29 Temmuz 2013 Pazartesi

İki Yeni Batman Animasyonu Yolda


DC Animation, 2014 yılında DVD ve BluRay formatlarında piyasaya sürülecek iki yeni Batman animasyon filminin müjdesini verdi: Son of Batman ve Batman: Assault on Arkham.

Son of Batman, Grant Morrison'ın yazdığı ve Andy Kubert'ın çizdiği Batman and Son [Batman #655 - 658] çizgi romanından uyarlanacak. Ninja Man-Bat'lerin ortaya çıktığı, Ra's Al Ghul'un kızı Talia'nın, Kara Şövalye'nin azılı düşmanları arasına katıldığı, dengeleri değiştiren Batman and Son macerasının öne çıkan özelliği; mitolojiye Bruce Wayne'in oğlu, hem sevilen hem de nefret edilen Damian'ı kazandırmış olması.

Batman: Assault on Arkham ise Rocksteady'nin ödüle doymayan Arkham oyunlarıyla aynı evreni paylaşacak. Senaryo ve kullanılacak çizgi tekniği hakkında henüz resmiyet kazanmış bir bilgi yok. Filmin, Arkham Asylum ve Arkham City oyunlarında emeği geçen kadrodan, tanıdık isimlere yer vermesi bekleniyor. 

28 Temmuz 2013 Pazar

BEWARE THE BATMAN 1. Sezon 2. Bölüm: Secrets


YAPIMCI: Glen Murakami, Sam Register, Mitch Watson

SENARYO: Mitch Watson

YÖNETMEN: Rick Morales

MÜZİK: Frederik Wiedmann

SESLENDİRME KADROSU
Anthony Ruivivar – Bruce Wayne/Batman
JB Blanc – Alfred Pennyworth
Sumalee Muntano – Tatsu Yamashiro/Katana
Grey DeLisle - Magpie
Kurtwood Smth –Teğmen James Gordon
Tara Strong – Barbara Gordon
Cree Summer – Bethany Ravencroft

KONU:  Kara Şövalye, parlak objelere zaafı olan kleptoman Magpie’ın sırrını çözmeye çalışırken, işe yeni başlayan koruması Tatsu Yamashiro sayesinde en yakınının, Alfred’in de kendisinin öğrenmesini istemediği sırları olduğunu keşfeder.

KRİTİK 
[DİKKAT: SPOILER İÇERİR!]

+Sanki yazı karakteri limitimiz varmış gibi, Beware The Batman’in ikinci bölümü Secrets’ı küçük bir kelime kutusuna sıkıştıracak olsam, yorumum; “İçinde Catwoman barındırmayan, dillere destan bir Catwoman serüveni” olurdu. Batman/Magpie arasındaki çatı kovalamacaları, düşmanla flörtleşme, ani duygu geçişleri, hatta kızın hiç hasar almadan, acı hissetmeden ölümlerden dönmesi bile Batman Returns’deki dokuz canlı Catwoman’dan alınmışa benziyor. Açık konuşmak gerekirse bölümün, son beş dakikasına kadar, Magpie karakterini Selina Kyle’ın yedeği kıvamında seyirciye satmakta beis görmemiş olmasını ben biraz düşündürücü buluyorum. Yapımcılar Glen Murakami ve Mitch Watson’ın seri boyunca, çizgi roman sayfalarının dışına çıkmalarına izin verilmemiş, çıktıkları zamansa kıyıya vuran balıklar gibi ölmekten başka seçeneği olmamış üçüncü sınıf kötülere şans tanımaları bu trend yüzünden anlamını yitirebilir. “Madem Magpie, Catwoman’ın özelliklerinin yüzde doksanını taşıyor, o zaman Magpie’a ne gerek var, Catwoman gelsin,”  diyebilirsiniz, ben başta mırın kırın ettim doğrusu. Hele karakterin kök eserdeki haliyle alakası olmayan Professor Pyg’den sonra…  Çok şükür, son beş dakikada gelen senaryo manevraları Magpie’a kendi kimliğini kazandırdı da, nerdrage ile boyut atlayabilecek bir felaket önlenmiş oldu. 

+Magpie’ın seslendirme sanatçısı Grey DeLisle, Batman: Arkham City’de hırsızlar prensesi Catwoman’dı. Yapım ekibi iki kötü kızın arasındaki benzerlikleri örtmeyi bırakın, iyice parlatmış nedense.


