11 Ekim 2012 Perşembe

Detective Comics #13


Yazar: John Layman
Çizer: Jason Fabok, Andy Clarke
Renklendirme: Jeremy Cox
Sayfa Sayısı: 31

Geçenlerde son çizgi roman avımdan [yeri gelmişken Büyülü Rüzgar'a teşekkürü borç bilirim] bana kalan Batman: Gotham Adventures fasiküllerimi karıştırırken duraksadım; Yeni 52'deki Batman serileri arasından hangilerini sevdiğimi düşündüm. Parmak hesabına bile gerek kalmadı çünkü eski DC evreninin son yankıları olan Batman Incorporated ve Batwoman dışındakilerin hiçbirini tam olarak sevmediğimi fark ettim. Ne zamandır adam gibi blog yazamayışım belki de bundan. Aylık çizgi romanların, dijital yayınların, grafik romanların bolluğuna bakan da bir Batman okurunun zevkine hitap edecek bir şeylerin muhakkak var olduğunu düşünür. Hani, nerde? 'Reboot değil relaunch' dediler, herkes toplandı, fakat 90'lardan kalma kostümleri, tutmuş hikayelerden türemiş konuları ve başka birilerine dönüşmüş karakterleriyle DcNu benim için görüşmeyeli kendini çok bozmuş eski sevgili artık. Komik aslında, bütün yabancılaşmışlığıma rağmen bahsettiğim dergilerin yarısına aboneyim bir de. 

Tamam, peki. Tanımı değiştirelim. DcNu; görüşmeyeli kendini bozmuş olsa da unutamadığım ve unutamayacağım eski sevgili.

Abonesi olup da ilk sayısından sonra kapağını açmaya korktuğum çizgi romanların en nahoş olanı Detective Comics. Son beş yılda Greg Rucka, Jock, Paul Dini, JH Williams III ve Dustin Nguyen gibi on kaplan gücündeki isimleri ağırlayan seri, reboot sonrasına mucizevi bir şekilde bir yazarda nefret ettiğim 25 özellik ile bir çizerde nefret ettiğim 25 özelliğe aynı anda sahip olan yazar-çizer Tony Daniel'a verilince ipler koptu. Sağlığım için en güzelini yapıp, ömür törpüsü Daniel ayrılana kadar Detective Comics'i okumamaya karar verdim. İyi de yaptım. Kafadan +5 yıl veriyorum kendime.

Herneyse... bu yaz Tony Daniel esasen hiç beklemediğim, ama delice istediğim o açıklamayı yaptı ve Detective Comics'i bıraktı. Haberi okuduğum gün gökyüzünün daha mavi, güneşin daha sıcak, hatta Frank Miller'ın daha az 2000'ler Frank Miller'ı/daha çok 80'ler Frank Miller'ı olduğuna bahse girebilirim!

Mutlu haberler burada bitmiş miydi? Asla! Bundan sonra bitmez de! Neden mi? Çok basit: Detective Comics 13. sayısı itibariyle Chew gibi son yılların en yenilikçi işlerinden birinde imzası bulunan Eisner ödüllü yazar John Layman'a ve 'geleceğin süperstarı' olarak  görülen Jason Fabok'a emanet!

İçimi dökeceğim derken lafı dolandırdım da dolandırdım. Beni tekrar klavye başına oturtmasından da anlaşılacağı gibi Detective Comics #13, yeni kadrosuyla sahneye çıkar çıkmaz kaybettiğim heyecanımı bünyeye yüksek [hem de çok yüksek] dozda geri yükledi. Layman/Fabok ikilisinin tarzlarından ve daha şimdiden yakaladıkları uyumdan yola çıkarak, Detective'in Paul Dini'nin 2006'daki  run'ının tadına ulaşabileceği, epizodik anlatımı ve klasik kötüleri sayesinde uzun story arc'ların, crossover'ların, yeni düşmanların istila ettiği diğer Batman serilerine enfes bir alternatif olabileceği izlenimi uyandı bende, umarım yanılmam.


