20 Eylül 2013 Cuma

Detective Comics #14


   The New 52 haberini aldığım gün çok sevindiğimi hatırlıyorum. Benim gibi çok eski olmayan DC okurları için harika bir fırsat olacaktı. Bir yandan eskilerdeki açıkları kapatabilecek; öte yandan kronoloji yüzünden kafayı yemek zorunda kalmayacağım gıcır gıcır fasiküllerle, karakterleri yakından tanıyabilecektim. Hayaller gerçekle, istediğim ölçüde örtüşmedi. Çoğu seriden pek hazzetmedim; diğerleriyse hayalini kurduğum gibi bilgi deposu olmadı benim için. Hakkını yemeyeyim, aralarda bayıldıklarım da oldu ve okumadıklarım arasında da enfes seriler vardır eminim. Ama Batman’i ele alırsak, Scott Snyder benim için çok sancılı süreçlere tekabül etti. Sayfalar boyunca yazarın ego patlamasına, gizem yaratma derdine şahit olmaktan yoruldum. En sonunda favorim olamayacağına karar verip, ara ara okumak üzere bir köşeye koydum fasiküllerimi. Detective Comics’in yorumları ise tam bir felaketti. O yüzden okuma listeme, en azından yakın gelecekte hiç dahil olmadı. Neyse ki değişiklik için çok beklememize gerek kalmadı ve elimizde severek yorum yapabileceğimiz bir Batman serimiz oldu.


 On üçüncü sayı, Bruce’un Ghost Dragon’lardan birinin saldırısına uğradığı kareyle son bulmuştu. Bu sayı ise Bruce’un saldırıdan kurtulmaya çalıştığı sayfalarla başlıyor ve devamında gözlerimiz Penguin’den Poison Ivy’e çevriliyor. Hikaye, iki ayrı işletmenin saldırıya uğraması üzerine Bruce’un, bu saldırıların gerek yer gerekse yöntemleri açısından eko terörizm özelliği gösterdiklerini ortaya çıkarmasıyla başlıyor. Olayların Ivy’le bağlantısının kurulmasına ek olarak ortaya çıkan diğer şey ise, bu iki işletmenin birbirinden bağımsız yerler olmayıp, Oswald Cobblepot’a ait olduğudur.  Ivy’nin bir sonraki hedef yerine doğru yola koyulan Bruce, zaten bir önceki olaydan sivil kimliğiyle sıyrılmak zorunda kalmıştır ve aradan fazla bir zaman geçmeden kendini Ivy’nin kollarında bulur. Ama bu kez Ivy’den etkilenmemek için, daha önce denemediği bir yöntem bulmuştur: “Fireworks!” Bu yöntem kabaca, Batvisor’a yapılan bir ekle, kısa süreli hafızanın resetlenmesi mantığına dayanıyor. Batman ne zaman kontrolü kaybedecek gibi olsa, beynine seri aralıklarla, yüksek yoğunluktaki zıt renklerden oluşan bir uyarıcı bütünü gönderiliyor. Havai fişeklere boğulmuş gibi hisseden Batman için kötü olan şey ise, resetlemenin ardında bıraktığı katlanılmaz ağrı. Ivy’nin, Batman’i aslında kontrol etmediğini anlamasının ardından tahmin edileceği gibi, işler hararetlenir. Son sayfada ise bizi sürpriz bir isim bekliyor ve devamı diğer sayıya bırakılıyor. John Layman ve Andy Clarke’lı back-up ise Ivy'e ayrılmış.


Sonuç olarak diyebilirim ki Detective Comics tam dozunda ilerliyor ve bundan sonrasında hayalkırıklığına uğratacak gibi durmuyor. Hikayeler,  bir sonraki sayıyı merak ettirecek düzeyde ama altta ilerlemeye devam eden bir gizem aramak durumunda bırakılmıyoruz. Klasik haline gelmiş villainların yeni ama tanıdık maceralarına hayır demem diyorsanız, hiç durmayın, takip edin derim.

Notlar:

-   -Grant Morrison’ın Damian yorumuna o kadar alışmışım ki, Bruce-Damian diyaloglarını biraz farklı buldum. Kahvaltısının önüne gelmeyişinden şikayet eden bir Damian hayal edilemez bir tip değil ama sanırım çizimden olacak, mızmız çocuk hissi vermiyor. Daha ergen bir hali var.

-  -Üsteki negatif yoruma karşılık, Fabok’ın Batman çiziminin tam anlamıyla harika olduğunu söyleyebilirim. Batman ve Ivy’li kareler göz dolduruyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap