30 Nisan 2012 Pazartesi

TDKR Viral Oyun

The Dark Knight Rises'ın son fragmanın sinemalarda gösterilmesine [4 Mayıs] günler kala Warner Bros, Batman hayranlarını çılgına çevirecek bir viral oyun bombası patlattı: Kanıtları topla, Gotham polisine gönder, fragmanı aç!

Filmin resmi websitesi www.thedarkknightrises.com'da yer alan belgelerde Matthew Modine'in canlandırdığı Peter Foley karakteri tarafından gönderilmiş bir mektup, Batman için çıkarılmış tutuklama emri ve polisin topladığı kanıtlar yer alıyor.

Oyuna katılmak için yapmanız gereken [Amerika'da yaşamanız dışında!] listelenen adreslere gidip fotoğraf çekmek ve çektiğiniz fotoğrafları #tdkr07202012 hashtag'ini kullanıp tweetlemek ya da tdkr07202012@gothampolicedepartment.com adresine e-posta yoluyla göndermek.





The Dark Knight Rises fragmanına ait yepyeni kareler için "Devamı"na tıklamanız yeterli. Hatırlatması benden, ağır spoiler!

Bedmen Yarasa Adam [1973] Fragman

"Baştan sona hareket, baştan sona türlü entrikalar Bedmen Yarasa Adam'da!"

27 Nisan 2012 Cuma

Batman #8


Yazar: Scott Snyder, James Tynion IV
Çizer: Greg Capullo, Rafael Albuquerque
Çini: Jonathan Glapion
Renklendirme: FCO, Nathan Fairbarn

Yazın yaklaştığını bağıra çağıra haber verdiği bugünlerde çizgi roman dünyası büyük olaylarla fokurduyor. Güç kaybeden Marvel, Spider-Man: Ends of The Earth ve Avengers Vs. X-Men ile şansını denerken, DC, Batman evrenini Night of the Owls crossover'ıyla sınamayı uygun buldu. Batman ve Nightwing dergilerinin 8. sayılarında başlayan Night of the Owls, önümüzdeki ay Detective Comics, Batman and Robin, Batwing, Batgirl, Birds of Prey, Catwoman, Batman: The Dark Knight ve Red Hood and the Outlaws dergilerine hakim olacak.

Batman #8'in arkasında küçük ama parça tesirli bir fikir var: Evi Talon'ların istilasına uğrayan ve Batman'e dönüşme fırsatı bulamayan Bruce Wayne içine düştüğü durumdan nasıl kurtulur? Geride bıraktığımız yedi sayıda, Gotham'ın her santimetre karesini bildiğini sanan Batman'i burnunun dibinde durup da kendisinden saklanmayı başaran ve ancak canları istediği zaman görünen Court of Owls ile tanıştıran Scott Snyder ve Greg Capullo, karamsarlık ve şüphe ile kaplı bir gerilimle huzurlarımızda. Ya Batman'in bildiğini düşündüğü her şey yanlışsa? Ya Gotham şehri kara şövalyeyi çoktan yarı yolda bırakmışsa? Ya baykuş yarasanın yuvasını ele geçirmişse?

Şunu söylemekte bir sakınca yok ki, Snyder'ın hedefinde kendinden önceki iktidar Grant Morrison'ın coşturduğu BatGod'ı unutturmak var. Kafa karışıklığı? Güvensizlik? Çaresizlik? DcNu'dan önce Batman ile yan yana düşünemediğimiz duygular bunlar, hiç tartışmasız. BatGod'ın devrinin kapanmış olması bu sayıda büyük ölçüde işe yarıyor, çünkü evi bir düzine Talon tarafından işgal edilen Bruce Wayne'deki kaçışın, çözüm arayışının inandırıcı olması gerek. Eski Batman olsa, olası bir beklenmedik misafir durumu için çok önceden malikanenin dört bir yanına tuzaklar kurmuş, Talon'ları tek tek avlamış, sonra da karşılarına geçip "Gotcha!" dermişti. Biz de sırıta sırıta okumuştuk. Snyder'ın Bruce Wayne'inin ise, Batman kostümündeki gizli silahların ve alet kemerinin yokluğu nedeniyle okurda uyandırdığı "Nasıl kurtulacak?" merakı var. Bruce ev sahii olmanın üstünlüğüne sahip, ama Talon'lar da sayıca fazla. Kahramanımız, aşina olduğumuz süslü oyuncaklarına güvenemeyeceği için yaratıcılığını kullanmak, elde avuçta ne varsa birer silaha çevirmek zorunda. 80'lerin ünlü dizi karakteri gizli ajan MacGyver gibi.


Greg Capullo'nun çizimleri ve FCO'nun renkleri, temponun bir an bile düşmediği Batman #8'de metinden daha büyük bir önem taşıyor. Hatta ileri gidip hikayenin Capullo'nun yeteneklerini konuşturacağı bir sergi ortaya çıkarmasına uygun bir biçimde kotarıldığını bile söyleyebilirim. Dövüş sahnelerinde canını kurtarmaya çalışan Bruce'un salladığı yumrukların, attığı tekmelerin ağırlığını ciddi ciddi siz de hissediyorsunuz. Talon'ların zombiden hallice olmaları da kavgayı iki kat daha sert yapıyor hani. Nasıl olsa Batman'in düşmanını öldürmeme prensibi yaşayan ölüler için geçerli değil. Haneye tecavüzden yargılanması gereken yaşayan ölüler için hiç değil!

Batman #8'de suratımıza çarpan, bariz bir Frank Miller esintisi mevcut. Açılış sayfasındaki tam sayfa Bruce Wayne resmine, The Complete Frank Miller Batman kapağına yapılmış bir saygı duruşu diyebiliriz. Bir çok panelde karşımıza çıkan, yalnızca gözleri görünen simsiyah siluet de Miller'ın [ve Eduardo Risso'nun] kullanmayı en çok sevdiği tekniklerinden biridir. Batman'in "B planı" zırh ise, kara şövalyenin The Dark Knight Returns'de Superman ile kapışırken giydiği kostümle, Batman Beyond'un Disappearing Inque bölümündeki zırhının, Batman vs. Predator'daki kostümünün ve Batman Incorporated'daki BatBot'ların karışımı. Ortada Bruce Wayne'in, Tony Stark'ın projelerini taklit etme durumu yok yani! Adam çalıyorsa da kendinden çalıyor.

