31 Ocak 2012 Salı

We Can Be Heroes


DC Entertainment ve Warner Bros, Etiyopya, Somali, Eritre ve Cibuti'yi içine alan Afrika Boynuzu'ndaki açlıkla mücadele için bir kampanya başlatmış: We Can Be Heroes. Justice League kahramanları Batman, Superman, Wonder Woman, Flash, Green  Lantern, Aquaman ve Cyborg'un temsil ettiği We Can Be Heroes, Afirca: Save The Children, International Rescue Comittee ve Mercy Corps organizasyonlarını destekliyor.

We Can Be Heroes hakkında detaylı bilgi almak için websitelerini (http://www.joinwecanbeheroes.org) ziyaret edebilir, para bağışı yapabilir veya gelirlerinin yarısının sözü geçen kuruluşlara aktarılacağı DC eşyalarından satın alabilirsiniz. Yalnız şimdilik Türkiye'ye ürün gönderimi yapmıyorlar.

We Can Be Heroes - Tanıtım Videosu:

30 Ocak 2012 Pazartesi

TDKR Merchandise Promoları




Captain Action Batman


Aksiyon Figür yazısında oyuncak deyip geçtiğimiz figürlerin 60'lı yıllarda G.I. Joe ile başlayıp bugünlere uzanan macerasından kısaca bahsetmiştim. Şimdiki durağımız ise ilk süper kahraman figür serisi Captain Action ve onun gözünüzü kırpsanız kaçıracağınız zirve öyküsü.


Mattel firmasının Barbie bebeklerle açtığı pazara balıklama dalan Hasbro'nun 30 cm (12") boyundaki G.I. Joe askerlerinin ortalığı sallaması, pastadan bir dilim koparma niyetindeki Ideal firmasına parlak bir fikir vermiştir: Süper kahraman figürleri yapmak. Ideal G.I. Joe'nun yaratıcılarından Stan Weston'ın şirketi Leisure Concepts'ten aldığı Captain Magic konseptini 1966 yılında Captain Action ismiyle tüketiciye sunmuştur. Orijinali mavi ve siyah bir kostümle satılan, gariban bakışları ve yamuk kafasıyla doğrusunu isterseniz çok da yakışıklı görünmeyen Captain Action'daki gerçek pazarlama dehası kostüm ve aksesuar içeren ek paketlerinde saklıdır. Batman, Superman, Lone Ranger, Flash Gordon, Spider-Man, Captain America ve The Phantom gibi çizgi roman ve film kahramanlarının Captain Action vücuduna giydirilebilen kıyafetlerinden ve renkli araç gereçlerinden oluşan paketler dönemin çocuklarına kitaplarını okuyup, filmlerini izledikleri hayal kahramanlarıyla ilk defa oynama fırsatı vermiştir. 

Captain Action Batman teknik olarak en eski Batman aksiyon figürü olmasa da (1940'lardaki ödüllü lunapark etkinliklerinde Batman ve Robin oyuncaklarının dağıtıldığı biliniyor) ticari başarı yakalayan ilk lisanslı Batman figürü olarak kabul edilmektedir.

Captain Action, oyuncak piyasasına meteor gibi düşmesinin üzerinden bir yıl geçmeden genç bir yardımcıya (Action Boy) ve dünyayı yok etmek isteyen bir ezeli düşmana (Dr.Evil) kavuşur. Robin, Superboy ve Aqualad kostümlerine sahip Action Boy büyük sükse yapmış, fakat "laboratuvar kazası sonucu bir yaratığa dönüşmüş kötü bilim adamı" imajından başka alternatifi bulunmayan Dr. Evil'ın satışları Ideal'ın beklentilerinin çok altında kalmıştır. Captain Action serisinin olayının popüler karakter kıyafetleri olduğu yalnızca bu örnekten bile kolaylıkla anlaşılabilir.


1968 Captain Action'ın çizgi roman dünyasına adım attığı yıldır. Yayın hakları National Periodical (DC Comics) tarafından satın alınan karakter, rakip şirket Marvel'ın Spider-Man ve Captain America gibi popüler kahramanlarına dönüşemeyeceği için çizgi romanlarda kılık değiştirme özelliğini hiç kullanamamıştır. Captain Action dergisinin ömrü 5 sayıdır.


Ideal, kız çocuklarını da müşterilerinin arasına katmak ve seriye azalan ilgiyi canlandırmak amacıyla Batgirl, Supergirl, Mera ve Wonder Woman bebeklerinin yer aldığı Super Queens Posin' Dolls serisini piyasaya çıkartır, ama artık çok geçtir. Captain Action, dostlarını ve düşmanlarını da alıp çoktan oyuncak cennetinin yolunu tutmuştur. 

Captain Action ve kostümleri bugünün nostaljik oyuncak koleksiyoncularının en değerli parçalarındandır.

29 Ocak 2012 Pazar

Batusi

John Travolta ve Uma Thurman'ın Pulp Fiction filmindeki meşhur danslarının esin kaynağı bir Batman bölümüdür. 1966 yapımı Batman tv dizisinin pilot bölümü "Hi Diddle Riddle"da yarasa adamı canlandıran Adam West'in o günlerin fenomeni Watusi dansına yeni figürler ekleyerek yaptığı dans Batusi adını aldı ve aralarında The Simpsons Movie, Antz, Everybody Loves Raymond ve Xena: The Warrior Princess'in bulunduğu yapımlarda tiye alınarak günümüze ulaştı.

Batusi - Hi Diddle Riddle




Batusi - The Pharaoh's in a Rut



Kara şövalyeyi bu hallerde de mi görecektik?

27 Ocak 2012 Cuma

Batman #5

Bullock: He'll be dead soon, you know. Siggy. The Bat Signal. You've been running him hot all week. You're going to blow his bulb.

DİKKAT: Spoiler baykuşları her yerde!

Bat-Signal Gotham semalarında bir haftadır aralıksız parlıyor, sönmesi an meselesi. Komiser Jim Gordon her zamanki buluşma noktalarında ısrarla kara şövalyeyi bekliyor. Ne gelen var, ne giden. Alfred endişeli, Barbara üzgün, Dick cevapların peşinde, Selina'nın gözleri gökyüzünde, Damian ise belki ilk defa çaresiz. Kimsenin haber alamadığı Batman Court of Owls'un her köşesi ayrı bir hikaye anlatan labirentinde, üstelik gidişata bakılırsa kurtulma şansı yok!