+Magpie, çizgi roman alemine ilk Post-Crisis Batman Superman team-up’ının gerçekleştiği, 1986 basımı  John Byrne ve Dick Giordano imzalı The Man of Steel #3’de merhaba dedi.  Bir müzede küratör olarak çalışan Margret Pye [Beware The Batman’de Margret Sorrow olarak değiştirilmiş], satın almaya maddi gücünün yetmediği eşyaları izinsiz evine götürmeyi [!] alışkanlık haline getirmiş bir hırsız ve katildi. Neredeyse yirmi yıl boyunca hiçbir yazarın kullanma girişiminde bulunmadığı Magpie’ı, şimdilerde Superior Spider-Man ile konuşulan Dan Slott, 2000'lerin başlarında Arkham Asylum: Living Hell mini serisinde Poison Ivy'e arkadaşlık etmesi için geri getirdi. Biz de tam kızımız tam araftan kurtuldu diye sevinirken, araya One Year Later furyası girdi ve Magpie 2006 senesindeki Face the Face macerasında öldürüldü.

+Superman/Batman: Public Enemies’i izleyenler/okuyanlar, Magpie’ı Bruce ve Clark’ın “Nerede o eski kötü adamlar?” diyaloğundan hatırlayacaklardır.

+The Gotham Gazzette’deki Batman’i konu eden “Savior or Menace?” manşeti, Spider-Man’in Daily Bugle'daki manşetlerini akıllara getirdi.

+Tara Strong’un, The New Batman Adventures, Batman Beyond: Return of the Joker, Gotham Girls, Batman: Rise of Sin Tzu ve Super Best Friends Forever’dan sonra yine Barbara Gordon olarak mikrofon başına geçmesi hayranlar için büyük jest. Bir nesil Batgirl'ü Strong'un sesinden dinledi, şimdi bir nesil daha dinleyecek...

+Elf gözlerim, Barbara Gordon’ın animasyon modelinde April O’Neil’ı mı görüyor?

+Batman’in her zamankinden daha az kaslı ve gayet ince yapısıyla, hızlı koreografiler birleşince ortaya izlemesi zevkli dövüşler çıkıyor. Bazen kolaya kaçıp, CGI'a laf atıp duruyoruz da, bu kıvraklığın klasik animasyonla elde edilmesi gerçekten de çok zordu.

+Miskatonic Psychiatric Hospital!!! Bir bölümünde H.P. Lovecraft referansı gördüğünüz çizgi dizi, iyi çizgi dizidir!

+Rorschach testi sahnesinin bir benzeri Grant Morrison’ın Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth grafik romanında da yer alıyor.

+Bruce Wayne’in ebeveynlerinin öldürüldükleri geceye flashback kısa sürmesine rağmen çok vurucuydu.

+Argus logolu anahtarı, Bethany Ravencroft’ın ofisindeki çekmecesinden alıp, kanıt torbasına koyalım. Lazım olur.

+Ravencroft’ı seslendiren Cree Summer, Beware The Batman ile ilgili verdiği röportajda, karakterinin Batman’i saplantı haline getiren bir doktor olduğunu söylemişti. Şimdilik saplantıya dair herhangi bir ibare bulunmadığından, bize bu bölümün doktorumuzu son görüşümüz olmadığını söylemek düşer.

+Kaç gündür önüme gelene  ”No More Shiny-Shiny” diyorsam sorumlusu sensin  Anthony Ruivivar!

+Magpie, kleptomani dışında dissosiyatif kimlik bozukluğu belirtileri de taşıyor.


+Teğmen [henüz Komiser değil] Gordon, bir televizyon dizisine ilk defa Batman karşıtı olarak başlıyor. Anlaşılan iki karakter arasında oluşacak güven/saygı/dostluk köprüsünün kurulması ve Bat-Signal’ın gökyüzünü aydınlatması için bir süre beklememiz gerekecek.

+Barbara yaşıtları gibi Justin Bieber’la, ne bileyim One Direction’la tanışmak isteseydi ne olurdu sanki? Dramanın dozunu yükseltmek için polisin kızı yarasa kostümlü bir kanunsuzdan imzalı resim isteyecekti elbette.  Bu arada tek kulağınızı ekrana yaklaştırırsanız, çooooooook uzaklardan Batgirl’ün çizmelerinin sesini duyabilirsiniz.

+Bölümün sadece tek noktasını sevmedim; o da Grey DeLisle’ın Magpie’ın öteki kişiliğinin repliklerini okurken sesini değiştirmemiş olması. Esrar perdesinin [SPOILER] Cassie [/SPOILER] ağzını açtığı an kalkması kötü oldu.

+Batman’in Lunkhead’i  komalık etmiş olması konusunda hislerim karışık. Genç bir Batman izliyoruz, herkese karşı daha mesafeli ve gaddar bir duruşu olması sanırım bundan… Yine de ben, Kara Şövalye'nin merhametinin de unutulmaması gerektiğini düşünüyorum.  Yapımcılar, kostümü tasarlarken beslendikleri Bill Finger ve Bob Kane çizgi romanlarının ilk yılındaki acımasız intikamcı Batman'i canlandırmaya çalışıyor olabilirler bu şekilde, emin değilim.

+Magpie’ın Batman’i etkisiz hale getirmek için kullandığı Curare, bir Batman Beyond düşmanı ve CW'daki Arrow dizisinde Deadshot’ın kullandığı bir zehir.


+Tatsu Yamashiro, hiç tahmin etmediğim kadar özenle yazılmış ve oturaklı bir karakter çıktı. Kızın, DC New 52’da rol aldığı Birds of Prey çizgi romanında kafayı çizdirmiş olması kimseyi yanıltmasın.

+Bruce ve Tatsu arasında belli-belirsiz bir Alfred’in gözünde favori evlat olma yarışı başlayabilir mi? :)

+Bruce Wayne = Sherlock Holmes. Batman’in tüm televizyon ve sinema uyarlamalarında eksik –ya da eksik demeyelim de, gereğinden az- olan dedektiflik yeteneğiydi. Pilot bölümde müziklerin BBC Sherlock’ı hatırlattığından bahsetmiştik, bu bölümde de Bruce’un Tatsu’nun mimiklerinden çıkarım yaptığı ve doktor muayenehanesini tek bakışla taradığı sahnelerde Arthur Conan Doyle’un efsane dedektifini gördük, daha ne isteriz?

+Secrets’ın beni en çok mutlu eden tarafı; gidişat hakkında verdiği ipuçları oldu. Dizi için bir kurallar kitabı yazan Hunted’ın arkasından gelen Secrets, sürekliliği sağlama yönünde kendinden emin adımlar atıyor. Beware The Batman, önceki tüm Batman animasyonlarından farklı bir iş yaparak, anlatacağını tek bölüme hapseden epizodik formatlı bir çizgi dizi olmayacağını ilan etmek istercesine, kişiler arası etkileşimleriyle, foreshadowing kullanımıyla ve çözülmeyen problemleriyle, sezona yayılacak bir büyük resmin ilk eskizlerini çiziyor. Tatsu ve Alfred olayı da, Argus anahtarı da, Gordon/Batman görüş ayrılılığı da, Barbara'nın yarasa merakı da yüzde yüz tekrar gündeme gelecek.

Beware The Batman’in, fantastik elementler taşıyan ilk bölümü sizi açmadı mı? Bir de Detective Comics sayfalarından koparılıp küçük ekrana taşınan, tipik bir Batman macerası olan Secrets’ı deneyin. Belki siz de benim gibi, durup dururken, samimi olduğunuz-olmadığınız herkese "No more Shiny-Shiny" demeye başlarsınız...

27 Temmuz 2013 Cumartesi

The Dark Knight Rises'ın 1. Yaşına Özel Çizgi Roman Ödüllü Çekiliş!


The Dark Knight Rises 1 yaşında! 
Kutlamak için ne yapalım, ne yapalım diye düşünürken, hem Bane ile yatıp Bane ile kalktığımız günleri yad etmek, hem de www.Yarasa-Adam.com'u güncellemediğim zamanlarda bile Gotham'ı sahipsiz bırakmayan dünyanın en harika takipçilerini ödüllendirmek için bir çekiliş düzenlemeye karar verdim. Cevaplanacak sorular yok, Facebook'ta Like butonuna saldırmak, Twitter'da RT delisi olmak yok. Tek yapmanız gereken; adınızı ve soyadınızı yazıp, onursonat@hotmail.com.tr adresine göndermek. Cekilisyap.Com üzerinden yapılacak çekilişte bir talihli, Bane'in kökenini ve Talia Al Ghul ile ilişkisini anlatan Batman Versus Bane çizgi romanı kazanacak. Herkese bol şans!
Son katılım tarihi: 3 Ağustos.

