21 Temmuz 2012 Cumartesi

Batman and Robin: Born To Kill


Yazar: Peter J. Tomasi
Çizer: Patrick Gleason
Çini: Mick Gray
Renklendirme: John Kalisz
Sayfa Sayısı: 192
İçerdiği Sayılar: Batman and Robin [Vol. 2] #1-8

Tebrikler Bay Wayne, nurtopu gibi bir erkek çocuğunuz oldu! Kulağa çok saçma geliyor, değil mi? Gelmeli, çünkü Bruce Wayne baba olduğunu hastane koridorunda volta attığı sırada ameliyathaneden çıkan kel bir doktorun bu klişe sözcük diziniyle değil, iki Ninja Man-Bat tarafından kıstırılmış haldeyken, boğazına kılıç doğrultan 10 yaşındaki bir çocuğun 'Baba, seni daha uzun boylu hayal etmiştim' cümlesiyle öğrendi. Damian Wayne, Batman'in uluslararası terörist Ra's Al Ghul'un kızı Talia'yı kollarına alıp, kalbinin mantığını nakavt etmesine izin verdiği tek geceden kalan tatsız bir anı. Yazar Grant Morrison'ın 'Kasmaya mahal yok, sıkılınca öldürürüm' düşüncesiyle, nefret edilesi özelliklerle donattığı Damian, sürpriz bir şekilde okurun beğenisini kazanmakla kalmayıp, Final Crisis'de 'ölümden daha kötü bir kaderin' kurbanı olan Bruce Wayne'in yokluğunda Dick Grayson'ın yaşattığı Batman'in Robin'i oldu. Böylelikle on yıllardır süregelen karanlık, maço ve agresif Batman ve onu aydınlatan neşeli Robin yin yang'ında siyah ve beyaz yer değiştirdi; Dick gülümseyen, dost canlısı Kara Şövalye olurken, Damian onun daima burnundan soluyan, kuralsız, suça eğilimli yardımcısı misyonunu üstlendi. 

Dick ve Damian'lı Batman and Robin dergisi bence Grant Morrison'ın Batman run'ındaki en büyük işti. Morrison, sahip olduğu kreatif özgürlüğü sonuna kadar kullanmış, akıllara durgunluk veren temalar, yepyeni süper kötüler ve 'çılgınsın meeen' repliğini hak eden şaşırtmacalarla tek adamlık şov yapmıştı. Mevsimler değişti, Bruce Wayne geri döndü ve yarasa kostümünü yeniden giydi, Morrison seriyi bırakıp Batman Incorporated'a yumuşak geçiş yaptı, çizerler Frank Quitely, Chris Burnham terk-i diyar eylediler, yetmedi DC tüm evrene reset attı. Olaylar olaylar... 


Yeni 52'nin Batman and Robin dergisi geçtiğimiz yıl raflardaki yerini aldı. Doğruya doğru, yazar Peter J. Tomasi ve çizer Patrick Gleason isimleri, eski kadrodaki süperstarları düşününce insanı hiç heyecanlandırmıyordu. Bu iki çizgi romancı, reboot öncesinde de dergide kısa bir tur atmış, vasat sayılabilecek bir eser ortaya çıkarmışlardı. Tutmuş Dick/Damian ikilisinin yerine koyulan Bruce/Damian'ın başarılı olup olmayacağı da meçhuldü. Yine de bir hüküm vermeden önce okumam gerektiğini düşünüp, deneme sürüşüne çıktığım bu çizgi romandan umudumu tamamen kesmeme neden olan esas etken ise, ilk sayıda tekrar edip duran 'Ben senin babaaaanım çocuğum' muhabbetiydi. Tamam dedim, bu takım bu sene şampiyon olamaz. Aylar boyunca da Batman and Robin'in kapağını açmadım.

Ne zaman Scott Snyder ve Greg Capullo'lu Batman, Bruce'u, Alfred'i, seni, beni, hepimizi baykuş konseyi tarafından yönetilen piyonlar olarak göstermeye başladı, ben o zaman ilk macerasını bitiren Batman and Robin'e  bir şans daha verdim. Yoklukta gideri vardır mantığıyla. Batman and Robin: Born To Kill cildinde toplanan ilk sekiz sayıyı baz alarak söylüyorum ki; iyi ki o ikinci şansı vermişim, okumasaydım çok şey kaçırırdım.

