11 Ekim 2012 Perşembe

Detective Comics #13


Yazar: John Layman
Çizer: Jason Fabok, Andy Clarke
Renklendirme: Jeremy Cox
Sayfa Sayısı: 31

Geçenlerde son çizgi roman avımdan [yeri gelmişken Büyülü Rüzgar'a teşekkürü borç bilirim] bana kalan Batman: Gotham Adventures fasiküllerimi karıştırırken duraksadım; Yeni 52'deki Batman serileri arasından hangilerini sevdiğimi düşündüm. Parmak hesabına bile gerek kalmadı çünkü eski DC evreninin son yankıları olan Batman Incorporated ve Batwoman dışındakilerin hiçbirini tam olarak sevmediğimi fark ettim. Ne zamandır adam gibi blog yazamayışım belki de bundan. Aylık çizgi romanların, dijital yayınların, grafik romanların bolluğuna bakan da bir Batman okurunun zevkine hitap edecek bir şeylerin muhakkak var olduğunu düşünür. Hani, nerde? 'Reboot değil relaunch' dediler, herkes toplandı, fakat 90'lardan kalma kostümleri, tutmuş hikayelerden türemiş konuları ve başka birilerine dönüşmüş karakterleriyle DcNu benim için görüşmeyeli kendini çok bozmuş eski sevgili artık. Komik aslında, bütün yabancılaşmışlığıma rağmen bahsettiğim dergilerin yarısına aboneyim bir de. 

Tamam, peki. Tanımı değiştirelim. DcNu; görüşmeyeli kendini bozmuş olsa da unutamadığım ve unutamayacağım eski sevgili.

Abonesi olup da ilk sayısından sonra kapağını açmaya korktuğum çizgi romanların en nahoş olanı Detective Comics. Son beş yılda Greg Rucka, Jock, Paul Dini, JH Williams III ve Dustin Nguyen gibi on kaplan gücündeki isimleri ağırlayan seri, reboot sonrasına mucizevi bir şekilde bir yazarda nefret ettiğim 25 özellik ile bir çizerde nefret ettiğim 25 özelliğe aynı anda sahip olan yazar-çizer Tony Daniel'a verilince ipler koptu. Sağlığım için en güzelini yapıp, ömür törpüsü Daniel ayrılana kadar Detective Comics'i okumamaya karar verdim. İyi de yaptım. Kafadan +5 yıl veriyorum kendime.

Herneyse... bu yaz Tony Daniel esasen hiç beklemediğim, ama delice istediğim o açıklamayı yaptı ve Detective Comics'i bıraktı. Haberi okuduğum gün gökyüzünün daha mavi, güneşin daha sıcak, hatta Frank Miller'ın daha az 2000'ler Frank Miller'ı/daha çok 80'ler Frank Miller'ı olduğuna bahse girebilirim!

Mutlu haberler burada bitmiş miydi? Asla! Bundan sonra bitmez de! Neden mi? Çok basit: Detective Comics 13. sayısı itibariyle Chew gibi son yılların en yenilikçi işlerinden birinde imzası bulunan Eisner ödüllü yazar John Layman'a ve 'geleceğin süperstarı' olarak  görülen Jason Fabok'a emanet!

İçimi dökeceğim derken lafı dolandırdım da dolandırdım. Beni tekrar klavye başına oturtmasından da anlaşılacağı gibi Detective Comics #13, yeni kadrosuyla sahneye çıkar çıkmaz kaybettiğim heyecanımı bünyeye yüksek [hem de çok yüksek] dozda geri yükledi. Layman/Fabok ikilisinin tarzlarından ve daha şimdiden yakaladıkları uyumdan yola çıkarak, Detective'in Paul Dini'nin 2006'daki  run'ının tadına ulaşabileceği, epizodik anlatımı ve klasik kötüleri sayesinde uzun story arc'ların, crossover'ların, yeni düşmanların istila ettiği diğer Batman serilerine enfes bir alternatif olabileceği izlenimi uyandı bende, umarım yanılmam.


Detective Comics'i bu kadar çekici kılan ne, bir bakalım... En başta karşımızda geleneksel bir süper kahraman öyküsü var. Yanlış anlaşılmasın, 'geleneksel'den kasıt sıkıcı, sıradan ya da bayat değil, sözde 'modern' Yeni 52'nin karşıtı sadece. Anlatı okuyucuyu abartılı monologlarla, cliffhanger'larla, marjinal/edgy olma çabasıyla oyalamıyor. Kimsenin derisi yüzülmüyor, kimse cinsiyet değiştirmiyor, kimse kimsenin dayıoğlu çıkmıyor. Ben sayfaları çevirirken bir an için reboot hiç yaşanmamış gibi hissettim, öyle söyleyeyim... İçeriğine bakınca basım tarihi 1972 de, 1992 de olabilecek bir çizgi roman elimizdeki, ama 2012'de yayımlanmış işte.

Sayıdaki artılara bakmaya devam. İnanması zor ama, kara şövalye ciddi ciddi dedektiflik yeteneklerini kullanmaktan ve ipuçlarını nasıl birleştirdiğini ortaya dökmekten çekinmiyor. Bill Finger ve Bob Kane'in 'dünyanın en iyi dedektifi' unvanıyla yarattıkları bir karakter için ziyadesiyle görmezden gelinen bir özellik bu, Layman tarafından yok sayılmaması sevindirici. Bu kadar mı? Dahası var. Yazar, Batman maceralarının en sevdiğim elementlerinden Batman/Bruce Wayne kişilik bölünmesine de zaman ayırmış. Kahramanımız bilinç akışında kostüm dışındaki hayatından sanki bir başkasına aitmiş gibi söz ediyor. Batman olarak verdiği hasarı, Bruce Wayne'in yardımseverliğiyle kapatmaya çalışıyor. Ve rastlantı bu ya, hem Bruce Wayne hem de Batman, ikisinin aynı adam olduğundan bihaber Penguin'in hedefi haline geliyor. [Penguin'den bahsetmişken, zat-ı muhteremin bu hikayedeki motivasyonu ve yöntemleriyle alakalı sıkıntılarım olduğunu eklemeden geçemeyeceğim. Gelecek sayının görünenden başka bir plan, ne bileyim bir çeşit gizli gündem açığa çıkarması koşuluyla çözülmeyecek gibi değil sorun şimdilik...]


Jason Fabok çok genç, çok yeni bir yetenek. Gözlerim beni yanıltmıyorsa şimdiye kadar okuduğum tek işi Mr. Freeze'li Batman Annual'dı. O zaman tarzını David Finch'e benzetmiştim, şimdi de fikrim değişmedi ama kendisinin ileride Finch'i sollaması işten bile değil, zira çizgilerinde hafif bir Jesus Saiz etkisi de görmek mümkün. Adam Penguin'i bile çirkin [hadi çok çirkin diyelim] çizememiş arkadaş, ötesi var mı? Penguin'den bahsediyoruz!

Sayıda Batman ve Penguin hikayesinin yanısıra IQ Test isminde bir de back-up mevcut. John Layman ana hikayeye zaten iyiden öte bir giriş yapmış olabilir, ancak bundan sonra yapabileceklerinin sinyalleri asıl IQ Test'te veriliyor. Yazar, Penguin'in yardımcısı Ogilvy'nin birinci anlatıda geçen güvenlik kodlarını nasıl elde ettiğini açıklarken, eş zamanlı olarak Batman figürünü Gotham şehrindeki sıradan suçlularının dilinden tarif ediyor. Yarasa bir şehir efsanesi mi? Çocukları korkutmak için uydurulmuş bir masal mı? Kostümlü bir akıl hastası mı? Yoksa ölümsüz bir yaratık mı? 1973 yılında yayımlanan unutulmaz  Batman #250 - The Batman Nobody Knows'un mitolojiye kazandırdığı Batman'in onu gören herkes için farklı bir varlık olması durumunu arkasına alıp, iki çete elemanı için akıcı ve inandırıcı bir diyalog yazıyor Layman. Norm gereği hikayeye hizmet edip, görevi bitince de tıpış tıpış ölmesi beklenen [Star Trek hayranları iyi bilir, Red Shirt diyoruz bunlara] önemsiz bir henchman de kaşla göz arasında üç boyutlu, gerçek bir karaktere dönüşüyor.

Yazıyı  back-up'ın Grant Morrison'lı Batman and Robin'den hatırlayacağınız Andy Clarke'ın çizimleriyle hayat bulduğu bilgisiyle sonlandırıp, sizi Yeni 52 Batman'i için nesli tükenmek üzere olan katıksız süper kahraman/dedektif hikayelerinden Detective Comics #13 ile baş başa bırakmak istiyorum. 

Hiç vakit kaybetmeden alın, okuyun!

10 Ekim 2012 Çarşamba

Aile İçi Şiddet: Death of The Family


Bazılarımız [I'm starting with the maaan in the mirror...] görüntülenme sayısı 100.000'i geçen blogunun en çok merak edilen yazısını hala bekletedursun, DC Comics yeni 52'nin ikinci büyük Batman crossover'ı için cehennemin kapılarını çoktan açtı. Suçun palyaço prensi Joker'in, uğraşmaktan bıkmadığı maskeli ve pelerinli oyun arkadaşına hazırladığı yeni şakalardan bir repertuar sunacağı Death of The Family, beş ay boyunca bizleri bir hayli meşgul edecek.