Yazar Scott Snyder oyununu dört sayı boyunca emniyet kemerine sıkı sıkı tutunarak oynadı. Gelişigüzel bir katil kim bulmacası formatında başlayan Batman dergisi, karakterleri tanıtmak için bilindik anlatım tekniklerinden faydalandı, Court of Owls adında Batman'in hayal ürünü olduğuna inandığı bir gizli topluluğu tanıttı, olayların çıkışını Bruce Wayne'in ailesine bağladı, kısaca eli kalem tutan herhangi bir çizgi roman yazarının izleyeceği güvenli bir yoldan gitti. Şimdiyse kuralları bükme, kemerleri çözme zamanı!


Scott Snyder ve Greg Capullo Batman #5'te dünyamızı ters yüz ediyor. Lafın gelişi de değil hani, panelleri takip etmek için dergiyi zaman zaman ters tutmak zorunda kalıyoruz. Normal şartlar altında takibi zorlaştırıp, okuma keyfini mahvetmesi gereken bu manipülasyon bünyeye o kadar kararında bir dozda zerk ediliyor ki, Batman'in çizgi roman boyunca başına gelen tuhaf olayları onunla birlikte yaşıyormuşçasına geriliyoruz. Aylardır bizi bilgi kutucukları, Amerikan çizgi roman standardında senaryolar ve kimseyi kandıramayan cliffhanger'larla oyalayan yazarın, sonunda muktedir olduğu farklılığı yakalayabilmiş olmasının beni ne kadar mutlu ettiğini anlatamam. Görmek istediğim Grant Morrison'ın Batman RIP'iyle başa baş gidebilecek çarpıklıkta bir çizgi romandı ve hayallerime geç de olsa kavuştum.

Teşbihte hata olmaz, Batman #5 her şeyiyle Darren Aronofsky'nin başyapıtı Black Swan'ın daha az derinlik sahibi küçük erkek kardeşi. Tekinsizlik, neyin gerçek neyin halüsinasyon olduğunun anlaşılamaması gibi benzerlikleri bir kenara koyalım, Black Swan'da Nina'nın içindeki siyah kuğuyu çıkarırken geçirdiği mutasyonun aynısını kara şövalye, kaybolduğu labirentte baykuşların var olduğu gerçeğiyle yüzleşirken geçiriyor. Batman'in maskesinin yırtılan kısmından çıkan kan çanağına dönmüş tek gözünün yarattığı korkunç görüntüyle başlayan dönüşümü, pelerininin kuş tüyleriyle kaplanıp, ellerinin pençe halini almasıyla devam ediyor ve kahramanımız yarasa/baykuş melezi bir yaratık oluyor. Bir Spawn gazisi olan ressam Greg Capullo doğaüstü varlık, iblis, ucube çizmedeki tecrübesi sayesinde Batman'in başkalaşımını başarıyla kağıda dökmüş. Seri bütün yıl bu şekilde devam etse gıkım çıkmaz. Her ay yeni bir karakteri labirente hapsetsinler, bakalım hangileri hayatta kalacak? İlk adayım kim mi? Bruce ve Talia'nın oğlu Damian!


Madem adı geçti, hakkını teslim edeyim; Damian'ın o kolpa sert kabuğunun altındaki küçük çocuğun kendini göstermesi ciddi bir şaşkınlık yarattı bu sayıda. Karakter göründüğü bir kaç panelde babası için hissettiklerini resmen gözleriyle anlattı, Bruce ile tanıştığında ilk sözü "baba, daha uzun boylu olduğunu sanıyordum." olan bir çocuk için bile hala ümit var dememizi sağladı. Diğer kısa karakter anlarının da aşağı kalır tarafları yoktu. Özellikle Komiser Gordon/Harvey Bullock sahnesi, Bat Signal sembolizmiyle tadından yenmedi.

Sayının bir başka güzelliğiyse renkleri. Batman çizgi romanlarının onda dokuzu siyah, lacivert gibi koyu renklere boyanır, fakat Batman #5'deki en baskın renk beyaz. Hani gece eve girdiğinizde ışığı yakarsınız ve ışığa alışmakta zorlanan gözleriniz açılıp kapanır, rahatsız olursunuz, işte buradaki o kadar sinir bozucu bir beyaz. Renklendirmeyi üstlenen FCO'nun nasıl müthiş bir iş çıkardığını bana değil, aydınlıktan kaçıp karanlık odalara saklanmaya çalışan Batman'e sorun, gücünü toplayabilirse o size anlatır.

Şaşırdık, gerildik, kapana kısıldık... Gelecek sayı çıkana kadar elimizden gelen tek şey Batman #5'i evire çevire okumak. 

25 Ocak 2012 Çarşamba

Batgirl: Year One


Yazar: Scott Beatty, Chuck Dixon
Çizer: Marcos Martin
Renklendirme: Javier Rodriguez
Çini: Alvaro Lopez
Sayfa Sayısı: 224

Barbara Gordon karakterini ilk kez yıllar önce Batman The Animated Series'in Heart of Steel bölümünde görmüştüm. Kaçırılan babasını bulmak için H.A.R.D.A.C. üssüne, çantasındaki makyaj malzemelerini kullanarak giren bu ufak tefek, kızıl saçlı kız, davayı Batman'den önce çözmüş ve bir bakıma günü kurtarmıştı. Erkek çocuklarının kızlara onların saçlarını çekmek, ellerine kalem batırmak, kızacakları laflar söylemek suretiyle yaptıkları anlamsız hareketler malum, benim Barbara hakkındaki hislerim de aşağı yukarı o ayardaydı. Haklıydım da, dağ gibi Batman bir köşede beklerken, Gordon'ın kızının yaramazlıklarını takip etmek hiç ilgi çekici değildi. Haftalar sonra yayımlanan Shadow of The Bat bölümünde kızımız Batgirl'e dönüştüğünde de bu olumsuz fikrim sabit kaldı. Bazen Robin bile fazla gelirken, yarasa kostümlü bir kız çocuğuna ne gerek vardı? Yoksa Batman Sailor Moon mu olacaktı? Beverly Hills Teens'de Bianca hep kaybetmek zorunda mıydı?