Born To Kill'in çatısını Bruce ve Damian arasındaki baba-oğul ilişkisi oluşturuyor. Anlatıyı ikiye böldüğümüzde A-Plot: Bruce/Damian, B-Plot: diğer her şey sonucu çıkıyor. Bruce Wayne eşittir Batman. [Hadi ya? Harbi mi?] Ama önceliğimiz başka. Bruce Wayne bir baba. Doğumundan, 10 yaşına kadar Ra's Al Ghul'un League of Assassins'i yönetmesi için yetiştirdiği sorunlu bir çocuğun babası. Bruce, oğlundaki arızayı görüyor, onu iyileştirmek istiyor ama ne yapacağı, nasıl yapacağı konusunda en ufak bir fikri yok. Önceki Robin'ler Dick, Tim ve -sosyopatın flama taşıyanı olsa da- Jason Todd, orta sınıf ailelerden gelme, az buçuk normal bir geçmişi olan çocuklardı ve onları şekillendirmek oldukça kolaydı. Annesiyle resmi olarak sekiz yaşında tanışan bir ölüm makinesine kötülükle mücadele eden bir adalet savaşçısı olmayı seçme nedenini izah etmek, can almama prensibini kodlamak, genel geçer ahlak kurallarını öğretmek? Eh, o zor işte. İroniye bakın ki, Damian'ın ismi "ehlileştirmek, terbiye etmek" anlamına gelen "to tame" kelimesinden geliyor. Amacının karakteri tanıttıktan dört sayı sonra öldürmek olduğunu söyleyen Morrison abimizin bilinçaltında bir yerlerde Damian'ın günün birinde Bruce tarafından ehlileştirileceği düşüncesi yatıyormuş meğer! 

Bruce'un olayı bu, yaralarından kurtulursa ruh sağlığının düzeleceğine inanmak istediği Harvey Dent'in estetik operasyonuna [The Dark Knight Returns] sponsorluk eden, asla değişmeyecek gerçek bir canavar olduğu bariz Joker'e rehabilite olması için neredeyse yalvaran [The Killing Joke] kara şövalye, kendi oğlu için tabii ki iyimserlikte çığır açacak, elinden gelenden fazlasını yapmaya çalışacak. Peki bunun ne kadarını oğluna yansıtabilecek, asıl sıkıntı orada. Tomasi, baba oğul arasında cızırtılı, hatların devamlı koptuğu bir iletişim kurmuş. Oturup konuşabilseler, belki çözüm üretebilecekler ama yapamıyorlar. Baba oğulun birlikte yapabildikleri tek aktivite Batman ve Robin'e dönüşüp suçluları dayak arsızı yapmak... Ne olmuş? Birlikte balık tutmaya gidecek değillerdi ya!


Showtime'ın Dexter dizisini izleyenler bilir, Michael C.Hall'un canlandırdığı seri katil Dexter, babası Harry'nın kendisine koyduğu prensipler doğrultusunda 'yalnızca hak edenleri' öldürerek rahatlar. Harry gibi Bruce da, Robin kimliğini içinde şiddette büyük bir açlık duyan Damian'ın kurtuluşu olarak görüyor ve koyduğu kuralı çiğnemediği sürece onun gece devriyelerine katılmasına izin veriyor. Tek kural var; öldürmeyeceksin!

Bu noktada, maceranın kötü karakteri NoBody'i içeriye buyur ediyoruz. Bruce Wayne'in Batman olmadan önceki antrenman yıllarından [SPOILER The Man Who Falls ve Blind Justice'dan hatırladığımız Henri Ducard'ın oğlu Morgan SPOILER] çıkıp gelen NoBody, dark side'a geçmek için fırsat kollayan Robin'in sol omuzunda oturan şeytan haline geliyor. Neden Batman'in emirlerini dinliyorsun Robin? Babanın senden sakladığı çok büyük bir sırrı var, Robin. Bana katıl Robin. Biz aynıyız... Damian, NoBody'nin yalanlarla gerçekleri bir demet halinde sunan telkinlerine karşı koymakta zorlanmaya başlayınca baba-oğulun sallantıdaki ilişkisi büyük depremlerle sınanıyor.