Son olarak Detective Comics #1'de, güzellik uzmanı olma fikrine nereden kapıldığı anlaşılamayan Dollmaker'ın uyguladığı peeling seansına girdiğini öğrendiğimiz Joker, uzun süre gözlerden kaybolmuş ama soyulan yüz derisi elden ele dolaşmıştı. Şimdi Joker için geri dönme ve ne olduğu konusunda hiçbir fikrimizin olmadığı planını gerçekleştirme zamanı!

Night of The Owls crossover'ı gibi ana hikayesinin Scott Snyder ve Greg Capullo'nun Batman dergisinde [#13-17 sayıları arasında] anlatılacağı Death of The Family, kaosun efendisinin dönüşünün Gotham'ın diğer kahramanları için ne ifade ettiğini merak edenler için Detective Comics, Batman and Robin, Batgirl, Suicide Squad, Nightwing, Catwoman, Teen Titans ve Red Hood and The Outlaws dergilerine de yayılacak. Maceranın isminin eski Robin/yeni Red Hood Jason Todd'un Joker'in ellerinde can verdiği kötü şöhretli 80'ler hikayesi A Death in The Family'nin üzerinde yapılan küçük bir oynama olması Red Hood and The Outlaws'un, ve yarasa ailesindeki bir diğer Joker kurbanı Barbara Gordon'ın bu evrendeki ilk The Killing Joke sonrası Joker yüzleşmesi olması sebebiyle Batgirl'ün özel ilgi hak ettiğini düşünüyorum.

Tahminlere gelelim... DcNu'da kafasını kazıtıp millete şemsiyeli saldırılar yapan Britney Spears'dan bile daha deli bir kadına dönüşen Harley Quinn ile ilgili acayiplikler bekliyorum. Bir nedeni yok. Yarasa hislerim davul çalıyor sadece. Aile teması Batman'den Gordon'a genişletilirse -ki Barbara'nın varlığı bile yeter- James Jr. ortaya çıkabilir. James'in çocukken giydiği ve babasını öfkelendiren bir Cadılar Bayramı kostümü vardı, hatırladınız mı? Artık isteyen herkes bir deri parçası takıp 'Joker'e dönüşebiliyorsa, şok faktörüne bayılan Snyder'ın kalemindeki James Jr. kılık değiştirecek ilk isim olacaktır. Scott Snyder'ı biraz tanımışsam, Batman sonlara doğru muhtemelen 'Yooo, Joker bu sefer çok ileri gitti. Kuralımı bozup onu öldürmek zorundayım :(' kartını çekecek, ben de 'aynısını Jeph Loeb Hush'ta yapmıştııııeeeeyytthh' diyerek Grumpy Smurf modunda gezineceğim. Mark my words.

Death of The Family Checklist

Ekim 2012: Batman #13, Batgirl #13: Prelude to Death of The Family, Catwoman #13: Prelude to Death of The Family

Kasım 2012: Batman #14, Batgirl #14, Catwoman #14, Suicide Squad #14

Aralık 2012: Batman #15, Batman & Robin #15, Detective Comics #15, Batgirl #15, Nightwing #15, Red Hood and The Outlaws #15, Suicide Squad #15, Teen Titans #15

Ocak 2013: Batman #16, Batman & Robin #16, Detective Comics #16, Batgirl #16, Nightwing #16, Red Hood and The Outlaws #16, Teen Titans #16

Şubat 2013: Batman #17

13 Ağustos 2012 Pazartesi

We're In For A Show, Kids!



DC Comics sayfalarından beyaz perdeye  The Dark Knight Rises! Anı/Kritik/Çizgi Roman-Film Karşılaştırması...

Alevler Yükseliyor!

Çok az kaldı...

26 Temmuz 2012 Perşembe

Tonight's The Night

"Dünyada iki büyük trajedi vardır: Biri insanın istediği şeyi elde edememesi, diğeri ise elde etmesi. Sonuncusu en kötüsüdür, sonuncusu gerçek bir trajedidir."
-Oscar Wilde

Proje resmi olarak açıklanalı ne kadar oldu ki? Hatırlar mısınız, bir zamanlar Tom Hardy'nin boyu Bane için çok kısaydı. Anne Hathaway'de Catwoman kumaşı yoktu! Dublör hatun çekimler sırasında milyon dolarlık IMAX kamerasına bindirmiş, verdiği zararı karşılamak için sonsuza kadar WB için çalışmak zorunda kalmıştı. Yani... kalmıştır sanırım! Peki ya The Bat'e ne demeli? Batwing varken, The Bat diye araç mı olurdu? John Blake'de kesin bi' numara vardı, öyleyse ismiyle scrabble oynanmalıydı. Miranda, neden Miranda'ydı? Nolan çıldırmış olmalıydı!

Bu gece yarısı bekleyiş bitiyor. Ekran kararıp, The Dark Knight Rises yazısı göründüğünde efsane sona erecek. Yeni bir yönetmen ve yeni bir oyuncu kadrosuyla Batman beyaz perdeye dönene kadar boşlukta hissedeceğime eminim. Film hakkında yazmak, çizmek, tartışmak, teoriler üretmek, çizgi romanlardan referanslar bulmak inanılmaz keyifliydi. Bu süreçte bana katılan, yazdıklarımı okuyan, yorum yapan, Batman için duyduğum heyecanı paylaşan herkese çok teşekkür ederim. 

Veda yazısı gibi oldu, nedenini ben de anlamadım...  Ne vedası arkadaşlar, daha başlamadık bile! 

Herkese iyi seyirler dilerim! 

22 Temmuz 2012 Pazar

Mortal Clay


Yazar: Alan Moore
Çizer: George Freeman
Çini: George Freeman
Renklendirme: Lovern Kindzierski
Sayfa Sayısı: 24

Sıradan, renksiz bir oturma odası. Televizyonun karşısındaki tek kişilik koltuklarda bir adam ve bir kadın oturuyor. Kadın gözlerini kırpmadan küçük siyah kutudaki aldatmacaya bakıyor. Adam kim bilir kaçıncı birasını açıyor. Kalitesiz bir sit-comdan bir sahne sanki gördüğümüz. Kadın 'Mutfak!' diye bağırıp, kocasının ne kadar kaba ve anlayışsız olduğundan bahsedecek. Erkek de umursamaz bir tavırla Fred Çakmaktaş taklidi yaparak paçayı kurtarmaya çalışacak. Hep aynı nakarat! Öyle olmuyor ama. Tartışsalar ilişkilerini kurtarmak istediklerine inanacağız. İkisi de susuyor. Odaya ölüm sessizliği hakim. Ölen, aralarındaki aşk... 

Bir dakika, bir dakika! Daha yakından bakınca bir gariplik seziyoruz. 'Gözlerini kırpmadan' televizyon izleyen kadın gerçek değil, bir cansız manken.

Erkek ise başındaki fanusun içinde erimiş, çamur kıvamına gelmiş cildi görünen Clayface...

Agalmatofili; vitrin mankeni, oyuncak bebek, heykel gibi cansız objelere karşı cinsel istek duyma hastalığı. Durun hemen aksiyon figür koleksiyon yapan arkadaşlarınıza [Alla alla kimmiş ki onlar?] sapık gözüyle bakmayın, her konuda imdadımıza yetişen dostumuz Google bile birbirinin kopyası üç-dört satırdan başka sonuç çıkaramadığına göre büyük ihtimalle çok nadir görünen bir bozukluk bu. Agalmatofili, sanat yapıtlarında kullanılmaya Salvador Dali ve Luis Bunuel'in 1930 yapımı filmi L'Age D'Or ile başlamış, fakat Ryan Gosling'e En İyi Erkek Oyuncu dalında Altın Küre adaylığı getiren 2007 yapımı Lars and The Real Girl filmine kadar etraflıca işlenmemiş.


Batman'in düşmanlarından Clayface, bir vitrin mankenine aşık. 'Hangi Clayface?' sorusunu duyar gibiyim, çünkü bu takma ismi çok beğenip -nesini beğendilerse?- kullanan toplam yedi süper kötümüz var. Bugün yatak odası hakkında gereksiz bilgiler edindiğimiz, ilk kez Detective Comics #477'de görünen Preston Payne a.k.a Clayface III. Payne, S.T.A.R. Labs'de Hiperpituitarizm [Hipofiz bezindeki hormon üretiminin aşırı artmasıyla ortaya çıkan patolojik durummuş. Bugün de tıp blog'u olduk! Hep Show TV'nin yaz ekranının suçu!] hastalığını tedavi etmeye çalışırken eski Clayface Matt Hagen'dan aldığı dokuyu kendine enjekte edince önce şekil değiştirme gücü kazanır, sonra da Wizard of Oz'daki Wicked Witch gibi erimeye başlar. Bitmediiii! Dokunduğu kişiyi oyun hamuru kıvamına getirerek öldürme laneti de kazanan Payne'in yeni görüntüsü ve yapabildikleri kız arkadaşını -doğal olarak- korkutup kaçırır. O günden beri bahtsız bedevi olup yalnız yaşamaya başlayan Payne, dokunuşundan zarar görmediğini düşündüğü bir vitrin mankenine aşık olur. Payne giydirip süslediği, romantik akşam yemeklerine çıkardığı bu plastik yoldaşına bir isim bile koyar: Helena.

Üç Numaralı Clayface Preston Payne ile Batman'in yolları Detective Comics #477'de kesişti. #478'de çıkan yangında Helena eridi, rüya aleminde yaşayan Clayface de kız arkadaşının öldüğünü zannedip yas tuttu. Ta ki, bir alışveriş merkezinin vitrininde yeni bir Helena'ya rastlayana kadar. 

Supervillain sadakati bu kadar işte, peh!

Mortal Clay, Watchmen, V For Vendetta ve Batman: The Killing Joke başta olmak üzere Amerikan çizgi romanında başyapıt sıfatını hak eden bir çok çalışmada imzası bulunan [God himself!] Alan Moore'un yazdığı, Batman'in 1987 yıllığında yayımlanan yirmi dört sayfalık bir macera. Moore'un, şimdi kendisine sorsanız, 'Zamanında ne boktan şeyler yazmışım ben yahu!' ayarında bir yanıtla dışlamaktan zevk alacağı süper kahraman öykülerinin [The Killing Joke, Superman: Whatever Happened to the Man of Tomorrow ve türevleri!] bir araya getirildiği DC Universe: The Stories of Alan Moore koleksiyonunda da bulunan Mortal Clay, rahatsız edici konusunun gölgesinde kalıp, yazarın o dönemdeki diğer çalışmaları kadar 'ana akım' olamamış, unutulmuş, ancak etkileyiciğinden bir parça bile kaybetmemiş bir çizgi roman.

Mortal Clay, artık kanıksadığımız 'trajik süper kötü' hikayelerinden. Eseri kendisinden yıllar sonra yayımlanan Mr. Freeze'in Heart of Ice'ı ve Snow'uyla, Calendar Girl'ün Mean Seasons'ıyla kıyaslayabiliriz çekinmeden. Bilinç akışını takip ettiğimiz Clayface'in trajedisi Helena'ya beslediği aşktan çok, içinde bulunduğu durumun vahametini anlayamamasından ileri geliyor. Alan Moore'un lezzetli cümleleri, biz okuyucuyu hasta bir adamın zihninin derinliklerine götürürken Kara Şövalye Batman, ancak Preston Payne bir suç işledikten sonra zuhur ediyor ve Payne'in inandığı 'Bu adam Helena'yı benden alacak, bizi ayıracak' sanrısı nedeniyle anlatıcının bakış açısına göre değerlendirirsek kötü adam sınıfına giriyor. Payne'e göre Batman, Bat-Signal'ı bile kendisiyle makara yapmak, 'Senin hatun benim evde, sana da selamı var' demek için yakıyor. O kadar alçak, o kadar pislik bir insan. [Kırk yıllık Batman'imizi yanlış mı tanımışız yoksa? Vrrmmm!]


Yazar, Alan Moore değil de bir başkası olsaydı, tahminimce Batman'in düşmanlarından birinin iç acıtıcı takıntılarından fazlasını okumazdık. Ama kalem Alan Moore'un elinde ve bu nedenle biz başımıza geleceklere asla hazırlık yapamayız. Hazırız desek bile, kendimizi kandırmaktan öteye gidebileceğimizi sanmıyorum. Mortal Clay'in gizli görevi, hakkında masallar dinleyerek büyüdüğümüz, mutlu sonlarına inandırıldığımız, olmasaydı Hollywood batardı dediğimiz kadın-erkek ilişkilerini deşifre etmek. Tutkuyu, takıntıyı, kıskançlığı, güzel elbiseler ve takılarla [Çizgi romanın yüzde doksanı bir alışveriş merkezinin içinde geçer] sevgiliyi tasmalamayı, elde edilemeyenin cazibesini ve elde ettikten sonra değersizleşmesini kil adam ile cansız manken üzerinden anlatıyor ve çok tanıdık saptamalarda bulunuyor Moore. Uğrunda cinayet işlenen bir aşk, nasıl olur da kahramanlarını beş para etmez sit-com'lardaki sinir bozucu çiftler gibi televizyon koltuklarına hapseder? Cevap aradığımız aslında bu.

Çizgi romanın illüstrasyonları George Freeman'a ait. Freeman'ın tarzını, Brian Bolland'ın The Killing Joke'daki herhangi döneme, trende ait olmayan ölümsüz çizgileriyle karşılaştırdığımızda Mortal Clay'in sahip olduğu 80'li yıllar ruhunu rahatça görüyoruz. Tasarımında Frank Miller ve Klaus Janson'dan belirgin izler taşıyan Batman'ine göz atarak bile bu maceranın The Dark Knight Returns'den bir yıl sonra yayımlandığını anlayabilirsiniz. Çizimler benim hoşuma gitti, ama bugünün janjanlı panellerine alışkın okurlarının çoğu ne düşünür, hiçbir fikrim yok.

Tam yazıyı bitirecekken, Mortal Clay'in 1968 basımı çocuk kitabı Corduroy'un modernize edilmiş bir versiyonu olabileceğini tartışan bir yazıya denk geldim. Bildiğim kadarıyla Türkçe'ye çevrilmeyen [Yanlışsam düzeltin] Corduroy, alışveriş merkezinde yaşayan bir oyuncak ayının başından geçenleri konu ediyormuş. Clayface'in Helena'sı varsa, oyuncağımızın da bulmak için tozu dumana kattığı bir kayıp düğmesi varmış vesaire. 

Alışılmadık tarzdaki aşk hikayelerini, acıklı orijinlere sahip kötü adamları ve Alan Moore'u seviyorsanız, Mortal Clay'i de seveceksiniz. Şimdilik bana müsaade. Tam karşımda, film izlemek için beni bekleyen, geç kaldığım için her an arıza çıkarma potansiyeline sahip bir Catwoman heykeli var!

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Batman and Robin: Born To Kill


Yazar: Peter J. Tomasi
Çizer: Patrick Gleason
Çini: Mick Gray
Renklendirme: John Kalisz
Sayfa Sayısı: 192
İçerdiği Sayılar: Batman and Robin [Vol. 2] #1-8

Tebrikler Bay Wayne, nurtopu gibi bir erkek çocuğunuz oldu! Kulağa çok saçma geliyor, değil mi? Gelmeli, çünkü Bruce Wayne baba olduğunu hastane koridorunda volta attığı sırada ameliyathaneden çıkan kel bir doktorun bu klişe sözcük diziniyle değil, iki Ninja Man-Bat tarafından kıstırılmış haldeyken, boğazına kılıç doğrultan 10 yaşındaki bir çocuğun 'Baba, seni daha uzun boylu hayal etmiştim' cümlesiyle öğrendi. Damian Wayne, Batman'in uluslararası terörist Ra's Al Ghul'un kızı Talia'yı kollarına alıp, kalbinin mantığını nakavt etmesine izin verdiği tek geceden kalan tatsız bir anı. Yazar Grant Morrison'ın 'Kasmaya mahal yok, sıkılınca öldürürüm' düşüncesiyle, nefret edilesi özelliklerle donattığı Damian, sürpriz bir şekilde okurun beğenisini kazanmakla kalmayıp, Final Crisis'de 'ölümden daha kötü bir kaderin' kurbanı olan Bruce Wayne'in yokluğunda Dick Grayson'ın yaşattığı Batman'in Robin'i oldu. Böylelikle on yıllardır süregelen karanlık, maço ve agresif Batman ve onu aydınlatan neşeli Robin yin yang'ında siyah ve beyaz yer değiştirdi; Dick gülümseyen, dost canlısı Kara Şövalye olurken, Damian onun daima burnundan soluyan, kuralsız, suça eğilimli yardımcısı misyonunu üstlendi. 

Dick ve Damian'lı Batman and Robin dergisi bence Grant Morrison'ın Batman run'ındaki en büyük işti. Morrison, sahip olduğu kreatif özgürlüğü sonuna kadar kullanmış, akıllara durgunluk veren temalar, yepyeni süper kötüler ve 'çılgınsın meeen' repliğini hak eden şaşırtmacalarla tek adamlık şov yapmıştı. Mevsimler değişti, Bruce Wayne geri döndü ve yarasa kostümünü yeniden giydi, Morrison seriyi bırakıp Batman Incorporated'a yumuşak geçiş yaptı, çizerler Frank Quitely, Chris Burnham terk-i diyar eylediler, yetmedi DC tüm evrene reset attı. Olaylar olaylar... 


Yeni 52'nin Batman and Robin dergisi geçtiğimiz yıl raflardaki yerini aldı. Doğruya doğru, yazar Peter J. Tomasi ve çizer Patrick Gleason isimleri, eski kadrodaki süperstarları düşününce insanı hiç heyecanlandırmıyordu. Bu iki çizgi romancı, reboot öncesinde de dergide kısa bir tur atmış, vasat sayılabilecek bir eser ortaya çıkarmışlardı. Tutmuş Dick/Damian ikilisinin yerine koyulan Bruce/Damian'ın başarılı olup olmayacağı da meçhuldü. Yine de bir hüküm vermeden önce okumam gerektiğini düşünüp, deneme sürüşüne çıktığım bu çizgi romandan umudumu tamamen kesmeme neden olan esas etken ise, ilk sayıda tekrar edip duran 'Ben senin babaaaanım çocuğum' muhabbetiydi. Tamam dedim, bu takım bu sene şampiyon olamaz. Aylar boyunca da Batman and Robin'in kapağını açmadım.

Ne zaman Scott Snyder ve Greg Capullo'lu Batman, Bruce'u, Alfred'i, seni, beni, hepimizi baykuş konseyi tarafından yönetilen piyonlar olarak göstermeye başladı, ben o zaman ilk macerasını bitiren Batman and Robin'e  bir şans daha verdim. Yoklukta gideri vardır mantığıyla. Batman and Robin: Born To Kill cildinde toplanan ilk sekiz sayıyı baz alarak söylüyorum ki; iyi ki o ikinci şansı vermişim, okumasaydım çok şey kaçırırdım.

Born To Kill'in çatısını Bruce ve Damian arasındaki baba-oğul ilişkisi oluşturuyor. Anlatıyı ikiye böldüğümüzde A-Plot: Bruce/Damian, B-Plot: diğer her şey sonucu çıkıyor. Bruce Wayne eşittir Batman. [Hadi ya? Harbi mi?] Ama önceliğimiz başka. Bruce Wayne bir baba. Doğumundan, 10 yaşına kadar Ra's Al Ghul'un League of Assassins'i yönetmesi için yetiştirdiği sorunlu bir çocuğun babası. Bruce, oğlundaki arızayı görüyor, onu iyileştirmek istiyor ama ne yapacağı, nasıl yapacağı konusunda en ufak bir fikri yok. Önceki Robin'ler Dick, Tim ve -sosyopatın flama taşıyanı olsa da- Jason Todd, orta sınıf ailelerden gelme, az buçuk normal bir geçmişi olan çocuklardı ve onları şekillendirmek oldukça kolaydı. Annesiyle resmi olarak sekiz yaşında tanışan bir ölüm makinesine kötülükle mücadele eden bir adalet savaşçısı olmayı seçme nedenini izah etmek, can almama prensibini kodlamak, genel geçer ahlak kurallarını öğretmek? Eh, o zor işte. İroniye bakın ki, Damian'ın ismi "ehlileştirmek, terbiye etmek" anlamına gelen "to tame" kelimesinden geliyor. Amacının karakteri tanıttıktan dört sayı sonra öldürmek olduğunu söyleyen Morrison abimizin bilinçaltında bir yerlerde Damian'ın günün birinde Bruce tarafından ehlileştirileceği düşüncesi yatıyormuş meğer! 

Bruce'un olayı bu, yaralarından kurtulursa ruh sağlığının düzeleceğine inanmak istediği Harvey Dent'in estetik operasyonuna [The Dark Knight Returns] sponsorluk eden, asla değişmeyecek gerçek bir canavar olduğu bariz Joker'e rehabilite olması için neredeyse yalvaran [The Killing Joke] kara şövalye, kendi oğlu için tabii ki iyimserlikte çığır açacak, elinden gelenden fazlasını yapmaya çalışacak. Peki bunun ne kadarını oğluna yansıtabilecek, asıl sıkıntı orada. Tomasi, baba oğul arasında cızırtılı, hatların devamlı koptuğu bir iletişim kurmuş. Oturup konuşabilseler, belki çözüm üretebilecekler ama yapamıyorlar. Baba oğulun birlikte yapabildikleri tek aktivite Batman ve Robin'e dönüşüp suçluları dayak arsızı yapmak... Ne olmuş? Birlikte balık tutmaya gidecek değillerdi ya!


Showtime'ın Dexter dizisini izleyenler bilir, Michael C.Hall'un canlandırdığı seri katil Dexter, babası Harry'nın kendisine koyduğu prensipler doğrultusunda 'yalnızca hak edenleri' öldürerek rahatlar. Harry gibi Bruce da, Robin kimliğini içinde şiddette büyük bir açlık duyan Damian'ın kurtuluşu olarak görüyor ve koyduğu kuralı çiğnemediği sürece onun gece devriyelerine katılmasına izin veriyor. Tek kural var; öldürmeyeceksin!

Bu noktada, maceranın kötü karakteri NoBody'i içeriye buyur ediyoruz. Bruce Wayne'in Batman olmadan önceki antrenman yıllarından [SPOILER The Man Who Falls ve Blind Justice'dan hatırladığımız Henri Ducard'ın oğlu Morgan SPOILER] çıkıp gelen NoBody, dark side'a geçmek için fırsat kollayan Robin'in sol omuzunda oturan şeytan haline geliyor. Neden Batman'in emirlerini dinliyorsun Robin? Babanın senden sakladığı çok büyük bir sırrı var, Robin. Bana katıl Robin. Biz aynıyız... Damian, NoBody'nin yalanlarla gerçekleri bir demet halinde sunan telkinlerine karşı koymakta zorlanmaya başlayınca baba-oğulun sallantıdaki ilişkisi büyük depremlerle sınanıyor.

Birbirine paralel üç baba oğul hikayesi [Bruce/Damian, Alfred/Bruce ve SPOILER Henri/Morgan SPOILER] anlatan Peter Tomasi, DC'nin promosyon kampanyası yüzünden [kitabın arka yüzündeki tanıtım yazısı fıkra gibi!] dışarıdan Vin Diesel'li kaslı dadı filmlerinden biriymiş gibi görünen Batman and Robin'de şaşırtıcı derecede sürükleyici ve ciddi bir hikayeye imza atmış. Kahramanlarımızın aldığı zor kararlarla ilerleyen bu karakter merkezli macera geçmişi değiştirmeden [tamam, azıcık kurcalıyor diyelim], kendini tekrar etmeden ve şok faktörüne abanmadan da uzun soluklu bir süper kahraman çizgi romanı yapılabileceğinin bir göstergesi. 

Övgüyü hak eden diğer isim çizerimiz Patrick Gleason. Her ne kadar en sevdiğim sanatçı olduğunu söyleyemesem de, hatta Batman'inin proporsiyonunda saymakla bitmeyecek sorunlar olduğunu düşünsem de sekiz ay boyunca hiç firesiz çalıştığından ve karakterlerin duygularını yüzlerine yansıtmadaki büyük yeteneğinden dolayı çok saygı duyduğum bir isim. Bir Alex [Ross] değil, ama tek yaptığı dişlerini sıkan taytlı adamlara poz verdirmek olan çizerleri utandıracak kadar iyi. Hayır canım, Rob Liefeld'den bahsettiğimi de nereden çıkardınız?

Bruce Wayne'in büyük sırrı ne? NoBody, Batman ve Robin'den ne istiyor? Damian, yarasa adamın bir numaralı kuralını çiğneyecek mi? Ve en önemli soru; Batman oğlunun katil olmasını kabullenebilir mi? Merak ettiyseniz kendinize bir iyilik yapın, bu çizgi romana bir şans verin. Batman and Robin: Born To Kill, baş ağrısına, yorgunluğa, baykuş fobisine birebir.

20 Temmuz 2012 Cuma

Batman'in Gösteriminde Katliam



ABD'nin Denver kentinde 'The Dark Knight Rises' filminin gösterimi sırasında izleyiciler üzerine ateş açıldı. 
Kaynak: ntvmsnbc

ABD'nin Colorado eyaletinin Denver kentindeki Aurora bölgesinde "Batman" üçlemesinin son filmi 'The Dark Knight Rises'ın geceyarısı gösteriminde izleyicilerin üzerine ateş açıldı.

Saldırıda 10 kişinin olay yerinde, 4 kişinin de hastanede olmak üzere toplam 14 kişinin öldürüldüğü açıklandı.

Polis olayla ilgili olarak 20 yaşlarındaki bir kişiyi gözaltına aldı. Yakalanan kişinin üzerinde bir tüfek, iki silah olduğu belirtiliyor.

Denver kentine bağlı Aurora bölgesinde, alışveriş merkezi içindeki Century 16 adlı sinemanın önünde gaz bombası patlatan bir saldırgan, izleyicilerin üzerine ateş açtı. Saldırıda en az 14 kişinin öldürüldüğü ve 50 kişinin yaralandığı belirtildi. Saldırganın maskeli olduğu da iddia edildi. 

SİNEMADA PATLAYICI BULUNDU

Amerikan polisi, sinema salonunun içinde patlayıcı düzeneği bulduklarını, ancak söz konusu düzeneğin önceden mi salona yerleştirildiği veya izleyicilerin üzerine mi atıldığı konusunda emin olamadıklarını açıkladı.

ABD'deki yerel medya da, ölü sayısının 12 olduğunu belirtiyor. Bazı medya organları saldırıyı iki kişinin gerçekleştirdiğini ileri sürüyor.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Beware The Batman SDCC Notları


Kara Şövalye yalnızca beyaz perdede değil, küçük ekranda da yükselmeye hazırlanıyor. 2013 yılının ilk aylarında Cartoon Network kanalında izleyiciyle buluşması beklenen çizgi dizi Beware The Batman, geçtiğimiz günlerde düzenlenen San Diego Comic-Con'da tanıtıldı. 

Yapımcılığını Batman Beyond, Teen Titans ve Ben 10 ile tanınan Glen Murakami ile Scooby-Doo! Mystery Incorporated'ın arkasındaki Mitch Watson'ın üstlendikleri Beware The Batman, tamamı CGI ile yapılan ilk Batman animasyonu. Bir önceki Batman çizgi serisi Batman: The Brave and The Bold'un aksine ciddi ve karanlık olması hedeflenen dizinin seslendirme kadrosu Anthony Ruivivar [Bruce Wayne/Batman], JB Blanc [Alfred Pennyworth], Sumalee Montano [Katana], Kurtwood Smith [Teğmen James Gordon] gibi sanatçılardan oluşuyor.

San Diego Comic-Con'daki Beware The Batman panelinden notlar:

-Dizi, Batman'in yayımlanmaya başladığı ilk yıllardaki pulp/dedektif maceralarını andıracak. Mitch Watson "Köklere dönüş yapıyoruz," diyor. "Sırtımızı süslü aletlere ve arabalara yaslamayacağız... Onlar elbette var, ama ilk zamanlardaki gibi, Batman'in yaratıldığı günlerdeki gibi. Bu bir dedektif şovu." [Bill Finger/Bob Kane dönemine tapan biri olarak bu yaklaşımı şimdiden sevdim!]

-Murakami ve Watson, panelde Batman'in karakterizasyonuyla ilgili enteresan noktalara değindi. 30'lu yaşların başındaki kara şövalye, herkesin tanıdığı [Richard Branson-vari] hayırsever Bruce Wayne, bir tek Alfred'in görebildiği saplantılı Bruce Wayne ve neredeyse makine gibi olan, görevine odaklanmış Batman olarak üç farklı şekilde ele alınacak. Peki bir çizgi dizide Batman ne kadar obsesif olabilir? Formunu korumak için sadece sıvı besinler tüketecek kadar!

-Bruce Wayne'in uşağı Alfred Pennyworth, kendisinin tepsiyle bütünleşen nazik bir akıl hocası olmasını bekleyenleri şok edecek. Yapımcılar karakterin esin kaynağı olarak The Untouchables'daki Sean Connery'i gösterdi. Evet, Alfie'nin silahı var ve ateş etmekten hiç mi hiç çekinmiyor!

-Dizinin baş kötü adamı [Bir çeşit "Moriarty" figürü olarak lanse edilen] Anarky olacak. 1989 yılında yazar Alan Grant ve çizer Norm Breyfogle tarafından yaratılan Anarky umut vaat eden bir çıkış yapmış, fakat dönemdaşlarının çoğu gibi çabucak silinip gitmişti. Anarky'nin çizgi romanlarda temsil ettiği politik temaların, çizgi dizide karşılık bulamayacağını tahmin etmek hiç zor değil, yine de ekip bu cesur karar için kuvvetli bir alkışı hak ediyor. Kırk yıl düşünsem, Anarky'i Batman'in arch-nemesis'i rolünde göreceğim aklıma gelmezdi.

-Joker, Penguin, Riddler ve Two Face gibi klasik kötü karakterlere yer vermek şu an için yapımcıların planlarında yok. Seri, az bilinen düşmanlara yoğunlaşacak. Öncelik Grant Morrison'ın yarattığı yeni suçlularda. Bu durumun ne ne kadar süreceğini gerçekten çok merak ediyorum. Batman: The Brave and The Bold da aynı iddiayla başlayıp, yayın hayatını sayısız Joker bölümüyle tamamlamıştı.

-Profesör Pyg ve Mr. Toad ilişkisi James Bond serisindeki Mr. Kidd/Mr. Wint'e ve Sherlock Holmes/Dr. Watson'a benzetildi. Mr. Toad'u Udo Kier seslendirecek.

-Batman'in her hamlesine karşı atak geliştiren bir strateji uzmanı olarak tasvir edilen Anarky, Kara Şövalye'nin yakaladığı suçluları özgür bırakıp silahlandıracak.

-Alet kemerinin gerçekçi bir şekilde tasarlanması için kartondan maketler hazırlanmış.

-Katana Batman'in partneri olacak ama Robin'in yüzdüğü sidekick kıyılarına yaklaşmayacak. Murakami "Katana'nın rolünü değiştirmiş olmak için değiştirmeyeceğiz. Karakterle ilgili yeni bakış açıları bulmaya çalışıyoruz ve değişik bir dinamik kurmak istiyoruz," diyor ve ekliyor, "Katana'yı getirmemizin bir sebebi var. Alfred ile bir bağlantısı olacak."  Katana'nın görünümünün, Anne Hathaway'in Catwoman'ınını çağrıştırdığı da dikkatli gözlerden kaçmadı...

-Metamorpho'yu göreceğimiz kesinlik kazandı. Ancak panelin sunucusu Kevin Smith'in sorduğu, dizide Outsiders'ın yer alıp almayacağı sorusu cevapsız kaldı.

-80'lerin 'az ünlü' kötü karakterlerinden Magpie, Beware The Batman'e sıkı bir değişimle gelecek. Magpie'ın yeni imajı, şarkıcı Lady Gaga'dan esinlenmiş.

-Panelde adları geçen diğer düşmanlar, Arkham Asylum: Living Hell çizgi romanında tanıştığımız Humpty Dumpty ve Batman RIP'deki Club of Villains'ın güzide elemanlarından King Kraken

-Barbara Gordon, kafayı Katana'yla bozmuş bir bilgisayar kurdu rolünde karşımıza çıkacak. Henüz Batgirl'den [ve Robin'den] ses yok. 

CGI çizgi filmler hala biraz "soğuk" olabilir, badass Alfred kendini kabul ettiremeyebilir, Robin ve Batgirl'ü Katana ile takas etmek zor gelebilir, ama dürüst olmalıyım ki hakkında öğrendiğim her yeni bilgi, Batman: The Animated Series ile büyüme ayrıcalığına sahip olmuş benim için Beware The Batman'i daha heyecan verici kılıyor. Pulp hikayeleri? Obsesif Bruce Wayne? Grant Morrison karakterleri? Unutulmaya yüz tutmuş düşmanlar? Adamlar elli beş adet Batman vs. Joker bölümü yazıp hiç kasmadan parayı kırabilirdi. Acısız, kolay yoldan. Ama şimdiye kadar izlediklerimizden mümkün olabildiğince farklı bir Batman animasyonu ortaya çıkarmayı kafaya koymuşlar gibi. Takdir etmemek elde değil! SDCC panelinin özeti budur. Şanslıysak, kollektif rüyamız gerçeğe dönüşmüş olabilir ve son 10 senedir The Batman ve Batman: The Brave and The Bold'da esprili ve rengarenk bir yarasa adam izlemekle yetinmek zorunda olan bizler, önümüzdeki sezon özlediğimiz karanlık Batman'e kavuşabiliriz. Bat-Signal'ın ışığı üzerimizde olsun!

Bane - Come As You Are


The Dark Knight Rises öncesinde bir Bane çalışması da benden! Malzemeler: Kağıt, kurşun kalem, teknik çizim kalemi, markerlar ve bir adet Nirvana - Nevermind albümü.

13 Temmuz 2012 Cuma

Batman #10-11

Yazar: Scott Snyder, James Tynion IV
Çizer: Greg Capullo, Rafael Albuquerque 
Çini: Jonathan Glapion 
Renklendirme: FCO, Dave McCaig 


SPOILER UYARISI: Bu yazı henüz Batman: Hush'ın sillesini yememiş ve geçmişte baykuşlar tarafından rahatsız edilmemiş takipçilerimize önerilmez! 

Flashback... Takvimler 2002'yi gösteriyor. The Long Halloween ve Dark Victory gibi Batman klasiklerinin yazarı Jeph Loeb ile son yirmi yıla damgasını vurmuş, kendi ekolünü yaratmış çizer Jim Lee güçlerini yepyeni bir Batman öyküsü için birleştiriyorlar. Maceramızın adı Batman: Hush. On iki sayı boyunca Kara Şövalye bir oraya, bir buraya koşup, yeni düşmanı Hush'ın kimliğini ve amacını anlamaya çalışıyor. Bir karakter var, maceranın başında oyuna giren. Tanışalım; Tommy Elliot. Daha ilk gördüğümüz anda notumuzu veriyoruz adama, "Hush budur," diyoruz. Bruce Wayne'in çocukluk arkadaşı. Niyeyse daha önce ismini hiç duymadığımız biri. Eski sayıları karıştırıyoruz, bu adamı bulamıyoruz. Biri bizi yiyor galiba ama neyse. 'Retcon' var demek ki. Görünürde iyi bir adam Elliot. Doktor. En az Kutsi kadar doktor. Maceranın ortalarında ölüyor Elliot. Bu gelişme karşısında kafayı yiyoruz. Vay anasını sayın seyirciler, Jeph Loeb hepimizi trollemiş. Meğer Elliot, Hush değil, cafcaflı bir "red herring"miş. Ergenlik çağındayız o zamanlar. Dünya siyah ve beyaz. Fazla naifiz. Söylenene inanıyoruz hemen. Öldüğünü sandığımız kişinin Tommy Elliot kılığındaki Clayface olduğunu öğrenince ne hissedeceğimizi şaşırıyoruz. Taa en başta tahmin ettiğimiz gibi, Elliot aslında Hush'tan başkası değil. 