Gel zaman git zaman, çizgi roman alemine daldığımda The Killing Joke macerasında Barbara'nın Joker'in tabancasından çıkan kurşunla tekerlekli sandalyeye mahkum olduğunu ve Oracle ismini alarak DC evrenindeki kahramanların ne zaman başları sıkışsa başvurdukları bir bilgi bankası misyonu üstlendiğini öğrendim. Önce Chuck Dixon, sonrasında Gail Simone tarafından yazılan Birds of Prey çizgi romanında Oracle ve Black Canary'nin oluşturduğu mükemmel takımın serüvenlerini okuyup da, Barbara'ya saygı duymamak olanaksızdı. Karakter Oracle kimliğine büründüğünde tekerlekli sandalyede olmasına rağmen öz güven sahibi, cesur, zeki, on tane Batgirl'e değişilmez bir kadın olmuştu. Bu sebeptendir ki, DC'nin geçtiğimiz yıl Yeni 52'de Oracle'dan kurtulup, Barbara'yı yeniden Batgirl yapmasına anlam veremedim. Kızdım, sövdüm.


Aslında Batgirl'e baştan beri pek sıcak bakmamam, karakterin inandırıcı bir motivasyona sahip olmamasından kaynaklanıyor. Barbara, Barbara, neden Batgirl'sün sen? Biliyoruz ki Bruce ve Dick trajedinin yarattığı çocuklar. Onlar suç savaşçısı olmayı seçmemiş, karanlık kaderlerinin biçtiği rolleri oynamak zorunda kalmışlar. Barbara ise -öz değil ama olsun- babasının yanında mutlu, huzurlu bir hayat sürmekteyken, hayat değiştiren bir olay yaşamadan bir anda yarasa kostümü giymeye başlıyor. Canı sıkılmış da, heyecan dolu bir haftasonu geçirmek için Batgirl olmuş sanki. İşte bunu sevmiyorum!

2003 yılında 9 sayılık bir mini seri halinde yayımlanan Batgirl: Year One, saydığım sebeplerden dolayı şans vermediğim bir çizgi romandı. Ciltlenmiş versiyonunun kitapçılarda sık sık karşıma çıkması ve Spider-Man ve Daredevil'da yıldızlaşan çizer Marcos Martin'in ilk önemli ana akım çalışması oluşu bile, Barbara'nın Batgirl'e evrimini okumam için yeterli gelmedi. Doğrusunu isterseniz Robin: Year One incelemesinden sonra, sadece hakkında yazı yazmak amacıyla okudum Batgirl: Year One'ı. Nasıl buldum dersiniz?

Beklenmedik şamar gibi!

Robin: Year One'ın devamı olarak kabul edebileceğimiz Batgirl: Year One'da, yazarların öncü eserin rotasını takip ederek, Batman'in yalnız kovboy olması gerektiğini savunanların karakterle alakalı dertlerini tema olarak çizgi romana yerleştirdiğini görüyoruz. Scott Beatty ve Chuck Dixon, Barbara'nın motivasyonsuzluğunu babasıyla arasındaki çatışmayla, yarasa kız oluşunu potansiyelini açığa çıkarma denemesiyle, yetersiz fiziğini onu tehlikesiz bulan düşmanını yanıltma kabiliyletiyle değiştirerek, kimsenin (Haters gonna hate!) eksilerini saymasına fırsat vermemişler. Sonuç olarak ortaya, Robin: Year One'dan da üstün, okuyucuyu bir an bile sıkmayan bir "kendini iyi hisset" çizgi romanı çıkmış.

Hikayemiz kolay okunur türden: Yeni mezun Barbara Gordon, her şeyden çok polis olmak istemektedir. Komiser olan babası sayesinde hayali oldukça erişilebilir durmaktadır. Ancak Gotham sokaklarının ne denli tehlikeli olduğunu herkesten iyi bilen babası kızının kariyer seçimine karşı çıkar. Polis akademisine yaptığı başvuru reddedilir, büroda yaptığı iş görüşmesinde boy sınırının altında kaldığı gerekçesiyle geri çevrilir. Kahramanımız son çare olarak maskeli bir adalet dağıtıcısı olmaya karar verir.


Veeee Barbara Batgirl'e dönüşür. Yok, yok o kadar çabuk çözülmüyor işler. Dixon ve Beatty ikilisi, en başta Barbara'yı Batman ile pek ilgilenmeyen, bir kez gördüğü Robin'e karşı kayıtsız olan bir karakter olarak tanıtarak ters köşe yapıyor. Barbara okurun beklediği gibi bir Batman özentisi değil. Onun idolü -yıllar sonra Birds of Prey'de grup arkadaşı olacak- Black Canary. Malesef Justice Society of America'nın üyelerinden Canary'e yazdığı hayran mektubu niteliğindeki yardım talebi de istediği sonucu getirmiyor. Yolunu bir türlü çizemeyen ve öfkesi gittikçe artan Barbara'nın hayatı, babasının katılması için teşvik ettiği bir maskeli baloya sırf onu kızdırmak için yarasa kostümü giyip gitmesiyle değişiyor. Killer Moth baloya baskın düzenlemese, Barbara bir şeyler yapmak zorunda kalmasa, belki Batgirl olmayı aklının ucundan bile geçirmeyecek.

Bir yanda Peter Parker'ın Örümcek Adam olduğunu 50 yıl sonra öğrenen (ve unutan!) May kadar kolay kandırılamayacak Komiser Gordon'a yakalanma korkusu, diğer yanda markasını kullanmasına karşı çıkan Batman'e kendini ispatlama arzusu Barbara'nın bir oyun olarak başlamış süper kahramanlık macerasını zorlaştırıyor. 9 sayı boyunca flashback (veya bakış açısına göre flashforward) silsilesiyle Gordon'ın küçük kızının gerçek bir süper kahramana geçişini okuyoruz. Arka planda da ciddiye alınmama gibi Barbara için tanıdık bir sorunla boğuşan Killer Moth'un isim yapma ve çalıştığı seti ateşe verdikten sonra işsiz kalan Garfield Lynss'in yangın olur biz yangına gideriz şarkısını hatırlatan süperkötülük girişimleri var.

Diyeceksiniz ki, Gotham'da sürü sepet kötü adam varken neden Killer Moth ve Firefly (Lynss) seçilmiş? Bu beşinci sınıf düşmanlar, dışarıdan bakınca kocaman bir hata gibi görünebilir, ama çizgi romanın sayfalarını çevirdikçe iki karakterin de Barbara'yla aynı anda aynı problemleri yaşadıklarını görüyoruz. Batgirl'ün içsel yolculuğunu temsil eden bu iki başarısız suçlunun takım kurması da tahmin edersiniz ki bir yerden sonra kaçınılmaz oluyor. Piromani hastası kundakçı Firefly'a, ateşin etrafında dönüp duran pervane Killer Moth'tan daha uygun bir suç ortağı düşünülebilir miydi?