Birbirine paralel üç baba oğul hikayesi [Bruce/Damian, Alfred/Bruce ve SPOILER Henri/Morgan SPOILER] anlatan Peter Tomasi, DC'nin promosyon kampanyası yüzünden [kitabın arka yüzündeki tanıtım yazısı fıkra gibi!] dışarıdan Vin Diesel'li kaslı dadı filmlerinden biriymiş gibi görünen Batman and Robin'de şaşırtıcı derecede sürükleyici ve ciddi bir hikayeye imza atmış. Kahramanlarımızın aldığı zor kararlarla ilerleyen bu karakter merkezli macera geçmişi değiştirmeden [tamam, azıcık kurcalıyor diyelim], kendini tekrar etmeden ve şok faktörüne abanmadan da uzun soluklu bir süper kahraman çizgi romanı yapılabileceğinin bir göstergesi. 

Övgüyü hak eden diğer isim çizerimiz Patrick Gleason. Her ne kadar en sevdiğim sanatçı olduğunu söyleyemesem de, hatta Batman'inin proporsiyonunda saymakla bitmeyecek sorunlar olduğunu düşünsem de sekiz ay boyunca hiç firesiz çalıştığından ve karakterlerin duygularını yüzlerine yansıtmadaki büyük yeteneğinden dolayı çok saygı duyduğum bir isim. Bir Alex [Ross] değil, ama tek yaptığı dişlerini sıkan taytlı adamlara poz verdirmek olan çizerleri utandıracak kadar iyi. Hayır canım, Rob Liefeld'den bahsettiğimi de nereden çıkardınız?

Bruce Wayne'in büyük sırrı ne? NoBody, Batman ve Robin'den ne istiyor? Damian, yarasa adamın bir numaralı kuralını çiğneyecek mi? Ve en önemli soru; Batman oğlunun katil olmasını kabullenebilir mi? Merak ettiyseniz kendinize bir iyilik yapın, bu çizgi romana bir şans verin. Batman and Robin: Born To Kill, baş ağrısına, yorgunluğa, baykuş fobisine birebir.

4 yorum:

  1. Peter J. Tomasi'nin yazarlığı niyeyse benim hoşuma gidiyor. Hani çok iyi yazmıyor ama kötü hikaye de çıkarmıyor. yazdığı Green Lantern Corps'u hoşuma giderek okudum ama Geoff Johns'un Green Lantern dergisinde yaptıklarını görünce Tomasi'nin hikayeleri daha zayıf kalıyor. Aynısı dediğin gibi Batman & Robin vol.1'de de olmuştu. Morrison'u zevkle okuduktan sonra hikaye dozu normale düşünce kesmedi beni.

    Bu yazıyı okuduğum iyi oldu. Hani Snyder'in hayal kırıklığı uğratması bir yana diğer BatFamily dergilerinden de (Batwoman'ı seviyorum ama ona laf diyemem :)) tat alamamak kötü koymuştu. Bu gazla okurum ben, ellerine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyvallah :)

      Batwoman'ı iyi ki hatırlattın, hep tavsiye edip duruyorum, arkadaşları okumaya zorluyorum, o da yetmezse hediye ediyorum ki kimse bu muhteşem karakterden mahrum kalmasın, ama blogta çok az bahsetmişim. Acilen yazmam lazım. Öncelik Elegy/Go'da tabii...

      Sil
  2. "Forgive me father, for I have sinned"

    az önce bitirdim Born to Kill'i, gerçekten çok güzel bir hikaye olmuş. Hatta utanmasam New 52 içindeki en iyi Batman çıkmış bile diyebilirim :D

    Yalnız ben Bruce'un eğitim yıllarına ait çizgi romanları merak ettim. Henri Ducard ismini görünce Batman Begins'ten Ra's Al Ghul geldi aklıma güldüm :)abi bu şekilde eğitim yıllarını anlatan çizgi romanlardan önereceğin var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blogger Kontrol paneline girmediğim ne kadar da belli, Ağustos sonunda yazdığın yorumunu az önce gördüm :)

      Bruce'un eğitim yılları hala çok aydınlatılmış değil. Pek kalabalık olmayan seçki arasından Batman: Shaman'ı ve The Man Who Falls'u tavsiye ederim. Laf arasında, DC Batman öncesi Bruce Wayne'in maceralarını anlatan yeni bir dergi çıkarsa hiç fena olmaz hani. Smallville style.

      Henri Ducard için de Batman 1989'un senaristi Sam Hamm'in yazdığı Batman: Blind Justice'ı oku mutlaka.

      Sil

Yorum Yap