Sayının sonunda Night of the Owls temalı ilk back-up hikayemize [The Call] de kavuştuk [çizgi romanın fiyatı da arttı, hehe] ve Snyder'ın American Vampire'daki ortağı Rafael Albuquerque'nin çizimleriyle bir Batman macerası okuma şerefine nail olduk. The Call'un dikkate değer yanı, Talon'ların hedefindeki isimleri öğrenmemiz oldu. Listedeki isimler arasında ilk kez Batman #1'de karşımıza çıkan Lincoln March da var. Aylar önce March'ın kötülerin tarafında olma ihtimalinin üstünde durmuştum, yoksa yanıldım mı? 

Artılar

  • Flashpoint'ten sonra ilk kez Wayne Malikanesi ve Bat-Mağara'da dolaşmaya çıktık. Duvar saatini, gizli geçitleri, dev bozuk parayı ve dinozoru selamladık. İyi geldi.
  • Bruce Wayne ve Alfred'in ne şahane bir ikili olduğunu fark ettiniz mi? Batman: Earth One ve Beware The Batman'in tanıtımlarındaki ihtiyar delikanlı Alfred Pennyworth imajı, ana evrene de yansıyor gibi.

Eksiler

  • Kötü karakterin hala bir yüzünün olmamasının hikayeye faydasından çok zararının olduğunu düşünüyorum. Court of Owls'un tüm sırları açığa kavuşsun demiyorum, ama sekiz aydır bu topluluk hakkında hiçbir şey söylememek, Batman'i kendi gölgesini kovalayan bir adam gibi göstermekten başka işe yaramıyor.
  • Court of Owls üyeleri, Bruce Wayne'in Batman olduğunu biliyor mu? Bilmiyorlarsa neden Gotham'ın diğer önde gelen isimlerine birer Talon gönderirken, Wayne malikanesine bir futbol takımı kuracak kadar çok  gönderdiler? Batman #2'de Bruce'un bir Talon'un elinden kaçması etkili olmuş olabilir mi?

24 Nisan 2012 Salı

Arkham City GOTY

Rocksteady Studios, oyun severleri evlerine hapseden Batman Arkham City'nin Game of The Year versiyonuyla ilgili merak edilenleri açıkladı.

Amerika ve Kanada'da 29 Mayıs, İngiltere'de 7 Eylül'de piyasaya sürülecek olan Batman Arkham City Game of The Year Edition, şimdiye kadar yayımlanmış tüm DLC'leri [Catwoman, Nightwing, Robin], Challenge Map'leri, skinleri ve Batman: Year One animasyon filmini içerecek.

Bitti mi? Bitmediiii! Duyurunun en can alıcı kısmına geçmedik bile! Arkham City GOTY Edition'da, iki saat sürecek yepyeni bir bölüm bulunuyor: Harley Quinn's Revenge.

Harley Quinn's Revenge, Batman ve Robin karakterlerini dönüşümlü olarak yönetebilecek olan oyuncuyu, açık hava hapishanesi Arkham City'nin tehlike dolu sokaklarına geri götürecek. İki kahramana da dövüş ve dedektiflik yeteneklerini sergileme fırsatı verecek bölümde, Joker'in öfkeden gözü dönmüş kız arkadaşı Harley Quinn'in topladığı yeni çeteyle mücadele ederken, daha önce görmediğimiz mekanlarda gezintiye çıkabileceğiz.




20 Nisan 2012 Cuma

The Autobiography of Bruce Wayne

Yazar: Alan Brennert
Çizer: George Freeman, Joe Staton
Renklendirme: Adrienne Roy
Sayfa Sayısı: 23

Bir paralel evren hikayesinde neler yapabilirsiniz? Düşünelim... Batman'i Joker'in piranalarla dolu akvaryumuna atıp, kötü adamı savaşın galibi ilan edebilir, Damian Wayne'i Jackie Chan çakması bir ninjaya öldürtebilir, Dick ile Babara'yı evlendirip macerayı romantik komedilerdeki gibi bir kapanışla noktalayabilirsiniz. Hem de Dan DiDio'nun gözlerinin içine baka baka! Yetmedi mi? Clark Kent'i emekliye ayırın, Harley Quinn'e akıl sağlığı yerinde raporu verin, Wonder Woman'ı umutsuz ev kadını yapın! Şanınız yürüsün. Sürekliliği sağlama zorunluluğu yok! Gelecekte ne olacak kaygısı yok! Özgürce içinizden geldiğince hareket eder, arıza çıkaran olursa 'eat it, twilight' dersiniz.

Nereden çıktı bu paralel evren meselesi, sözü dolandırmadan oraya geleyim. Geçenlerde bir arkadaşıma hararetli hararetli The Dark Knight Rises'tan bahsediyordum [kendisini esir almış, teorilerimi dinlemesi için zorluyordum şeklinde yorumlayabilirsiniz. Yok canım, hiç yapar mıyım!?] mevzu bir şekilde üçlemenin nasıl biteceğine geldi. Ben de çok da kabul edilecek bir teori olmadığını bilmeme rağmen, Christopher Nolan'ın, yüzü bir türlü gülmek bilmeyen Bruce Wayne'e bir çeşit mutlu son verebileceğini söyledim. Olur da Bruce ve Selina sağ kalırsa, aralarındaki farklıkları görmezden geldiklerini, birbirlerini kabullenebileceklerini ima eden bir mutlu son. Hollywood'un elden düşme beraber güneşe doğru yürüme tarzı finallerden değil elbette. Ucu açık, gelecekten umutlu... Ha, Selina'nın bağımsız kişiliğinin ve önceden kestirilemeyen hareketlerinin işleri son anda batırması [o silahı indir!] da beni şaşırtmaz. Dediğim gibi 'yüzde yüz böyle olacak'tan ziyade, 'böyle bitse çok sevinirim' bendeki.

Serinin bir önceki filmi The Dark Knight'ta vücudu yara bere içinde, görevini bir beyaz şövalyeye devredip aşık olduğu kadınla sakin bir hayat yaşamak isteyen, gönülsüz, yorgun bir kahramandı Batman. Rachel'ın ölümünün, Harvey Dent'in başına gelenlerin, halkın gözünde kötü adam olmanın, Joker gibilere ilham vermenin yarattığı yükün ne kadar ağır olduğunu hayal edin... Sekiz yıl ekleyin üstüne. The Dark Knight Rises'ın Batman ve Gordon'ın bir binanın çatısında yeni bir kötü adamı durdurmak hakkında yaptıkları kısa bir muhabbetle bitmesi çok zor, hatırınız için diyelim ki oldu, halihazırda yeterince kayıp vermiş olan baş kahramanı ebedi bir suçla mücadele döngüsünde bırakırsak filme hiç çekinmeden "efsanenin sonu" diyebilir miyiz? Batman 89 ve Batman Begins filmlerinde izlediğimiz Gotham'ı korumak için tetikte bekleyen pelerinli savaşçı imgesi yerine, Bruce ve Selina'yı gözlerden uzak bir malikanede, insanlara yardım etmenin başka yollarını denerken görsek son sahnede... Olamaz mı? Bunu duyan arkadaşım kaşlarını kaldırıp, hadi canım sen de havasında "Batman ve Catwoman'ın birlikte olabileceğine gerçekten inanıyor musun?" diye sordu.

İnanmıyorum. Gördüm, okudum. 1982 yılında yayımlanan, Batman ve Catwoman'ı evliliğe götüren hadiseler silsilesini anlatan, Brave and The Bold #197 - The Autobiography of Bruce Wayne, elverişli koşullar [ben diyeyim maskelerden kurtulma, siz deyin alternatif evrende yaşama] sağlandığında Bruce/Selina'nın nasıl tek mutlak çift olabileceği hakkında yapılmış en ayrıksı çizgi romanlardan biri.


Autobiography of Bruce Wayne, DC'nin 1939-1955 yılları arasındaki Altın Çağ maceralarının [Bob Kane, Bill Finger, Jerry Robinson gibi duayenlerin yaptığı çizgi romanların] ait olduğu paralel evren Earth-Two'da geçiyor. Earth-Two, DC'nin ilk krizi 1985'teki Crisis on Infinite Earths ile tarihten silindi, ancak DcNu'daki son gelişmeler [Crisis'lerin iptali, Multiverse'ün dönüşü, World's Finest, Huntress'in Helena Bertinelli değil, Bruce ve Selina'nın Earth-2'daki kızları Helena Wayne olduğunun duyurulması] yaşını başını almış, pipo içen bir Bruce Wayne ile yeniden karşılaşma olasılığına davetiye çıkarmıyor değil.

Modern Çağ'ın veya DcNu dediğimiz yeni evrenin tersine, Earth-Two'nun belli bir başı ve sonu var, karakterlerin doğum ve ölüm tarihleri biliniyor. Örneğin Bruce Wayne 7 Nisan 1915'te doğmuş, anne ve babasını 1924 yılında kaybetmiş, 1939'da Batman kostümü giymiş, İkinci Dünya Savaşı sırasında görev yapmış, 50'lerin ortalarında Selina Kyle ile evlenmiş. 1979'da ölmüş vesaire...

Brave and The Bold #197 otuz senelik bir sayı, The Greatest Batman Stories Ever Told derlemesinin 1988 basımı dışında herhangi bir Batman cildinde de bulunmuyor. Ek olarak Bruce birinci sayfada olacakları söyleyip "Biliyor musun? Bruce Wills aslında ölü." tadı verdiği için, yazıda keyif kaçırıcı bilgi [spoiler] vermekten çekinmeyeceğim, sonradan olay çıkmasın.

The Autobiography of Bruce Wayne, karakterin ağzından hayat hikayesini baştan sona dinleyeceğimizi düşündürse de gerçekte sınırlı bir zaman dilimini kapsıyor. Batman'in savaşmaktan bitkin düştüğü, kendini yalnız hissettiği, mevlayı bulma yolunda Leyla'dan vazgeçtiği yılları. Karakterin Frank Miller'ın ölümsüz eseri The Dark Knight Returns'de içine düştüğü orta yaş bunalımıyla hiç benzeşmeyen bir inzivaya çekilme tasviriyle karşılaşmak, benim gibi Earth-Two Batman'i tanımaya yaşı tutmayan okurlar için hoş bir sürpriz. Alfa erkeğin ulaşabileceği en üst seviyesindeki Bruce Wayne'in sakin, vakur bir adam olarak görmek ilk etapta tuhaf gelse de iyi yazılmış iç monologlar sayesinde bir sorun olmaktan çıkıyor. Bruce'un yalnızlığı kağıda dökerken kurduğu cümleler depresyonun bir tık gerisinde de dursa, onu sahip olduklarından şikayet eden, uyumsuz, huysuz bir ihtiyara çevirmiyor. Bilakis, manevi oğlu Dick Grayson'a, yan yana savaşmaktan gurur duyduğu Justice Society of America'daki takım arkadaşlarına övgüler dizip, tanıdığı düzgün insanlar ve geçirdiği güzel günler için minnettar olan bir kişi duruyor karşımızda. 

Tüm bunlar ruhundaki günbegün derinleşen boşluğu doldurmaya yetiyor mu peki?

Hikayemizdeki Bruce Wayne, Batman'in ve dışarıya 'gerçeği çaktırmamak için' taktığı playboy maskesinin arasında gerçek kimliğini unutmuş bir adam. Dostlarını kaybetmek en büyük korkusu olmuş, bir paranoyadır gidiyor. Eski kız arkadaşı Linda Page'in düğününün yapıldığı gece başına peyda olan, bekarlar masasına oturacak olmanın (!) getirdiği kaçınılmaz yalnızlık duygusu, Scarecrow'un ortaya çıkıp son model korku gazını püskürtmesiyle tavan yapıyor. Korku gazının etkisindeki kahramanımız, dostlarının birer birer yok olduklarını görüyor [bu kısımlar bizim gibi Modern Çağ'ın içine doğmuş genç okurlar için epey komik, yok olmaktan kastımız 'vanish into thin air' bayağı...] Robin yok, Batwoman yok, polis merkezi bomboş, Superman bile yok. Neler döndüğünü anlayamayan Batman, yardım alabileceği, güvenebileceği herkesin ortadan kaybolduğunu anladığında çareyi eski bir düşmanına gitmekte buluyor. Hala hapishanede suçlarının cezasını çekmekte olan Catwoman'a. Yarasa ve kedinin mutluluğa giden yolculuktaki ilk geceleri de böylece start alıyor.

Yazar Alan Brennert bombastik fikirlerin adamı. Detective Comics #500'de Batman'i Phantom Stranger'ın peşinden başka bir dünyanın Thomas ve Martha Wayne'ini kurtarmaya göndermek mi dersin, Batman: Holy Terror'da [Frank Miller'ın Holy Terror'ıyla bir ilgisi yok] kara şövalyeye kiliseye kafa tutturmak mi istersin, zamanına göre yenilikçi, ben yaptım oldu kararlılığında, gayet cesur bir isim. Tek sayıda Batman ve Catwoman'ın birbirlerine güvenmelerini sağlamak -ki bu bir adalet savaşçısı ve bir hırsız için pek kolay değil, Earth-Two'daki Batman'in Gotham Şehri Polis Departmanı'nın bir üyesi olduğunu da not edin-  maskeleri fırlatıp, kır düğününe koştuklarını göstermek, bunları okuyucunun burun kıvırmayacağı bir tarzda, pembe dizi tuzaklarına kapılmadan aktarmak, üstelik yepyeni korku gazıyla ortalıkta serbestçe dolaşan Scarecrow gibi tehlikeli bir suçluyu ikinci plana itmek beceri isteyen bir iş, 80'ler için deneysel bir dramatik akış.

Çizgi romandaki her mekan, her karakter, her konuşma balonu, her tehlike yalnızca Batman'e bir şey öğretmek ve onu Catwoman'a yaklaştırmak için koyulmuş. Boş, zaman öldürmek amaçlı tek kare yok. Scarecrow'un yarattığı fobileri A Christmas Carol'da Scrooge'u geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek ile yüzleştiren hayaletlere ya da Midnight In Paris'teki esas oğlanın karşılaştığı büyük sanatçılara benzetebiliriz. Scarecrow'un yarattığı suni fobiler Batman'i inatla kaçırdığı bir dersin final sınavına sokuyor. Ders ne mi? Ebeveynlerinin ölümünün travmasını içinde taşıya taşıya sevdiği herkesin onu bırakıp gitmesinden korkar olmuş Bruce'un, kaybettiği gerçek kimliğini bulabilmesinin tek yolunun hayatına playboy Bruce'a sahte gülücükler atan kalabalık ve Batman'e yardım eden silah arkadaşları dışında onu her haliyle kabullenecek ve sevecek birini sokmaktan geçtiği.

Bir sayfada yaralanan Batman, Catwoman'ın yanında üstünü çıkarmak zorunda kalıyor. Bu sırada Catwoman kara şövalyenin on beş sene boyunca savaşmaktan çizik çizik olmuş, haritaya dönmüş sırtını fark ediyor [biz okur olarak göremiyoruz, bu Catwoman'a bahşedilen bir ayrıcalık!] ve ona neden Batman olduğunu soruyor. Batman az biraz duraksayıp, çok geçmeden anne ve babasının bir suçlu tarafından öldürüldüğünü anlatıveriyor. Yarasa adam çok değil, bir kaç saat önce hapishaneden çıkardığı, yıllardır karşı durduğu bir olguyu temsil eden bir kadına, adi bir hırsıza, Catwoman'a ilk defa içini açıyor. Bir insana açılmak cesaret isteyen bir iş, şüpheciliğin kitabını yazmış Batman için korkutucu bile diyebiliriz. Karakterin Modern Çağ versiyonunun Selina'ya karşı hissettiklerini kelimelere dökebilmesi için, gizli kimlik sorununun geride kaldığı Batman: Hush macerasının üzerinden altı yıl geçmesi gerekti. Üstelik seni seviyorum derken Selina'nın komada olduğunu sanıyordu! [Heart of Hush]


Batman'in Catwoman'a duyduğu güvenin karşılığını alması uzun sürmüyor. Üç-dört sayfa sonra Catwoman, suç dünyasına nasıl girdiğini anlatıyor ve biz de karakterin 70 yıllık geçmişinde bolca bulunan "orijin"lerden bir tanesine daha kavuşuyoruz.

Altın Çağ Catwoman'ın orijini The Secret Life of Catwoman'da [Batman #62] açıklandı. 1950'de yayımlanan çok sevdiğim o hikayede Selina bir hostes olduğu, uçak kazası geçirip hafızasını kaybetmesinin sonucunda başka bir kişiliğe bürünüp hırsızlık yapmaya başladığı iddiasını ortaya atmıştı. Aynı sayıda hafızasının geri geldiğini ve artık suç işlemeye son vereceğini ilan edip Batman'in hayatını kurtarmışlığı ve bir pet shop açıp, sakin bir yaşamın sinyallerini vermişliği de var. The Autobiography of Bruce Wayne'de ise hafıza kaybının mahkemenin kararından yırtmak için kullandığı bir yalan olduğunu Batman'e itiraf ediyor Selina. Adam istese seni alır, yaka paça demir parmaklıkların arkasına tıkar, ama yapmıyor işte. Aralarındaki çekim daha önce hep eksik kalan güven duygusuyla birleşince iki karakter de birbirlerine gerçekleri anlatmaktan çekinmiyor.

Catwoman'ın ağzından dinlediğimiz ikinci orijin, karakteri genç yaşta yanlış bir evlilik yapmış bir kadın olarak gösteriyor. Tam bir facia olan [içinde dayak bile var!] evliliği mahkeme salonunda son buluyor bulmasına, ama zengin ve statü sahibi eski kocası onu finansal haklarından mahrum etmeyi başarıyor. Beş parasız ortada kalan Selina rahat durur mu? Giyiyor kedi kostümünü, eski eşini soyuyor! Gotham'ın hırsızlar prensesi Catwoman böyle doğuyor. [Evet, Catwoman'ın orijin hikayelerinden hiçbiri tam manada tatmin edici değil, üzülerek söylüyorum ki...]