25 Temmuz 2013 Perşembe

BEWARE THE BATMAN 1. Sezon 1. Bölüm: Hunted


YAPIMCI: Glen Murakami, Sam Register, Mitch Watson

SENARYO: Mark Banker, Michael G. Stern

YÖNETMEN: Sam Liu

MÜZİK: Frederik Wiedmann

SESLENDİRME KADROSU
Anthony Ruivivar – Bruce Wayne/Batman
JB Blanc – Alfred Pennyworth
Sumalee Muntano – Tatsu Yamashiro
Brian George – Lazlo Valentin/Professor Pyg
Udo Kier – Mister Toad
Kurtwood Smth – Komiser James Gordon

KONU: Batman, Gotham’ın önde gelen iş adamlarından intikam almak isteyen Professor Pyg ve Mister Toad’u durdurmak için harekete geçer. Bu sırada ilerleyen yaşı yüzünden görevini yapamadığını düşünen Alfred, yerine geçmesi için Japon savaşçı Tatsu Yamashiro ile anlaşır.

Cartoon Network’ün, izlenme oranları ahım şahım olmamasına rağmen kemikleşmiş bir hayran kitlesi edinmiş Young Justice ve Green Lantern: The Animated Series'i yayından kaldırması büyük tepki çekti. Dizilerin geri dönmesi için imza kampanyaları organize edildi, kanala mektuplar yazıldı, boykot tehditleri aldı yürüdü. Maalesef izleyicilerin yaptığı hiçbir şey makus sonucu değiştiremedi. Kanal, yeni DC Nation bloğunu CGI tekniği ile hazırlanmış ilk Batman serisi olma özelliği taşıyan Beware The Batman’e teslim etti. Beware The Batman, bir bakıma komedi yapımlarının domine ettiği çizgi piyasasında kalan bir avuç aksiyon-süper kahraman animasyonunun geleceğine ışık tutacak.  Her beş yılda bir televizyon hiti çıkartmasıyla nam salmış Kara Şövalye’nin işi zor, çünkü bu sefer yalnızca kurgusal dünyada Gotham Şehri’ni kurtarması yetmeyecek, Avatar: The Legend of Korra ve Teenage Mutant Ninja Turtles olmasa nesli çoktan tükenmiş sayılacak bir formatın da küçük ekranda hayatta kalıp kalamayacağını ortaya çıkarmış olacak.

Gotham’ın esrarengiz koruyucusuna yeni bir bakış açısı getireceği iddiasıyla küçük ekrana damlayan Beware The Batman’in pilot bölümü Hunted’ı, öyle acayip beklentilerle izlemedim ben. Başında Pixar logosu olmayan CGI işlerini sevmem, bütçe kısıtlıysa klasik elle çizilmiş animasyonun televizyon için en doğru seçim olduğuna inananlardanım. Yapımcıları Mitch Watson’ın geçen sezon Scooby Doo: Mystery Inc.’de bozguna uğradığını, Glen Murakami’nin ise özgeçmişi Ben 10 gibi fenomenlerle dolu olsa da gerçek mesleğinin karakter tasarımcılığı olduğunu bildiğimden tam olarak nasıl bir işle karşı karşıya olduğumuzu kestiremiyordum. Soru işaretlerimi Riddler’a armağan edip, iflah olmaz açık fikirliliğimle kucaklaştım ve ilk bölümü malum ortamlara düşer düşmez izledim.

Şunu tek ayağımı kaldırmadan dünyaya haykırabilirim; artık her hafta hevesle bekleyeceğim taş gibi bir Batman dizim var!

KRİTİK 
[DİKKAT SPOILER İÇERİR!]

+CGI ve Batman yan yana gelebiliyor muymuş? Beware The Batman’in pilot bölümü Hunted’ı baz alarak konuşursak; EVET! Bilgisayarlı animasyon, geleneksel 2D yöntemin başaramayacağı kadar geniş bir perspektiften Gotham’a bakmamızı sağlıyor. Yüksek binalar arasında yarasalar gibi pike yaparken, çizilmiş sayfaların içinde değil, inşa edilmiş koca bir yaşam alanında olduğunuzu hissediyorsunuz. Dövüş sahnelerinde elde edilen akıcılık, yine eski usul animasyonun bin parçaya bölünse yakalayamayacağı düzeyde. Araba takip sahneleri bilgisayar oyunu tadı verse de, hayli inandırıcı ve kesinlikle gözü yormuyor. Benim görsellikle ilgili tek şikâyetim; Cartoon Network’ün yeni Teenage Mutant Ninja Turtles’ında da olduğu gibi, kameranın odaklandığı karakterler dışında kalan insanların azlığı, bu nedenle de mekânların bomboş görünmesi. Suçluların bile terk ettiği ‘hayalet şehir’ Gotham’a bakıp “Peki Batman kimi kurtarıyor?” sorusunu sorabilirsiniz, haklısınız. Maalesef CGI kuralları gereği bu can sıkıcı durumu makul karşılamanız gerekiyor. Figüran yok bize! Yasak!