Batgirl: Year One, Scott Beatty ve Chuck Dixon'ın esprili diyalogları ve Marcos Martin'in tatlı mı tatlı çizimleriyle herkesin hoşuna gidebilecek, hafif, sürükleyici, komik bir çizgi roman. Hazır Barbara yeniden Batgirl olmuş, dosta düşmana inat aylık dergisine kavuşmuşken, karakteri başlangıç çizgisinde yakalayan Batgirl: Year One kaçmaz!

Yazıyı Batman The Brave and The Bold'un son bölümünde izlediğimiz Year One esintili Batgirl CGI animasyonuyla bitirelim de ortalık şenlensin.


DC Direct TDKR

Raflarınızda yer açın, The Dark Knight Rises eşyaları geliyor!
DC Direct'in önümüzdeki yaz piyasaya süreceği Batman, Bane ve Catwoman heykelleri:



Büstler:


Aksiyon figürler:





Hot Toys firmasının Bane figürünü gazlamak için yayımladığı teaser:


22 Ocak 2012 Pazar

Robin: Year One

Yazar: Chuck Dixon, Scott Beatty
Çizer: Javier Pulido, Marcos Martin
Renklendirme: Lee Loughtridge
Çini: Robert Campanella
Sayfa Sayısı: 200

"Bir çocuk... Sarı pelerinli, yeşil çizmeli, sinir bozucu bir maskeli fırlama..."

Chuck Dixon, Scott Beatty ve Javier Pulido'nun ortak çalışmalarının ürünü 2002 tarihli Robin: Year One konuya bu tarifle giriyor. Gotham'ın koruyucusu Kara Şövalye Batman'in yanında ne idüğü belirsiz bir çocuk var ve suçlular bu gelişmeden hiç de memnun değil.

Dick Grayson, nam-ı diğer Robin The Boy Wonder, 1940 yılındaki Detective Comics #38'de okuyucuyla tanıştı. Bob Kane, Bill Finger ve Jerry Robinson tarafından yaratılan ve Batman'in dünyasına ayağını uzatır uzatmaz tüm kara bulutları dağıtıp, derginin tonunu yumuşatan Robin karakteri, 70'lerin sonlarına kadar devam eden çocuksu Batman devrinin gerçek sorumlusu sayıldığı için özellikle günümüz okuyucularının pek hazzetmediği bir karakter. Robin'in kötü şöhretinini oluşturma suçundan çizgi romanları değil de, Adam West ve Burt Ward'lı televizyon dizisini ve Joel Schumacher'ın uzun metrajlı oyuncak reklamları diyebileceğimiz Batman Forever (1995) ve Batman and Robin (1997) filmlerini mahkum etmek bence daha doğru, ama karakterin konseptinde daha en baştan kulağa hoş gelmeyen tınılar olduğunu kabul etmem gerek. Çeşit çeşit ekipmana, uçağa, arabaya sahip Batman neden bir yardımcıya ihtiyaç duyar, bir kahraman 10'lu yaşlarda kısa pantolonlu bir çocuğu nasıl Joker ve Killer Croc gibi canavarların arasına salar gibi sorular çoğaltılabilir, ve Robin'i akla mantığa sığdırmaya kalkışırsak hiç susmayan politikacılara döneriz. Bu nedenle, en iyisi karakteri sevabıyla, günahıyla benimsemek.


Dick Grayson'ın, Batman'in yardımcısı rolündeki yerini sağlamlaştırmasını anlatan Robin: Year One'ın yaptığı da tam olarak bu. Dixon ve Beatty, Robin konseptindeki -2000'ler için- kusurlu denebilecek öğeleri ve okuyucuların şikayetlerini, çizgi romandaki diğer karakterlerin dillendirmesi yolunu seçmiş. Örneğin Komiser Gordon, küçük bir çocuğun hayatını tehlikeye atan Batman'e "Ona bir zarar gelirse seni bitiririm." diyor. Doktor Leslie Thompkins, ihtiyacı olduğu an Robin'in yanında olmak yerine Two Face'in izini sürmeyi seçen Kara Şövalye'nin giderek taş kalpli bir adama dönüştüğünü ima ediyor. Alfred ise aileye katılan bu yeni üye "Efendi Bruce"un yüzünü güldürebildiği için mutlu olurken, aynı anda sonu olmayan kavgasına bir masumu alet ettiği için Batman'e kızıyor. Çizgi roman bittiğinde, bu önemli karakterlerin Robin ile ilgili görüşlerinin değişim geçirdiğini gözlemliyoruz. Bir de bakmışız, onlarla beraber biz de Robin'e ısınmışız.

Dick Grayson'ı özel kılan, kendinden sonra gelen Robin'ler; Jason Todd, Tim Drake, Stephanie Brown ve Damian Wayne'in arasından sıyrılmasını sağlayan ne varsa Robin: Year One'da bulunabilir. Dick, maskesini taksa da takmasa da aynı kişi. Asla olmadığı biri gibi davranmaya çalışmıyor. Hem adalet dağıtıcı hem de bir öğrenci olabiliyor. Hoşlandığı kızla vakit geçirmek için kendine bir akşamlığına izin verebiliyor. Okuldan sonra arkadaşlarıyla futbol oynuyor. Bazı yönlerden Bruce'a benziyor olabilir, ancak Dick aslında normal bir çocuk. Tıpkı Alfred'in söylediği gibi.

Robin Year One'da hikayecimiz; sadık uşağımız Alfred Pennyworth'den başkası değil. Her zaman doğrudan yana olan ve bocaladığı zamanlarda yaptığı sağduyu takviyesiyle Batman'in imdadına yetişen Alfred, "şövalye ve silahtar" dediği dinamik ikilinin ilk yıllarındaki iniş çıkışlarını her zamanki kaygılı ve İngiliz tavrını kaybetmeden anlatıyor. Chuck Dixon ve Scott Beatty, diğer iyi karakterler gibi Alfred'in sesini çok iyi yakalamış.


Kötülere baktığımızda durum başka. Batman ve Robin'in ilk iki bölümdeki düşmanı Mad Hatter son derece başarılı, tadımlık olarak verilen Blockbuster, Killer Moth ve Joker idare eder, ama esas kötümüz (ve Robin'in baş düşmanı) Two Face sıkıntılı. Dixon bana hep kahramanları anlayan, suçlulara geldiğindeyse performansı belirgin ölçüde düşen bir yazar gibi gelmiştir (İnanmayan Nightwing #52'deki kızışmış Catwoman'a sorabilir!), yazar burada Two Face'e kendi yorumunu katmış ve bunu yaparken Zero Hour one shot'tan esinlenmiş. Dixon ve Beatty'nin Two Face'i, Harvey Dent'in Batman'in (ve yargıç Lawrence'ın) ihaneti yüzünden öldüğüne ve kendisinin Dent'in intikamını almakla yükümlü olduğuna inanıyor. İçindeki kanun adamının ve canavarın sürekli çatışma halinde olması gereken Two Face, bu yorum sayesinde çok tek boyutlu olmuş. Bilirsiniz, Harvey'le ilgili hiçbir şey tek olmamalıdır ;) Neyse ki çizgi romanımız Robin hakkında, Two Face için ağlamaya değmez.


Robin: Year One bir orijin hikayesi değil. Dick Grayson'ın Haley sirkinde akrobat olarak çalışan ebeveynlerinin ölümünü, Bruce Wayne tarafından evlat edinilmesini, Batman'in kimliğini öğrenmesini ya da Robin kostümünü giydiği ilk geceyi seksen dokuzuncu kez anlatmıyor bize yazarlar. Daha çok Gotham insanının bu "yeni" suç savaşçısına verdiği tepkilere yoğunlaşmışlar. Robin'in kökenini öğrenmek isteyene Detective Comics #38, Batman The Animated Series bölümleri Robin's Reckoning Part 1-2 ve Jeph Loeb ve Tim Sale klasiği Dark Victory var. Devamlılıkta nerede durduğunun belirsiz olmasına takılmazsak, Robin: Year One'a Dark Victory'deki Robin yan hikayesinin devamı gözüyle de bakabiliriz zaten.

Javier Pulido'nun çizgileri, Darwyn Cooke ve Bruce Timm ayarında. İki sanatçıya da büyük bir hayranlık beslediğim için Robin: Year One'ı çok beğendim. Tabii stilize çizimleri sevmeyenler bu kitabı almadan önce durup, bir daha düşünmeli. Bu arada, Marvel Comics'deki Daredevil dergisinde harikalar yaratan Marcos Martin'in Robin: Year One'ın son bölümünde bazı sayfaları resimlediğini de ekleyeyim de, bu leziz çizgi romanı okumanız için bir sebebiniz daha olsun.

Sırada Batgirl: Year One var. Ne yapsak, o topa girsek mi?

12 Ocak 2012 Perşembe

TDKR Entertainment Weekly'de!

Entertainment Weekly dergisinin önümüzdeki hafta yayımlanacak olan Batman kapaklı sayısı, heyecanla beklenen The Dark Knight Rises filminden daha önce hiçbir yerde görülmemiş fotoğraflar içeriyor. Christopher Nolan ve Christian Bale söyleşilerinin de yer aldığı dergiyi gazete bayinizden ısrarla isteyiniz. (Bu kısım fanfiction oldu, kusura bakmayın. Entertainment Weekly'i Türkiye'de bulmak mümkün olmadığı için şansımızı iyilerin dostu, kötülerin düşmanı eBay'de deneyeceğiz.)









9 Ocak 2012 Pazartesi

Batman: Hidden Treasures

Çizgi roman camiasında fısıltı gazetesi, konuşma balonlarıyla evden eve dolaşır. Jack Kirby, kült televizyon dizisi The Prisoner'ı kağıda mı dökmüş? Jeph Loeb ve J. Scott Campbell'in üzerinde çalıştıkları Spider-Man serisinin 100 sayısı hazır mıymış? Kimi gerçeğe dönüşen, kimiyse üfleyince patlayan bu balonlar takipçilerin asla okuyamayacaklarını düşündükleri maceraları kutsalmış gibi anmaları sonucu zaman içinde kendi efsanelerini yaratırlar. Günün birinde Yayımlanmalarıysa ansızın gelen kocaman bir hediye olur. 

Ron Marz ve Bernie Wrightson'ın kayıp Batman/Solomon Grundy macerası gibi.

Batman: Hidden Treasures'ın meşakkatli yolculuğu 15 yıl önce, House of Mystery, Swamp Thing, Creepy gibi dergilerle 70'lerde isim yapmış çizer Bernie Wrightson ile Green Lantern'da tepki çeken bir koşuya imza atan yazar Ron Marz'ın kafalarındaki Batman çizgi romanı yapma fikrini DC editörü Archie Goodwin'e açmalarıyla başlamış. Goodwin'in dönemin ses getiren Batman dergilerinden Legends of The Dark Knight'a uygun bulduğu bu korku türündeki macera, alışılmış çizgi roman formatının dışında, her biri splash page olan 22 sayfa olarak tasarlanmış. 

Proje, Wrightson'ın Los Angeles'a taşındıktan sonra çinileme fırsatı bulamaması nedeniyle çıkmaza girmiş. Çini için takıma Kevin Nowlan getirilip, bu pürüz de aşılmış. Fakat bu kez karşılarına daha büyük bir engel çıkmış: Ölüm. Çalışmanın mimarlarından Archie Goodwin'in 1998 yılında kansere yenik düşmesiyle öksüz kalan çizgi roman, yeni editörlerin vizyonu ekibin yapmak istediğiyle örtüşmediği için rafa kaldırılınca, sektördeki herkesin konuştuğu bir efsaneye dönüşmüş.

Yazarı Ron Marz'ın bile sonsuza kadar gömülü kalacağını düşündüğünü dile getirmekten kaçınmadığı bu çizgi roman 2010 cadılar bayramı arefesinde, baş karakterlerinden Solomon Grundy gibi Cumartesi ölüp, Pazartesi hayata döndü. Batman: Hidden Treasures adlı özel sayı, bir korkulu süper kahraman çizgi romanları resmi geçidi.


Kara Şövalye, kanalizasyona atılan evsizlere ait cesetleri araştırdığı bir gece, Solomon Grundy'i bilinci kapalı bir adamı sürüklerken buluyor. Cinayetlerin sorumlusu olduğuna kanaat getirdiği Grundy'nin karşısında bir şansının olmadığını bile bile kavgadan sakınmayan Batman'in yenilip, tekrar deneme gücünü toplamasının ve isteksiz dövüşen Solomon Grundy'nin önüne dikilmesinin öyküsünü, kim olduğunu bilmediğimiz bir üçüncü kişiden dinliyoruz. 