Batman kendisine karşı dürüst olan Catwoman'ı bir dostu olarak kabulleniyor ve o andan sonra Catwoman da Batman'in sevdiği diğer herkes gibi Scarecrow'un korku gazının tesiriyle yok olmaya başlıyor! Bence çizgi romanın en vurucu kısmı da bu, gecenin başından beri Batman'in garip tavırlar sergilediğinin, bir çeşit iksirin, büyünün etkisinde olduğunun bilincinde olan Catwoman yapılması gerekeni anlayıp maskesini çıkarıyor ve kara şövalyeden de aynısını istiyor. Batman ne yapıyor? Kendisinden hiç beklenmeyeni. Zihnini bulandıran düşünceleri, kaygılarını, korkularını bırakıp, anlık bir 'ne olacaksa olsun!' isyanıyla yarasa maskesini atıyor. Catwoman gitti, Batman gitti, artık yalnızca Bruce ve Selina var. Batman The Animated Series'in kara şövalyenin kedi kadına kelepçe taktığı Cat and The Claw bölümünü ve Batman Returns'ün hüzne boğan son sahnesini izleye izleye büyümüş bir çocuk olarak, maskelerin çıktığı o sayfayı ilk okuduğumda mutluluk sarhoşu olmuş, gaipten sesler (!) duymaya başlamıştım. IS THIS THE REAL LIFE? IS THIS JUST FANTASY? CAUGHT IN A LANDSLIDE, NO ESCAPE FROM REALITY! Bitmesin diye yavaş yavaş, sindire sindire okumaya çalıştım, sayfaları çevirirken kaç Bohemian Rhapsody tükettim, hatırlamıyorum bile. 

Normal şartlarda maceranın sonuna gelene kadar açıklanmış olması gereken -hatta bir yere bağlanmayıp, havada bırakılmaları kritik hata gibi görünebilecek- Scarecrow'un nasıl yakalanıp adalete teslim edildiği, korku gazının etkisinin ne zaman geçtiği, Robin, Batwoman, Komiser Gordon ve diğerlerinin ne yaptığı gibi soruların cevaplarını alamıyoruz. Çünkü hiçbirinin önemi yok. O gece yaşananlar Batman'in çok uzun zamandır kaybettiği Bruce Wayne ile yeniden tanışması içindi. Hayatını ailesinin ölümü üzerine kuran intikamcı, varoluşunun anlamını ölüm yerine yaşamın içinde aramayı kendini Selina Kyle'ın kollarına bıraktığı an öğrendi. Bruce'un otobiyografisindeki anlatmaya değer bulduğu bölümün doğum-yaşlılık değil de Selina'ya gerçek kimliğini açıkladığı gece-yaşlılık çizgisini izlemesinin sebebi de bu.

Paralel evrenler demiştik, DC'nin çok eleştirilen, yerden yere vurulan, kafa karıştırıcı Multiverse'ünün bir bonusu varsa, her ay yayımlanan ana serilerin vazgeçilmezi olan Peter Pan sendromuna zarar vermeden karakterleri büyütebilmesi, yeni özelliklerle donatabilmesi kesinlikle. Üç sayıda övgü yağmuruna tutulan Flashpoint Batman: Knight of Vengeance'ta karakterlerin hiçbiri güvende değildi, kimi Gotham mezarlığını boyladı, kimi hiç istemediği yüzleşmeleri yaşadı. Sonuçları kalıcı değişimler gördük, ki bu süper kahraman çizgi romanlarının takipçileri olarak kurt gibi aç olduğumuz bir olay.

80'lerde yazılmasına rağmen içerikte de biçimde de 50'lerin ruhu tarafından ele geçirilmiş klasik macera The Autobiography of Bruce Wayne, Batman'i ölene kadar Gotham'ın çatılarında atlayıp zıplarken hayal eden okura bir defaya mahsus da olsa sakin, huzurlu, intikam tutkusundan arınmış gösterdi ya, gerisi yalan dolan. Benim için en heyecan verici Batman/Catwoman çizgi romanları, zıt kutuplardaki bu iki karakterin birbirini çekip, vuslata beş kala yollarını ayırdıkları ve tehlikeli danslarına bir başka gece devam etme sözü verdikleridir. Ama önümüzde bir son varsa, bırakalım ikisi için de en mutlusundan olsun, arkadaşım!

Notlar [Bir İşe Yarasa Da Yaramasa Da]

  • Earth-Two Bruce Wayne sürekli pipo içiyor. Tütünün zararları ortaya çıktıktan sonra sigara yerine bir çöp parçası çiğnemek zorunda bırakılan Red Kit gibi, eski tiryakilerimizden Batman de pipo alışkanlığına çaktırmadan son verdi.
  • Catwoman'ın orijin sayfasında Batman #1'deki Batman/The Cat karşılaşmasının 80'lere uyarlanmışını görebilirsiniz.
  • Açılıştaki flashbackte Batman silah taşıyor. Kara şövalyeyi elinde bir ateşli silahla gördüğümüz tek tük çizgi romanların hemen hepsi Bill Finger/Bob Kane dönemine denk gelir. Batman'in öldürmeme kuralı mitolojiye, yaratılışından bir yıl sonra, Robin'in katılımıyla yerleşti.
  • Linda Page, Bruce Wayne'in çizgi romanlardaki ikinci sevgilisi. İlk kez Batman #5'te [1941] görünen karakter, Batman serial filmlerinde de yer aldı.
  • Scarecrow'dan öğrendiğimiz fobiler:
  • Arachnephobia: Örümcek korkusu
  • Ophiophobia: Yılan korkusu 
  • Helminthophobia: Solucan korkusu
  • Autophobia: Yalnız kalma korkusu
  • Heliophobia: Güneş korkusu.
  • Siderophobia: Yıldızlardan, gökyüzünden korkma
  • Cometophobia: Göktaşı korkusu
  • Astraphobia: Yıldırım korkusu
  • Pyrophobia: Ateş korkusu
  • Agoraphobia: Açık alan korkusu
  • Ailurophobia: Kedi korkusu
  • Chiroptophobia: Yarasa korkusu

19 Nisan 2012 Perşembe

Beware The Batman Teaser

Cartoon Network, 2012-2013 yayın döneminde başlaması beklenen çizgi dizi Beware The Batman'e ait kısa bir tanıtım videosunu izleyicinin beğenisine sundu. Kara şövalyenin Katana ve gizli ajan uşak (!) Alfred ile beraber atılacağı maceralara yer verecek olan seri, Professor Pyg, Anarky, Magpie, King Kraken ve Mr. Toad gibi az bilinen kötü karakterlere yoğunlaşacak.

Beware The Batman, CGI ile yapılmış ilk Batman animasyon dizisi olma özelliği taşıyor.


