20 Nisan 2012 Cuma

The Autobiography of Bruce Wayne

Yazar: Alan Brennert
Çizer: George Freeman, Joe Staton
Renklendirme: Adrienne Roy
Sayfa Sayısı: 23

Bir paralel evren hikayesinde neler yapabilirsiniz? Düşünelim... Batman'i Joker'in piranalarla dolu akvaryumuna atıp, kötü adamı savaşın galibi ilan edebilir, Damian Wayne'i Jackie Chan çakması bir ninjaya öldürtebilir, Dick ile Babara'yı evlendirip macerayı romantik komedilerdeki gibi bir kapanışla noktalayabilirsiniz. Hem de Dan DiDio'nun gözlerinin içine baka baka! Yetmedi mi? Clark Kent'i emekliye ayırın, Harley Quinn'e akıl sağlığı yerinde raporu verin, Wonder Woman'ı umutsuz ev kadını yapın! Şanınız yürüsün. Sürekliliği sağlama zorunluluğu yok! Gelecekte ne olacak kaygısı yok! Özgürce içinizden geldiğince hareket eder, arıza çıkaran olursa 'eat it, twilight' dersiniz.

Nereden çıktı bu paralel evren meselesi, sözü dolandırmadan oraya geleyim. Geçenlerde bir arkadaşıma hararetli hararetli The Dark Knight Rises'tan bahsediyordum [kendisini esir almış, teorilerimi dinlemesi için zorluyordum şeklinde yorumlayabilirsiniz. Yok canım, hiç yapar mıyım!?] mevzu bir şekilde üçlemenin nasıl biteceğine geldi. Ben de çok da kabul edilecek bir teori olmadığını bilmeme rağmen, Christopher Nolan'ın, yüzü bir türlü gülmek bilmeyen Bruce Wayne'e bir çeşit mutlu son verebileceğini söyledim. Olur da Bruce ve Selina sağ kalırsa, aralarındaki farklıkları görmezden geldiklerini, birbirlerini kabullenebileceklerini ima eden bir mutlu son. Hollywood'un elden düşme beraber güneşe doğru yürüme tarzı finallerden değil elbette. Ucu açık, gelecekten umutlu... Ha, Selina'nın bağımsız kişiliğinin ve önceden kestirilemeyen hareketlerinin işleri son anda batırması [o silahı indir!] da beni şaşırtmaz. Dediğim gibi 'yüzde yüz böyle olacak'tan ziyade, 'böyle bitse çok sevinirim' bendeki.

Serinin bir önceki filmi The Dark Knight'ta vücudu yara bere içinde, görevini bir beyaz şövalyeye devredip aşık olduğu kadınla sakin bir hayat yaşamak isteyen, gönülsüz, yorgun bir kahramandı Batman. Rachel'ın ölümünün, Harvey Dent'in başına gelenlerin, halkın gözünde kötü adam olmanın, Joker gibilere ilham vermenin yarattığı yükün ne kadar ağır olduğunu hayal edin... Sekiz yıl ekleyin üstüne. The Dark Knight Rises'ın Batman ve Gordon'ın bir binanın çatısında yeni bir kötü adamı durdurmak hakkında yaptıkları kısa bir muhabbetle bitmesi çok zor, hatırınız için diyelim ki oldu, halihazırda yeterince kayıp vermiş olan baş kahramanı ebedi bir suçla mücadele döngüsünde bırakırsak filme hiç çekinmeden "efsanenin sonu" diyebilir miyiz? Batman 89 ve Batman Begins filmlerinde izlediğimiz Gotham'ı korumak için tetikte bekleyen pelerinli savaşçı imgesi yerine, Bruce ve Selina'yı gözlerden uzak bir malikanede, insanlara yardım etmenin başka yollarını denerken görsek son sahnede... Olamaz mı? Bunu duyan arkadaşım kaşlarını kaldırıp, hadi canım sen de havasında "Batman ve Catwoman'ın birlikte olabileceğine gerçekten inanıyor musun?" diye sordu.