Batman: Hidden Treasures'ın tam sayfa paneller ve kenarlara sıkıştırılmış metinlerden ibaret olan sayfa düzenlemeleri başta takibi zor görünse de, bu yabancı biçime alışmam sandığımdan daha hızlı oldu. Wrightson'ın illüstrasyonlarının, bir tek diyaloğun bile yer almadığı bu hikayede olayları ve duyguları çerçeve içine alabilmesi bir mucize. Mary Shelley'in Frankenstein'ını da mükemmel resimlemiş olan Bernie Wrightson, Ron Marz'ın senaryosunun talepkar olmayışının getirisiyle hayal gücünü dilediğince sergileyebileceği bir oyun sahası çıkarmış. Wrightson'ın "okunan" yüz ifadelerine Alex Sinclair'in solgun renkleri de eklenince ortaya 70'lerin doğaüstü varlıklarla dolu çizgi romanlarının tadına yaklaşan, karanlık, kasvetli bir iş çıkmış. İlk okuyuşumda yazında eleştirilecek taraflar olduğunu düşünmüş, Batman'in adalet anlayışının bükülmesini (okuduğunuzda anlayacaksınız) çok doğru bulmamıştım. Sonra fark ettim ki, neyin ne olduğunu dakikaları, belki de saatleri temsil eden resimlerden ve güvenilirliği tartışmalı bir anlatıcıdan öğreniyoruz. O yüzden yarasanın ve Grundy'nin yaşadıkları yoruma açık.

Bilenler bilir, Batman ile Solomon Grundy müsabakaları melankolik olur, öyle Killer Croc'ı tuzağa düşürmeye, Clayface'e elektrik vermeye, Bane'in Venom aparatını koparmaya benzemez. Karanlığa ait bu iki yaratığın arasında sessiz bir anlaşma vardır ve birbirlerine neredeyse saygı gösterirler. İyi bir Batman/Grundy etkileşimine Jeph Loeb ve Tim Sale'in The Long Halloween'i örnek verilebilir. Çizgi romanın bir yerinde Batman, Şükran Günü'nde kimsesiz olan düşmanı için kanalizasyona bir tabak dolusu yiyecek bırakır. Yazarımız Ron Marz'ın da bu karmaşık ilişkinin hakkını verdiğini söyleyebiliriz.

Kıpkırmızı kapağıyla göz kamaştıran Batman: Hidden Treasures, Len Wein ve Bernie Wrightson'ın Swamp Thing #7'de yer alan 1973 tarihli Night of The Bat hikayesinin içeriğine eklenmesiyle daha doyurucu bir şekle getirilmiş. Swamp Thing, tam da Solomon Grundy'den sonra hakkında okumak isteyeceğiniz tarzda, trajik bir canavar ve DC'nin korku çizgi romanlarının en ünlüsü.

Korku diyerek yanlış bir beklenti yaratmış olmayayım, Batman: Hidden Treasures'da kan, vahşet, işkence, kopmuş uzuvlar bekliyorsanız yanlış yerdesiniz, kurban edilen sarışınlar, elektrikli testereyle dolaşan katiller, gözlerinizi yuvalarından çıkartacak şaşırtmacalar da yok. Eski tarz, karakter odaklı, Creepy/Eerie ekolünden bir korku kastettiğim.

Özetle Batman: Hidden Treasures, ismiyle müsemma...

4 Ocak 2012 Çarşamba

Batman #4

Bruce: Dick... There is no Court of Owls. I know because I looked into it.
Dick: When, Bruce? I never heard about it, and I was here for--
Bruce: It was before that. When I was a boy.

DİKKAT: Bu yazı ölümcül seviyede spoiler içerir!


Belki hatırlarsınız, bundan birkaç yıl önce Britney Spears'ın kafasını kazıtıp, gazetecilerle papaz olduğu günlerde "Leaaveeee Britney alooooneeee!" çığlıkları attığı videosuyla YouTube'da izlenme rekorları kıran bir çocuk vardı. İsmi Chris Crocker, kendisi o video sayesinde bir kariyere sahip oldu. Sözü geçen videoyu izlemediyseniz çok da önemi yok zaten, nereden aklına geldi şimdi diyorsanız, bazı çizgi roman yazarlarının Thomas ve Martha Wayne cinayetini dallandırıp budaklandırma, basit bir yankesicinin işi olabileceğini kabullenememe, illa bir komplo teorisine bağlama takıntıları bende aynı öyle bir tepki verme isteği uyandırıyor.

Thomas ve Martha'yı rahat bırakın!

Korkmayın henüz YouTube'a düşmedim, ama düşebilirim de. Scott Snyder, Batman #4'te Bruce'un ailesinin ölümünün Court of Owls bağlantılı olabileceği ihtimalinin etrafında dans etmeye başladı. Bir sonuca ulaşmak için erken, ama bir sayıyı bu teoriye adamak bile benim için yeterince nahoş. Yanlış anlaşılmasın, Scott Snyder'ı çok yetenekli buluyorum, ama geçen yılki Detective Comics sayılarından beri hoşlanmadığım bir huyu varsa, eskiyi kullanma ve kirletme merakı diyebilirim. Adam Gotham'ın tarihini zenginleştiriyor, binalara kimlik kazandırıyor, Dick Grayson'ı Dick Grayson, Bruce Wayne'i Bruce Wayne gibi konuşturuyor, her şey gıcır, ama gelin görün ki eskiyi eşelemekten kendini alamayınca, ortaya çıkan yapıt yok yere keyfimi kaçırıyor. 

Peki Thomas ve Martha'nın ölümü bu kadar dokunulmaz mı?

Eğri oturup doğru konuşursak, pek de dokunulmaz değil. Batman'in orijini 1939 yılında yayımlanan Detective Comics #33'e kadar, karakterin kendisi gibi bir esrardan ibaretti. Bill Finger ve Bob Kane, kara şövalyenin bir yan kesici olan Joe Chill tarafından öldürülen milyoner bir çiftin, intikamcı oğulları olmasını uygun gördüler. Bu kısa ve öz orijin uzun süre aktif olarak kaldı.


1956 yılında çıkan Detective Comics #235 ile deriiiiin bir retcon (retroactive continuity: "o olay aslında öyle olmadı, bir de şu var...") geldi. Bu sayıda Joe Chill'in sanıldığı gibi basit bir suçlu olmadığı, Thomas Wayne'den eski bir husumetin intikamını almak isteyen Lew Moxon adlı bir mafya babasının tuttuğu bir kiralık katil olduğu ortaya çıktı.