+Atmosfer Batman: The Animated Series severleri mest edecek türden… Diziye geçmiş ile gelecek arasında sıkışmış, pulp/retro hava hâkim.

+Kırmızılı siyahlı art deco jenerik ve akıllara casus filmlerini getiren Dum Dum Girls’e ait tema müziği bağımlılık yapıcı.

+ Frederik Wiedmann’ın bestelediği müzikler, çizgi dizinin karanlık tonuna eşlik ediyor. Özellikle Batcave’e ilk defa adım attığımız sahnede duyduğumuz melodi ve bütün Professor Pyg/Mr. Toad sahnelerinde çalan [BBC Sherlock’ın müziğine benzemiyor mu?] score’u çok beğendim.

+Batman’in tasarımı sıfır kilometre fakat aynı zamanda pek çok klasik unsuru birleştiren bir yapboz. Maskenin profilden yakaladığı ‘böcek’ etkisi The Batman’i, uzun ve yanlara doğru açılan kulakları, Bob Kane’in erken dönem çizimlerindeki Bat-Man’i, karakterin Bruce Timm’in çizdiği Justice League Unlimited’daki versiyonunu ve kostümün baştan aşağı simsiyah, kauçuk olması da –TV’de ilk kez- Michael Keaton ve Christian Bale’in kostümlerini anımsatıyor. Genel olarak, Batman’in anatominin sınırlarını zorlayan üçgen vücutlu ince bacaklı stilize dizaynını beğendiğimi söyleyebilirim. Bir an evvel aksiyon figürü çıksa da rafıma yerleştirsem hiç fena olmaz!


+Son dakika: Batman’in DUDAKLARI VAR! [Gülmeyin arkadaşlar, benim için yılın şoku oldu bu. Animasyon serilerinde adamın ağzının olması gerektiği yerde incecik bir çizgi görmeye nasıl alıştıysam artık…]

+Her zevke hitap etmemesi muhtemel Kara Şövalye’nin aksine, Bruce Wayne’imiz genel geçer beğenilere göre tasarlanmış, tipik bir Hollywood yıldızı yakışıklılığına sahip.

+Batmobile çok mu cakalı, yoksa Batmobile çok mu cakalı?

+Açılış sahnesinde Batman’in soygunculara oynadığı korkutma oyunu = Offf!

+Batman’e hayat veren Anthony Ruivivar, karakterin gerektirdiği ağırlığı hiç zorlanmadan taşıyor ve hayran favorisi Kevin Conroy’u aratmıyor. Sesindeki alaycı ton [başlangıçtaki “I lied”ı gibi] çok hoşuma gitti; bence tam Final Crisis’de Darkseid’a “Gotcha!” diyen Batman’e ait olabilecek bir ses.

+Geçtiğimiz yıl San Diego Comic-Con’da düzenlenen Beware The Batman panelinde yapımcılar, Batman’in yaşayacağı kimlik bunalımın seride önemli bir yer kaplayacağının altını çizmişlerdi. Kahramanımızın, daha ilk bölümden Alfred’in koruması gereken kişinin Batman değil, Bruce Wayne olduğunu söylemesi ve ikisinin aynı kişi olup olmadığı sorusuna hiç düşünmeden “HAYIR!” yanıtı vermesiyle önümüzdeki bölümlerde işlenecek “b konusu”nun ayak sesleri işitilmiş oldu.


-Uşak/şoför/bodyguard Alfred Pennyworth, Beware The Batman’de en radikal değişiklikle karşımıza çıkan karakter. Eski MI6 ajanı Alfred, serinin getirdiği yenilikler arasında büyük ihtimalle izleyicinin kabullenmekte en çok zorluk yaşayacağı olacak. Alfred’i ekranda ilk kez fiziksel güç kullandığı bir rolde izliyor olsak da, bu kırılgan beyefendinin DC Comics çizgi romanlarında da geçmişinde Royal Air Force’da sağlık görevlisi olarak çalıştığını ve eski bir İngiliz İstihbarat ajanı olduğunu hatırlamakta yarar var. Dış görünüşe aldanmamak lazım yani!

+Jason Statham’ın ihtiyar hali, 2013 model Alfred’in Bruce Wayne ile arasındaki cümlelerin sustuğu-tekmelerin, yumrukların konuştuğu Earth One-vari ilişki başta bana biraz soğuk geldi. Neyse ki iki karakter arasında bölümün sonunda geçen konuşma, bildiğimiz-sevdiğimiz dinamiğin özünde pek de modifiye edilmediğini gösterdi.

