2 Nisan 2012 Pazartesi

Batman: Faces

Yazar: Matt Wagner
Çizer: Matt Wagner
Renklendirme: Steve Oliff
Çini: Matt Wagner
Sayfa Sayısı: 96

Bölge savcısı Harvey Dent, uğradığı vahşi saldırıda yüzünün yarısıyla birlikte çok şeyini kaybetti.

Saygınlığını, dostlarını, sevdiği kadını.

Aklını.

Arkham tımarhanesinden firar edişinin üzerinden geçen iki yılda Dent, Batman'in kendisini adalete teslim etmesine sebep olacak hiçbir hamle yapmadı.

İki yıl.

Bruce Wayne'in katıldığı bir maskeli baloda davetliler arasında bulunan bir plastik cerrah öldü.

Maskesi çıkarıldı. Cesedin yüzü asitle yakılmıştı.

Kara Şövalye sonunda kendisini eski dava arkadaşı Dent'e ulaştıracak bir iz bulduğunu düşünüyor. Fakat tam olarak ne ile karşı karşıya olduğunun henüz farkında değil.

Kaybolan deforme insanlar, tekrarlanan plastik cerrah cinayetleri, Bruce Wayne'in satın almak istediği D'urberville adasının peşindeki gizemli bir adam, zavallı bir ara bulucu, tanrıça görüntüsünde bir kadın...

Batman: Faces, herkesi iyinin içindeki kötüyü, kötünün içindeki iyiyi bulmaya çağırıyor.

Bazı kötü karakterler yaratılış amaçları ve motivasyonları gereği, tek macerayı taşıyabilecek yapıdadır. Aklıma gelen ilk örnek, Mr. Freeze'i ele alalım. Mr. Freeze, karısı Nora'nın ölümünün sorumlularını ortadan kaldırıp soğuk yenen intikam yemeğinden bir çatal aldığı anda görevini tamamlamıştır aslında. O saatten sonra ister Bruce Wayne ve Batman'in aynı kişi olduğunu öğrensin, isterse Robin'i öldürsün, yapacağı her şey bir uzantı, bir teferruat olacaktır . Devam hikayeleri, ya karakterin yarım kalan işini tamamlama girişimini konu eder, ya da onu "Sevdiğime kavuşamamamın bedelini tüm dünya buzlarla kaplanarak ödeyecek!" şeklinde serzenişlerde bulunan standart, karikatürize bir antagoniste indirger. Bu yüzden, yazarlar Freeze'in "çıkış öyküsü"nü allayıp pullayıp tekrar anlatmakta bir sakınca görmez. Biz de elemanın kafasında taşıdığı fanusunun, astronot kostümünün ve buz tabancasının hatırına hiç itiraz etmeden hepsini okuruz. 1997 tarihli Batman/Mr.Freeze'de ve daha önce hakkında yazdığım Batman: Snow'da olduğu gibi.

Mr. Freeze, öldürmeme kuralı sebebiyle düşmanlarıyla tekrar tekrar savaşmak zorunda kalan Batman'in dünyası için uç bir örnek. Joker; tıpkı kara şövalye gibi içinde bulunduğu dönemin ihtiyaçlarına ve okurun beklentilerine göre suçlarının, şakalarının, teatralliğinin seviyelerini alçaltıp yükselterek, Catwoman; hırsızlık, anti-kahramanlık ve Batman'in kalbi arasında zigzaglar çizerek, Penguin; yer altı dünyasının kontrolünü kaybettiğinde kirli işler çeviren bir gece kulübü sahibine dönüşerek, bir bakıma doğal seçilimle bugünlere ulaşan karakterler oldular.

Bir başka klasik kötü, Two Face ise ne Mr. Freeze'e, ne de zırt pırt kendini hatırlatan diğer Arkham Asylum müdavimlerine benziyor. Adına ve sahip olduğu ikilik sorununa yaraşır biçimde, Two Face'in yıldızlaşabileceği iki tip anlatı var; biri, Gotham'ın aslan yürekli bölge savcısı, beyaz şövalye Harvey Dent'in düşüşü [Detective Comics #66, The Long Halloween, Eye of The Beholder, Two Face: Year One, Batman The Animated Series: Two Face Part 1 Part 2 ve The Dark Knight], diğeri Harvey'nin yüzünün yanmış tarafı tedavi edildiğinde, içindeki karanlığın da yok olup olmayacağına kafa yoran 'tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan' bilmecesi [The Dark Knight Returns, Face The Face, Batman Black & White: Two of A Kind].


Bu iki grubun dışında kalan çizgi romanların vay haline! Çoğu zaman Two Face'in yerine herhangi bir gangsteri koysanız dahi değişen hiçbir şeyin olmayacağı sayfalar yığını onlar. Harvey Dent yüzüne asit atıldıktan sonra nasıl suç patronu oldu, neden banka soymaya başladı, Batman'den ne istiyor? American Beauty'deki beyaz poşet gibi bir oraya bir buraya savrulan Two Face karakterine yön verebilmiş çok az yazar var benim nazarımda. Harvey'i tek özelliği ikinci ayın ikisinde Gotham bankasından iki milyon dolar çalmak olan basit bir çete lideri olarak yazmak varken, kim uğraşır karaktere yeni bir misyon yüklemekle?

Cevap: Matt Wagner uğraşır. Hem de öyle bir uğraşır ki, en prestijli çizgi roman ödülü Eisner'a aday gösterilir.

Batman: Faces, Matt Wagner'ın Legends of The Dark Knight dergisi için yazdığı ve çizdiği üç sayılık bir macera. Wagner ismi kulağınıza tanıdık geliyorsa, yazarın bebeği Grendel'ı, ya da Bob Kane ve Bill Finger'ın Batman maceralarını güncellediği Batman and The Monster Men ve Batman and the Mad Monk'u okumuş olabilirsiniz. Okumadıysanız da geç kalmış sayılmazsınız. Batman: Faces, Wagner ile tanışmak için bulunmaz bir fırsat.

Batman: Faces'da Two Face belki de tarihinde ilk defa "düşüş" ve "iyileşme" kutuplarından bağımsız bir yapının içine trajik bir figür olarak yerleşiyor. Matt Wagner, bir zamanların onurlu adalet savaşçısının, Joker ve Scarecrow gibilerin yuvası Arkham akıl hastanesindeki yalnızlığını, topluma yabancılaşmasını, kusursuzluğa duyduğu özlemi ["perfectly perfect" Harvey'nin hikayedeki sloganı] ve "güzel insanlara" beslediği öfkeyi okuyucuların görmesi için büyüteç altına yatırırken, insanın kendinden olmayanı dışlama güdüsünü, çıkarcılığını, iki yüzlülüğünü ve yüzeyselliğini eleştiriyor. Hangi penceresinden bakarsak bakalım, çizgi romanda David Lynch'in The Elephant Man filmindeki Joseph Merrick karakterinin gölgesini görüyoruz. Aynı format Penguin [Penguin: Pain and Prejudice, Batman Returns] ve Killer Croc [Batman The Animated Series: Sideshow] karakterlerinde de karşımıza çıksa da, ruhunun derinliklerinde doğru olanı yapmak isteyen biçare Harvey Dent'i sakladığını bildiğimiz için benim düşünceme göre Two Face'e daha çok uyuyor. Sorunlarına bulduğu çözüm ise [SPOILER kaçırdığı dışlanmışlarla birlikte kendilerine ait bir adada mutlu mesut yaşamak SPOILER] romantik okuyucunun kalbini çalmaya aday.

Kaç kez "Two Face" dedik, bilmiyorum [Saysak ikinin katları çıkar mı?] ama çizgi roman, kötü karakteriyle ilgilendiği kadar kahramanı Batman ile de ilgileniyor. Dünyanın en iyi dedektifi Batman'in bilinç akışı, topladığı ipuçları ve etrafındakilerle arasında geçen diyaloglar, bizi vakayı çözmeye Batcave'e götürüyor. Kara Şövalye hikayemizde tam bir Sherlock Holmes.

Batman: Faces yan karakterler bakımından da hayli zengin. Adasını Bruce Wayne'e satacak olan "karizmatik" Paul D'urberville, tepeden tırnağa "vasat" Nelson Wren ve "kusursuz" Manon Barbé, varlığı kitabın her paneline sinmiş temaları destekleyip destekleyip, son dörtlükte çok fena çökertiyor.


İllüstrasyonlar, Matt Wagner'ın son dönem eserlerine göre oldukça kaba. Kalın çizilmiş hatlar ve koyu renk kıyafetler, seçilen kırmızılı, pembeli, sarılı arka planlarla birleşince çizgi romanın gerektirdiği boğucu hava kendiliğinden oluşmuş. İç mekan tasarımlarından, isimlere [Fransızca biliyorsanız daha ilk sayfalardan kallavi bir spoiler yediniz demektir!] tek karede karşımıza çıkan figüranlara [SPOILER ucubelerin her biri "perfectly perfect" SPOILER] kadar her şey detaylandırılmış. Dikkat çekmek istediğim, Bruce Wayne'in D'urberville ve Wren ile birlikte spor yaparken iş konuştuğu bir sayfa [üstte] var ki, kişiye çizgi roman okumayı neden çok sevdiğini hatırlatacak orijinallikte.

1993 yılında yayımlanan Batman: Faces, ikilik ve aidiyet konularında eşi benzeri bulunmayan bir Batman macerası. Aynı zamanda bir polisiye. Bir psikolojik gerilim. Bir canavar öyküsü. Belki de hiçbirisi değil. Görünüşünün arkasındaki sırları keşfetmek için yapmanız gereken sadece daha yakından bakmak!

2 yorum:

  1. Kıymeti bilinmeyen bir Batman başyapıtı kesinlikle.

    YanıtlaSil
  2. David Finch'in Batman The Dark Knight'ını satış listelerinde ilk 10'a sokan bir okuyucu kitlesi varken Batman: Faces kıymeti bilinmeyen olarak kalır, normaldir :)

    YanıtlaSil

Yorum Yap