Zero Hour sonrasında yerleşen Modern Çağ DC evreninde, Lew Moxon/Chill olayı devamlılıktan silindi, Batman'in anne ve babasının ölümünün arkasında görünenden fazlası olduğu düşüncesi 2008'deki Batman RIP'e kadar tekrar karşımıza çıkmadı. Grant Morrison RIP'te, Wayne'lerin Black Glove örgütüne üye olduklarının ve ölümlerinden de bu örgütün sorumlu olduğunun imasını yaptı. Ama, herşey "ima"da kaldı. Joe Chill'in cinayet gecesi bir cüzdan ve inci kolyeyi alma dışında bir motivasyonu olup olmadığı bir muamma olarak kaldı. Bu saatten sonra değiştirilmeli mi? Bence değiştirilmemeli.

Nedenine gelirsek, Frank Miller bize Batman: Year One'da kimsenin kimseye güvenemediği, sokakları tekinsiz, insanları umutsuz, sefil bir Gotham şehri resmi çizdi. Polis yiyiciydi, üst tabakadakiler mafyayla eğlenceler organize ediyordu, halkı düşünen yoktu. Miller Gotham'ın boğazına kadar pisliğe batmış olduğunu anlatmanın en kışkırtıcı yolunu seçmiş, şehrin en ünlü ve en zengin adamının, saygın bir doktorun, karısı ve oğluyla sinema çıkışı öldürülmesini böyle bir şehir için rutin bir olay gibi göstermişti. Şimdi bunu bozup, Wayne'leri kötü adamlarla kapışan, siyah eldiven üyeleriyle düşüp kalkan, baykuş çetesiyle mücadele eden bir aile yapmanın bir esprisi var mı?

Bence yok, umarım Snyder için de yoktur deyip, bu tartışmalı pozisyon hakkındaki düşünceleri sistemimden attığıma göre Batman #4'e geçebilirim :)

Sayımız, geçen ay kaldığı yerden devam ediyor. Batman patlamadan sağ kurtulurken, düşünce kutularında Scott Snyder'ın bir imzası gibi olan bilimsel (pseudoscience?) notlar bize eşlik ediyor. Çizgi romanın aksiyona ayrılan kısmı burada sonlanırken, Bruce Wayne'in büyük büyük babası Alan'ın kemiklerini incelediği Bat mağaraya uçuyoruz.

Bruce'tan Hamlet pozu!

Dick'in de katılımının ardından Bruce'un dört sayıdır Court of Owls'un varlığını reddetme sebebini birinci ağızdan dinliyoruz. Meğer Bruce daha kısa pantolon giyerken Court of Owls'un anne ve babasının ölümünden sorumlu olduğundan şüphelenmeye başlamış, araştırmaya koyulmuş, ama maalesef sonunda görmek istediğini gördüğünü, olayın basit bir cinayet olduğunu, baykuş örgütünün bir yalan olduğunu fark etmiş.

Bruce Wayne'in çocukluğunun Zorro'yu sinemada izlediğine bin pişman olduğu geceyle, Batman olmak için Gotham'a dönüşü arasındaki bölümü şimdiye kadar hep karanlıkta kaldı. Ailesinin ölümünün ardında Joe Chill gibi sıradan bir suçludan fazlası olduğunu kanıtlamak için küçük bir dedektif olması da bir çeşit retcon sayılır, ancak 73 yıllık metinler "o gece" Bruce'un öldüğü ve Batman'in doğduğu inancını desteklediği için bence kabul edilebilir bir yenilik olmuş.


Flashback sayfaları basık panellerden meydana geldiği için Bruce'un yaşadığı huzursuzluğu çok iyi yansıtmış, Greg Capullo'ya buradan kocaman bir alkış gelsin. Korku filmlerindeki enigmatik veletler gibi bakan Bruce, yarasa kostümlü halinden bile daha korkunç görünüyor. 

Baştan sona açıklamalar ve flashbackler içeren sayı, yüksek tempolu geçen aylara kıyasla azıcık cansız dursa da, 11 sayı sürmesi beklenen Court of Owls macerasını ileriye taşımak için bu tip durgun sayılara da ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Scott Snyder'ın Batman mitinde yaptığı değişiklikler netlik kazanmadığından, olumlu/olumsuz bir yorum yapmak da istemiyorum.

Ben olsam geçmişle uğraşmaz, geleceğe bakardım, orası başka...

3 Ocak 2012 Salı

2011'i Nasıl Bilirdiniz?


İyi bilirdik demek adettendir, arkasından konuşmak bana yakışmaz ama artık eski bir sevgiliden bir farkı kalmayan bu güzide yılın kulaklarını çınlatacağız birazdan... Doğru bildiniz! Bir haber blogu yazarının Van depreminden, terörden, yasaklanan film eleştirilerinden; müzik yazarının Moves Likes Jagger'dan, Mylo Xyloto'dan, Adele'den; sinema yazarının Shame'den, Melancholia'dan söz edeceği yere tehlikeli boyutta yakınsınız. 

2011'de Batman camiasında neler olmuş, 11 maddede hatırlayalım.

1.Scott Snyder

Yakın tarihteki en hızlı zirveye çıkış öykülerinden birinin baş kahramanı yazar Scott Snyder, Detective Comics #871 ile Black Mirror macerasına başladığı Kasım 2010'da kimsenin tanımadığı bir isimdi. Evet, 2006'da Voodoo Heart adında bir korku hikayeleri derlemesi kitabı yayınlanmıştı ve Vertigo'dan çıkardığı American Vampire çizgi romanının şöhreti kulaktan kulağa yayılıyordu, fakat bu kadar kısa sürede bu derece bir başarı yakalayacağını hiçkimse öngöremezdi. Grant Morrison'ın Batman Incorporated ile Batman'i dünyaya açtığı sırada, sessiz sedasız başlayan Detective Comics'deki koşusuyla okuyucuların kalplerine sızmayı başardı Snyder. Yeni 52'de Batman ailesi dergilerin lideri olan "Batman"in başına getirildiğinde evinde bir Eisner, bir de Harvey ödülü vardı.

2.Flashpoint

Flashpoint, DC'nin 2011'deki en büyük macerasıydı. Geoff Johns ve Andy Kubert'ın ellerinden çıkan beş sayılık mini seriden ve onlarca tie-in'den oluşan Flashpoint, bizleri Flash'ın baş düşmanı Professor Zoom'un zamanda yaptığı değişikliklerle tanıdık ama başka bir gerçekliğe götürdü. Wonder Woman ve Aquaman'in birbirleriyle savaş halinde oldukları, Lois Lane'in direnişe önderlik ettiği bu evrende Batman Bruce Wayne değil, babası Thomas Wayne'di. Flashpoint'te Flash ile birlikte evreni "düzeltme" ve dolayısıyla ölen oğlunu kurtarmaya çalışan Thomas, Brian Azzarello ve Eduardo Risso imzalı Flashpoint Batman: Knight of Vengeance'ta kişisel bir hesabın peşindeydi. Flashpoint, "DcNu"ya zemin hazırladı.