İnanmıyorum. Gördüm, okudum. 1982 yılında yayımlanan, Batman ve Catwoman'ı evliliğe götüren hadiseler silsilesini anlatan, Brave and The Bold #197 - The Autobiography of Bruce Wayne, elverişli koşullar [ben diyeyim maskelerden kurtulma, siz deyin alternatif evrende yaşama] sağlandığında Bruce/Selina'nın nasıl tek mutlak çift olabileceği hakkında yapılmış en ayrıksı çizgi romanlardan biri.


Autobiography of Bruce Wayne, DC'nin 1939-1955 yılları arasındaki Altın Çağ maceralarının [Bob Kane, Bill Finger, Jerry Robinson gibi duayenlerin yaptığı çizgi romanların] ait olduğu paralel evren Earth-Two'da geçiyor. Earth-Two, DC'nin ilk krizi 1985'teki Crisis on Infinite Earths ile tarihten silindi, ancak DcNu'daki son gelişmeler [Crisis'lerin iptali, Multiverse'ün dönüşü, World's Finest, Huntress'in Helena Bertinelli değil, Bruce ve Selina'nın Earth-2'daki kızları Helena Wayne olduğunun duyurulması] yaşını başını almış, pipo içen bir Bruce Wayne ile yeniden karşılaşma olasılığına davetiye çıkarmıyor değil.

Modern Çağ'ın veya DcNu dediğimiz yeni evrenin tersine, Earth-Two'nun belli bir başı ve sonu var, karakterlerin doğum ve ölüm tarihleri biliniyor. Örneğin Bruce Wayne 7 Nisan 1915'te doğmuş, anne ve babasını 1924 yılında kaybetmiş, 1939'da Batman kostümü giymiş, İkinci Dünya Savaşı sırasında görev yapmış, 50'lerin ortalarında Selina Kyle ile evlenmiş. 1979'da ölmüş vesaire...

Brave and The Bold #197 otuz senelik bir sayı, The Greatest Batman Stories Ever Told derlemesinin 1988 basımı dışında herhangi bir Batman cildinde de bulunmuyor. Ek olarak Bruce birinci sayfada olacakları söyleyip "Biliyor musun? Bruce Wills aslında ölü." tadı verdiği için, yazıda keyif kaçırıcı bilgi [spoiler] vermekten çekinmeyeceğim, sonradan olay çıkmasın.

The Autobiography of Bruce Wayne, karakterin ağzından hayat hikayesini baştan sona dinleyeceğimizi düşündürse de gerçekte sınırlı bir zaman dilimini kapsıyor. Batman'in savaşmaktan bitkin düştüğü, kendini yalnız hissettiği, mevlayı bulma yolunda Leyla'dan vazgeçtiği yılları. Karakterin Frank Miller'ın ölümsüz eseri The Dark Knight Returns'de içine düştüğü orta yaş bunalımıyla hiç benzeşmeyen bir inzivaya çekilme tasviriyle karşılaşmak, benim gibi Earth-Two Batman'i tanımaya yaşı tutmayan okurlar için hoş bir sürpriz. Alfa erkeğin ulaşabileceği en üst seviyesindeki Bruce Wayne'in sakin, vakur bir adam olarak görmek ilk etapta tuhaf gelse de iyi yazılmış iç monologlar sayesinde bir sorun olmaktan çıkıyor. Bruce'un yalnızlığı kağıda dökerken kurduğu cümleler depresyonun bir tık gerisinde de dursa, onu sahip olduklarından şikayet eden, uyumsuz, huysuz bir ihtiyara çevirmiyor. Bilakis, manevi oğlu Dick Grayson'a, yan yana savaşmaktan gurur duyduğu Justice Society of America'daki takım arkadaşlarına övgüler dizip, tanıdığı düzgün insanlar ve geçirdiği güzel günler için minnettar olan bir kişi duruyor karşımızda. 

Tüm bunlar ruhundaki günbegün derinleşen boşluğu doldurmaya yetiyor mu peki?

Hikayemizdeki Bruce Wayne, Batman'in ve dışarıya 'gerçeği çaktırmamak için' taktığı playboy maskesinin arasında gerçek kimliğini unutmuş bir adam. Dostlarını kaybetmek en büyük korkusu olmuş, bir paranoyadır gidiyor. Eski kız arkadaşı Linda Page'in düğününün yapıldığı gece başına peyda olan, bekarlar masasına oturacak olmanın (!) getirdiği kaçınılmaz yalnızlık duygusu, Scarecrow'un ortaya çıkıp son model korku gazını püskürtmesiyle tavan yapıyor. Korku gazının etkisindeki kahramanımız, dostlarının birer birer yok olduklarını görüyor [bu kısımlar bizim gibi Modern Çağ'ın içine doğmuş genç okurlar için epey komik, yok olmaktan kastımız 'vanish into thin air' bayağı...] Robin yok, Batwoman yok, polis merkezi bomboş, Superman bile yok. Neler döndüğünü anlayamayan Batman, yardım alabileceği, güvenebileceği herkesin ortadan kaybolduğunu anladığında çareyi eski bir düşmanına gitmekte buluyor. Hala hapishanede suçlarının cezasını çekmekte olan Catwoman'a. Yarasa ve kedinin mutluluğa giden yolculuktaki ilk geceleri de böylece start alıyor.

Yazar Alan Brennert bombastik fikirlerin adamı. Detective Comics #500'de Batman'i Phantom Stranger'ın peşinden başka bir dünyanın Thomas ve Martha Wayne'ini kurtarmaya göndermek mi dersin, Batman: Holy Terror'da [Frank Miller'ın Holy Terror'ıyla bir ilgisi yok] kara şövalyeye kiliseye kafa tutturmak mi istersin, zamanına göre yenilikçi, ben yaptım oldu kararlılığında, gayet cesur bir isim. Tek sayıda Batman ve Catwoman'ın birbirlerine güvenmelerini sağlamak -ki bu bir adalet savaşçısı ve bir hırsız için pek kolay değil, Earth-Two'daki Batman'in Gotham Şehri Polis Departmanı'nın bir üyesi olduğunu da not edin-  maskeleri fırlatıp, kır düğününe koştuklarını göstermek, bunları okuyucunun burun kıvırmayacağı bir tarzda, pembe dizi tuzaklarına kapılmadan aktarmak, üstelik yepyeni korku gazıyla ortalıkta serbestçe dolaşan Scarecrow gibi tehlikeli bir suçluyu ikinci plana itmek beceri isteyen bir iş, 80'ler için deneysel bir dramatik akış.

Çizgi romandaki her mekan, her karakter, her konuşma balonu, her tehlike yalnızca Batman'e bir şey öğretmek ve onu Catwoman'a yaklaştırmak için koyulmuş. Boş, zaman öldürmek amaçlı tek kare yok. Scarecrow'un yarattığı fobileri A Christmas Carol'da Scrooge'u geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek ile yüzleştiren hayaletlere ya da Midnight In Paris'teki esas oğlanın karşılaştığı büyük sanatçılara benzetebiliriz. Scarecrow'un yarattığı suni fobiler Batman'i inatla kaçırdığı bir dersin final sınavına sokuyor. Ders ne mi? Ebeveynlerinin ölümünün travmasını içinde taşıya taşıya sevdiği herkesin onu bırakıp gitmesinden korkar olmuş Bruce'un, kaybettiği gerçek kimliğini bulabilmesinin tek yolunun hayatına playboy Bruce'a sahte gülücükler atan kalabalık ve Batman'e yardım eden silah arkadaşları dışında onu her haliyle kabullenecek ve sevecek birini sokmaktan geçtiği.

Bir sayfada yaralanan Batman, Catwoman'ın yanında üstünü çıkarmak zorunda kalıyor. Bu sırada Catwoman kara şövalyenin on beş sene boyunca savaşmaktan çizik çizik olmuş, haritaya dönmüş sırtını fark ediyor [biz okur olarak göremiyoruz, bu Catwoman'a bahşedilen bir ayrıcalık!] ve ona neden Batman olduğunu soruyor. Batman az biraz duraksayıp, çok geçmeden anne ve babasının bir suçlu tarafından öldürüldüğünü anlatıveriyor. Yarasa adam çok değil, bir kaç saat önce hapishaneden çıkardığı, yıllardır karşı durduğu bir olguyu temsil eden bir kadına, adi bir hırsıza, Catwoman'a ilk defa içini açıyor. Bir insana açılmak cesaret isteyen bir iş, şüpheciliğin kitabını yazmış Batman için korkutucu bile diyebiliriz. Karakterin Modern Çağ versiyonunun Selina'ya karşı hissettiklerini kelimelere dökebilmesi için, gizli kimlik sorununun geride kaldığı Batman: Hush macerasının üzerinden altı yıl geçmesi gerekti. Üstelik seni seviyorum derken Selina'nın komada olduğunu sanıyordu! [Heart of Hush]


Batman'in Catwoman'a duyduğu güvenin karşılığını alması uzun sürmüyor. Üç-dört sayfa sonra Catwoman, suç dünyasına nasıl girdiğini anlatıyor ve biz de karakterin 70 yıllık geçmişinde bolca bulunan "orijin"lerden bir tanesine daha kavuşuyoruz.

Altın Çağ Catwoman'ın orijini The Secret Life of Catwoman'da [Batman #62] açıklandı. 1950'de yayımlanan çok sevdiğim o hikayede Selina bir hostes olduğu, uçak kazası geçirip hafızasını kaybetmesinin sonucunda başka bir kişiliğe bürünüp hırsızlık yapmaya başladığı iddiasını ortaya atmıştı. Aynı sayıda hafızasının geri geldiğini ve artık suç işlemeye son vereceğini ilan edip Batman'in hayatını kurtarmışlığı ve bir pet shop açıp, sakin bir yaşamın sinyallerini vermişliği de var. The Autobiography of Bruce Wayne'de ise hafıza kaybının mahkemenin kararından yırtmak için kullandığı bir yalan olduğunu Batman'e itiraf ediyor Selina. Adam istese seni alır, yaka paça demir parmaklıkların arkasına tıkar, ama yapmıyor işte. Aralarındaki çekim daha önce hep eksik kalan güven duygusuyla birleşince iki karakter de birbirlerine gerçekleri anlatmaktan çekinmiyor.

Catwoman'ın ağzından dinlediğimiz ikinci orijin, karakteri genç yaşta yanlış bir evlilik yapmış bir kadın olarak gösteriyor. Tam bir facia olan [içinde dayak bile var!] evliliği mahkeme salonunda son buluyor bulmasına, ama zengin ve statü sahibi eski kocası onu finansal haklarından mahrum etmeyi başarıyor. Beş parasız ortada kalan Selina rahat durur mu? Giyiyor kedi kostümünü, eski eşini soyuyor! Gotham'ın hırsızlar prensesi Catwoman böyle doğuyor. [Evet, Catwoman'ın orijin hikayelerinden hiçbiri tam manada tatmin edici değil, üzülerek söylüyorum ki...]

Batman kendisine karşı dürüst olan Catwoman'ı bir dostu olarak kabulleniyor ve o andan sonra Catwoman da Batman'in sevdiği diğer herkes gibi Scarecrow'un korku gazının tesiriyle yok olmaya başlıyor! Bence çizgi romanın en vurucu kısmı da bu, gecenin başından beri Batman'in garip tavırlar sergilediğinin, bir çeşit iksirin, büyünün etkisinde olduğunun bilincinde olan Catwoman yapılması gerekeni anlayıp maskesini çıkarıyor ve kara şövalyeden de aynısını istiyor. Batman ne yapıyor? Kendisinden hiç beklenmeyeni. Zihnini bulandıran düşünceleri, kaygılarını, korkularını bırakıp, anlık bir 'ne olacaksa olsun!' isyanıyla yarasa maskesini atıyor. Catwoman gitti, Batman gitti, artık yalnızca Bruce ve Selina var. Batman The Animated Series'in kara şövalyenin kedi kadına kelepçe taktığı Cat and The Claw bölümünü ve Batman Returns'ün hüzne boğan son sahnesini izleye izleye büyümüş bir çocuk olarak, maskelerin çıktığı o sayfayı ilk okuduğumda mutluluk sarhoşu olmuş, gaipten sesler (!) duymaya başlamıştım. IS THIS THE REAL LIFE? IS THIS JUST FANTASY? CAUGHT IN A LANDSLIDE, NO ESCAPE FROM REALITY! Bitmesin diye yavaş yavaş, sindire sindire okumaya çalıştım, sayfaları çevirirken kaç Bohemian Rhapsody tükettim, hatırlamıyorum bile. 

Normal şartlarda maceranın sonuna gelene kadar açıklanmış olması gereken -hatta bir yere bağlanmayıp, havada bırakılmaları kritik hata gibi görünebilecek- Scarecrow'un nasıl yakalanıp adalete teslim edildiği, korku gazının etkisinin ne zaman geçtiği, Robin, Batwoman, Komiser Gordon ve diğerlerinin ne yaptığı gibi soruların cevaplarını alamıyoruz. Çünkü hiçbirinin önemi yok. O gece yaşananlar Batman'in çok uzun zamandır kaybettiği Bruce Wayne ile yeniden tanışması içindi. Hayatını ailesinin ölümü üzerine kuran intikamcı, varoluşunun anlamını ölüm yerine yaşamın içinde aramayı kendini Selina Kyle'ın kollarına bıraktığı an öğrendi. Bruce'un otobiyografisindeki anlatmaya değer bulduğu bölümün doğum-yaşlılık değil de Selina'ya gerçek kimliğini açıkladığı gece-yaşlılık çizgisini izlemesinin sebebi de bu.

Paralel evrenler demiştik, DC'nin çok eleştirilen, yerden yere vurulan, kafa karıştırıcı Multiverse'ünün bir bonusu varsa, her ay yayımlanan ana serilerin vazgeçilmezi olan Peter Pan sendromuna zarar vermeden karakterleri büyütebilmesi, yeni özelliklerle donatabilmesi kesinlikle. Üç sayıda övgü yağmuruna tutulan Flashpoint Batman: Knight of Vengeance'ta karakterlerin hiçbiri güvende değildi, kimi Gotham mezarlığını boyladı, kimi hiç istemediği yüzleşmeleri yaşadı. Sonuçları kalıcı değişimler gördük, ki bu süper kahraman çizgi romanlarının takipçileri olarak kurt gibi aç olduğumuz bir olay.

80'lerde yazılmasına rağmen içerikte de biçimde de 50'lerin ruhu tarafından ele geçirilmiş klasik macera The Autobiography of Bruce Wayne, Batman'i ölene kadar Gotham'ın çatılarında atlayıp zıplarken hayal eden okura bir defaya mahsus da olsa sakin, huzurlu, intikam tutkusundan arınmış gösterdi ya, gerisi yalan dolan. Benim için en heyecan verici Batman/Catwoman çizgi romanları, zıt kutuplardaki bu iki karakterin birbirini çekip, vuslata beş kala yollarını ayırdıkları ve tehlikeli danslarına bir başka gece devam etme sözü verdikleridir. Ama önümüzde bir son varsa, bırakalım ikisi için de en mutlusundan olsun, arkadaşım!

