği Batman evrenini senaryolaştırabilecek en yetkin kişilerin başında geliyordu. Rocksteady, elindeki markaya verdikleri değeri Paul Dini gibi bir isimle çalışarak en baştan belli etmişti zaten, Mark Hamill ve Kevin Conroy gibi seslendirme sanatçılarını yanlarına çekmeleri işin kaymağı oldu. Batman Arkham Asylum, dünya çapında 4.3 milyon kopya sattı, ödülleri kaptı, hem eleştirmenleri hem de hayranları mutlu etti. Hal böyle olunca gözler, oyunun devamına çevrildi. Biliyorsunuz, çok iyi bir başlangıç yapmışsanız sequel zor zanaattir. Yapacağınız iş mutlaka über-klişe yılbaşı karikatürlerindeki gibi “yeni geldi, eskinin esamesi okunmuyor” dedirtmelidir, yoksa ilkinin altında ezilmeye mahkum olur.

Arkham City, abisinin gölgesinde kalan başarısız devam oyunlarından olmayacağını aylar önceki dudak uçuklatan CGI fragmanında müjdelemişti. Batman’in Tyger guard’larını tek tek hakladığı, Hugo Strange’in sonunda “Bruce Wayne” e seslendiği o şaheser fragmandan sonra, Rocksteady bombaları ardı ardına patlatmaya başladı: Joker, Harley Quinn, Riddler, Poison Ivy gibi geçen oyunun baş kötülerinden başka, çizgi romanlardaki çok önemli karakterler Mr. Freeze, Talia Al Ghul, Penguin, Two Face ve Deadshot, Hush, Calendar Man gibi az bilinen tehlikelerin oyunda yer alacakları duyuruldu. Catwoman’ın playable olacağı ise 40 gün 40 gece havai fişek gösterileriyle kutlanacak bir haberdi. (Kutlandı da!)

Siz de benim gibi Arkham Asylum’ı hatmettiyseniz, Arkham City’de nelerle karşılaşacağınızı az çok biliyorsunuz. Sürükleyici bir senaryo, eşsiz bir atmosfer (Gotham şehri bu, boru mu?) oynayanı hiç yormayan kontroller, birbirinden havalı araçlar, şeytana pabucunu ters giydirecek düşmanlar, harika müzikler, on numara seslendirme… İlk oyuna ek olarak, beş kat daha büyük bir alan, ana görevleri aratmayan yan görevler, daha serbest bir ilerleyiş, Batman, Robin ve Catwoman karakterlerinin ikonik kostümlerini içeren skin’ler…  Oyuncunun havaya girmesi için ne lazımsa yapılmış.

Mekanikler de görseller de Rocksteady’nin iki yılda kaydettiği gelişimi gözler önüne seriyor. Gotham’da dolaşırken, şöyle sırf keyif için yüksek bir binanın tepesine çıkıp, manzarayı izlemek isteyebiliyorsunuz. Arkham Asylum’un klostrofobik hissiyatı, Arkham City’de başınıza her türlü belanın gelebileceği tekinsiz sokaklarla yer değiştirmiş. Şehir tasarlanırken Monarch sineması gibi “hatırası olan” mekanlar hiç atlanmamış.


Paul Dini’nin kaleme aldığı senaryo Doug Moench’in Prey’inden izler taşıyor olsa da, Arkham City’e Prey adaptasyonu dersek ayıp ederiz. Diyelim hikayenin 10 katlı bir iskeleti var, Moench’in hikayesi olsa olsa 1. katını oluşturur. Keşmekeş içindeki Arkham şehrinde sessiz sakin tek köşe bulmak mümkün değil çünkü. Bruce Wayne olarak, Penguin’in ellerinden (süzgeçlerinden?) kurtulup, takım elbiselerle binalara tırmanmamızla başlayan oyunda, Alfred’in Batman kostümünü roketimsi bir cisimle bize ulaştırmasıyla introyu atlıyor, kostümü giyer giymez, oyunun başında Two Face’e yakalanan Catwoman’ın Solomon Wayne Courthouse’da idam edilmek üzere olduğunu öğreniyoruz. Haliyle ilk görevimiz de Catwoman’ı kurtarmak oluyor. Kısa sürede Joker ve Harley’nin gündemindeki çok ciddi bir meseleye zorla dahil olmamız, sonra da Penguin ve Mr. Freeze’in arasına girmemiz isteniyor bizden. Bütün oyunu anlattın demeyin, bunlar hep ısınma turları!

Arkham City, spesifik bir başı ve sonu olmasına rağmen tamamen düz bir çizgide ilerlemeyen bir oyun. Haritamızda yeşil ünlem işaretleriyle gösterilen ana görevlerimizin yanında mavilerle simgelenen, ve ne zaman yapacağımıza bizim karar verdiğimiz yan görevlerimiz var ve bence bu yenilik Arkham City’i, Arkham Asylum’dan ayıran ve oyunu eğlenceli kılan en büyük unsur. Mesela, Penguin’i durdurmak için Iceberg Lounge’a doğru yola çıkmışız, hedefe kitlenmişiz, bu tipsiz aristokrat eskisini top yapıp tek kale maç oynayacağız, bir anda, dayak yiyen bir politikacının yardım çığlıklarını duyuyoruz. Doğal olarak kayıtsız kalamıyor, gidip adamcağızı kurarıyoruz. Bu esnada “görevi tamamla, puanı kazan” monotonluğundan kopan oyuncu kendini ciddi ciddi Batman gibi hissetmeye başlıyor. Örnek olarak dayak yiyen politikacıyı verdim ama yanlış anlaşılmasın, Arkham City’deki yan görevlerin çoğu son derece çetrefilli. Deadshot’ın silahından çıkan kurşunun yönünü izleyip, adım adım katile yaklaşıyoruz. Mr. Zsaz’in telefonlarını açıp, feleğin çemberinden geçmiş, dönmüş, bir daha geçmiş Catwoman’ı bile ürkütebilecek psikopatlıktaki bu adamın yeni bir cinayet işlemesini önlemeye çalışıyoruz.