Detective Comics'i bu kadar çekici kılan ne, bir bakalım... En başta karşımızda geleneksel bir süper kahraman öyküsü var. Yanlış anlaşılmasın, 'geleneksel'den kasıt sıkıcı, sıradan ya da bayat değil, sözde 'modern' Yeni 52'nin karşıtı sadece. Anlatı okuyucuyu abartılı monologlarla, cliffhanger'larla, marjinal/edgy olma çabasıyla oyalamıyor. Kimsenin derisi yüzülmüyor, kimse cinsiyet değiştirmiyor, kimse kimsenin dayıoğlu çıkmıyor. Ben sayfaları çevirirken bir an için reboot hiç yaşanmamış gibi hissettim, öyle söyleyeyim... İçeriğine bakınca basım tarihi 1972 de, 1992 de olabilecek bir çizgi roman elimizdeki, ama 2012'de yayımlanmış işte.

Sayıdaki artılara bakmaya devam. İnanması zor ama, kara şövalye ciddi ciddi dedektiflik yeteneklerini kullanmaktan ve ipuçlarını nasıl birleştirdiğini ortaya dökmekten çekinmiyor. Bill Finger ve Bob Kane'in 'dünyanın en iyi dedektifi' unvanıyla yarattıkları bir karakter için ziyadesiyle görmezden gelinen bir özellik bu, Layman tarafından yok sayılmaması sevindirici. Bu kadar mı? Dahası var. Yazar, Batman maceralarının en sevdiğim elementlerinden Batman/Bruce Wayne kişilik bölünmesine de zaman ayırmış. Kahramanımız bilinç akışında kostüm dışındaki hayatından sanki bir başkasına aitmiş gibi söz ediyor. Batman olarak verdiği hasarı, Bruce Wayne'in yardımseverliğiyle kapatmaya çalışıyor. Ve rastlantı bu ya, hem Bruce Wayne hem de Batman, ikisinin aynı adam olduğundan bihaber Penguin'in hedefi haline geliyor. [Penguin'den bahsetmişken, zat-ı muhteremin bu hikayedeki motivasyonu ve yöntemleriyle alakalı sıkıntılarım olduğunu eklemeden geçemeyeceğim. Gelecek sayının görünenden başka bir plan, ne bileyim bir çeşit gizli gündem açığa çıkarması koşuluyla çözülmeyecek gibi değil sorun şimdilik...]


Jason Fabok çok genç, çok yeni bir yetenek. Gözlerim beni yanıltmıyorsa şimdiye kadar okuduğum tek işi Mr. Freeze'li Batman Annual'dı. O zaman tarzını David Finch'e benzetmiştim, şimdi de fikrim değişmedi ama kendisinin ileride Finch'i sollaması işten bile değil, zira çizgilerinde hafif bir Jesus Saiz etkisi de görmek mümkün. Adam Penguin'i bile çirkin [hadi çok çirkin diyelim] çizememiş arkadaş, ötesi var mı? Penguin'den bahsediyoruz!

Sayıda Batman ve Penguin hikayesinin yanısıra IQ Test isminde bir de back-up mevcut. John Layman ana hikayeye zaten iyiden öte bir giriş yapmış olabilir, ancak bundan sonra yapabileceklerinin sinyalleri asıl IQ Test'te veriliyor. Yazar, Penguin'in yardımcısı Ogilvy'nin birinci anlatıda geçen güvenlik kodlarını nasıl elde ettiğini açıklarken, eş zamanlı olarak Batman figürünü Gotham şehrindeki sıradan suçlularının dilinden tarif ediyor. Yarasa bir şehir efsanesi mi? Çocukları korkutmak için uydurulmuş bir masal mı? Kostümlü bir akıl hastası mı? Yoksa ölümsüz bir yaratık mı? 1973 yılında yayımlanan unutulmaz  Batman #250 - The Batman Nobody Knows'un mitolojiye kazandırdığı Batman'in onu gören herkes için farklı bir varlık olması durumunu arkasına alıp, iki çete elemanı için akıcı ve inandırıcı bir diyalog yazıyor Layman. Norm gereği hikayeye hizmet edip, görevi bitince de tıpış tıpış ölmesi beklenen [Star Trek hayranları iyi bilir, Red Shirt diyoruz bunlara] önemsiz bir henchman de kaşla göz arasında üç boyutlu, gerçek bir karaktere dönüşüyor.

Yazıyı  back-up'ın Grant Morrison'lı Batman and Robin'den hatırlayacağınız Andy Clarke'ın çizimleriyle hayat bulduğu bilgisiyle sonlandırıp, sizi Yeni 52 Batman'i için nesli tükenmek üzere olan katıksız süper kahraman/dedektif hikayelerinden Detective Comics #13 ile baş başa bırakmak istiyorum. 

Hiç vakit kaybetmeden alın, okuyun!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap