24 Mart 2012 Cumartesi

Batman #7

Geçen yıl bu zamanlar, yarasa evreniyle ilgili heyecan duyduğumuz tek çizgi roman Batman Incorporated'ken, iddiasız, kendi halinde ama alabildiğine vurucu Black Mirror macerası ile keşfettik Scott Snyder'ı. Detective 871'in kapağını "Kimmiş bu Snyder ya?" diyerek açtığımı, kocaman olan gözler ve yere kadar uzanan bir ağızla kapattığımı çok net hatırlıyorum. Nereden çıkmıştı bu adam? Ben varlığından nasıl bihaberdim? Herkes kahramanların öldüğü, kötülerin tarumar edildiği, geçmişin değişmekten oyun hamuru kıvamına geldiği, evrenlerin patladığı 'epik' işler yapma kaygısındayken Snyder nasıl oluyor da ameliyat masasına yatırdığı karakterlerinin içini açıp, hassas noktalarını bularak "ben anlatacağımı anlatır, giderim arkadaş!" diyebiliyor ve okuru bu kadar etkileyebiliyordu? Köprünün altından akan sular, kabaran çizgi roman faturaları derken geride kalan o günler kimsenin tanımadığı bir yazar olan Snyder, artık satış listelerinde bir numaraya demir atan Batman dergisinin başında ve Court of Owls ile kendi epik hikayesini yazarak 'çizgi roman kafası'na girdiğini dünyaya ilan ediyor. İyi mi yapıyor? Orada durup düşünmek gerek.

DİKKAT: Spoiler içerir!

Scott Snyder ve Greg Capullo'nun Eylül ayından beri devam eden Court of Owls hikayesi yedinci sayıya gelip tıkandı. Isınma turları sayılabilecek ilk sayıların ardından, kara şövalyenin baykuş konseyinin labirentinde verdiği yaşam savaşını anlatan Batman #5 ve Batman #6'da ekip mükemmel tatlar yakalanmışken, bu ay bir çok yazarın çok sevimsiz bulduğum ortak huyu olan "kendi yazdığı macerayı parlatmak için karakterlerin geçmişlerini dilediğince değiştirme" üzerine kitap yazıldı resmen. Ne demek istediğimi açılış sayfasındaki, Batman'in orijinin vazgeçilmezlerinden "pencereden giren yarasa"nın, dışarı çıkar çıkmaz bir baykuş tarafından parçalandığını öğrendiğimiz -görsel açıdan inanılmaz olmasına rağmen fena halde gereksiz ve zorlama- panel kusursuzca özetliyor. Baykuş yarasayı parçaladı, şahane sembolizm tamam da, yedi aydır Court of Owls hakkında bilmediğimiz ne söyledi bize? Örgütün liderlerinin kim olduğunu mu? Planlarını mı? Yıllarca [Batman'den bile] gizlendikten sonra birdenbire açığa çıkma gerekçelerini mi? Hiçbirini. Yedi aydır iki adım ilerleyemedi hikaye. Batman'in Bat-Mağara'ya döndüğü bu sayıda artık kafalardaki bazı sorulara cevap alacağımızı düşündük ama yanıt bulanlar aslında sormadıklarımız oldu.


Açığa çıkan gerçekler: Bat-Mağara'daki Talon cesedi Nightwing yani nam-ı diğer Dick Grayson'ın büyük büyük babasına aitmiş. Talon'lar vücut ısılarıyla oynanarak hayata döndürülen zombilermiş. Meğer Court of Owls, ağaç yaşken eğilir mottosunu benimseyen ve küçük çocukları kaçırıp, örgüt üyesi olarak yetiştiren bir toplulukmuş. Eğer Dick'i Bruce Wayne yanına almasaymış, baykuş konseyi alacakmış zaten. Kanıt mı istiyorsunuz? Dick'in küçükken dişine yaptırdığı kaplamada Court of Owls sembolü varmış. Bu kafa bizi Thomas ve Martha Wayne cinayetine kadar götürür, uyarması benden.

Artılar
  • The Dark Knight Returns'ün Robin'i Carrie Kelly ve The Girl With the Dragon Tatoo'un baş kahramanı Lisabeth Salander karışımı yeni karakterimiz Harper.
  • Mark of Zorro'nun başrol oyuncusu Douglas Fairbanks'e yapılan gönderme.
  • Greg Capullo'nun çizimleri.


Eksiler
  • Bir haftadır aç, susuz, zehirlenmiş, dayak yemiş, Harper'ın elektroşok aletiyle kucaklaşana kadar tıbben 'ölü' durumdaki Batman'in ayağa kalkar kalkmaz zıpkın gibi olması.
  • Dick'in tek sözüyle Bruce'un meşhur "my parents are deaaaad" panelindeki sigortaları atmış adama bağlaması. DC'den reboot'un Batman ve Green Lantern dergilerini pek etkilemeyeceği sözü almıştık, ancak Batman'in tavırlarından ve Nightwing ile arasındaki mesafeden rahat bir on-on beş yıl öncesine döndüğümüzü, aradaki karakter gelişiminin tuzla buz olduğunu söylemek mümkün.
  • Dick'in, Bruce'un yumruğuyla fırlayan dişinin Court of Owls imzası taşıması. Bu boyutta bir anlamsızlık yerli dizilerde bile yok. Çocuk Robin oldu, Nightwing oldu, Batman oldu, hatta DiscoNightwing bile oldu da bir kez olsun dişini kıracak kadar sağlam bir yumruk yemedi mi? Ya da daha da komiği, yavrucak Wayne malikanesine taşındıktan sonra hiç mi dişçiye gitmedi? 
Batman #7, Scott Snyder'ın bugüne kadar yazdığı en basiretsiz şey olmuş diyebilirim. Önümüzdeki ay Talon'ların Bat-Ailesi'ndeki diğer dergilerde boy göstermesiyle en azından büyük resimde bir hareketlenme olacaktır deyip kendimi avutmaktan başka seçeneğim yok. Snyder ve Capullo ikilisinin Court of Owls'u bitirip, yeni bir maceraya başlayacağı günü iple çekiyorum. 

Her şeye rağmen okumaya devam tabii. Bir Batman nelere kadir, görün, ibret alın...

15 Mart 2012 Perşembe

LEGO Batman 2: Launch Trailer


Warner Bros. Interactive Entertainment heyecanla beklenen LEGO Batman 2: DC Super Heroes oyununa ait ilk fragmanı yayınladı. Batman hayranlarından büyük ilgi gören 2008 yapımı Lego Batman'in devamı niteliğindeki oyunda, dinamik ikili Batman ve Robin aralarında Superman, Wonder Woman ve Green Lantern'ın da bulunduğu DC kahramanlarıyla güç birliği edip, Lex Luthor ile ortak çalışan Joker'in Gotham Şehri'ni yok etmesini önlemeye çalışacak.

Windows PC, Xbox 360, Nintendo DS, Nintendo 3DS, Wii ve Playstation 3 sistemlerinde çalışacak olan LEGO Batman 2: DC Super Heroes'un 2012 yaz başında piyasaya sürülmesi bekleniyor.


14 Mart 2012 Çarşamba

BANE: Büyük Adam, Küçük Ekran


BANE: Yarasayı Kıran Adam’da yazar Chuck Dixon’ın Knightfall macerasında Bruce Wayne’i saf dışı bırakma özel görevi için yarattığı Bane karakterinin, zamanın trendlerinden olan bir gecede tanınan ve çabucak sönen tek maceralık kötü adam konseptiyle uyum içindeki hızlı yükselişini ve düşüşünü incelemiş, aralarında Vengeance of Bane, Knightfall, Bane of The Demon, Angel and The Bane ve Secret Six’in yer aldığı çizgi romanlar eşliğinde, karakterin Pena Duro hapishanesindeki ölüm-kalım mücadelesini, Batman obsesyonunu, Venom bağımlılığını ve nispeten düzgün bir adam olma denemelerini masaya yatırmıştık. İyi de yapmışız. Google’da “Batman Bane” aratıldığında Türkçe dilinde çıkan birinci sonuç olmuş BANE: Yarasayı Kıran Adam. Yazıyı okuyan, paylaşan, yorumu eksik etmeyen tüm arkadaşlara sonsuz teşekkürler.

Konu mankenimiz yine herkesin çok merak ettiği yarasa kırıcı (!) Bane. Ama bu sefer çizgi romanlardaki Bane değil, Batman çizgi dizilerinde ve doğrudan DVD piyasasına yönelik çekilen animasyon filmlerinde kara şövalyeye meydan okuyan Bane ‘detective mode’ gözlüklerimizle bakacağımız. Karakter 1994 yılından bugüne dek, Batman The Animated Series, Superman: The Animated Series, The New Batman Adventures, Batman Beyond, Mystery of Batwoman, The Batman, Superman/Batman: Public Enemies, Batman: The Brave and The Bold, Young Justice ve Justice League: Doom yapımlarında irili ufaklı roller üstlendi.

11 Mart 2012 Pazar

Batman: Death and The Maidens

Yazar: Greg Rucka
Çizer: Klaus Janson
Renklendirme: Steve Buccellato
Çini: Klaus Janson
Sayfa Sayısı: 224

Ra's Al Ghul'un sağlığı giderek kötüleşiyor. Altı yüz yıl önce Arabistan'da başlayan yaşamı, önderlik ettiği League of Assassins'in başına geçecek bir varis bulamadan yitip gitmek üzere. Dünyaca ünlü eko-teröristin tek çıkar yolu, yüzyıllarca hayatta kalmasını sağlamış Lazarus çukurlarını birer birer yok eden Batman ile pazarlık masasına oturmak. Ra's düşmanını avcunun içi gibi biliyor, onu zenginlik veya güç vaatleriyle ikna etmeyi beklemiyor o yüzden. Ölümsüzlüğünü geri kazanmak için oynayacağı son koz, Bruce Wayne'in reddedemeyeceğinden emin olduğu bir teklif... Onu ölen anne ve babasıyla son bir kez buluşturmak!

Jeph Loeb ve Jim Lee'nin Batman: Hush ile satış listelerini salladığı 2003 yılında, reklamı 'son Ra's Al Ghul çizgi romanı' olarak yapılan [biz de inandık!] dokuz sayılık mini seri Batman: Death and The Maidens, Batwoman: Elegy, Batman/Huntress: Cry for Blood ve Gotham Central'ın Eisner ödüllü yazarı Greg Rucka ve The Dark Knight Returns'ün çinicisi, Batman: Gothic'in çizeri Klaus Janson'ı iddialı bir sahada bir araya getiriyor. Batman ebeveynleriyle yeniden karşılaşsa ne yaşanır? Onlara neler söyler? Thomas ve Martha Wayne, oğullarının kanunu hiçe sayan bir savaşçı olması karşısında nasıl tepki gösterirler? Babası kendisiyle gurur duyduğunu söylese, Batman görevine daha büyük bir aşkla mı sarılır? Yoksa annesini düş kırıklığına uğrattığını öğrense maskesini ve pelerinini vestiyere asıp, insanlara başka yollardan mı yardım etmeyi dener? Öylesine heyecan verici, öylesine Batman karakterini Aşil tendonundan yakalayan bir düşünceler bütünü ki Rucka ve Janson'ın tartışmaya açtığı, Batman her ay yayımlanan bir Amerikan çizgi roman dergisi değil de, beşinci sezonunda ekranlardan ayrılacak bir televizyon dizisi yahut yazarının biteceğini açıkladığı bir roman serisi olsa, ancak ve ancak büyük finalde kullanılırdı. İster rüya sekansı, ister Batman'in başından geçen bir 'ölüme yakın deneyim' olsun, her hali insanın tüylerini diken diken etmeye yeterli bu önermenin. Kara şövalye, o korkunç gecenin her yıl dönümünde iki tane kırmızı gül bıraktığı Crime Alley'de diz çökmüş, kafasını kaldırdığına kendisine şaşkınlık, yargılama ve korku dolu gözlerle bakan anne ve babasını görüyor. Kulağa nasıl geliyor ama? Bu kurcalanmaya, düzenlenmeye, estetize etmeye çok müsait karşılaşma sahnesi Christoper Nolan tarafından nasıl ele alınır, Tim Burton'ın mavi camlı gözlüklerinden nasıl görünür, düşüncesi bile iştah kabartıcı. Öte yandan, aynı fikir dram dozunu ayarlayamayan bir yazarın, acemi bir yönetmenin kontrolündeyse şayet, fon müziği olarak 70'lerin bağrından kopup gelmiş acıklı şarkılarla adamı buhrana sürükleyen Issız Adam yapaylığına, Öyle Bir Geçer Zaman Ki vıcık vıcıklığına davetiye çıkarabilir.

Batman: Death and The Maidens'ın konusunu görür görmez insanın aklına göz yaşlarını tutamayabileceği veya 'ıyy, ne kadar ağdalı olmuş' diye sızlanabileceği geliyor ama, çizgi romanın kapağını kapattığında, gözlerinin önünden dakikalar önce geçen sahnelerden ve yazılardan hiç etkilenmeyeceği, 'bu muydu yani?' kafası yaşayabileceği olasılığı uğramıyor bile. Ne var ki okuyanın canına okuyabilecek 'buluşmanın' Greg Rucka'nın kurduğu düzenekteki karşılığı tam da bu.

Ne yanlış gitti de Batman: Death and The Maidens, elden ele dolaşan, efsanevi bir çizgi roman olması işten bile değilken, beklentilerin altında ezildi? Şimdi buna değineceğim.

Çizgi romanın affedilmez hatası Batman'in ebeveynleriyle yüzleşmesine yan hikaye olarak yer vermesi şeklinde toparlanabilir aslını isterseniz. Birincil öykü, Ra's Al Ghul'un geçmişinden gelen esrarengiz bir karakteri, Nyssa Raatko'yu [SPOILER Ra's Al Ghul'un 18. yüzyılda Rusya'da tanıdığı bir kadından doğan kızı SPOILER] anlatıyor. Nyssa, Ra's Al Ghul'un yoluna çıkan, onunla devamlı tartışan, intikam ateşiyle yanıp tutuşan mazoşist bir kadın. Birlikte göründükleri ilk sahneden itibaren, bu kadının Ra's'in organizasyonunu ele geçirmeyi kafaya koymuş kız kardeşi, terk edilmeyi hazmedememiş eski sevgilisi veya nafaka isteyen karısı olabileceğini hissediyor, ama gerçeği merak etmekle yetiniyoruz bir süre. Çizgi romanın hatırı sayılır miktarda sayfasını kaplayan İkinci Dünya Savaşı flashbackleriyle Nyssa'nın toplama kamplarında geçen acılarla dolu hayatını ve varoluş sebebini aydınlatan anlatı, Nyssa'nın ve Bruce Wayne'in geçmişlerindeki [SPOILER ve ebeveynleriyle olan ilişkilerindeki SPOILER] paralellikleri göstermeye çalışırken, Nyssa karakterini gereğinden fazla öne çıkartıp, Batman'i Home Alone'daki Macaulay Culkin gibi evde unutuyor. Bruce Wayne, Ra's Al Ghul'un teklifini değerlendirmek için geceler boyunca uykusuz kalmaktan başka iş yapmazken, Nyssa her fırsatta hayatını anlatıyor, Ra's Al Ghul'a kafa tutuyor, Talia Al Ghul'a dost gibi yaklaşıp, şeytanın kızının güvenini kazanıyor. Sonunda da hikayeyi ele geçiriyor. 

Kara Şövalye Batman tüm yaşananların çok uzağında, dış kapının dış mandalı gibi oyuna alınmayı bekliyor bu sırada. Nyssa ve Batman'in yolları ha kesişti, ha kesişecek derken de çizgi roman monotonluğa çakılıp kalıyor. Ürün tanıtımında yazan Batman'in ailesiyle buluşması düşüncesine tav olan okur, sarsıcı bir Batman çizgi romanı tadı almayı beklerken, hiç tanımadığı Nyssa adında bir karakterin Star Wars, Magneto: Testament ve BTAS: Heart of Ice gibi yüzlerce daha iyi örneği bulunan 'trajik kötülüğüe giriş' dersiyle idare etmek zorunda kalıyor.

Artılar:
  • Tutarlı bir Ra's Al Ghul karakterizasyonu yazmak herkesin harcı değil. Greg Rucka zoru başarmış.
  • Alfred'in her zamanki gibi mantığın sesi olması. [SPOILER: ve Bruce'a her zamanki gibi sözünü dinletememesi SPOILER]
Eksiler:
  • Entersan bir görünüme ve kişilik özelliklerine sahip olmayan Nyssa Raatko. Tek numarası kendini kesmesi olan, siyah kısa saçlı, günlük giysiler içindeki bir kadın karakter, Batman'in rengarenk düşmanlarının arasında pek tabii sivrilmeyi başaramadı. 
  • Klaus Janson'ın bol taramalı, keskin köşeli çizim tekniği. Batman: Gothic'te de sevmemiştim, burada da sevmedim.
  • [SPOILER] Ra's Al Ghul'un Bruce'a verdiği şişenin içeriğinin ve kahramanımızın iksiri kullandıktan sonra yaşadığı deneyimin doğasının tam olarak açıklanmaması maceranın etkileyiciliğinden kocaman parçalar koparıp götürdü. 
Dünya dışı bir fikrin var ve sen Nyssa'nın peşinden giderken, Jeph Loeb Hush gibi vasat bir çizgi romanla tozu dumana katıyor, öyle mi Rucka? Sana laflar hazırladım demek isterdim ama kaleminin dokunduğu onca aslan gibi, kaplan gibi çizgi roman varken yapamam. Varsın, Batman: Death and The Maidens kaçırılmış büyük fırsatların kitabı olsun. Nasılsa bizim mükemmel bir Gotham Central'ımız var.

Yarasadan Notlar:
  • Death and The Maidens, ismini Rönesans sanatındaki bir motiften almış.
  • [SPOILER] Ra's Al Ghul 2008 yılındaki Batman: The Resurrection of Ra's Al Ghul çizgi romanında Batman dergilerine geri döndü.
  • [SPOILER] Greg Rucka ve Klaus Janson'ın yarattığı Nyssa karakteri League of Assassins'in başına geçmesine rağmen, hiç akılda kalıcı bir icraat yapamadan, 2006'da yayımlanan Infinite Crisis'in hemen sonrasında öldürüldü.
  • [SPOILER] Batman: Death and The Maidens'ın tek geri dönüşü olmayan sonucu, beyni Nyssa tarafından yıkanan Talia Al Ghul'un safkan kötü karakterler grubuna katılması oldu. Yeni Talia'nın ne kadar ciddi bir tehlike haline geldiğini anlamak için Grant Morrison'ın imzasını taşıyan Batman and Son, Batman RIP, Batman and Robin ve Batman Incorporated: Leviathan Strikes maceralarına göz gezdirmek yeterli. 

9 Mart 2012 Cuma

TDKR Alfred ve Blake Figürleri

Mattel şirketinin The Dark Knight Rises filmi için hazırladığı Movie Masters aksiyon figür serisinde sürprizler devam ediyor. Şubat ayında gerçekleşen Toy Fair'de Batman, Bane ve Catwoman figürleri tanıtılan serinin yeni parçaları Joseph Gordon-Levitt'in John Blake'i ve Michael Caine'in Alfred'i.

Serinin henüz açıklanmayan son figürünün kimliği ise Batman severler arasında tartışılmaya devam ediyor. Alfred'in varlığı Lucius Fox'un da plastikle ölümsüzleştirilmesi olasılığını güçlendirse de, bence ilerleyen günlerde açıklanacak karakter Marion Cotillard'ın Miranda Tate'i olacak.

1 Mart 2012 Perşembe

Justice League: Doom

Yönetmen: Lauren Montogomery
Senaryo: Dwayne McDuffie
Seslendirme Sanatçıları: Kevin Conroy, Tim Daly, Susan Eisenberg, Nathan Fillion, Carl Lumbly, Michael Rosenbaum, Bumper Robinson, Carlos Alazraqui, Claudia Black, Phil Morris
Yapım Yılı: 2012
Süre: 77 dakika

Warner Premiere, Warner Bros. Animation ve DC Comics hayran favorisi çizgi romanları tek tek animasyona dönüştürmeye devam ediyor. 2007 yılında Superman: Doomsday ile başlayan DC Universe Animated Original Movies projesi, aralarında Justice League: New Frontier, Superman/Batman: Public Enemies, Batman: Under The Red Hood, Green Lantern: Emerald Lights ve Batman Year One'ın bulunduğu on iki DVD ve BluRay filminden toplam 75 milyon dolar kazanç sağladı. 

DC Universe furyasına katılan en yeni çalışma, Mark Waid ve Howard Porter'ın JLA: Tower of Babel adlı popüler çizgi romanının ana fikrinden yola çıkan Justice League: Doom. Batman'in Justice League'deki takım arkadaşlarının karanlık tarafa geçmeleri halinde kullanmak üzere tasarladığı, her biri titizlikle hazırlanmış etkisiz hale getirme planlarının, terörist Ra's Al Ghul tarafından bilgisayarından çalınıp hayata geçirilmesini konu eden Tower of Babel, disleksi ve bilim kurguyu kullanışıyla H.G. Wells romanları, iletişimsizlik alt metniyle Lost In Translation, arkadaşlık ve ihanet temalarına dokunmasıyla The Sleepers gibi büyük işlerin çektiği sınırlara yaklaşan, lakin Transformers kadar renkli görünmekten gocunmayan, çizgi roman gibi bir çizgi romandır. Mark Waid, takım içindeki gerilimi dergiyi elinde tutan okuyucuyu çarpacak kadar yükseltirken, Batman'in dava arkadaşlarının arkasından dolap çevirmesinin etik ve ahlaki boyutunu hiç kasmadan işlemiş, nihayetinde defalarca okunsa bıkılmayacak bir eser ortaya koymuştur. Açıkçası, geçtiğimiz yıl JLA: Tower of Babel'ın duyurusu yapıldığında, merak ettiğim ilk konu alt metnin ne kadarının animasyona yansıyacağıydı. Gelin, cevabı birlikte öğrenelim.


Justice League: Doom, çizgi romandan yalnızca 'Justice League, Batman'den çalınan planlarla devrilir' bölümünü alıp, yeni bir yapı inşa etmiş. Year One: Çizgi Roman vs. Animasyon yazısını okuyanlar, görsel bir iş olan çizgi romanı birebir ekrana aktarma şeklinde yapılan uyarlamaların dünyanın en lüzumsuz uğraşı olduğunu düşündüğümü bilir :) Bu yüzden, JLA: Tower of Babel'dan esinlenerek yeni bir hikaye anlatma gayretindeki Justice League: Doom'u hiç değilse 'kopyala yapıştır' uyarlamalardan daha yukarılarda bir yere koymam gerekiyordu, ama öyle olmadı. Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden çizgi roman ve animasyon emekçisi Dwayne McDuffie'nin tamamladığı son senaryo olan Justice League: Doom, çizgi romanın anlatmak istediği her şeyin sökülmesiyle dımdızlak kalan ve peş peşe gelen dövüş sahnelerine yaslanan boş bir aksiyon filmi olmuş.

Animasyonu çizgi romandan ayıran gözle görülemeyen değişiklikler geride kaldığına göre, sırada ilk bakışta fark edilenler var. O da ne? Tower of Babel'ın kötü adamı Ra's Al Ghul'un yerinde yeller esiyor. Justice League: Doom'da Vandal Savage, Ra's'in hakkı olan kusursuz plan yapan suç dehası statüsüne atanmış. Torpil mi var, ne iş anlamadık. Hani bir roman okursun, baş karakteri hep Natalie Portman olarak hayal edersin, kitabın filme çekileceğini öğrendiğinde, esas kızı kesin Natalie Portman canlandıracak, dersin. Bir hafta sonra gazetede başrolün Katie Holmas'a verildiğini okuyunca suratın Joker rengi alır. Böyle bir duygu işte Ra's'in konumunda Vandal Savage'ı görmek. Merak edip internette dolandım, ne yapımcı Bruce Timm ne de yönetmen Lauren Montogomery bu meseleye değinmiş. Kuru sıkı atacak olsam, BatGod'ı herkesin on adım önünde bir karakter olarak gösteren filmin aşırı Batman merkezli olmasından doğacak tepkilerin önüne geçmek ve ikametgahında Gotham yazan kötü adam hakkını The Dark Knight Rises'da ne yapacağı kestirilemeyen Bane'den yana kullanmak istemişler derim. Sanırım doğru cevabı bilen tek kişi Dwayne McDuffie ve ne yazık ki o artık aramızda değil.

Bane, The Dark Knight Rises fırtınasına 141 gün (yoksa siz gün saymıyor musunuz?) kalmışken, Knightfall, Bane of The Demon, Secret Six gibi çizgi romanları pas geçenler ve/veya çizgi roman okumayan seyirciler için Justice League: Doom'un en büyük silahı. Batman and Robin filmi ve The Batman çizgi dizisinden sonra karakterin çizik çizik olan karizması, Young Justice'daki misafirliğinden sonra toparlandı denebilir. Carlos Alazraqui'nin (öyle bakmayın, ben de tanımıyorum!) seslendirdiği karakter, gözüktüğü her sahnede acaba şimdi ne yapacak, dedirtiyor. Şimdi yazacaklarım filmi henüz izlememiş olanlar için SPOILER olabilir, doğrudan bir alttaki paragrafa atlamakta özgürsünüz. Filmdeki Bane'in hoşuma gitmeyen tarafı, Vandal Savage'ın parayla çalıştırdığı bir adam olması. Bane'i istediğiniz kadar zeki, güçlü, tehlikeli gösterin, Batman'e kendi stratejileriyle ve hür iradesiyle saldırmadığı sürece en fazla bir protein tozu reklamı oyuncusu kadar etkileyici oluyor. Karakterin Vandal'ın emirlerine uymak yerine, onu destekliyor gibi görünüp, aslında bildiğini okumasını beklerdim. Bane'i Batman nefreti had safhada, Venom bağımlılığı devam eden, Wayne Malikanesinin yolunu bilen bir adam olarak çizip de, Batman'i ikinci kez 'kırmak' için Vandal'ın işaretini bekleyen bir piyon yapmak anlamsız olmuş. Ra's Al Ghul'un eksikliği burada yine karşımıza çıkıyor. Eğer Bane, Bane of The Demon çizgi romanında yaptığı gibi Ra's için çalışıyor olsaydı, hedefi sadece para değil, League of Assasins'in başına geçmek olurdu ve sadık köpek gibi davranması göze batmazdı. Neyse...

Vandal Savage'ın kurduğu çetenin diğer ümit millileri şu şekilde: Star Sapphire, Metallo, Cheetah, Mirror Master ve Ma'alefa'ak. Ümit milliler dedim, çünkü kadrodaki karakterlerden hiçbiri (Ares ve Circe ile eşit sayılabilecek Cheetah'yı saymazsak) Justice League'de eşleştiği kahramanın en büyük düşmanı değil. Injustice League ve Legion of Doom tarzı gruplarda yönelim genellikle Joker, Lex Luthor, Sinestro gibi bilinen karakterleri kullanmak olur, o açıdan burada gördüğümüz yeni karakterlere yer açma amacını olumlu karşıladım.


Justice League: Doom'un toz kondurulamayacak bir özelliği varsa, bu tartışmasız seslendirme kadrosu. Casting yönetmeni Andrea Romano, yirmi yıldır DC çizgi filmlerinde çalışıyor ve Batman: Year One'daki Ben McKenzie gibi istisnaları saymazsak kusursuz bir iş çıkartıyor. Romano, Justice League: Doom için olabilecek en yetenekli kadroyu toplamış. Superman'i, Superman: The Animated Series'in çelik adamı Tim Daly, Wonder Woman'ı Justice League: Unlimited'ın amazon prensesi Susan Eisenberg, Batman'i ise Batman: The Animated Series ve Arkham Asylum'un kara şövalyesi Kevin Conroy seslendiriyor. Kevin Conroy deyince bir durmak lazım, çünkü Justice: League Doom, aktörün Batman'e hayat verdiği yirmi birinci proje olarak kayıtlara geçti. Bu adam Batman değilse, başka kimse Batman değil, olamaz da.

Bitmediiii! Dünyanın en hızlı adamı Flash'ı [bu kez Wally West değil, Barry Allen] Smallville'in Lex Luthor'u olarak bildiğimiz Michael Rosenbaum, Martian Manhunter'ı Alias'ın Marcus Dixon'ı Carl Lumbly, Cyborg'u Batman The Brave and The Bold'un Black Lightning'i Bumper Robinson, Mirror Master'ı Buffy ve Angel'ın Wesley'i Alexis Denisof, Cheetah'yı ise Uncharted 2 ve 3'de Chloe'ye hayat vermiş Claudia Black seslendiriyor. Seslendirme sanatçılarının içinden sıyrılıp, coşmuş bir performans sergileyen süper yetenek ise çok fazla repliği olmamasına rağmen Green Lantern'ı sahici bir insana dönüştüren Nathan Fillion.