11 Nisan 2012 Çarşamba

Catwoman 1:1 Stand

Pek yakında sinema salonlarını [ve belki de evlerimizi] süsleyecek 1:1 boyutlu Catwoman standı:

Batman ve Catwoman'lı EW Kapağı!

Entertainment Weekly dergisinin Summer Movie Preview sayısının kapağında tanıdık birileri var! The Dark Knight Rises'ın Batman'i Christian Bale ve CatwomanAnne Hathaway!


Dergi henüz piyasaya çıkmadı, fakat içerikte yer alan röportajdan bir kaç önemli bölüm tadımlık niyetine derginin web sitesinde bulunuyor. Görür görmez paylaşmak istedim.

Tom Hardy [Bane'in sesi hakkında]: "Bu bir risk, çünkü insanları kendimize güldürebilirdik ya da sonuç yeni ve heyecan verici olabilirdi. İzleyici mırıltılı sese çok takılmamalı, bence film ilerledikçe sesin düzenine ayak uydurabileceksiniz."

Christopher Nolan [Catwoman hakkında]: "Karakterin kuvvetli bir kendini ve değer verdiklerini koruma şekli var, bu da içinde gizlenen karanlığı işaret ediyor."

Anne Hathaway [Catwoman hakkında]: "Fiziksel olarak dönüşüm geçirmek zorundaydım. Chris beni en baştan karşısına oturttu ve 'Joseph Gordon-Levitt, Inception'daki tüm dövüş sahnelerinde kendisi oynadı. Hani şu sıfır yer çekimi dövüşü var ya? O sahne için iki ay eğitim aldı' dedi. Ben de Chris'in ofisinden ayrılır ayrılmaz spor salonuna gittim. Ve yaklaşık beş dakika önce çıktım."

Christopher Nolan'ın son Batman filmi The Dark Knight Rises 27 Temmuz 2012'de sinemalarda!

10 Nisan 2012 Salı

Eisner 2012 Adayları


Güya başlık Eisner 2012: Ya da Endişe Etmeyi Bırakıp Bombayı Sevmeyi Nasıl Öğrendim? olacaktı, ben de üç günlük dünyada bir Dr. Strangelove göndermesi yapabildim diyebilecektim gururla. Çok uzun oldu, şekilden kaybetti. Sildim, rahatladım.

Mevzu ödül olunca içimi anlamsız bir heyecan ve aynı anlamsızlıkta bir sıkıntı kaplıyor. Sezona Golden Globe ile başlayıp, Oscar'lardan, Emmy'lere, oradan MTV'ye, Brit Ödüllerine, Mercury Müzik Ödülü'ne kadar ne var ne yoksa takip etmekten keyif alıyor, ama içten içe 'Kime göre, neye göre en iyiler?' demekten, boşu boşuna göklere çıkarılanlar ile görmezden gelinenlere üzülmekten, ve Alan Moore'un "üç beş asosyalin toplanıp belirlediği adaylar" tadındaki lafını yinelemekten kendimi alamıyorum. Tabii son durak içimdeki veledin dağıtılan ödüllerle kafasındaki listeyi karşılaştırıp, haklı çıkmasının yarattığı mutlulukla pazularını sıkarak poz vermesi. Johnny Bravo style :) Çizgi roman camiasının en prestijli ödülü Eisner Awards'un bu yılki adayları [tam liste için: Ç.R.O.P.] açıklandığından beri saydığım tüm aşamalardan geçtim. 

Bizi ilgilendiren [Batman'in bulunduğu] kategorilere sarmadan önce, geçen sene delice takip ettiğim diğer çizgi romanlara çok kısa değinmek istiyorum. [Foyam ortaya çıktı. sadece Batman okumuyorum!] Seçtiğim bir kaç eseri, tavsiye olarak kabul edebilirsiniz de...

En İyi Sürekli Seri ve En İyi Tek Sayı dallarında, kötü bir yıl geçiren Marvel Comics'in gururu Daredevil ışıldıyor. Çok tartışılan Shadowland macerasından sonra Daredevil yeniden doğumun kitabını yazdı desem yeridir. Mark Waid iyi bir yazar, ama seriyi bulunduğu noktaya taşıyan, müthiş çizerler Paolo Rivera ve Marcos Martin. Martin'i Batgirl: Year One'ı çizdiği DC'deki acemilik günlerinden beri izliyorum ve gösterdiği gelişme karşısında şapka çıkartmaktan başka yapacak bir şey bulamıyorum. Eh, kendisi "En İyi Çizer/Çinici" dalında da aday...

En İyi Kısa Hikaye, Darwyn Cooke'un Parker The Martini Edition adlı iştah kabartan eserindeki The Seventh. Cooke, Batman The Animated Series çizgi dizisinde storyboard çizeri olarak başladığı kariyerine Justice League: New Frontier, Selina's Big Score ve Batman: Ego gibi başyapıtlar sığdırdı. Ders notu yazsa, Sinan Çetin filmlerinin grafik romanlarını çizse okurum. Ötesi yok!

En İyi Kapak Çizeri ve En İyi Renklendirici dallarında iZombie'nin Michael ve Laure Allred ikilisini gördüm. Bence gayet yerinde seçimler. Kapak Çizeri olarak Francesco Francavilla adaylar arasındaki dikkate diğer bir başka yetenek. [Çok hoş bir blogu da var. Pulp hastalarına birebir.]

En İyi Yazar/Çizer olarak da favorim, her ne kadar kazanmasına pek ihtimal vermesem de Terry Moore. Az kişinin bildiği mükemmel çizgi romanlardan Rachel Rising kesinlikle bir şansı hak ediyor.

Gelelim Batman'e... 

Kara şövalyenin aday gösterildiği iki kategori var: 

1- En İyi Sınırlı Seri: Flashpoint Batman: Knight of Vengeance
2- Genç Okurlar İçin En İyi Yayın [8-12 Yaş]: The All New Batman The Brave and The Bold.

The All New Batman The Brave and The Bold takip ettiğim bir çizgi roman değil, ama serinin öncülünü okumuşluğum var. Başlarda mırın kırın edip, zamanla alıştığım ve çok sevdiğim Batman The Brave and The Bold çizgi dizisinin tie-in yayını olan seride, Super Powers ve benzeri çocuk/gençlik çizgi romanlarının gediklilerinden Sholly Fisch'in parmağının olduğunu biliyordum da, yaklaşık 20 yıldır Batman Adventures dahil çok sevdiğim onlarca işte imzası bulunan Rick Burchett'in de çizer olarak çalıştığını bilmiyordum. Serinin Eisner'a aday olmasının benim açımdan en güzel yanı da bu bilgi oldu. En kısa zamanda tüm sayıları [16 sayı şimdilik] okuyup, ayıbımı telafi edeceğim.