+Bu demek değil ki, Alfred’in yılların Master Wayne/Master Bruce’unu “Bruce” diye çağırmasına alışmamız zaman almayacak…

+WB’nin, The Dark Knight Rises’ın gece yarısı gösterimine yapılan silahlı saldırı gerekçesiyle seride kullanılacak ateşli silahları, fütüristik lazer tabancalarıyla değiştirdiğini aylar öncesinden duymuştuk ve doğrusu bu gelişme bir miktar endişe vericiydi. Oyuncak görünümlü kocaman füzelerle birbirini kovalayan gangsterler izleyeceğimizden korkuyordum. Fakat netice hiç de korktuğum gibi olmadı. Silahlar “animasyon standartlarında” o kadar abartısız ki; haberi yapılmamış olsaydı, otosansürün farkında bile olmazdık.

+Bruce Wayne’e gelen davetiye neyin nesiydi? Hemen bir tahmin fırlatalım. [SPOILER] O davetiye dizinin Moriarty’si olacak Anarky’nin gönderdiği bir “Batman pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım!” mesajı değilse, canlı yayında pelerinimi yerim! [/SPOILER]

+Kaçırılan iki iş adamı da çizgi roman okurlarının hemen tanıyacağı isimler. Simon Stagg, Rex Mason’ın Metamorphosis’e dönüşmesinden sorumlu kişi. Michael Holt ise Justice Society of America üyelerinden süperkahraman Mr. Terrific.

+Çizgi romanlarda, Batman’in kurduğu The Outsiders takımının üyelerinden biri olan Tatsu Yamashiro [SPOILER] Katana [/SPOILER] çok az görünmesine rağmen iyi bir ilk izlenim bıraktı.


+ Grant Morrison’ın Batman and Robin serisini okuyanlar, Hunted’ın kötü adamları Professor Pyg ve Mr. Toad’u hemen tanıyacaklardır. Pyg’in ilk bölüm için yeterli bir tehdit oluşturduğu savunulabilir, ancak motivasyonunun hayvan hakları merkezli terörizm olmasından pek hazzetmedim.


+Lazlo Valentin a.k.a. Professor Pyg, Yunan mitolojisinde yapıtlarından birine aşık olmasıyla bilinen heykeltıraş Pygmalion’dan ve George Bernard Shaw’ın aynı isimi taşıyan dünyaca ünlü tiyatro oyunundan esinlenilerek oluşturulmuş bir karakter. Yaşama amacı kusurlu bulduğu insanları kaçırıp, onlara kalıcı maskeler takarak mükemmelliği yakalamak. Anlaşılacağı üzere öyle hayvanlar için kılını kıpırdatmaya pek hevesli bir adam sayılmaz yani... Pyg’in orijinal versiyonunun sabah kuşağında yayınlanan bir çizgi dizi için fazla ürkütücü ve rahatsız edici olduğu bir gerçek, ama Beware The Batman’de resmen Professor Pyg adını kullanan yeni bir karakter yaratılmış. Karakterin tek tanıdık yanı taktığı domuz maskesi.

+Öte yandan, Pyg ve Toad arasındaki "öğretmen/öğrenci" muhabbetini sevdim. Çizgi filmlerde kötüler, çoğunlukla yardımcılarını ayak işlerinde kullanmalık hizmetkarlar olarak görür ve egolarını tatmin etmek için onları mütemadiyen aşağılarlar. Professor Pyg'in Toad'a işin inceliklerini öğretmeye gönüllü olması gerçek bir sürprizdi.

Ufak ufak toparlayalım… Hunted, ‘düz’ senaryosuyla izleyiciyi şaşırtmaktan çok, “dünya kurma”yla uğraşan bir bölüm. Her pilot bölüm gibi, serinin baş karakterine, onun yakınındakilere, yaşadığı yere, araçlarına, şehrine, düşmanlarına fazla yakına girmeden göz atmamıza olanak tanıyor. Beware The Batman hakkında hüküm verebilmek için senaryonun dallanıp budaklanacağı gelecek bölümleri beklemek en doğrusu. Kendi adıma şimdilik artıların, eksilerden çok çok fazla olduğunu ve yirmi dakikanın yetmediğini söyleyebilirim.

21 Temmuz 2013 Pazar

Batman/Superman Beyazperdede!


