13 Temmuz 2013 Cumartesi

Batman: Earth One

Yazar: Geoff Johns
Çizer: Gary Frank
Çini: Jon Sibal
Sayfa Sayısı: 144

Batman: Earth One, Bob Kane’in susmak bilmeyen egosu şişkin hayaleti gibi, odamı periyodik aralıklarla ziyaret eden rutin “blogger tıkanması” evrelerimden birinde edindiğim bir grafik romandı. Okundu, bir daha okundu, aylar sonra bir daha…  Sevildi mi? Pek sayılmaz ama üstünde durulması gereken kısımları her okuyuşumda çoğaldı. Klavye tuşlarına dokunmaya dokunmaya, parmaklarımın yerinde makasların çıktığını düşünmeye başladığım ve bahçedeki otlara yarasa şekli vermeyi gözüme kestirdiğim bu süre içerisinde, bu çok havalı ciltlenmiş modernizasyon kazasının kütüphanemde Whedonverse vampirlerine öykünürcesine toza dönüşerek yok olma kaderine yaklaştığını hissediyordum ve geç olmadan bir şeyler yapmalıydım!

Siyah eldivenlerimi taktım ve yazmaya başladım...

Batman: Earth One artık pop kültürünün atmaya devam eden her damarında gördüğümüz, madem geleceksiniz bari teker teker gelin dediğimiz başlangıç hikayelerinden biri. Bill Finger ve Bob Kane imzalı The Legend of the Batman: Who He is and How He Came To Be’den daha ayrıntılı, Dennis O’Neil ve Dick Giordano’nun The Man Who Falls’undan daha yenilikçi ve paralel bir evrende geçmesi sebebiyle, Frank Miller ve David Mazzucchelli’li Batman: Year One’a göre birkaç kat fazla risk alma lüksüne sahip. Ancak bu saydığım çizgi romanların hepsinden farklı. İlla bir mukayese yapacaksak, eserin en yakın durduğu işin, bilim kurgu ve fanteziye olan mesafesi ve çizeri Gary Frank’in sinematik tarzı nedeniyle Batman Begins olduğunu öne sürebiliriz. Zaten okurken çizgi roman değil, film tadı alıyoruz. Bu bağlam içinde,  projenin arkasındaki stratejiyi benim gibi on beş numara miyop olsanız bile lenslerinize ihtiyaç duymadan kristal netliğinde görebilirsiniz: Batman’in orijinini modernize etme bahanesiyle bugün The Dark Knight Trilogy’i beyazperdenin en çok hâsılat getiren serilerinin arasına sokan o kalabalığa seslenmek…

Her çeşit taytlı adamın sinema salonlarını tıklım tıklım doldurduğu ancak çizgi romanların okunmadığı bir dönem için anlaşılabilir bir amaç bu. DC Comics, tüketici sirkülasyonunu, birinci kalite çizgi romanlar basma hedefinin önünde tuttuğunu haykırdığı bir ‘yeniden yapılandırma’ çalışmasının bebek adımları atmaya başladığı bir kavşakta, “Twilight neslinin çelik adamı”ndan başka bir başlığı hak etmeyen Superman: Earth One’ın izinden giderek, Gotham Şehri Polis Departmanındaki dosyasındaki sabıka kaydı bir hayli kabarık olan Geoff Johns’un kaleme aldığı bir alternatif evren Batman’ini pazara açıyorsa, ömründe hiç çizgi roman okumamış kitleden uzun dönem müşteri yaratacağına can-ı gönülden inanıyor olmalı.


Sektörün perde arkasında nelerin döndüğü bilinmese de, The New 52 konseptinin altında bile Superman: Earth One’ın bestseller olmasından sonra belirmiş, “Neden bu gençlik aşısını bütün dergilerimizde yapmıyoruz?” fikrinin yattığına inanıyorum ben. Belki ilk etapta Earth One, Marvel Comics’e 2000’lerin başlarında voleyi vurduran Ultimate çizgi romanlarını hatırlatan, süperkahramanların ezberlenmiş destanlarının 2010’ların trendlerine göre baştan yazılacağı bir alt kolu olacaktı, kazanılan ticari başarı nedeniyle son anda direksiyon ana evrene kırıldı. Olur mu, olur, DC bu.

Matbaa yüzü görmüş en sükseli Batman çizgi romanlarından bazılarının kahramanımızın acemilik günlerinde geçiyor olması, Batman: Earth One için göz ardı edilemeyecek bir dezavantaj. Daha önce defalarca anlatılmış, çok da iyi anlatılmış bir konuyu nasıl ilgi çekici bir hale getirirsiniz? Before Watchmen gibi boşlukları doldurularak mı? Ronald D. Moore’un Battlestar Galactica’sı gibi karakterlerin  geçmişleri, ırkları ve cinsiyetleriyle oynayarak mı? Marc Webb’in yönettiği The Amazing Spider-Man filmi gibi anlatıya yeni motifler ekleyerek mi? Johns ve Frank bütün bu saydığım re-imagining yöntemlerine başvuruyor. Çok yazık ki, arada olan Batman ruhuna oluyor.

Kırk yaşındaki Geoff Johns, DC Comics’in kadrosundaki en çalışkan yazarlardan. Sadece Green Lantern folkloruna yıldız yağmuru getiren adam değil, aralarında Infinite Crisis, Blackest Night, Brightest Day ve Flashpoint’in de bulunduğu, şirketin deli gibi okuduğumuz bütün büyük yazlık maceralarının da beyni. Yalnız hepimizin kusurları var tabii... Johns’unki de [Doğru tahmin ettiniz] Batman! Bizim oyuncaklarına zarar vermeye kıyamadığımız, canımız, kanımız Kara Şövalye’yi zamanında Green Lantern’a dövdürmüş [Green Lantern Rebirth #6] olan yazar hakkındaki genel kanı “Batman’den nefret ettiği” yönünde. Ben bu kadar acımasız ve peşin hükümlü yaklaşmayı, bir profesyonel hakkında olabilecek en anti-profesyonel ve düz çıkarımı yapmayı doğru bulmasam da, okuduklarıma dayanarak şu kadarını söyleyebilirim: Geoff Johns Batman’i anlamıyor, anlamaya çalışsa da muvaffak olamıyor. Ona göre Batman, yarasa kostümü giyen sıradan bir adam!

Evet, yanlış okumadınız; “sıradan”!

Batman: Earth One'da Kara Şövalye’nin hemen her zaman maskesinin ardında gizlenen mavi gözlerinin açıkta bırakılmış olması bir dizayn tercihinden çok, Johns’un Bruce Wayne’i nasıl gördüğünün ve işinde ne tür bir karaktere yer verdiğinin görsel delili, bu simsiyah kanatlı iki metrelik canavarın gerçekte içimizden biri [!] olduğunun bir anımsatıcısı. Zaten tüm sorun da burada, Batman’in “ruhuna açılan pencerelerinin” [Sıkıştığım anlarda soluğu William Shakespeare’de alıyorum, evet] kırılması sonucu insanlaşacağı önermesiyle başlıyor. Karakter kısa sürede o kadar büyük bir ters evrim geçiriyor ki, paranoyada sınıf atlayıp, 144 sayfalık bir grafik romanın yazılma amacının sizi “Batman’in yarasa kostümü giyen sıradan bir adam” olduğuna ikna etmek olduğunu düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.


Earth One’ın Batman’inin, “bizim Batman’imiz”den ayrılan temel özelliği; yedi yıl boyunca dünyayı gezmemiş, dövüş sanatlarında koyu renk kuşaklar kazanmamış, kimyayla, felsefeyle, kriminolojiyle uğraşmamış, sivri uçlarını törpülememiş olması. Bruce Wayne, anne-babası öldükten sonra koruyucusu Alfred Pennyworth ile beraber Gotham’ın eteklerinde Wayne Malikanesinde sıkışıp kalmış ve eğitimi, dolayısıyla da becerileri oldukça düşük bir seviyeyi aşamamış. Thor filminde, Odin’in cezalandırmak istediği oğlundan başlığını, zırhını, Mjölnir’i vakum gibi çektiği sahneyi gözünüzde canlandırın, işte o ‘dımdızlak kalmış’ insan buradaki Bruce Wayne. Adama zavallılığından ötürü neredeyse üzüleceğiz ama ne mümkün! Flashbacklerle anlatılan o çocukluğundan itibaren, 7/24 şikayet edecek bir durum bulan, zayıf kişilikli, yetersiz, amiyane tabirle ‘şımarık’ bir karaktere ["Rich man's Lindsay Lohan"  der ve Arrow izleyicilerine el sallarım] hiçbir duygu besleyemiyorsunuz. Batman’e dönüşmesinde bile adalet inancının veya altruizmin değil; kişisel hesaplarının ve bastıramadığı intikam güdüsünün payı var. Güç desek… Hangi güç? Karakterin fiziksel güçsüzlüğü kadar, dedektiflik yönü ve pratik zekasının boş küme olması da benim gibi bir Batman hastası için kesinlikle acı verici. Hayatımda okuduğum en Batman-olmayan-Batman budur diyebilirim. O hata yaptıkça ben yoruldum, o düştükçe ben sıkıldım, o çaresiz kaldıkça ben utandım, daha ne söyleyeyim? Kara Şövalye’nin Batman: Year One’da devriyeye çıktığı ilk gecelerdeki amatörlükleri vardı ya, bu eserde hepsinin on mislini bulacaksınız.

Yardımcı karakterler de grafik romanda ciddi farklılıklarla boy gösteriyor, fakat içlerinde mahvedilenlerin yanında değişimin yaradığı isimler de var.


Alfred mesela… Batman’in akıl hocası, narin İngiliz beyefendisi uşak yeni sürümümüzde çetin ceviz bir savaş gazisi. Bruce’a hayatta kalmayı öğretirken sert davranabilen, gerektiğinde yumruğu sallayan, antrenör-vari despot mu despot bir figür. Herkes bu kadar aykırı bir enkarnasyondan hoşlanmayacaktır ancak ben çok sevdiğimi itiraf etmeliyim. Alfred’in ‘badass’ hallerine alışmamız lazım, Beware The Batman animasyon dizisinde de aksiyonun göbeğinde bulunacağı düşünülürse, yarasa adamın sıradaki sinema serüveninde de bu tiplemenin üzerine gidilebilir. Madem öyle, casting hizmetini de ayağınıza getirelim: Sean Connery'e ne dersiniz? Hh. 

Komiser Jim Gordon da Bruce Wayne’den sonra gözlerimi devirerek okuduğum ikinci yoldan sapmış karakter olurken, tuhaftır, ne görüntüsü ne de hali-tavrı ana akım versiyonuna benzeyen Dedektif Harvey Bullock’a hayran oldum. Bullock, burada henüz yayından kaldırılan Hollywood Detectives isimli bir reality show’da sunuculuk yapmış, tekrar üne kavuşmak için suç oranı yüksek Gotham City’e transfer olmuş, gayet fit ve kendini beğenmiş bir polis. Bu irrite edici özelliklere sahip karakterde beni cezbeden, Gotham’da tecrübe ettiklerinin onu bildiğimiz alkole, tütüne düşkün, kendini salmış adama dönüştürme ihtimali. Kitabın ikinci cildini sırf Harvey Bullock’a olacaklar için [hadi son sayfadaki cliffhanger'ı da sayalım] bile okuyabilirim.

Baş kötü karakterimiz Oswald Chesterfield Cobblepot, sahne adıyla The Penguin. Cobblepot [kitapta lakabını kullanmıyor], Tim Burton'ın Batman Returns filminden koparılan bir yaprakla Gotham’ın belediye başkanı yapılmış ve kendisi aynı zamanda Wayne’lerin suikastinde rol oynamış olabilir [olmayabilir de]. Penguin: Pain and Prejudice ve Detective Comics’deki Emperor Penguin macerası ile birlikte son zamanlarda smokinli düşmanımızın madara edilmediği üçüncü çizgi roman oldu bu, gerçekten bir rekor sanırım, kayıtlara geçsin.

İllüstrasyonlar, Johns’un Action Comics’deki partneri, başarılı çizer Gary Frank’e ait. Dövüş sekansları, Bruce/Alfred arasındaki duygusal anlar ve özellikle de karşı gözü ayrı oynayan Harvey Bullock’lı sahnelerde yeteneğini sergileyen Frank’in bence tek olumsuz yanı, kocaman panellerle dolu sayfa düzenlemelerinin çizgi romanın çok kısa sürdüğü sanrısına kapılmamıza yol açması. [Bruce'unun bazı açılardan Tom Cruise'u andırması var bir de... N'olur 'yok öyle şey' deyin!]

Modern dünyada nefes alan genç Batman'i anlatmak ve onu kabiliyet düşmanı gibi göstermemek imkansız değil, ancak elimizde kariyerinin birinci haftası dolmadan çatılardan atlarken düşerek yarasa cennetini boylaması olası bir kahraman adayı var.  Benim için Batman: Earth One deneyimi, Rolling Stones'a ait bir şarkının Britney Spears yorumunu dinlemek gibiydi. Eser, sürprizsiz olay örgüsü ve beyin karıncalandıran Bruce Wayne karakterizasyonuyla dinozor Batman severleri mutsuzluktan mutsuzluğa sürükleyecek, orası kesin de, asıl merak edilen yeni okur kazanma konusunda DC'nin yüzünü güldürüp güldüremeyeceği. 

NOTLAR [Bir İşe Yarasa da Yaramasa Da]

+Earth One evreninde, Bruce’un annesi Martha, akıl hastalıklarıyla bezeli uzun bir geçmişi olan Arkham soyundan geliyor. Psikolojik rahatsızlıkların bir kısmında genetiğin önemli bir faktör olduğu düşünülürse, Geoff Johns’un, Batman’in ‘çoklu kişilik bozukluğu’na açık kapı bıraktığını ileri sürebiliriz.

+Lucius Fox, Wayne Medical’da çalışan genç bir stajyer ve Christopher Nolan’ın filmlerindeki gibi Batman’e ekipman sağlamakla görevli.

+Alfred'in Güney Kore'de yaşayan bir karısı ve kızı olduğunu öğrendik.

+[SPOILER] Bruce’un Harvey Dent’e yumruk attığı panelde, Dent’in yüzünün yarısı Two Face’inkine benzer bir şekil alıyor. Ayrıca Dent’in Jessica isminde bir ikiz kız kardeşi var.[SPOILER]

3 yorum:

  1. Batman: Earth One'ı şansıma Arkabahçe çekiliş yaptığında bana çıkınca aldım. Yoksa Geoff Johns'la ilgili söylediğin yorumların aynılarını düşünmem sebebiyle pek almaya niyetim yoktu. Superman Earth One vol.1-2 de zaten yeterince tatmin etmemişti, o yüzden Earth-One'a karşı soğuğum biraz. Bakalım hevesle Grant Morrison'un Wonder Woman: Earth One'ını bekliyorum. Bir evrene karşı bakış açımı değiştirebilir :)

    Earth-One'ı okuduğum sıralarda Tengunner'ın "rastlantısal şiddet olayları" başlıklı yazısını da okumuştum, (bu arada Tengunner'a daha sık yazması için tehditli mesajlar yollayalım, yatağına at kafası falan saklayalım olmuyor böyle :) ) ondan olacak ki Wayne ailesinin cinayetinin yine bir komploya dönüşmesi beni fena halde rahatsız etmişti o zaman. Harvey çok hoşuma gitti de Alfred'i ne yazık ki sevemedim ben ya :)

    DC yeni okuyucu kazanma niyetiyle hareket ediyorsa, doğru gidiyor. Alakasız iki arkadaşıma okuttum Earth-One'ı, şimdi tavsiye istiyorlar, Earth-One'ın sıradaki Batman filminde uyarlanması gibi çılgınca fikirler uçuruyorlar :). Gerçi benim Batman hayranlığımı başlatan çizgi romanın da Hush olduğunu düşünürsek, adamlara kızmaya hiç hakkım yok gibi :) Anlaşılan o ki DC'de bize yine ekmek yok, New 52 için hala çok kızgınım hepsine :)

    Ellerine sağlık, seni buralarda görmek güzel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyyyvallahhhh :) Pasımı atıyorum ufak ufak.

      Alakasız dediğin arkadaşların sevdiğine göre Batman: Earth One amacına ulaşmış. Nolanverse'e benzemesi ve kolay okunur olması yetiyor çoğu kişi için. Mesela The Dark Knight Returns'ü hiç beğenmeyip geri veren arkadaşlarım olmuştu benim de. [Aramızdan erken yaşta ayrıldılar :( Kaza işte!] Eser azıcık zorlayıcı olunca millet kaçışmaya başlıyor.

      Mete'ye derhal tehdit içerikli mesaj atıyorum :D Geçenlerde AltZine'de bir öyküsü yayınlandı. Okumadıysan link: http://altzine.net/index.php/alttema/avm/508-c-for-capulcu-capulcu-un-c-si

      Ben de sabırsızlıkla Wonder Woman: Earth One'ı bekliyorum. Bence o ya zevksiz, cinsiyetçi ve piyasaya çıkar çıkmaz kötü şöhret edinecek bir çöplük olacak, ya da Diana'yı DC'nin onu zorla konumlandırdığı devler ligine yükseltecek basamak. Grant Morrison abimizin, BDSM'in dozunu ayarlayıp ayarlayamayacağına bağlı her şey :)

      Sil
  2. Mete'nin o yazısını direk Twitter'da paylaşır paylaşmaz okumuştum, yalnız kesmiyor, şurada takip ettiğimiz kaç blog kaldı ki? :)

    Bu arada Wayne of Gotham'ı okudun mu, bir yorumunu almak isterim :D

    YanıtlaSil

Yorum Yap