Profesör Hugo Strange, Arkham şehrinin mimari gibi görünse de, varlığını her an hissettiğimiz düşman tartışmasız Riddler oluyor. Riddler’ın trophy’leri hiç bakmadığımız yerlerde, kuytularda, elektrikli kafeslerde gizleniyor ve biz onları toplamak adına nadiren bir düğmeye basarken, çoğu zaman kafamızı kullanıp, soru işaretlerini açacak mekanizmayı çözmeye kasıyoruz. Benim gibi hafif tembel, ve karakterleri görmek için sabırsızlanan biriyseniz, Riddler’ın bilmecelerinden çekeceğiniz var! Oyunda aşırı yer kaplayan Riddler bilmeceleri, rehineleri kurtarmamızı gerektiren görevlere dönüştüğünde eğlence katlanıyor.

Oyuncaklarımız yine en büyük yardımcılarımız. Arkham Asylum’da elde ettiğimiz Batarang, Sonic Batarang, Remote Control Batarang, Explosive Gel, Line Launcher, Batclaw, Cryptographic Sequencer araçları, oyunun başından bize verilmiş oluyor. İlerledikçe yeni aletler kazanıyoruz. Yeni oyundaki Mr. Freeze marka dondurucu silah açık ara gözdem oldu. Kalabalık dövüşlerde tek tuşla bir thug’ı buzla kaplayıp, tek tuşla “Ice Smash Takedown” yapmak hem çok pratik, hem de acayip haz veriyor. Gargoyle’ların tepesinde saklanıp, adamları sessiz sedasız haklama sekansları yine bolca var, ve hala ilk günkü kadar zevkli. Dövüş demişken, Batman’in kavga hareketlerinde büyük değişiklikler aramayın. Kara şövalyenin, Arkham Asylum’dan sonra öğrendiği üç-beş yeni hareket var ama en sık kullandığımız teknikler aynı gibi. Unutmadan, ilk oyunda oldukça pasif kaldığımız ve cutscene’lerle idare ettiğimiz boss dövüşlerinde burada daha etkiliyiz. Joker’in ağzının ortasına okkalı yumruklar atabiliyoruz (Yay!)


Gelelim Catwoman’a… Parayla satılan bir DLC olan ve Arkham City’nin standart versiyonlarında bulunmayan Catwoman bölümleri senaryonun yüzde 10’unu oluşturuyor. Arkham City’nin bendeki kopyası Collector’s Edition olduğu için (havam batsın!) Catwoman kendiliğinden geldi, çok da iyi etti. Batman’in hantal tarzının yanında kat kat çevik kalan Catwoman ile sokaklarda dolaşmak inanılmaz eğlenceli. Gideceğimiz yere parendeler atarak, ya da kırbacımızı Spider-Man’in ağı gibi kullanarak hızlıca ulaşmak mümkün.

Oyunun tek interaktif kısmı da Catwoman’ın 3.bölümünde yer alıyor. Selina, olayların gidişatını etkileyecek bir karar vermek zorunda kalıyor. Bu öyle bir karar ki, vicdan/açgözlülük arasında galip gelen olgu daha oyunun yarısındayken sizi End Titles’a götürebilir.

Ana hikayeyi Normal veya Hard seviyelerinde tamamladığınızda ekstralar açılıyor ve şenlik başlıyor. New Game Plus seçeneğinde, oyunu en baştan tüm araçlarla ve güncellemelerle bir daha oynayabiliyor, ya da DLC skin’lerle karakterinizi başka bir kostüm giyerken görebiliyorsunuz. Kişisel favorim elbette ki The Dark Knight Returns Batman skin’i. (badass!)  DKR kostümünün içindeyken daha ağır, daha özgüvenli oluyor, yakaladığınızı affetmiyorsunuz. Batman’in oyunda kullanabileceğiniz altı skin’i daha var: Animated, Earth One, 70s, Year One, Sinestro Corps ve Batman Beyond. Catwoman’ın Animated skin’i ise hayatımda gördüğüm en tatlı oyun kahramanı olabilir, evet sanırım öyle!


Arkham City’nin eleştirilecek bir yanı neredeyse yok. İlla kusur bulacak olsam yüzde 100 yapmaya çalışırken Riddler’ın bulmacalarının kimi zaman bitmeyecekmiş gibi geldiğini, bazı repliklerin de klişe sayılabileceğini söyleyebilirim. Batman ve Joker diyalogları süper yazılmış (Spoiler: Aklımda kalanlar içinde Joker’in, Batman’in maskesini çıkarıp kim olduğunu öğrenmeye çalışan Harley Quinn’e “No one’s who you think they are, my dear. Why spoil the fun?” deyişi efsaneydi.) diğer karakterler için daha yaratıcı replikler düşünülebilirdi. Tabii Dini, senaryoyu, twist’leri, görevleri/görevcikleri kusursuza yakın kotardığı için o kadarını affediyoruz, Poison Ivy’nin acı çeken bitkilerinden dem vurmasına ses etmiyoruz. Olur öyle.