Flashpoint Batman: Knight of Vengeance ise, Ocak ayında yaptığım en iyiler listesinde üç dalda [son sayının kapağını unutmasaydım dört olurdu, dööört] yer almış. DC'nin Flashpoint  curcunasından akılda kalan en büyük iş olan Knight of Vengeance hakkında yazdıklarıma bir daha bakınca, seriyi çocuğum gibi sahiplendiğimi fark ettim. Hatta biz arkadaşlar arasında Thomas'ı gerçek Batman olarak kabullendiğimize ve Bruce'u bir daha görmemeye hazır olduğumuza kanaat getirmiştik. Ana evrene dönmeseydik yola Thomas Wayne ile devam edebilirdik... Bir dakika ya! Ne diyorum ben?

Flashpoint Batman: Knight of Vengeance'ın kategorisinde Atomic Robo ve Criminal: Last of Innocent gibi acayip işler var, bu yüzden kara şövalyenin akıbeti ne olur, gerçekçi bir tahmin yürütemiyorum. Knight of Vengeance, kazansa da geçen yıl okuduğum en 'taş' Batman hikayesi olacak, kazanmasa da. Tek fark Eisner'ın kazananlarını belirleyenler [asosyal tayfa?] ile aynı seçimi yapmamız olur herhalde. 

DC, Flashpoint Batman: Knight of Vengeance'ı, Batman karakterlerine yer veren diğer Flashpoint sayılarıyla [Deadman and the Flying Graysons, Deathstroke and the Curse of the Ravager, Secret Seven] beraber World of Flashpoint Featuring Batman cildinde piyasaya sürdü. Seriyi yayınlandığı sırada kaçırmış olan varsa, elini çabuk tutsun.

6 Nisan 2012 Cuma

Tintin: Legends of The Dark Knight

He is the best detective in the world. He is dangerous. He is mysterious. He is Tintin!

Biz burada köpeğin adı Milu mu, Fındık mı, Boncuk mu, Snowy mi, diye tartışaduralım, paralel evrenin tekinde Tenten kara şövalye Batman olmuş, karanlıkta kalan gerçeklere yarasa-feneri tutuyor! 

Gelecekte Walter Bishop'ı bulup, Tintin: Legends of The Dark Knight'ın satış rekorları kırdığı evrene yolculuk yapabilir miyim, bilemem. Ama fikrin sahibi Berk Şentürk'ü bundan sonra yakından takip edeceğimin garantisini verebilirim.


Sanatçının çalışmalarına göz atmak isterseniz sizi şöyle alalım.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Batman: Faces

Yazar: Matt Wagner
Çizer: Matt Wagner
Renklendirme: Steve Oliff
Çini: Matt Wagner
Sayfa Sayısı: 96

Bölge savcısı Harvey Dent, uğradığı vahşi saldırıda yüzünün yarısıyla birlikte çok şeyini kaybetti.

Saygınlığını, dostlarını, sevdiği kadını.

Aklını.

Arkham tımarhanesinden firar edişinin üzerinden geçen iki yılda Dent, Batman'in kendisini adalete teslim etmesine sebep olacak hiçbir hamle yapmadı.

İki yıl.

Bruce Wayne'in katıldığı bir maskeli baloda davetliler arasında bulunan bir plastik cerrah öldü.

Maskesi çıkarıldı. Cesedin yüzü asitle yakılmıştı.

Kara Şövalye sonunda kendisini eski dava arkadaşı Dent'e ulaştıracak bir iz bulduğunu düşünüyor. Fakat tam olarak ne ile karşı karşıya olduğunun henüz farkında değil.

Kaybolan deforme insanlar, tekrarlanan plastik cerrah cinayetleri, Bruce Wayne'in satın almak istediği D'urberville adasının peşindeki gizemli bir adam, zavallı bir ara bulucu, tanrıça görüntüsünde bir kadın...

Batman: Faces, herkesi iyinin içindeki kötüyü, kötünün içindeki iyiyi bulmaya çağırıyor.

Bazı kötü karakterler yaratılış amaçları ve motivasyonları gereği, tek macerayı taşıyabilecek yapıdadır. Aklıma gelen ilk örnek, Mr. Freeze'i ele alalım. Mr. Freeze, karısı Nora'nın ölümünün sorumlularını ortadan kaldırıp soğuk yenen intikam yemeğinden bir çatal aldığı anda görevini tamamlamıştır aslında. O saatten sonra ister Bruce Wayne ve Batman'in aynı kişi olduğunu öğrensin, isterse Robin'i öldürsün, yapacağı her şey bir uzantı, bir teferruat olacaktır . Devam hikayeleri, ya karakterin yarım kalan işini tamamlama girişimini konu eder, ya da onu "Sevdiğime kavuşamamamın bedelini tüm dünya buzlarla kaplanarak ödeyecek!" şeklinde serzenişlerde bulunan standart, karikatürize bir antagoniste indirger. Bu yüzden, yazarlar Freeze'in "çıkış öyküsü"nü allayıp pullayıp tekrar anlatmakta bir sakınca görmez. Biz de elemanın kafasında taşıdığı fanusunun, astronot kostümünün ve buz tabancasının hatırına hiç itiraz etmeden hepsini okuruz. 1997 tarihli Batman/Mr.Freeze'de ve daha önce hakkında yazdığım Batman: Snow'da olduğu gibi.

Mr. Freeze, öldürmeme kuralı sebebiyle düşmanlarıyla tekrar tekrar savaşmak zorunda kalan Batman'in dünyası için uç bir örnek. Joker; tıpkı kara şövalye gibi içinde bulunduğu dönemin ihtiyaçlarına ve okurun beklentilerine göre suçlarının, şakalarının, teatralliğinin seviyelerini alçaltıp yükselterek, Catwoman; hırsızlık, anti-kahramanlık ve Batman'in kalbi arasında zigzaglar çizerek, Penguin; yer altı dünyasının kontrolünü kaybettiğinde kirli işler çeviren bir gece kulübü sahibine dönüşerek, bir bakıma doğal seçilimle bugünlere ulaşan karakterler oldular.