Notlar [Bir İşe Yarasa Da Yaramasa Da]

  • Earth-Two Bruce Wayne sürekli pipo içiyor. Tütünün zararları ortaya çıktıktan sonra sigara yerine bir çöp parçası çiğnemek zorunda bırakılan Red Kit gibi, eski tiryakilerimizden Batman de pipo alışkanlığına çaktırmadan son verdi.
  • Catwoman'ın orijin sayfasında Batman #1'deki Batman/The Cat karşılaşmasının 80'lere uyarlanmışını görebilirsiniz.
  • Açılıştaki flashbackte Batman silah taşıyor. Kara şövalyeyi elinde bir ateşli silahla gördüğümüz tek tük çizgi romanların hemen hepsi Bill Finger/Bob Kane dönemine denk gelir. Batman'in öldürmeme kuralı mitolojiye, yaratılışından bir yıl sonra, Robin'in katılımıyla yerleşti.
  • Linda Page, Bruce Wayne'in çizgi romanlardaki ikinci sevgilisi. İlk kez Batman #5'te [1941] görünen karakter, Batman serial filmlerinde de yer aldı.
  • Scarecrow'dan öğrendiğimiz fobiler:
  • Arachnephobia: Örümcek korkusu
  • Ophiophobia: Yılan korkusu 
  • Helminthophobia: Solucan korkusu
  • Autophobia: Yalnız kalma korkusu
  • Heliophobia: Güneş korkusu.
  • Siderophobia: Yıldızlardan, gökyüzünden korkma
  • Cometophobia: Göktaşı korkusu
  • Astraphobia: Yıldırım korkusu
  • Pyrophobia: Ateş korkusu
  • Agoraphobia: Açık alan korkusu
  • Ailurophobia: Kedi korkusu
  • Chiroptophobia: Yarasa korkusu

6 yorum:

  1. Başlık ilginç, giriş ilginç, senin istekli arzulu yazımın ilginç ama çizgi roman pek ilginç görünmüyo. Yazıyı okurken acaba bu kritiği catwoman'dan zerre haz etmeyen yada batman'in bi gün mutlu olmasını değil de bu sefil ama görkemli hayatını sürdürerek batman beyond tarzı bi durumda olmasını yada görev başında ölmesini isteyen biri yazsaydı nasılu diye düşünmekten kendimi alamadım :) Yazar ne etliye ne sütlüye karışmadan senin gibi catwoman adına hopeless romantic (:D) kavramını benimsemiş fanlar için tadı damakta kalacak bi eser ortaya çıkarmış. Esas kötümüzün akibeti belli değil, bat ailesinin durumu, olaya bakışları belli değil ama alışılmışın dışında mutlu bi son var. Akıcı yazımın ve güzel betimelemelerin için sağol ama pek bana hitap etmeyen bi grafik romanmış...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Heheh, insan en sevdiği iki karakterin mutlu sona kavuştuğunu görünce böyle oluyor işte :D

      Sen Batman Beyond deyince aklıma geldi, Justice League çizgi dizisinin Once and The Future Thing bölümünde Batman geleceğe gider ve Batman Beyond'daki yaşlı haliyle karşılaşır. Şöyle bir diyalog geçer aralarında:

      -YaşlıBruce: Beni gördüğüne şaşırdın mı?
      -GençBatman: Biraz. Açıkçası, bu kadar uzun yaşadığıma daha çok şaşırdım.

      Çok buruk bir andı o sahne benim için. Batman er ya da geç görev başında öleceğini bilerek savaşmaya devam ediyor, mutluluğu huzuru bırak, yaşlanmayı bile kendisine bir lüks olarak kabul etmiş çoktan.

      The Autography of Bruce Wayne bu yüzden farklı bir çizgi roman işte. Bruce'un görev başında hayatını kaybetme veya emekliye ayrılıp aksi, huysuz bir ihtiyar olarak malikanesinde yalnız başına ölme ihtimalleri çok daha yüksekken, Alan Brennert herkesin kafasındaki gelecek senaryosunun tam tersini yazmış. Bu ideal olan mıdır? Bilemem. Batman çizgi romanları hep yayımlanmaya devam edeceği ve hikayenin sonunu görmeye ömrümüzün yetmeyeceğinden, hiçbir zaman da öğrenemeyeceğiz :)

      Kesinlikle herkese hitap edebilecek bir eser değil, zaten konu/çizimler 50'lerden fırlamış gibi, bayağı eski usul. Bat/Cat çiftini sevenlere göre tam.

      Ucu açık diyerek eksik bırakmışım yazıda, Scarecrow'un yakalandığı tek düşünce kutusunda geçiyor. Robin, Gordon vs. de Bruce ile Selina'nın düğününde görünüyorlar ama muallakta bırakılan, bu olayların "nasıl" gerçekleştiği.

      Sil
    2. Nikah şahitlerinin biri alfred diğeri sen olmalıydın :D Yada senin nikah şahidin selina olmalı. Daha gerçekci bi düşünceyle tim burton. Bu arada başlığı ilk gördüğümde daha önce yazmayı planladığın batman biyografisi olduğunu sanmıştım. Vaz mı geçtin kapsamlı bi batman muhteşemdir yazısı yazmaktan? Kullanabildiği silahlar, dövüş disiplinleri, başından geçen hadiseler, ne kadar mükemmel olduğu, paranoyaklığı, dünyanın en iyi dedektifi olması gibi özelliklerinin derlendiği ansiklopedik bi türkçe kaynak olacak eseri yazmalısın bence. Geçenlerde batgod'ı One Piece'ten luffy'le kıyaslayan ve luffy'nin üstün olacağına inanan tipler görünce keşke böyle kapsamlı bi şey olsaydı da alın batgod'ı tanıyın diyebilseydim dedim...

      Sil
    3. Geçen sene verdiğim söz hala geçerli :) Bu yaz Batman'e duyulan ilgi/merak büyük olacaktır, The Dark Knight Rises gösterime girmeden Batman biyografisini yetiştirmek hedefim. Elim değmişken, aklımda Joker ve Robin'ler için de kapsamlı bir dosya hazırlamak var. Bakalım...

      Sil
    4. Onur böyle can alıcı cümleleri ard arda sarf ederek büyük hata yapıyosun :D Haziran ayını başına ekşiyerek geçiririm :D

      Şaka bi yana tanıdığım en büyük batman exper'inin elinden çıkma gerçek bi kaynak çok yararlı ve okuması keyifli olacaktır. Beklemedeyim...

      Sil
    5. Estağfurullah, ne demek Batman experi falan. Ben gayet çizgi romanları düzenli takip eden, filmleri/çizgi dizileri izleyen bi Batman hastası olarak kafama estiği gibi takılıyorum. Beğendiklerimi tavsiye ediyorum, beğenmediklerimi eleştiriyorum. Öyle "bilen adam" havalarında, Batman'in patentini almış gibi görünmek, "doğrusu budur" diye kendi fikirlerimi dayatmak istemem hiçbir zaman, ama öyle anlaşılabiliyor. Çizgi romanları okuyan çok az ziyaretçi olduğu için çoğu yerde açıklamalar yapmak, eski sayılardan bahsetmek, çocuğa anlatır gibi anlatıp öğretmen moduna geçmek zorunda kaldığımdan olsa gerek. Art niyetli kimseler diyeceğim, görmek istedikleri şekilde görüyorlar, bir ara canımı sıkmadı değil bu durum. Artık hiç takmıyorum.

      Ayrıca başımın üstünde yerin var kardeşim :)

      Sil

Yorum Yap