Tiryakilik yaratan Batman Arkham City, konusuyla, challenge’larıyla, Catwoman bölümleriyle uykunuzun en büyük düşmanı olacak. Siz de yolda yürürken etrafa “Dedective Mode”da bakmak, kafanızı bozanlara “Inverted Takedown” yapmak isteyeceksiniz. Rocksteady Arkham serisinin üçüncüsünü piyasaya sürene kadar, en iyisi bu. Vakit kaybetmeden alın, oynayın. Yılın oyun olayını kaçırmayın.

7 Kasım 2011 Pazartesi

5 Kasım 2011 Cumartesi

Year One: Çizgi Roman Vs. Animasyon


"Sadece sinemayla iniltili olarak gördüğümüz takdirde çizgi romanlar hareket etmeyen filmlerden fazlası olamazlar."
Yapıtlarını özellikle beyaz perdeye uyarlanamayacak şekilde kaleme alan üstat Alan Moore'a ait bu sözü, çizgi romanın kıyametinin ayak sesleri olarak kabul edebilirsiniz. Hayır, şimdi size Yeni Dünya Düzeni'ni, Illuminati'yi, Marduk'u anlatmayacağım, basbayağı bir mecranın tükenişinden bahsedeceğim. Tabii "Kahramanlarımız elden gidiyor!" diye bağırarak bir sağa bir sola kaçışmamızı ya da bir kurtarıcı için dua etmeye başlamamızı gerektirecek bir vahamet yok ortada, ama çizgi roman evrim/yok oluş şıklarından birini işaretleme zorunluluğuyla baş başa artık. Sektörün iki devi Marvel ve DC'nin, bitmek tükenmek bilmeyen manevralarla (rebootlar, karakterleri öldürüp geri döndürme numaraları, sansasyonel karakterler vb.) okurun ilgisini canlı tutmaya çalıştıkları ama çok da başarı gösteremedikleri sır değil. Günümüzde çizgi roman sınırlı bir kesimin (biz bunlara geek diyoruz. Şekil A: ben) takip ettiği bir yazın türü. İnsanların büyük çoğunluğu çizgi roman okumuyor. Kitapçılarda raflar çoğaldı, karakterler tanınıyor, Hadise bile Süpermen'i şarkı yaptı diye seviniyorsanız Hoz Comics'in çıkardığı Iron Man Extremis'in kaç adet sattığına bir bakın derim. Çizgi karakterlere (süper kahramanlara diyelim) ilgi var, bu doğru, fakat ilginin büyük bir yüzdesinin sinema uyarlamaları, çizgi diziler ve bilgisayar oyunlarına dağıldığını göz ardı edemeyiz. Evrim/yok oluş seçenekleri tam da burada önem kazanıyor, zira çizgi romanlara burun kıvıran milyonların bir X-Men filmi gösterime girer girmez sinemalara doluşup, patlamış mısır ve Frigo'yla beraber biz geeklerin senelerdir damardan aldığı keyfi .rar'lanmış haliyle yutacaklarını bilen şirketler de haklı olarak filmleri arka arkaya patlatmaya devam ediyorlar. Süper kahraman filmlerinin ölüsü 100 milyondan fazla hasılat getirirken, aylık dergiler 100 bini görünce zafer kazanmış sayılıyorlar. Alan Moore'un söylediklerinin ışığında hareket edersek, günün birinde çizgi roman formatının miadını doldurup, yerini filmlere/animasyon filmlerine/motion comic'lere veya henüz keşfedilmemiş başka bir türe bırakacağı kehanetinde bulunabiliriz gayet. Biz o günleri görür müyüz, herhalde göremeyiz ama bunun bir önemi yok. 

Konuyla bağlantılı olarak, size son 1 ay içinde piyasaya çıkmış üç Batman ürünü, ve satış rakamlarını yazacağım. Siz hangisi hangisine ait tahmin etmeye çalışın (Kopya çekmek yasak):

- Batman Arkham City (oyun)
- Batman #1 (çizgi roman)
- Batman Year One (animasyon filmi)

Satış rakamları:

- 200.000
- 5.000.000
- 1.000.000

Ve cevaplar geliyor:

Arkham City 5.000.000, Year One 1.000.000 ve Batman #1 200.000 kopya sattı. 

Dahası var. Bilgisayar oyunu o satışa bir haftadan kısa zamanda ulaştı, animasyon ise herkesin bildiği bir öykünün birebir uyarlaması olduğu halde, özel bir çabaya, reklama gerek duymadan seyircisini buldu. 

Madalyonun öteki yüzündeyse 72 yıl sonra gerçekleşen bir olay, yeni devri başlatma iddiasıyla gelen bir "ilk sayı" duruyor. Black Mirror ile sıkı bir fan kitlesi edinmiş Scott Snyder'ın yazdığı, Spawn'ın süperstar çizeri Greg Capullo'nun resmettiği bir ilk sayı. Kapağında ve ön izleme sayfalarında Batman'in tüm düşmanlarına yer veren bir ilk sayı. 

Yorumu size bırakıyorum.

Esas sorulara geçeyim: Batman Year One'a kafadan girmek varken neden yazıya istatistiklerle başladım? Neden yok yere Nostradamus oldum?