Tam da bu seneki San Diego Comic-Con'ın öncekilere göre renksiz geçtiğini düşünmeye başlamışken bu... Gerçekten büyük sürpriz oldu! Bir aksilik olmazsa 2015 yılında Superman ve Batman'i beyazperdede omuz omuza savaşırken izleyeceğiz. Ötesi var mı?

Etkinlikteki Warner Bros. panelinde, bizzat yönetmen Zack Snyder tarafından yapılan açıklamaya göre, Batman/Superman, Man of Steel'in devamı sayılacak ve prodüksiyon önümüzdeki yıl içerisinde start alacak. Film her ne kadar bir çizgi romanın direkt uyarlaması olmayacaksa da, Frank Miller imzalı The Dark Knight Returns'deki Batman ve Superman kavgasının, senaryoyu şekillendirmede katkıda bulunduğu ima edildi.

Eee, bu haberi kutlamak için ne yapıyoruz?

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Batman: Earth One

Yazar: Geoff Johns
Çizer: Gary Frank
Çini: Jon Sibal
Sayfa Sayısı: 144

Batman: Earth One, Bob Kane’in susmak bilmeyen egosu şişkin hayaleti gibi, odamı periyodik aralıklarla ziyaret eden rutin “blogger tıkanması” evrelerimden birinde edindiğim bir grafik romandı. Okundu, bir daha okundu, aylar sonra bir daha…  Sevildi mi? Pek sayılmaz ama üstünde durulması gereken kısımları her okuyuşumda çoğaldı. Klavye tuşlarına dokunmaya dokunmaya, parmaklarımın yerinde makasların çıktığını düşünmeye başladığım ve bahçedeki otlara yarasa şekli vermeyi gözüme kestirdiğim bu süre içerisinde, bu çok havalı ciltlenmiş modernizasyon kazasının kütüphanemde Whedonverse vampirlerine öykünürcesine toza dönüşerek yok olma kaderine yaklaştığını hissediyordum ve geç olmadan bir şeyler yapmalıydım!

Siyah eldivenlerimi taktım ve yazmaya başladım...

Batman: Earth One artık pop kültürünün atmaya devam eden her damarında gördüğümüz, madem geleceksiniz bari teker teker gelin dediğimiz başlangıç hikayelerinden biri. Bill Finger ve Bob Kane imzalı The Legend of the Batman: Who He is and How He Came To Be’den daha ayrıntılı, Dennis O’Neil ve Dick Giordano’nun The Man Who Falls’undan daha yenilikçi ve paralel bir evrende geçmesi sebebiyle, Frank Miller ve David Mazzucchelli’li Batman: Year One’a göre birkaç kat fazla risk alma lüksüne sahip. Ancak bu saydığım çizgi romanların hepsinden farklı. İlla bir mukayese yapacaksak, eserin en yakın durduğu işin, bilim kurgu ve fanteziye olan mesafesi ve çizeri Gary Frank’in sinematik tarzı nedeniyle Batman Begins olduğunu öne sürebiliriz. Zaten okurken çizgi roman değil, film tadı alıyoruz. Bu bağlam içinde,  projenin arkasındaki stratejiyi benim gibi on beş numara miyop olsanız bile lenslerinize ihtiyaç duymadan kristal netliğinde görebilirsiniz: Batman’in orijinini modernize etme bahanesiyle bugün The Dark Knight Trilogy’i beyazperdenin en çok hâsılat getiren serilerinin arasına sokan o kalabalığa seslenmek…

Her çeşit taytlı adamın sinema salonlarını tıklım tıklım doldurduğu ancak çizgi romanların okunmadığı bir dönem için anlaşılabilir bir amaç bu. DC Comics, tüketici sirkülasyonunu, birinci kalite çizgi romanlar basma hedefinin önünde tuttuğunu haykırdığı bir ‘yeniden yapılandırma’ çalışmasının bebek adımları atmaya başladığı bir kavşakta, “Twilight neslinin çelik adamı”ndan başka bir başlığı hak etmeyen Superman: Earth One’ın izinden giderek, Gotham Şehri Polis Departmanındaki dosyasındaki sabıka kaydı bir hayli kabarık olan Geoff Johns’un kaleme aldığı bir alternatif evren Batman’ini pazara açıyorsa, ömründe hiç çizgi roman okumamış kitleden uzun dönem müşteri yaratacağına can-ı gönülden inanıyor olmalı.