Bir başka klasik kötü, Two Face ise ne Mr. Freeze'e, ne de zırt pırt kendini hatırlatan diğer Arkham Asylum müdavimlerine benziyor. Adına ve sahip olduğu ikilik sorununa yaraşır biçimde, Two Face'in yıldızlaşabileceği iki tip anlatı var; biri, Gotham'ın aslan yürekli bölge savcısı, beyaz şövalye Harvey Dent'in düşüşü [Detective Comics #66, The Long Halloween, Eye of The Beholder, Two Face: Year One, Batman The Animated Series: Two Face Part 1 Part 2 ve The Dark Knight], diğeri Harvey'nin yüzünün yanmış tarafı tedavi edildiğinde, içindeki karanlığın da yok olup olmayacağına kafa yoran 'tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan' bilmecesi [The Dark Knight Returns, Face The Face, Batman Black & White: Two of A Kind].


Bu iki grubun dışında kalan çizgi romanların vay haline! Çoğu zaman Two Face'in yerine herhangi bir gangsteri koysanız dahi değişen hiçbir şeyin olmayacağı sayfalar yığını onlar. Harvey Dent yüzüne asit atıldıktan sonra nasıl suç patronu oldu, neden banka soymaya başladı, Batman'den ne istiyor? American Beauty'deki beyaz poşet gibi bir oraya bir buraya savrulan Two Face karakterine yön verebilmiş çok az yazar var benim nazarımda. Harvey'i tek özelliği ikinci ayın ikisinde Gotham bankasından iki milyon dolar çalmak olan basit bir çete lideri olarak yazmak varken, kim uğraşır karaktere yeni bir misyon yüklemekle?

Cevap: Matt Wagner uğraşır. Hem de öyle bir uğraşır ki, en prestijli çizgi roman ödülü Eisner'a aday gösterilir.

Batman: Faces, Matt Wagner'ın Legends of The Dark Knight dergisi için yazdığı ve çizdiği üç sayılık bir macera. Wagner ismi kulağınıza tanıdık geliyorsa, yazarın bebeği Grendel'ı, ya da Bob Kane ve Bill Finger'ın Batman maceralarını güncellediği Batman and The Monster Men ve Batman and the Mad Monk'u okumuş olabilirsiniz. Okumadıysanız da geç kalmış sayılmazsınız. Batman: Faces, Wagner ile tanışmak için bulunmaz bir fırsat.

Batman: Faces'da Two Face belki de tarihinde ilk defa "düşüş" ve "iyileşme" kutuplarından bağımsız bir yapının içine trajik bir figür olarak yerleşiyor. Matt Wagner, bir zamanların onurlu adalet savaşçısının, Joker ve Scarecrow gibilerin yuvası Arkham akıl hastanesindeki yalnızlığını, topluma yabancılaşmasını, kusursuzluğa duyduğu özlemi ["perfectly perfect" Harvey'nin hikayedeki sloganı] ve "güzel insanlara" beslediği öfkeyi okuyucuların görmesi için büyüteç altına yatırırken, insanın kendinden olmayanı dışlama güdüsünü, çıkarcılığını, iki yüzlülüğünü ve yüzeyselliğini eleştiriyor. Hangi penceresinden bakarsak bakalım, çizgi romanda David Lynch'in The Elephant Man filmindeki Joseph Merrick karakterinin gölgesini görüyoruz. Aynı format Penguin [Penguin: Pain and Prejudice, Batman Returns] ve Killer Croc [Batman The Animated Series: Sideshow] karakterlerinde de karşımıza çıksa da, ruhunun derinliklerinde doğru olanı yapmak isteyen biçare Harvey Dent'i sakladığını bildiğimiz için benim düşünceme göre Two Face'e daha çok uyuyor. Sorunlarına bulduğu çözüm ise [SPOILER kaçırdığı dışlanmışlarla birlikte kendilerine ait bir adada mutlu mesut yaşamak SPOILER] romantik okuyucunun kalbini çalmaya aday.

Kaç kez "Two Face" dedik, bilmiyorum [Saysak ikinin katları çıkar mı?] ama çizgi roman, kötü karakteriyle ilgilendiği kadar kahramanı Batman ile de ilgileniyor. Dünyanın en iyi dedektifi Batman'in bilinç akışı, topladığı ipuçları ve etrafındakilerle arasında geçen diyaloglar, bizi vakayı çözmeye Batcave'e götürüyor. Kara Şövalye hikayemizde tam bir Sherlock Holmes.

Batman: Faces yan karakterler bakımından da hayli zengin. Adasını Bruce Wayne'e satacak olan "karizmatik" Paul D'urberville, tepeden tırnağa "vasat" Nelson Wren ve "kusursuz" Manon Barbé, varlığı kitabın her paneline sinmiş temaları destekleyip destekleyip, son dörtlükte çok fena çökertiyor.


İllüstrasyonlar, Matt Wagner'ın son dönem eserlerine göre oldukça kaba. Kalın çizilmiş hatlar ve koyu renk kıyafetler, seçilen kırmızılı, pembeli, sarılı arka planlarla birleşince çizgi romanın gerektirdiği boğucu hava kendiliğinden oluşmuş. İç mekan tasarımlarından, isimlere [Fransızca biliyorsanız daha ilk sayfalardan kallavi bir spoiler yediniz demektir!] tek karede karşımıza çıkan figüranlara [SPOILER ucubelerin her biri "perfectly perfect" SPOILER] kadar her şey detaylandırılmış. Dikkat çekmek istediğim, Bruce Wayne'in D'urberville ve Wren ile birlikte spor yaparken iş konuştuğu bir sayfa [üstte] var ki, kişiye çizgi roman okumayı neden çok sevdiğini hatırlatacak orijinallikte.

1993 yılında yayımlanan Batman: Faces, ikilik ve aidiyet konularında eşi benzeri bulunmayan bir Batman macerası. Aynı zamanda bir polisiye. Bir psikolojik gerilim. Bir canavar öyküsü. Belki de hiçbirisi değil. Görünüşünün arkasındaki sırları keşfetmek için yapmanız gereken sadece daha yakından bakmak!

The Dark Knight Rises: Possession

Bu da benim alternatif The Dark Knight Rises posterim!