WB Animation'ın son direct-to-dvd/Bluray animasyon filmi Batman Year One'ı izlerken Moore babanın alıntıladığım o sözü kulaklarımda çınlayıp durdu. Frank Miller'ın 1988 yılında yazdığı, Batman'in modern çağını başlatan, tüm zamanların en büyük çizgi roman hikayelerinden biri sayılan Year One'ın panellerinin teker teker ekranda akmalarına tanık oldukça hem gelecek yıl iki bölüm halinde animasyona dönüşecek The Dark Knight Returns için endişe duydum, hem de gelişen teknolojiyle birlikte  çizgi film yapmanın basit ve ucuz bir yolu bulunduğunda çizgi romanlar için bir tehdit unsuru oluşturacağını fark ettim. Tıpkısının aynısının (aynen öyle) animasyonu yapılınca kaynak eser "hareketsiz film" olabililiyor ancak.

Açık konuşayım, bir çizgi romanı panel panel, diyalog diyalog uyarlamayı anlamsız ve gereksiz buluyorum. Richard Donner 1978'de ilk Superman filmini çekerken Action Comics #1'i olduğu gibi senaryolaştırmamışsa, Tim Burton Batman'inde Detective Comics #27'yi noktasına virgülüne almamışsa, Christopher Nolan The Dark Knight'ta The Long Halloween okuyanları deja vu'dan deja vu'ya itmemişse, görsel anlatımlarından dolayı sıkça karşılaştırılan bu iki türün aslında birbirinden çok farklı olmalarındandır bence. İyi bir çizgi romanın iyi bir filme, iyi bir filmin iyi bir çizgi romana dönüşebileceğinin garantisini kim verebilir? İşler o kadar kolay yürüseydi, herkes en popüler kahramanın en çok satan, en çok beğenilen sayısını alır, beyaz perdeye aktarır, voleyi vururdu. Ne ala memleket!


Batman Year One, bir zamanlar Batman The Animated Series, Batman Beyond, Justice League Unlimited gibi biçim ve içerik olarak orijinallik kokan çizgi serilerin arkasındaki WB Animation'ın son yıllardaki tutmuş hikayeleri animasyona dönüştürme takıntısını gelebileceği en ileri seviyeye taşımış. Daha önce Superman/Batman Public Enemies, Superman/Batman: Apocalypse, Justice League: Crisis on Two Earths'de de aynı formül uygulandı, ama Year One o kadar değiştirilmemiş, kitaba o kadar sadık kalmış ki, izlediğinizin bir film mi motion comic mi olduğunu anlayamıyorsunuz. Year One'da çizgi romandan farklı olarak Bruce/Selina dövüşü uzatılmış (1 dakika belki?), Batman Harvey Dent'in masasının altında değil de perdenin arkasında saklanıyor,  Gotham'da yaşayan muhabirlerin hepsi Vicki Vale bünyesinde birleşmiş. Aşağı yukarı tüm değişiklikler bunlar. Çizgi romanı okumakla animasyonu izlemek arasında neredeyse hiç fark yok yani.

Değiştirilmemiş olmasına rağmen de çizgi romanın onda biri kadar etkileyici değil malesef Batman Year One. Ne demiştik? İyi bir çizgi roman = iyi bir film değil
Halbuki aynı senaryoyu biz daha önce iki filmde izledik: 1993 yapımı Batman Mask of The Phantasm da, 2005 tarihli Batman Begins de, Frank Miller'ın bu ölümsüz eserinden beslenen, ama fotokopi çekmeye çalışmayan işlerdi. İkisi de Batman hayranlarının unutulmazları arasında. İkisi de efsane.

Hikaye hakkında yazılabilecek ne varsa daha önce Y1 inceleme yazısında yazdığım için, filmin teknik yanlarına bakmak zorundayız. (Emmy ödüllerinin Arts & Sciences dalları gibi yani. Hani şu kazananlarını kimsenin merak etmediği kategoriler :))

Çizimlerden başlayalım. Karakter dizaynları ve renkler David Mazzuchelli'nin kitaptaki resimleriyle örtüşüyor. Gözlerin beyaz yerine eski Hanna Barbera yapımlarındaki gibi ten rengine boyanması hayranların tepkisini çekti ama ben fazla takılmadım o ayrıntıya. Beni açmayan, karakterlerin hareketlerinde hissedilen anime tesiriydi. Son dönem DC çizgi filmlerinde Japon animasyonuna doğru bir eğilim söz konusu , bu durum Year One'da belirgin bir hale gelmiş. Öte taraftan, genellikle çok kötü bulduğum taşıtları CGI ile yapma olayı bu filmde gayet güzel kotarılmış.

Müzikler bana bazen Shirley Walker'ın Batman TAS'daki score'larını hatırlattı. Benim en çok beğendiğim, Bruce'un penceresinden yarasa girdiği sırada çalan müzik oldu. Selina ilk defa Catwoman kostümü giyerken tınlayan yaylılarla da bestecimiz Batman Returns'de çalan Cat Suite'e ufak bir gönderme yapmış. (Helaaal!) Çok akılda kalıcı olmasalar da, müziklerin sağlam olduğunu söylemek mümkün.

Seslendirme sanatçılarına gelirsek, voice director Andrea Romano, bir çok projede birlikte çalıştığı seslendirme sanatçıları ekibinin dışına çıkıp, televizyon ünlülerinden bir kadro kurmayı tercih etmiş. Jim Gordon rolündeki Bryan Cranston çok doğru seçim. Hikayenin baş kahramanı olarak izleyiciye kendini kabul ettirmede hiç zorlanmıyor. Gary Oldman'ı, Bob Hastings'i aratmıyor.


Bruce Wayne/Batman'i seslendiren Ben McKenzie ise en baştan beri şüpheyle yaklaştığım bir isimdi ve sağ olsun beni şaşırtmadı. Film boyunca ha düzeldi ha düzelecek umuduyla acayip tutuk ve cansız bir Batman izletti bize. Çizgi roman sayfalarında bile insanın tüylerini diken diken eden "Ladies. Gentlemen. You have eaten well. You've eaten Gotham's wealth. Its spirit. Your feast is nearly over. From this moment on -- none of you are safe." gibi kral replikler sıradanlığın eşiğindeydi. "Omen" sahnesinin sonundaki "I shall become a bat" kısmı filmde yer almıyordu. Kağıt üzerinde çok havalı duran repliğin, McKenzie'nin sesinden komik geldiği için kesildiğini tahmin ediyorum :) Kısacası Ben McKenzie, Frank Miller'ın Batman'inin altında ezildi.


Eliza Dushku'yla bir hukukumuz (!) var, kendisini Selina Kyle/Catwoman rolünde çok başarılı bulmadığımı söylersem bana kızmaz umarım :) Ses tonu olarak karaktere uygun, Andrea Romano'nun yerinde bir casting yaptığını söyleyebiliriz ama kızın replikleri pek taşıyamadığı ortadaydı. Year One DVD'sinde yer alan Catwoman kısa filminde Dushku daha iyiydi çok şükür, onu da başka bir yazıda anlatırım. Biricik Starbuck'ımız Katee Sackhoff ise Sarah Essen olarak gayet inandırıcı, yalın ve karizmatikti.

Year One ile ilgili internette yazan yorumlara göz attım azıcık ve çizgi romanı okumayanların animasyona bayıldıklarını (Öyle değil o oğlum, siz aslında Miller'ın senaryosunu sevdiniz!), çizgi romanı ezbere bilenlerinse tekdüze bulduklarını gözlemledim. Year One hikaye itibariyle sinema/animasyon uyarlamaları için ideal, fakat yapı olarak pek öyle değil kanaatimce. Hızlı akan sahnelerle 1 yıl 1 saate sığdırılınca, ortaya bir televizyon dizisinin kolaj bölümü havasında bir sonuç çıkmış. İzlenmeyecek kadar kötü mü? Değil tabi ki. Neden? çünkü malzeme iyi.

Batman Year One grafik romanı hardcover'ıyla, tpb'iyle, İngilizcesiyle, Türkçesiyle çılgınlar gibi okunmayı beklerken, aslının gölgesi olabilen animasyon filmini yalnızca çizgi roman okumayı sevmeyenlere öneriyorum. Frank Miller'ın diyalog yazımındaki ustalığından mahrum kalmasınlar, Bruce Wayne'in Batman'e dönüşümüne şahit olsunlar, doğrusuyla yanlışıyla dört dörtlük bir kurgusal karakter olan Jim Gordon'la tanışsınlar, ve hepsinden çok, karanlık bir gelecekte (V For Vendetta'daki gibi örneğin!) "Year One'ın kitabı çıkmış." demesinler diye :)

1 Kasım 2011 Salı

Dünden Bugüne Batman Oyunları

Şu anda birileri Batman: Arkham City'de The Dark Knight Returns skin'ine bürünmüş, Gotham'ın karanlık sokaklarında ne kadar ipsiz sapsız punk varsa dayak manyağı yapıyor, birileri Dr. Hugo Strange'e sövüyor, birileri değişik kamera açılarından Catwoman'ın araç ve gereçlerine zoom yapma derdinde, birileriyse çoktan oyunu bitirmiş, 8-9-10 üçlüsünden en uygun bulduğu puanı yapıştırmış, yetmezmiş gibi bir üst zorluk derecesinden tekrar başlıyor oynamaya. Şimdiden 5 milyona yakın satan Arkham City, oyun severlere kendilerini Batman gibi hissetmeleri için gerekli ne varsa bir arada sunuyor: olağanüstü grafikler, gaza getirici müzikler, birinci sınıf seslendirme... Pacman'li, Tetris'li Karanlık Zamanlar'dan başlayıp, Call of Duty'li, Battefield'lı, Portal'lı 2010'lara uzanan macerasında Kara Şövalye düşe kalka da olsa ("Neden düşeriz Bruce?") çizgi roman/film uyarlaması oyunların lanetini ortadan kaldırmayı başardı. Oyun camiasına bundan 25 yıl önce, koca kafalı, tombul, Marioesk bir imajla dalan Batman'i flashback tüneline sokalım, kayda değer oyunlarını gözden geçirip, kahramanımız nereden nereye gelmiş hatırlayalım. 


BATMAN(1986)


Robocop, Rambo, Cobra, Addams Family, Jurassic Park gibi filmlerin lisanslarıyla almış yürümüş olan, 80'li yılların en büyük oyun şirketi Ocean Software'in piyasaya çıkardığı Batman, checkpoint system'a sahip en eski 3D oyunlardan biri (belki de en eskisi). Batman karakterinin küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk bir Adam West klonu olduğu oyunda amacımız Robin'i kurtarmak. Bu uğurda durmadan izometrik odalara girip önümüze çıkan The Simpsons'ın Treehouse of Horror bölümlerindeki uzaylılara benzeyen düşmanlarla kapışıyoruz.


Çıktığı günlerde çok iyi eleştiriler alan oyun, bugünün gigabyte'lar tutan, görselleri fotoğraflardan farksız oyunlarının yanında çok gülünç kalıyor takdir edersiniz. Tomaz Kac de böyle düşünüyor olacak ki, bu nostaljik oyunun şeker gibi bir remake'ini yapmış. Batman oyunun resmi olmayan bu yeni versiyonunu merak ediyorsanız Retrospec'e bir uğrayın derim.

Batman The Caped Crusader (1988)


Ocean Software hızını alamamış, ilk oyundan 2 yıl sonra bir Batman oyunu daha piyasaya sürmüş. Comics lisansının ekmeğini yese de, 1960'lar TV dizisi tadında olan ilk oyundan farklı olarak bu kez sapına kadar çizgi roman Batman'i karşımızda var hem de. 


2 bölümden oluşan bir arcade adventure olan The Caped Crusader'da, yarasa adam Joker ve Penguin ile karşı karşıya geliyor. Çizgi roman sayfalarını andıran paneller zamanının ilerisinde. Oyunun aldığı puanlar çok yüksek. 

Batman (1989)


1989 Batman'in yılıdır. Tim Burton'ın sinemaya taşıdığı kara şövalye çocuklar ve gençler arasında bir fenomen olur. Oyuncaklar ve oyunlarının da önü alınamaz. Sunsoft firmasının kotardığı SNES oyunu Batman, Batmania'nın video oyunları dünyasındaki ilk yansımasıdır. Filmin senaryosunun şaşırtıcı ekstra karakterlerle süslendiği bu platform oyununda 5 level mevcut: Gotham City Streets (Final boss rolünde sürpriz bir isim, Killer Moth var!), AXIS Chemical Factory (Filmde Jack Napier'ın ölüp, Joker'in doğduğu yer. Oyunumuzda Machine Intelligence System ile savaşıyoruz), Underground Conduit (Sürpriz boss: Electrocutioner), Laboratuary Ruins ve Gotham Cathedral (Müdür kim? Firebug!). Son level'da Joker ile karşılaşıyoruz. 


Her level öncesi filmden cutscene'ler izleten oyunda kahramanımız Batarang, Spear Gun ve Dirk silahlarını kullanabiliyor. Komiser Gordon ve Vicki Vale de yan karakterlerimiz.

1990 yılına geldiğimizde hiçbir alt başlığa gerek duymadan BATMAN etiketiyle piyasaya çıkan bir çok oyun görüyoruz. Hemen hepsi Tim Burton'ın filminin senaryosunu takip ediyor. Sunsoft ve Numega'nın ürettiği Sega Mega Drive ve Atari versiyonları gayet güzel. Ayrıca 1992 yılında Batman oyununa bir de devam hikayesi yapılmış: Return of The Joker (veya Sega Genesis'deki adıyla Revenge of The Joker)

Batman Returns (1992)


Yine bir film uyarlaması olan ve yine bir çok platformda karşımıza çıkan Batman Returns, Batman oyunları arasında bir dönüm noktası denebilir. Özellikle SNES versiyonu, grafiklerinin -elbette döneme göre- güzelliği, müziği kullanımı ve oynanabilirliğiyle önceki oyunlardan bir kaç gömlek üstün. Oyunu çıktıktan yıllar sonra bilgisayarda bitirmiş bir oyunsever, aynı zamanda favori Batman filmi Batman Returns olan bir fan olarak, Batman Returns'ün filmin ruhunu çok iyi yansıttığını söyleyebilirim. Sırf Michelle Pfeiffer'ın Catwoman'ının yer aldığı Game Over ekranını görebilmek için mahsuscuktan yenilmişliğim bile vardır hani, hehe.


Beat 'em Up türündeki Batman Returns'de, Penguin'in yönettiği Red Triangle çetesinin ucubelerini pataklamakla yükümlüyüz. Beşinci level'da Batmobile'i kullanıyoruz ve mutlu oluyoruz. Çok olumlu eleştiriler alan Batman Returns'ün tek üzücü yanı filmdeki Batman/Catwoman/Shreck'li final sahnesine yer vermemesi, onun da "oynanacak" bir tarafı olmadığı için dert etmemek lazım.

Batman The Animated Series (1993)


Sıradaki oyunun bendeki yeri apayrı. Nedeniyse 4-5 yıl gecikmeyle de olsa oynadığım ilk Batman oyunu olması. "Kasetli Gameboy"un siyah beyaz efsanesi Batman The Animated Series, adaşı çizgi film gibi, Kara Şövalye'yi en büyük düşmanlarıyla çarpıştırıyor. Platform türündeki Batman TAS'de 5 level var. Joker, Scarecrow, Mr. Freeze, Catwoman, Poison Ivy, Riddler ve Penguin gibi Rogues Gallery'nin en azılıları ilk defa 32 kısım tekmili birden bir Batman oyununda yer alıyorlar. Kendi adıma, Mr. Freeze'li bölümün çok zor olduğunu söyleyebilirim. Boss fight'a gelene kadar geçmem gereken üçüncü sınıf buz adamların Batman'i kolayca dondurmaları ve Batman'in buz kütlelerini kıramadığı her saniye bir canının gitmesi deli ederdi beni. Bir bölüm bitip, diğeri başlarken çıkan "ara sıcak" (çok sıcak!) Catwoman'a da el kaldırmaya kıyamazdım (Evet, burası yazarın Catwoman'a aşık olduğunun anlaşıldığı kısım :))


Batman The Animated Series'in ilgi çekici yanlarından bir diğeri de bazı bölümlerde Robin'i de kontrol edebilmemiz. 

P.S.: Danny Elfman'ın muhteşem müziklerinin Gameboy'da nasıl kakafoniye dönüşebileceğine tanık olmak isterseniz, bu oyuna bir 5 dakikanızı vermelisiniz.

The Adventures of Batman and Robin (1994)


Aslına bakarsanız yazıya başlamadan önce zihnimde "Arkham Asylum'dan önce bu memlekete adam gibi bir Batman oyunu gelmedi!" gibi bir düşünce vardı ama liste ilerleyip, ben eski oyunların rom'larıyla haşır neşir oldukça 90'ların başındaki film ve BTAS uyarlaması oyunların bazılarının taş gibi olduklarını fark ettim. Tuhaf. 

Konami'nin geliştirdiği The Adventures of Batman and Robin, çizgi filmin rüzgarını çok doğru bir yönde kullanan bir oyun. Joker, Poison Ivy, Two Face, Riddler, Catwoman, Scarecrow, Harley Quinn, Man-Bat, Rupert Thorne, Clayface gibi kötülerin yanı sıra Komiser Gordon, Alfred, Harvey Bullock, Barbara Gordon (henüz Batgirl değil) ve Summer Gleeson gibi yardımcı karakterlere de yer vererek birkaç sene önceki oyunlarda bir-iki düşmanla yetinmek zorunda olan hayranları zevkten zevke koşturmuş adamlar.

Oyunun Sega CD versiyonunundaki animasyon sekansları birleştirildiğinde (toplam 16 dakika!) Batman The Animated Series hayranlarının "kayıp bölüm" olarak kabul ettikleri bir çizgi filme dönüşüyor. Oyunun seslendirme kadrosundaysa kimi ararsanız var, Kevin Conroy, Mark Hamill, Arleen Sorkin, Diane Pershing...


The Adventures of Batman and Robin'in türevlerine göre oldukça zor olduğunu da belirtmekte yarar var, bitirene kadar resmen çatlıyorsunuz.

BTAS ve Batman Beyond evreninde geçen Chaos In Gotham ve Batman Beyond: Return of The Joker gibi oyunlar da yakın tarzdaki fena sayılmayacak denemelerden.

Batman Forever (1995)


Probe Entertainment'ın geliştirdiği Batman Forever, Joel Schumacher'ın ilk Batman filminin konusunu takip ediyor: Batman ve Robin, Gotham sakinlerinin sırlarını çalmak isteyen Two Face ve Riddler'a karşı güçlerini birleştirirler. Bir beat 'em up klişesi olan oyunda, henchmen bolluğundan geçilmiyor. 


Pek tutmayan oyunun en büyük eksisi yükleme problemleri. 16-bit oyunlarda görmeye alışkın olmadığımız kadar sık belirip duran Hold On (Lütfen bekleyiniz...Lütfen bekleyiniz...Şimdi karşıya geçebilirsiniz!) yazısı oyun deneyiminizi işkenceye dönüştürebiliyor. Kafa karıştırıcı kontroller kötü adamları dövmeyi bile sıkıcı hale getirmiş. Düşmana yumruk atıyorsunuz, o ağır çekimde yere düşüyor, siz yürümeye devam ediyorsunuz. Yukarıda bir yere kanca atmanız gerekiyor ama arka plan o kadar karanlık ki rastgele fırlatmak zorunda kalıyorsunuz. Ben de bazen çok şey bekliyorum. Film neydi ki, oyunu ne olsun?

Batman Vengeance (2001)


Bruce Timm'in Batman The Animated Series ve The New Batman Adventures çizgi filmlerindeki olay yaratan karakter/mekan dizaynları bir video oyununa aktarıldığında, tüm stilize çizimler ve 3D evliliklerindeki gibi sakat bir çocuk doğdu: Batman Vengeance. Ubisoft'un geliştirdiği ve altıncı nesil konsolların her biri için üretilen Batman Vengeance, özellikle PC versiyonuyla dev bir hayal kırıklığı yaratıyor. Art deco tasarımların kartondan ayırt edilemediği, kırmızı gökyüzü/gri bina sınırlandırmasının nereye gideceğimizi tahmin etmemizi engellediği ve dolayısıyla oynayan herkesi avuç avuç Aspirin de alsalar geçmeyecek baş ağrılarına sürüklediği bu arcade oyununu zamanında çok büyük heveslerle alıp, bitirmeye kasmıştım. Harcadığım zamana değdi mi? Değmedi kesinlikle. 

Facia olan PC versiyonunu bir kenara bıraktığımızda, oyunun konsol versiyonlarının gayet başarılı oldukları ortaya çıkıyor, bunu da not etmek lazım.


Batman Vengeance'ın yıllardır zihnime kazınmış olan absürd bir sahnesi var, paylaşmadan yapamayacağım: Harley Quinn kılık değiştirmiş, peruk takıp, hanım hanımcık elbiseler giymiş ve Batman'in kurtarması gereken "mağdure" rolünü oynuyor. Kurtarıldıktan sonra Batman ile konuşuyor abla, ama sesini duysanız, Harley ile bütünleşmiş seslendirme sanatçısı Arleen Sorkin ne aksanını değiştiriyor, ne vurgu ve tonlamayla oynuyor, bildiğin Harley Quinn konuşuyor yani. Peki ya kara şövalye Batman ne yapıyor? Kadının yüzüne bakıp, hiçbir şey çakmadığı gibi "Batgirl, bu hatunda hoşuma gitmeyen bir şeyler var, araştır kimmiş neymiş." diyor!

