28 Temmuz 2013 Pazar

BEWARE THE BATMAN 1. Sezon 2. Bölüm: Secrets


YAPIMCI: Glen Murakami, Sam Register, Mitch Watson

SENARYO: Mitch Watson

YÖNETMEN: Rick Morales

MÜZİK: Frederik Wiedmann

SESLENDİRME KADROSU
Anthony Ruivivar – Bruce Wayne/Batman
JB Blanc – Alfred Pennyworth
Sumalee Muntano – Tatsu Yamashiro/Katana
Grey DeLisle - Magpie
Kurtwood Smth –Teğmen James Gordon
Tara Strong – Barbara Gordon
Cree Summer – Bethany Ravencroft

KONU:  Kara Şövalye, parlak objelere zaafı olan kleptoman Magpie’ın sırrını çözmeye çalışırken, işe yeni başlayan koruması Tatsu Yamashiro sayesinde en yakınının, Alfred’in de kendisinin öğrenmesini istemediği sırları olduğunu keşfeder.

KRİTİK 
[DİKKAT: SPOILER İÇERİR!]

+Sanki yazı karakteri limitimiz varmış gibi, Beware The Batman’in ikinci bölümü Secrets’ı küçük bir kelime kutusuna sıkıştıracak olsam, yorumum; “İçinde Catwoman barındırmayan, dillere destan bir Catwoman serüveni” olurdu. Batman/Magpie arasındaki çatı kovalamacaları, düşmanla flörtleşme, ani duygu geçişleri, hatta kızın hiç hasar almadan, acı hissetmeden ölümlerden dönmesi bile Batman Returns’deki dokuz canlı Catwoman’dan alınmışa benziyor. Açık konuşmak gerekirse bölümün, son beş dakikasına kadar, Magpie karakterini Selina Kyle’ın yedeği kıvamında seyirciye satmakta beis görmemiş olmasını ben biraz düşündürücü buluyorum. Yapımcılar Glen Murakami ve Mitch Watson’ın seri boyunca, çizgi roman sayfalarının dışına çıkmalarına izin verilmemiş, çıktıkları zamansa kıyıya vuran balıklar gibi ölmekten başka seçeneği olmamış üçüncü sınıf kötülere şans tanımaları bu trend yüzünden anlamını yitirebilir. “Madem Magpie, Catwoman’ın özelliklerinin yüzde doksanını taşıyor, o zaman Magpie’a ne gerek var, Catwoman gelsin,”  diyebilirsiniz, ben başta mırın kırın ettim doğrusu. Hele karakterin kök eserdeki haliyle alakası olmayan Professor Pyg’den sonra…  Çok şükür, son beş dakikada gelen senaryo manevraları Magpie’a kendi kimliğini kazandırdı da, nerdrage ile boyut atlayabilecek bir felaket önlenmiş oldu. 

+Magpie’ın seslendirme sanatçısı Grey DeLisle, Batman: Arkham City’de hırsızlar prensesi Catwoman’dı. Yapım ekibi iki kötü kızın arasındaki benzerlikleri örtmeyi bırakın, iyice parlatmış nedense.


+Magpie, çizgi roman alemine ilk Post-Crisis Batman Superman team-up’ının gerçekleştiği, 1986 basımı  John Byrne ve Dick Giordano imzalı The Man of Steel #3’de merhaba dedi.  Bir müzede küratör olarak çalışan Margret Pye [Beware The Batman’de Margret Sorrow olarak değiştirilmiş], satın almaya maddi gücünün yetmediği eşyaları izinsiz evine götürmeyi [!] alışkanlık haline getirmiş bir hırsız ve katildi. Neredeyse yirmi yıl boyunca hiçbir yazarın kullanma girişiminde bulunmadığı Magpie’ı, şimdilerde Superior Spider-Man ile konuşulan Dan Slott, 2000'lerin başlarında Arkham Asylum: Living Hell mini serisinde Poison Ivy'e arkadaşlık etmesi için geri getirdi. Biz de tam kızımız tam araftan kurtuldu diye sevinirken, araya One Year Later furyası girdi ve Magpie 2006 senesindeki Face the Face macerasında öldürüldü.

+Superman/Batman: Public Enemies’i izleyenler/okuyanlar, Magpie’ı Bruce ve Clark’ın “Nerede o eski kötü adamlar?” diyaloğundan hatırlayacaklardır.

+The Gotham Gazzette’deki Batman’i konu eden “Savior or Menace?” manşeti, Spider-Man’in Daily Bugle'daki manşetlerini akıllara getirdi.

+Tara Strong’un, The New Batman Adventures, Batman Beyond: Return of the Joker, Gotham Girls, Batman: Rise of Sin Tzu ve Super Best Friends Forever’dan sonra yine Barbara Gordon olarak mikrofon başına geçmesi hayranlar için büyük jest. Bir nesil Batgirl'ü Strong'un sesinden dinledi, şimdi bir nesil daha dinleyecek...

+Elf gözlerim, Barbara Gordon’ın animasyon modelinde April O’Neil’ı mı görüyor?

+Batman’in her zamankinden daha az kaslı ve gayet ince yapısıyla, hızlı koreografiler birleşince ortaya izlemesi zevkli dövüşler çıkıyor. Bazen kolaya kaçıp, CGI'a laf atıp duruyoruz da, bu kıvraklığın klasik animasyonla elde edilmesi gerçekten de çok zordu.

+Miskatonic Psychiatric Hospital!!! Bir bölümünde H.P. Lovecraft referansı gördüğünüz çizgi dizi, iyi çizgi dizidir!

+Rorschach testi sahnesinin bir benzeri Grant Morrison’ın Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth grafik romanında da yer alıyor.

+Bruce Wayne’in ebeveynlerinin öldürüldükleri geceye flashback kısa sürmesine rağmen çok vurucuydu.

+Argus logolu anahtarı, Bethany Ravencroft’ın ofisindeki çekmecesinden alıp, kanıt torbasına koyalım. Lazım olur.

+Ravencroft’ı seslendiren Cree Summer, Beware The Batman ile ilgili verdiği röportajda, karakterinin Batman’i saplantı haline getiren bir doktor olduğunu söylemişti. Şimdilik saplantıya dair herhangi bir ibare bulunmadığından, bize bu bölümün doktorumuzu son görüşümüz olmadığını söylemek düşer.

+Kaç gündür önüme gelene  ”No More Shiny-Shiny” diyorsam sorumlusu sensin  Anthony Ruivivar!

+Magpie, kleptomani dışında dissosiyatif kimlik bozukluğu belirtileri de taşıyor.


+Teğmen [henüz Komiser değil] Gordon, bir televizyon dizisine ilk defa Batman karşıtı olarak başlıyor. Anlaşılan iki karakter arasında oluşacak güven/saygı/dostluk köprüsünün kurulması ve Bat-Signal’ın gökyüzünü aydınlatması için bir süre beklememiz gerekecek.

+Barbara yaşıtları gibi Justin Bieber’la, ne bileyim One Direction’la tanışmak isteseydi ne olurdu sanki? Dramanın dozunu yükseltmek için polisin kızı yarasa kostümlü bir kanunsuzdan imzalı resim isteyecekti elbette.  Bu arada tek kulağınızı ekrana yaklaştırırsanız, çooooooook uzaklardan Batgirl’ün çizmelerinin sesini duyabilirsiniz.

+Bölümün sadece tek noktasını sevmedim; o da Grey DeLisle’ın Magpie’ın öteki kişiliğinin repliklerini okurken sesini değiştirmemiş olması. Esrar perdesinin [SPOILER] Cassie [/SPOILER] ağzını açtığı an kalkması kötü oldu.

+Batman’in Lunkhead’i  komalık etmiş olması konusunda hislerim karışık. Genç bir Batman izliyoruz, herkese karşı daha mesafeli ve gaddar bir duruşu olması sanırım bundan… Yine de ben, Kara Şövalye'nin merhametinin de unutulmaması gerektiğini düşünüyorum.  Yapımcılar, kostümü tasarlarken beslendikleri Bill Finger ve Bob Kane çizgi romanlarının ilk yılındaki acımasız intikamcı Batman'i canlandırmaya çalışıyor olabilirler bu şekilde, emin değilim.

+Magpie’ın Batman’i etkisiz hale getirmek için kullandığı Curare, bir Batman Beyond düşmanı ve CW'daki Arrow dizisinde Deadshot’ın kullandığı bir zehir.


+Tatsu Yamashiro, hiç tahmin etmediğim kadar özenle yazılmış ve oturaklı bir karakter çıktı. Kızın, DC New 52’da rol aldığı Birds of Prey çizgi romanında kafayı çizdirmiş olması kimseyi yanıltmasın.

+Bruce ve Tatsu arasında belli-belirsiz bir Alfred’in gözünde favori evlat olma yarışı başlayabilir mi? :)

+Bruce Wayne = Sherlock Holmes. Batman’in tüm televizyon ve sinema uyarlamalarında eksik –ya da eksik demeyelim de, gereğinden az- olan dedektiflik yeteneğiydi. Pilot bölümde müziklerin BBC Sherlock’ı hatırlattığından bahsetmiştik, bu bölümde de Bruce’un Tatsu’nun mimiklerinden çıkarım yaptığı ve doktor muayenehanesini tek bakışla taradığı sahnelerde Arthur Conan Doyle’un efsane dedektifini gördük, daha ne isteriz?

+Secrets’ın beni en çok mutlu eden tarafı; gidişat hakkında verdiği ipuçları oldu. Dizi için bir kurallar kitabı yazan Hunted’ın arkasından gelen Secrets, sürekliliği sağlama yönünde kendinden emin adımlar atıyor. Beware The Batman, önceki tüm Batman animasyonlarından farklı bir iş yaparak, anlatacağını tek bölüme hapseden epizodik formatlı bir çizgi dizi olmayacağını ilan etmek istercesine, kişiler arası etkileşimleriyle, foreshadowing kullanımıyla ve çözülmeyen problemleriyle, sezona yayılacak bir büyük resmin ilk eskizlerini çiziyor. Tatsu ve Alfred olayı da, Argus anahtarı da, Gordon/Batman görüş ayrılılığı da, Barbara'nın yarasa merakı da yüzde yüz tekrar gündeme gelecek.

Beware The Batman’in, fantastik elementler taşıyan ilk bölümü sizi açmadı mı? Bir de Detective Comics sayfalarından koparılıp küçük ekrana taşınan, tipik bir Batman macerası olan Secrets’ı deneyin. Belki siz de benim gibi, durup dururken, samimi olduğunuz-olmadığınız herkese "No more Shiny-Shiny" demeye başlarsınız...

2 yorum:

  1. valla Beware the Batman'den inanılmaz keyif aldım, zaten iki bölümdür Batman'in dedektif yanını ön plana çıkartıyorlar ya yavaş yavaş, bayılıyorum :)

    abi bu arada Bruce'da sanırım bir OCD var :) Tatsu'yla konuşmaya masaya oturduğu zaman çaktırmadan çatalı düzeltiyor, önemli bir görevde grafiticilere batarang atıyor falan, böyle bölümlerde küçük küçük sahneler olsa tadından yenmez :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hahah, ya zaten o adamda OCD olmasaydı şaşılacak şey olurdu :D

      Şunun şurasında iki bölüm geçmiş, böylesine ince işlenmiş bir Bruce Wayne/Batman var karşımızda, dizinin "Joker'siz Batman olmaz" ya da "CGI kötü, pis" diye eleştirilmesine sadece gülüyorum. Genel kanı o dakika neyse onun kuyruğuna takılan ne çok şekilci adam var piyasada. Yazık.

      Sil

Yorum Yap