Görsel açıdan değerlendirdiğimizde, filmin Justice League: Crisis on Two Earths ve Young Justice'a yakın bir tasarıma sahip olduğunu söyleyebiliriz. Batman: Year One'da 'geliyorum' diyen Japon animasyonu [anime] tarzı, uzun bacaklar ve orantısız vücutlarla bu filmde daha da dikkat çekiyor. Animasyon için ne kadar bütçe ayrıldığını bilmiyorum, baktığım hiçbir kaynakta da yazmıyor, ancak Justice League: Doom'un önceki DC filmlerine kıyasla daha ucuza mal edildiği açık. Bazı karelerde adamların yalnızca ağızları kıpırdıyor, CGI Batmobile'i göstermemek için her türlü manevra yapılmış, arka planlar yeterince detaylı değil. Nerde Batman: Under The Red Hood, nerede bu? Ayrıca, özel bir web sitesiyle promosyonu yapılmayan tek DC Universe çizgi filmi de Justice League: Doom. Bütün para aktörlere mi gitmiş acaba?

Artılar:
  • Justice League üyelerinin Batcomputer'daki kimlik kartlarını gösteren jenerik. Ekranda bir karakterin özellikleri akarken, ilgili seslendirme sanatçısının adının yazması çok iyi düşünülmüş. Bir de biliyoruz ki bu dosyalar çalınacak...
  • Royal Flush Gang.
  • Thomas ve Martha'nın mezarlarının başındaki Bane ve Bruce Wayne dövüşü. Her ne kadar kısa da olsa kesinlikle filmin en gerilim yüklü sahnesiydi.
  • Bruce'un [Spoiler geliyor] Kill Bill'deki Bride gibi tabutu elleriyle parçalayarak kurtulması.
  • Kahramanlar düşerken kullanılan yavaş çekim ve hüzünlü müzik.
  • Seslendirme kadrosu.

Eksiler:
  • Vandal Savage bir Ra's Al Ghul değil.
  • Domino etkisi gibi anime etkisi.
  • Özensizce yazılmış diyaloglar. Alfred'in "Bruce"undan, Bane'in "Önce yarasayı kırdım, şimdi adamı kıracağım!"ına kadar.
  • [Spoiler] Batcave'e sızmanın Disneyland'e girmekten daha kolay olması. Hele ki Mirror Master gibi ortalama bir Flash kötüsünün bile rahatlıkla içeri dalabilmesi kötü olmuş. Keşke bilgisayardan bilgi çalma görevi Bane'e verilseydi. Daha önce Batcave'e misafir oldu nasılsa.
  • Batman'in hazırladığı tuzakların basitleştirilmesi. Çizgi romandaki planlar oldukça komplike ve yaratıcıydı. En azından [Spoiler] Lex Luthor'un beş yüz defa kullandığı 'kriptonit kurşun' olmamalıydı. Wonder Woman'ın baktığı her yerde Cheetah'ı görüp, Hera ne verdiyse dalması da saçma olmuş. Hayatı boyunca devlerle, büyücülerle, tanrılarla savaşmış bir amazonun birden fazla Cheetah görür görmez kandırıldığını anlaması gerekirdi
  • [Spoiler] Superman'e caddenin ortasında yaptıkları operasyon daha komik olamazdı.
  • [Spoiler] Kahramanlar kurtulduktan beş dakika sonra bütün olayların çözülmesi. 
  • Legion of Doom üyelerinden duyduğumuz kötü adam kahkahaları. Yapmayın, etmeyin.

Toparlayalım. Justice League: Doom, arkadaşlarınızla düzenlediğiniz PES gecelerinde, oyuna mola verdiğinizde hep birlikte patlamış mısır eşliğinde izleyip, hakkında yorumlar yaparak vakit geçirebileceğiniz, temposu yüksek ama sığ bir animasyon filmi. Kötü demek doğru değil, ancak Mark Waid'in söylemek istediklerini kaçırmamanız için JLA: Tower of Babel'ı okumanız şart. Sizi temin ederim, çizgi romandan alacağınız keyif çizgi filmin sunabileceğinin en az iki katı.