Sevgili Bruce, biz orta okula giden halimizle, yarım yamalak İngilizcemizle olayı  çoktan çözdük, sen neyin peşindesin? Bay dünyanın en büyük dedektifi, alo?

Batman Vengeance'a benzer grafiklere sahip bir oyun daha yapıldı 2003 yılında: Batman Rise of Sin Tzu. Pek bir yenilik içermese de, Scarecrow, Clayface ve Bane gibi daha az bilinen kötü karakterlere yer verdiği için dikkat çektiğini söyleyebiliriz Rise of Sin Tzu'nun.

Batman Dark Tomorrow (2002)


Sene 2002. Batman Vengeance felaketini atlatmaya çalışan gencimiz, bir televizyon programında (Kanal E'nin Cnbc-E'ye dönüştüğü zamanlar...) tanıtımına rastladığı an grafiklerine hasta olduğu yeni Batman oyunu Dark Tomorrow için heyecan duymaktadır. Oyunu alıp, çalıştırdığı anda dünyası kararacaktır oysa... 

GameCube ve Xbox için üretilen Batman Dark Tomorrow, gelmiş geçmiş en kötü kontrollere sahip Batman oyunu kuşkusuz. Yapay zeka sıfır, oynarken kendinizi bir yarasa kadar kör hissetmemek için tek neden yok. Oyunu yapan ekibin elemanları da ne kadar saçmaladıklarının farkına varmış sanırım, çünkü bazı bölümlerde siz Batman'i yönetmeye çalışıp da yönetemezken (tırmanamıyor, zıplayamıyor, merdivenlerden düşüyor koskoca yarasa adam!) az yukarıya sizinle dalga geçen Joker'i koymuşlar.


Öte yandan, Brian Bolland çizimlerine benzeyen Batman'i, çizgi roman evrenine hakimiyeti ve karakter çeşitliliğiyle şaşırtır sizi bu oyun. Joker, Ra's Al Ghul, Poison Ivy gibi kadrolu villain'ların dışında, Ventriloquist & Scarface, Black Mask, Mr. Zsaz ve Ratcatcher gibi bir oyunda asla göremeyeceğinizi sandığınız tipler karşınıza çıkar. Sezar'ın hakkı Sezar'a, o günlerin en başarılı cutscene'leri de bu oyundadır. 

Batman Begins (2005)


Siz hiç neden tüm zamanların en popüler filmlerinden The Dark Knight'ın bilgisayar oyununun yapılmadığını merak ettiniz mi? Cevabınız 2005 tarihli Batman Begins oyununda saklı (sorumluları dövebilirsiniz). PS2, XBox, GameBoy Advance ve GameCube konsolları için çıkarılan Batman Begins, sıkıcılığın sınırlarını zorluyor. Christopher Nolan'ın Batman serisini başlatan filmden 20'den fazla sahneye yer veren oyun, yapay zeka konusunda çok fena sınıfta kalmış. 


Ben oyunu Ra's Al Ghul'un Wayne malikanesini istila edip, ninjalarını Bruce'un üzerine saldığı kısımda bıraktım. Tekrar oynamaya cesaret edebileceğimi de hiç sanmıyorum.

Batman Begins, GameSpot'tan 10 üzerinden 6.8 almış. Bana biraz (biraz mı?) şişirilmiş gibi geldi ya, neyse...

Batman, Spider-Man ve X-Men gibi Marvel karakterlerinin oyunlarının karşısında boynu bükük kaldığı 2000'lerde Justice League Heroes ve Mortal Combat vs. Dc Universe'de de yer aldı.

Lego Batman (2008)



"Batman" ve "sevimli" kelimelerini aynı cümle içinde kullanamıyor musunuz? Kullanabilirsiniz efendim, gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. Lego Star Wars ve Lego Indiana Jones'un izinden giden bu neşeli ve sevimli oyun Lego Batman, bence Arkham Asylum/Arkham City öncesi dönemin en iyisi. 

Traveller's Tales'in ilk orjinal konulu Lego oyunu olan Lego Batman'de Batman ve Robin, Gotham Altın Rezervlerinin peşinde olan Riddler ve tayfasına (Poison Ivy, Clayface, Two-Face, Mr Freeze), uzaktan kumandalı penguen robotlarıyla şehirde korku saçan Penguin ve tayfasına (Catwoman, Bane, Killer Croc, Man-Bat) ve katedrali havaya uçurup, Joker gazıyla Gotham halkını öldürmeye çalışan Joker ve tayfasına (Scarecrow, Mad Hatter, Killer Moth, Harley Quinn) karşı savaşıyorlar. Çizgi romanlar ve filmlere yüzlerce gönderme yapan Lego Batman'de Danny Elfman'ın score'ları eşliğinde sayısız araç ve gereç kullanıp, Gotham'da kendi mahallenizdeymişsiniz gibi rahat dolaşabiliyorsunuz.


 PlayStation 2, Wii, Xbox 360, PlayStation 3, Nintendo DS, PlayStation Portable, ve PC versiyonları yapılan oyun, prestijli oyun sitelerinden hep 7 ve 8 üstü puanlar aldı. Ayrıca 2012 yılında devamı da geliyor. Holy Legomania, Batman!

Bu kadar nostalji hepimize yeter... Vakit Arkham City'e dalma vaktidir, arkadaşlar! Öyleyse Panic! At The Disco'dan gelsin: Mercenary