3.Yeni 52

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Barbara Gordon, Oracle kod adlı fiziksel engelli bir kadın süper kahramanmış... Lois Lane ve Clark Kent evliymiş... Batman Catwoman'ı Bat-mağara'ya götürüp gizli kimliğini açıklamış... Masal arkadaşım bunlar, masal! Calendar Man'in kostümündeki takvim yaprakları Eylül'ü gösterdiğinde, ne Oracle kaldı ne Lois/Clark. DC, beklenmedik bir hamleyle tüm dergilerini baştan başlattı ve rakip firma Marvel'ın hiç hit çıkartamadığı yılda parsayı topladı. Karakterlere ne mi oldu? Batman gençleşti, Jason Todd imana geldi, Wonder Woman Sezercik gibi "Annem de var, babam da!" diyebildi, Barbara Heidi'deki Clara oldu. Ne diyeyim, sevindirici gelişmeler bunlar.

4.Batman: Noel

2008'deki Joker GN'den sonra devler ligine geçen Lee Bermejo, Dickens'ın A Christmas Carol'ını Gotham'a getirdiği grafik romanı Batman: Noel ile son ayların en çok ilgi gören işlerinden birine imza attı. Adam on numara çizer, bunu zaten biliyorduk da, yazarlığın da altından kalkması herkes için büyük sürpriz oldu.


5.Batman Live

Nasıl olsa bizim topraklara uğramaz diye koca yıl hakkında iki kelime etmeyi çok görmüş olsam da, 2011'in Batman olaylarından bahsedip, kara şövalyeyi tiyatro sahnesine taşıyan Batman Live'ı atlamanın ayıp olacağı kanısındayım. Temmuz ayında İngiltere'de başlayan sahne şovu Batman: Live; Robin, Catwoman, Joker, Riddler, Penguin, Harley Quinn, Poison Ivy gibi ikonik karakterleri seyirciyle buluşturdu. Bir ara izlemeyi kafaya koymuştum ama açıkçası Joel Schumacher'ın eskiz defterinden çıkmışa benzeyen kostüm dizaynlarını gördükten sonra kalsın, ben zaten rejimdeyim dedim.

6.Batman: The Brave and The Bold

Üç sezondur Cartoon Network ekranlarını şenlendiren Batman: The Brave and The Bold çizgi filmi, Amerikan animasyonu için standart olan 65 bölümü tamamlayıp, yayın hayatına nokta koydu. Batman The Animated Series'e kıyasla kat kat renkli ve pozitif bir seri olduğu için başlarda yadırganan, zaman içinde "Chill of The Night" gibi mükemmel bölümlerin etkisiyle kült olan Batman: The Brave and The Bold, Bat-Mite'ın "ciddi ve karanlık Batman"i geri getirmek için kolları sıvadığı üstmetinsel bir finalle ekranlardan ayrıldı. Gail Simone'un yazdığı "The Mask of Matches Malone" bölümünde Catwoman, Huntress ve Black Canary'nin seslendirdikleri Birds of Prey şarkısı, cinsel imalarla süslü sözleriyle ortalığı ayağa kaldırdı.



7.Bane

Kim derdi ki 90'larda sıkışıp kalmış bu güreşçi kılıklı kötü adam, günün birinde Joker'i, Two Face'i sollayıp en çok konuşulan Batman düşmanı olacak? Christopher Nolan'ın şaşırtan kararıyla The Dark Knight Rises filminde yer alacağı açıklanan Bane, Batman'in belini kırdığı Knightfall sayısının (Batman #497) yayınlandığı 1993'ten beri en popüler günlerini geçiriyor. İngiliz aktör Tom Hardy tarafından canlandırılacak olan karakterin, 2012 yıl sonu listelerindeki yeri şimdiden hazır.

8.Catwoman

Anne Hathaway'den Catwoman olur mu? İnternet 2011'de bu sorunun cevabını aradı, hayranlar forumlarda birbirlerine girdiler, kaos hüküm sürdü. İsminin The Dark Knight Rises ile aynı cümlede geçmesiyle coşan Catwoman'ın yeni çizgi roman dergisi Eylül ayında raflara düşerken, Arkham City'deki rolü nefesleri kesti.

9.Jerry Robinson

2011'de kötü haberler de aldık... Joker ve Robin karakterlerinin yaratıcısı Jerry Robinson 89 yaşında hayata gözlerini yumdu.


10.Frank Miller

Kalemindeki mürekkep tükenince çenesi açılan yazarlar sadece ülkemize mahsus değil. Bizim su testisi meraklılarımız varsa, alemin Frank Miller'ı var, arkadaşlar. Dünya onu 25 yıl önce Batman'i baştan yarattığı The Dark Knight Returns çizgi romanıyla tanıdı. O gün bugündür her yaptığı olay olan Frank Miller, 2011'e İslamofaşist ve İslamofobik kitabı Holy Terror! ve Wall Street işgalcilerine sövdüğü blog girdisinin rüzgarıyla, çarpıtılmış bir "Truth, Justice and American Way" sözcüsü olarak damgasını vurdu. 

11.Arkham City

Rocksteady'e de bu yakışırdı! Arkham Asylum oyununun hikayesini devam ettiren Arkham City, çizgisel olmayan senaryosu, grafikleri, boss dövüşleri ile gençleri uykusuz bıraktı, sosyal hayatı sıfırladı, mutlu yuvaları yıktı. Üçüncü oyunun sesleri ufaktan gelmeye başladı: Arkham World çok yakında...

Veeeeee 2011 Bat Signal ışığı ödülleri:

En iyi sürekli seri: Batwoman
En iyi grafik roman: Batman: Noel
En iyi macera: Black Mirror (Detective Comics #871-873)
En iyi tek sayılık macera: Batman Incorporated #7
En iyi kapak: Detective Comics #880

En iyi yazar: Brian Azzarello, Flashpoint Batman: Knight of Vengeance
En iyi çizer: Lee Bermejo, Batman: Noel
En iyi kapak çizeri: J.H. Williams III, Batwoman
En iyi yazar/çizer takımı: Brian Azzerllo/Eduardo Risso, Flashpoint Batman: Knight of Vengeance
En iyi çıkış yapan yazar: Scott Snyder, Detective Comics
En iyi çıkış yapan çizer: Szymon Kudranski, Penguin: Pain and Prejudice