Günümüz... Takvimler 2012'yi gösteriyor. Black Mirror ile kısa sürede kendi hayran kitlesini oluşturan Scott Snyder ve Spawn ile kabuslarımıza kamp kuran çizer Greg Capullo, Yeni 52'nin "Batman" dergisinde bir araya geliyor. Batman Baykuş Konseyi ile karşı karşıya. Düşmanın kim olduğunu bilmiyoruz ama sıkı bir tahminimiz var. İlk sayıda tanıştığımız Lincoln March çok güçlü bir aday. Görünürde iyi bir adam March. Politikacı. En az İ.Melih kadar. Gotham'ın geleceği için planları var. Baykuş Konseyinin arkasında March var diyoruz, ancak yıldırım aynı yere iki kez düşmez, biz bu filmi on sene önce gördük deyip geçiştiriyoruz. March ölüyor dokuzuncu sayıda. Burnumuza gelen kötü kokular tanıdık, Jeph Loeb'in paslanmış fırınından sızıyor dumanlar. Onuncu sayıda ise gerçekler ortaya saçılıyor. Lincoln March = baykuş konseyinin gizli silahı. 

Deja vu mu? Hiç sanmıyorum.

Batman #10'un beni ilgilendiren tek başarısı, zaman tünelinde yaptırdığı kısa yolculuk sayesinde Metin Çözümleme dersinden aldığım yüksek notları hak ettiğimi göstermesi oldu, yeri gelmişken çok değerli hocama buradan selam ederim. İlk sayıdan beri üstüne basa basa tekrarlamışım Lincoln March'ın Tommy Elliot'ın yolundan gittiğini. Ama malesef bu şaşırtmaca öyle eski, öyle bayattı ki, "Heheyt, haklı çıktım!" demek için bile klavyeye dokunmak içimden gelmedi. Bekledim. Tek dileğim, Batman #11'in hikayeyi bambaşka bir yere taşıyıp, bu ikinci el Hush sürprizini unutturmasıydı, o da olmadı. Geçtiğimiz sayıda ölen Lincoln March, diğer Talon'lar gibi bir zombi olarak geri döndü ve gerçek kimliğini açıkladı. [SPOILER geliyor] Bruce Wayne'in erkek kardeşi Thomas Wayne Jr. [SPOILER] 

Thomas Wayne Jr. kim? Madem eski defterleri açtık, karakterin ortaya çıktığı 70'lere uzanalım. Havaya girmek isteyenler için Led Zeppelin - Stairway To Heaven dinlemek serbest!

Thomas Wayne Jr. karakteri, 1974 yılında yayımlanan World's Finest #223'te ortaya çıkmıştır. Batman, Superman ve Deadman'i buluşturan Wipe The Blood Off My Name isimli macerada, kurbanlarını bumerangla öldüren Boomerang Killer lakaplı [Thank you, Captain Obvious!] bir suçlunun peşine düşen kara şövalye, Deadman'in yardımlarıyla Thomas Willowwood ismine ulaşır. Katilin soyadını bir akıl hastanesinden alması, kahramanımızı araştırma yapmak için Willowwood Sanitarium'a sürükler. Hastanede Deadman'in bedenini ele geçirdiği doktor, Batman'in gizli belgelere ulaşmasını sağlar ve Boomerang Killer'ın kim olduğu anlaşılır; Thomas Wayne Jr, yani Bruce Wayne'in, bebekken geçirdiği bir kazada beyni hasar gören kardeşi! [Örnek anne baba Thomas ve Martha Wayne, oğullarını akıl hastanesine kapatmış yani. Olur öyle.]


Batman kardeşiyle yüzleşir. Altar'ın oğlu Tarkan'ın kayıp kardeşi Tan'la, Büyücü Goşa'nın tesiri altındaki kavgasını hatırlatan karşılaşmada, kötü kalpli bir iş adamının piyonu olduğu anlaşılan Thomas'ın öldüğünü görsek de, sayının sonunda bir sürpriz daha gelir; Thomas hayattadır ve bedenine Deadman girmiştir. [Sizin bedene kim giriyor?] 

World's Finest #227'de Thomas/Deadman geri döner. Kara Şövalye, Deadman'den kardeşinin içinden çıkmasını (!) rica eder. Thomas özgür kalır kalmasına, ama dakikalar sonra Batman'in hayatını kurtarmak için hayatını feda edecektir. 

Okuyucuları hiç de tatmin etmeyen ve jet hızıyla 'canon dışı' ilan edilen bu iki 'siz kardeşsiniz, evlenemezsiniz' öyküsü, Thomas Wayne Jr. ile beraber [Thomas'ı da al git!] 1985-86'daki Crisis on Infinite Earths serisiyle devamlılıktan çıkarıldı. Biz de karakteri bir daha görmedik. Ta ki, Grant Morrison 1999 yılında JLA: Earth-2 grafik romanını kaleme alana kadar. JLA: Earth-2'da Justice League'in Antimatter Earth'deki dengi olan Crime Syndicate of America'nın üyesi Owlman olarak sahalara geri döndü Thomas Wayne Jr. Karakter ve konsept hakkında kısa yoldan bilgi edinmek isterseniz, DC Universe animasyonlarından Justice League: Crisis on Two Earths'ü izlemenizi salık veririm. 

Tarih dersi sona erdiğine göre asıl konuya geri dönebiliriz. Court of Owls hikayesinin, Bruce Wayne'i Starbuck's Gotham'da kendisine haber vermeden yeni bir şube açsa saldırganlaşan şımarık, nevrotik bir zengin çocuğu gibi karikatürize etmesinden, iç bayıltıcı baykuş metaforlarından ve son olarak da Thomas Wayne Jr. hamlesinden hoşnut olmadığımı tekrarlamama gerek yok, bence aynı anda hem Batman RIP hem de Batman Hush'a öykünen, ama çuvallayan bir çizgi roman okuduk. Bu demek değil ki Snyder ve Capullo berbat bir iş çıkardılar. Ellerinden geleni yaptıklarına eminim, ama sonuç tatsız oldu işte. Ha, "çoğunluk" sevebilir, eleştirmenler de göklere çıkarabilir, beni hiç bağlamaz. Tüm zamanların en manasız Batman hikayelerinden Hush'ın da ne kadar beğenildiği hatırlatır, geçerim. Beğenilmek demişken... Madem yeri geldi, anlatmam lazım; geçen ay çok enteresan bir gelişme oldu. Batman #10 piyasaya çıkmadan günler önce, yazarımız Scott Snyder'ı en büyük çizgi roman forumlarından birine kaydolup, hikayedeki plot twist'i telaşla savunmaya başlarken gördük. Ben tam da bu davranışın altında suçlu psikolojisi arayarak ne kadar fesat olduğumu düşünüyorken, Snyder beni doğrularcasına tecrübesiz bir yazar olduğunu, kalemini güçlendirmeye çalıştığını, ilerde daha iyi işler ortaya koyacağını dile getirmeye başladı. Bir günah çıkarma gördüm sanki? [Forgive me father, for I've sinned!] Hakkını teslim etmek isterim, on aydır Court of Owls'u alay konusu yapan ve Snyder'a ağzına geleni söyleyen 'dumanı üstünde' okurlara bile büyük bir olgunlukla ve insanüstü bir anlayışla nazikçe yanıt verdi Snyder. Dan Slott [Amazing Spider-Man] gibi, olumsuz eleştiri gördüğü an küfrü basan profesyonellik yoksunu yazarlara örnek olsun!

Artılar

  • Batman #10'da Batman'in ziyaret ettiği Powers Hotel'in Joseph ve Maria Powers'a ait olması. Powers ismi tanıdıksa, çocukluğunuzun bir bölümü Batman Beyond çizgi dizisini izleyerek geçmiş olabilir. Benimki geçti, oradan biliyorum :) Derek Powers, Batman Beyond'un baş kötü adamıydı ve Scott Snyder, #10'un akabinde verdiği bir röportajda, Joseph ve Maria'nın Derek ile bağlantılı olduğunu doğruladı. Önümüzdeki günler Derek Powers'ı Batman dergisine getirecek mi, yoksa yazarın yaptığı basit bir fanservice miydi, bilinmez. Her şeye rağmen heyecan vericiydi. Belki bir gün Batman: Mask of The Phantasm'ın unutulmaz karakteri Andrea Beaumont'a da çizgi romanlarda rastlarız... 
  • Batman #10'un Batman'i siluet olarak gördüğümüz panellerinde David Mazzucchelli'nin Batman: Year One'daki çizimlerine çok şık göndermeler yapan Greg Capullo, adamsın!
  • Batman #11'de öğrendiğimiz kadarıyla, Thomas Wayne Jr'ın orijini yeniden yazılırken World's Finest #223 ve JLA: Earth-2'ya büyük ölçüde sadık kalınmış.
  • Son dövüş boyunca, müthiş bir kıvraklık gerektiren sayfalar dolusu aksiyona rağmen Capullo'nun, Batman'in yüzündeki kararlılık ifadesini çizmeyi ihmal etmemesi. Batman #11'e yeniden göz gezdirin, kendini kazanmaya programlamış bir kahraman görün!
  • Back-up hikayesinde nefes kesen çizer Rafael Albueuerque. 
  • Maceranın finalinde Bruce Wayne'in karakter gelişimini görebilmemiz. Kahramanımızın acınası bir hal alan Gotham = Batman, Batman = Gotham sanrısından kurtulmayı başarması. Bitti, zor oldu ama bitti.
  • Bruce ve Dick diyaloğunun yumruklaşmanın ötesine geçebilmiş olması. Durum değerlendirmesi sahnesi, ikilinin sahip olduğu -bir süredir unutulan- baba-oğul/abi-kardeş dinamiğini özlediğimi fark etmemi sağladı. Bruce/Dick arasındaki ilişki, Bruce/Thomas'ın Abel ve Cain alegorisine iyi bir kontrast oluşturmuş.

Eksiler
  • Thomas Wayne Jr'ın 90'lı yıllardan kalma üçüncü sınıf  aksiyon filmi kötüsü çizgisindeki replikleri. 'WHO, I ask, like the Great Owl. WHO?' Nedir arkadaşım? Kendine gel.
  • Dolgu malzemesi olmaktan öteye gidemeyen back-up. Alfred'in babası Jarvis'in serüvenlerini merak eden var mıydı gerçekten?
  • Bilmemiz gereken her şeyi kötü karakterin monologları sayesinde öğrenmemiz. Hem de hikaye Batman'in dedektif yönünü açığa çıkarmasına zemin hazırlamışken...
  • Batman #11'in, baykuş konseyinin olası geri dönüşüne göz kırparken, mevcut hikayeye tam olarak tatmin edici bir kapanış yapamaması. Court of Owls'a bir yıldır yatırım yapan okurun, 'Thomas'ın, Bruce Wayne'in kardeşi olup olmadığını kesin olarak bilmiyoruz ama Thomas buna inanıyor' açıklamasından fazlasını hak ettiğini düşünüyorum. Dr. Hurt de 'Ben Batman'in babasıyım' diyordu bir zamanlar... 
  • Plot twist'in Batman: Hush'tan arak olduğunu söylemiş miydim?

Gelecek ay, Court of Owls Epilogue ve yeni maceranın başlangıcı bizleri bekliyor. Batman #13'te ise, ailenizin favori palyaçosu, nefretin soytarısı, kaosun elçisi yepyeni numaralarıyla huzurlarımızda olacak. Buyursun gelsin!

The Dark Knight Rises Featurette


Christian Bale, Michael Caine, Gary Oldman, Anne Hathaway, Tom Hardy, Marian Cotillard, Joseph Gordon-Levitt ve Morgan Freeman'ın rol aldığı The Dark Knight Rises, ülkemizde 27 Temmuz 2012 tarihinde gösterime girecek.

19 Haziran 2012 Salı

The Dark Knight Rises Nokia Trailer

Christian Bale, Michael Caine, Gary Oldman, Anne Hathaway, Tom Hardy, Marian Cotillard, Joseph Gordon-Levitt ve Morgan Freeman'ın rol aldığı The Dark Knight Rises, ülkemizde 27 Temmuz 2012 tarihinde gösterime girecek.

18 Haziran 2012 Pazartesi

The Dark Knight Rises'ı İzlemeden Önce Okumanız Gereken 10 Çizgi Roman


Takvimler 27 Temmuz 2012'yi gösterdiğinde sinema salonlarına hücum etmiş, kıpırdamadan, nefes bile almadan Christopher Nolan'ın son Batman filmi The Dark Knight Rises'ı izliyor olacağız. Dile kolay, tam dört yıldır bekliyoruz Gotham'ın beyaz şövalyesinin günahlarını sırtlayan Batman'in son çıkarmasına tanık olmak için. Dört yıllık sessizlikte dört yüz teori duyduk dersek de abartmış sayılmayız. Önce filmin kötü karakterinin Riddler olacağı söylentileri dolaşmaya başladı, sonra Profesör Hugo Strange'in olayları perde arkasından yöneten bir kuklacı olacağı. Two Face'in ölmediğini ve üçlemenin son halkasında da görüneceğini iddia edenler de oldu, Batman'in yardımcısı Robin'in senaryoda önemli bir yer kaplayacağını da. Warner Bros. ve Nolan'dan ardarda gelen ve bizi ters köşenin birinden kalkmadan, diğerine yatıran resmi açıklamalar sayesinde The Dark Knight Rises hakkında bildiklerimizi geçen yılla karşılaştırdığımızda çok da karanlıkta sayılmayız. Artık karakterler ve senaryonun ana hatları kabaca belirlendiğine göre, mail kutumda biriken 'The Dark Knight Rises'ı izlemeden önce ne okusak?' minvalindeki sorulara bir el atmanın tam sırasıdır!

1. THE DARK KNIGHT RETURNS

Yazan: Frank Miller    Çizen: Frank Miller

"Belki de bazıları için şaşırtıcı olacak, hikayemiz uzun bir zaman aralığından sonra devam ediyor. The Dark Knight'tan sekiz yıl sonra. Bruce Wayne artık daha yaşlı. Ve çok da iyi bir durumda değil." 
[Christopher Nolan, Empire Dergisi]

Liste 'ölmeden önce okunması gereken...' sözcükleriyle başlasa yine hiç tereddütsüz ilk sırayı parselleyecek, 1986 mahsülü Frank Miller başyapıtı The Dark Knight Returns; pelerinini tavan arasına kaldırmasının üstünden geçen on yılda boşluğa düşmüş, heyecanını kaybetmiş, yaşamayı bırakıp sonsuz bir varolma döngüsüne kapılmış 55 yaşındaki Bruce Wayne'in, günden güne kaosa sürüklenen Gotham şehrini kurtarmak için bir kez daha Batman'e dönüşmesini ve  geçmişinin tanıdık şeytanları ile değişen zamanın yeni tehlikelerine karşı başlattığı ölümüne savaşı konu ediyor. 

Dört sayılık mini seri formatında yayımlanan efsanevi çizgi roman The Dark Knight Returns, ismiyle, yaşı kemale ermiş kahramanıyla ve her noktasına sızmış final atmosferiyle The Dark Knight Rises'ın babası olduğunu haykırıyor. 'Suçla mücadelede ihtiyarlara yer var mı', sorusunun cevabı, kaya gibi bir Western ruhu taşıyan The Dark Knight Returns'de saklı.

2. BATMAN: PREY

Yazan: Doug Moench    Çizen: Paul Gulacy

'Hoca bana taktı' kalıbındaki 'hoca'nın Gotham City'deki tezahürü Profesör Hugo Strange, sıkı bir karalama kampanyasıyla kendi tarafına çektiği belediye başkanını Batman hakkında tutuklama kararı çıkartmaya ikna eder. Oyuna iki sıfır yenik başlayan kara şövalye, çok geç olmadan hasta ruhlu Strange'in ipliğini pazara çıkarmalıdır, fakat önce esrarengiz Catwoman'ın amacını çözmek, peşindeki polis ordusunu atlatmak, Night Scourge'u yenmek ve çarşaf çarşaf serilmenin eşiğindeki gizli kimliğini korumak zorundadır.

Batman: Year One'ın devamı niteliğindeki Prey, geçen seneki Batman: Arkham City oyununda kısmen karşımıza çıkmış olsa da, The Dark Knight'ın polis köpeklerinin Batpod'un peşinden koşturduğu muhteşem kapanış sahnesine ve http://www.thedarkknightrises.com adresini ziyaret eden hayranları filmin üçüncü fragmanına götüren viral oyundaki tutuklama emrine bakılırsa, Nolan kardeşler ve David S. Goyer'a ilham vermiş olma ihtimali yüksek çizgi romanlar arasında yer alıyor.

3. VENGEANCE OF BANE

Yazan: Chuck Dixon   Çizen: Graham Nolan

Santa Prisca'daki Pena Duro Hapishanesinde dünyaya gelen Nino, başarısız bir devrimin sorumlularından olan babasının suçlarının cezasını çekmektedir. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan masumiyet timsali Nino'nun, dört duvar arasında kaldığı yıllar içerisinde amansız ölüm makinesi Bane'e dönüşmesini hikaye eden Vengeance of Bane, akıllara The Man in The Iron Mask ve The Count of Monte Cristo gibi edebiyat klasiklerini getiren olay örgüsüyle tastamam bir intikam, Bruce Wayne'in Batman olma süreciyle arasındaki paralelliklerle  -negatif de olsa- bir çeşit 'kendini gerçekleştirme' öyküsü.

Vengeace of Bane, DC Comics'in kısa süre önce yayımladığı Batman Versus Bane'de ve Batman: Knightfall Vol 1: New Edition'da bulunabilir.

4. KNIGHTFALL

Yazan: Chuck Dixon, Doug Moench, Alan Grant   
Çizen: Jim Aparo, Norm Breyfogle, Graham Nolan

"Bane ile, Batman'i daha önce hiç karşılaşmadığı türden bir mücadeleyle sınamak istiyoruz. Kötü karakter ve hikaye seçimimizle Batman'i hem fiziksel hem de zihinsel bir teste tabi tutacağız."
[Christopher Nolan, Empire Dergisi]

Batman'i denklemden çıkardığımızda Bruce Wayne'den geriye ne kalır? Yarasa kostümünü giyen herkes kara şövalye olabilir mi? Çocukluğumuzdan beri dinlediğimiz 'iyiler her zaman kazanır' öğretisi geçerliliğini yitirirse kahramanlara ne olur? Pena Duro'nun yarattığı canavar Bane, 'devasa bir hapishane' olarak gördüğü Gotham şehrine ayak basar ve hiç vakit kaybetmeden yarasayı devirme hayalini gerçekleştirmek için kusursuz planını yürürlülüğe sokar. Arkham Tımarhanesi'ndeki suçluları özgürlüğüne kavuşturan Bane; Joker, Scarecrow, Firefly ve Mr. Zsaz gibilerin katkılarıyla yürüyen bir enkaz haline gelen Batman'e en savunmasız anında saldırıp, gecenin hakiminin kim olduğunu herkese gösterecektir. 

Bane'i kara şövalyenin kötüler galerisinin baş köşesine yerleştiren Knightfall, Bruce Wayne'in dibe vurup, kendi çabalarıyla sıfırdan yükselişini anlatan bir epik. Hassas bünyede tek başına bir büyük içmiş etkisi yaratan bu bol süperkötülü eserin üç ciltlik yeni basımı geçtiğimiz Nisan ayında piyasaya sürüldü.

5. BANE OF THE DEMON

Yazan: Chuck Dixon   Çizen: Graham Nolan

Evrenselliği, Mamma Mia'dan başlayıp Sezercik: Aslan Parçası'na (!) kadar uzanan pek çok alakasız örnekle savunulabilecek, 'bir çocuğun hiç görmediği babasını bulmak için yolculuğa çıkması' konusuyla başlayan Bane of The Demon, Talia Al Ghul'un devreye girmesiyle rotayı değiştirip, meseleyi yine Bane'in dünyayı ele geçirme fantezisine bağlar. Talia'nın cazibesi ve kendisine sunabileceği imkanların tesiriyle sarhoş olan üzgün kaslı Bane, baba yarısı Ra's Al Ghul'un örgütü League of Assassins'in başına geçmek için kolları sıvar. Fakat karşısında duran güç, yarasayı kıran adamı bile şaşırtacak boyuttadır.

Bane'in yaratcıları Chuck Dixon ve Graham Nolan'ın ortak çalışması Bane of The Demon, Batman Versus Bane cildinde yer alıyor. 

6. CATACLYSM

Yazan: Alan Grant, Chuck Dixon, Devin Grayson, Doug Moench, Kelley Puckett, Chris Renaud

Çizen: Eduardo Barreto, Mark Buckingham, Rick Burchett, Klaus Janson, Alex Maleev, Jim Aparo, Scott McDaniel

Su rezervlerine Joker'in zehri karıştı; kurtuldu, Scarecrow'un korku gazını soludu; kurtuldu, Poison Ivy'nin etobur bitkileriyle kaplandı; kurtuldu... Gotham Şehri başına gelen bütün felaketlerden er ya da geç sağ çıkmayı bildi. Ta ki bugüne kadar! Bu defa düşman öyle beklenmedik, öyle acımasız ki, kara şövalye Batman'in bile elinden gelen bir şey yok! Deprem, Gotham'da!

İçinde kadın-erkek, polis-hırsız, süperkahraman-süperkötü dayanışmalarının vuku bulduğu Cataclysm, Bane'in köprüleri yıktığı, stadyumların ortasında dev kraterler oluşturduğu The Dark Knight Rises'ı çağrıştıran karelere ev sahipliği yapan No Man's Land'in öncülü. 

7. NO MAN'S LAND

Yazan: Devin Grayson, Michael Robert Gale

Çizen: Alex Maleev, Alex Ross, J. Scott Campbell, Tony Harris, Dwayne Turner

Gotham Şehri, yaşanan 7.6 büyüklüğündeki depremin sonrasında, kurtarılamayacak kadar kötü bir durumda olduğu bahanesiyle U.S. hükümeti tarafından sahipsiz bölge ilan edilir. Şehre tüm giriş-çıkışlar kapatılır, sefalet kol gezmeye başlar, suç oranı artar, kahramanlar sessizce ortadan kaybolur. Batman'in, Robin'in, Nightwing'in olmadığı, kaderine terk edilmiş yeni Gotham'da halkın bir bölümü güçlenen örgütlere karşı yeni kurallar koyarken, diğerlerinin  tek yapabildiği yarasa adamı beklemektir. Batman geri dönmek zorundadır. Peki ya Batman artık yoksa?

8. OFFICER DOWN

Yazan: Ed Brubaker, Chuck Dixon, Devin Grayson, Greg Rucka, Nazio Defilippis, Bronwyn Taggart
Çizen: Rick Burchett, Mike Collins, Mike Lilly, N Steven Harris, Durwin Talon, Steve Bird

Komiser Jim Gordon'ı kim vurdu? Kavgasındaki en büyük müttefiki Gordon hastanede yaşam mücadelesi verirken, Batman kişisel bir hesaba dönüşen bu olayın üzerindeki sis perdesini aralamaya çalışmaktadır, ancak derine indikçe yolunu kaybeder. Çünkü mevcut tüm deliller, Gordon'a üç el ateş eden kişinin hiçbir zaman karşı koyamadığı Catwoman'ın ta kendisi olduğunu ortaya koymaktadır.

The Dark Knight Rises'a ait ilk teaser'da, Gary Oldman'ın hayat verdiği favori komiserimizi karanlık bir hastane odasında, zoraki konuşmaya çalışırken görmüştük. Officer Down, Batman'in -en iyimser tahminle- bir süreliğine Gordon'ın yardımı olmadan hareket edeceği The Dark Knight Rises'a hazırlık niteliğinde!

9. SELINA'S BIG SCORE

Yazan: Darwyn Cooke   Çizen: Darwyn Cooke

Herkesi öldüğüne inandırıp gözden kaybolan, bir zamanların en iyi hırsızı Catwoman, nam-ı diğer Selina Kyle, dostlarından, düşmanlarından ve başına bela olan kedi kostümünden arınmış bir şekilde yeni başlangıçların ve her zaman olduğu gibi çuval dolusu paranın peşinde! Her sayfasında aşkın, yalanın ve ihanetin kol gezdiği Selina's Big Score, gelmiş geçmiş en sağlam solo Catwoman çizgi romanlarından biri olmasının yanında, suç romanı seven herkesin tapacağı türden bir çizgi roman. 

Selina's Big Score, Batman: Ego and Other Tails ve Catwoman Vol 1. Trail of Catwoman ciltlerinde yer alıyor.

10. TRAIL OF THE CATWOMAN

Yazan: Ed Brubaker   Çizen: Darwyn Cooke

"Karakterin [Selina Kyle] kuvvetli bir kendini ve değer verdiklerini koruma şekli var, bu da içinde gizlenen karanlığı işaret ediyor."
[Christopher Nolan, Entertainment Weekly Dergisi]

Noir tarzının usta isimleri Ed Brubaker ve Darwyn Cooke'un, Selina Kyle karakterini  baştan yarattıkları Trail of Catwoman, tarih boyunca suç patroniçesi, feminizm ikonu, eğlence düşkünü hırsız rollerinde gördüğümüz Catwoman'ı, Gotham'ın Batman'in bile öncelik sıralamasına girmeyen, seks işçilerinin yaşadığı sokaklarında asayişi sağlamayı ve dostlarına sahip çıkmayı kendine misyon edinen bir anti-kahraman olarak görücüye çıkarıyor. 

Trail of The Catwoman, The Dark Knight Rises'da Juno Temple'ın canlandıracağı -Jen ismiyle yer alması muhtemel- Holly Robinson büyüteç altına yatırdığı için karakteri merak edenlerin dikkatinden kaçmaması gereken bir çizgi roman.

Catwoman Vol 1: Trail of The Catwoman, -isminin geldiği- Detective Comics #759-762 arasında yayımlanan back-up hikayeleriyle birlikte, Selina's Big Score, The Dark End of the Street ve Crooked Little Town maceralarını kapsıyor. Modern Catwoman için başka adrese uğramaya hiç gerek yok!