Sektörün perde arkasında nelerin döndüğü bilinmese de, The New 52 konseptinin altında bile Superman: Earth One’ın bestseller olmasından sonra belirmiş, “Neden bu gençlik aşısını bütün dergilerimizde yapmıyoruz?” fikrinin yattığına inanıyorum ben. Belki ilk etapta Earth One, Marvel Comics’e 2000’lerin başlarında voleyi vurduran Ultimate çizgi romanlarını hatırlatan, süperkahramanların ezberlenmiş destanlarının 2010’ların trendlerine göre baştan yazılacağı bir alt kolu olacaktı, kazanılan ticari başarı nedeniyle son anda direksiyon ana evrene kırıldı. Olur mu, olur, DC bu.

Matbaa yüzü görmüş en sükseli Batman çizgi romanlarından bazılarının kahramanımızın acemilik günlerinde geçiyor olması, Batman: Earth One için göz ardı edilemeyecek bir dezavantaj. Daha önce defalarca anlatılmış, çok da iyi anlatılmış bir konuyu nasıl ilgi çekici bir hale getirirsiniz? Before Watchmen gibi boşlukları doldurularak mı? Ronald D. Moore’un Battlestar Galactica’sı gibi karakterlerin  geçmişleri, ırkları ve cinsiyetleriyle oynayarak mı? Marc Webb’in yönettiği The Amazing Spider-Man filmi gibi anlatıya yeni motifler ekleyerek mi? Johns ve Frank bütün bu saydığım re-imagining yöntemlerine başvuruyor. Çok yazık ki, arada olan Batman ruhuna oluyor.

Kırk yaşındaki Geoff Johns, DC Comics’in kadrosundaki en çalışkan yazarlardan. Sadece Green Lantern folkloruna yıldız yağmuru getiren adam değil, aralarında Infinite Crisis, Blackest Night, Brightest Day ve Flashpoint’in de bulunduğu, şirketin deli gibi okuduğumuz bütün büyük yazlık maceralarının da beyni. Yalnız hepimizin kusurları var tabii... Johns’unki de [Doğru tahmin ettiniz] Batman! Bizim oyuncaklarına zarar vermeye kıyamadığımız, canımız, kanımız Kara Şövalye’yi zamanında Green Lantern’a dövdürmüş [Green Lantern Rebirth #6] olan yazar hakkındaki genel kanı “Batman’den nefret ettiği” yönünde. Ben bu kadar acımasız ve peşin hükümlü yaklaşmayı, bir profesyonel hakkında olabilecek en anti-profesyonel ve düz çıkarımı yapmayı doğru bulmasam da, okuduklarıma dayanarak şu kadarını söyleyebilirim: Geoff Johns Batman’i anlamıyor, anlamaya çalışsa da muvaffak olamıyor. Ona göre Batman, yarasa kostümü giyen sıradan bir adam!

Evet, yanlış okumadınız; “sıradan”!

Batman: Earth One'da Kara Şövalye’nin hemen her zaman maskesinin ardında gizlenen mavi gözlerinin açıkta bırakılmış olması bir dizayn tercihinden çok, Johns’un Bruce Wayne’i nasıl gördüğünün ve işinde ne tür bir karaktere yer verdiğinin görsel delili, bu simsiyah kanatlı iki metrelik canavarın gerçekte içimizden biri [!] olduğunun bir anımsatıcısı. Zaten tüm sorun da burada, Batman’in “ruhuna açılan pencerelerinin” [Sıkıştığım anlarda soluğu William Shakespeare’de alıyorum, evet] kırılması sonucu insanlaşacağı önermesiyle başlıyor. Karakter kısa sürede o kadar büyük bir ters evrim geçiriyor ki, paranoyada sınıf atlayıp, 144 sayfalık bir grafik romanın yazılma amacının sizi “Batman’in yarasa kostümü giyen sıradan bir adam” olduğuna ikna etmek olduğunu düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.


Earth One’ın Batman’inin, “bizim Batman’imiz”den ayrılan temel özelliği; yedi yıl boyunca dünyayı gezmemiş, dövüş sanatlarında koyu renk kuşaklar kazanmamış, kimyayla, felsefeyle, kriminolojiyle uğraşmamış, sivri uçlarını törpülememiş olması. Bruce Wayne, anne-babası öldükten sonra koruyucusu Alfred Pennyworth ile beraber Gotham’ın eteklerinde Wayne Malikanesinde sıkışıp kalmış ve eğitimi, dolayısıyla da becerileri oldukça düşük bir seviyeyi aşamamış. Thor filminde, Odin’in cezalandırmak istediği oğlundan başlığını, zırhını, Mjölnir’i vakum gibi çektiği sahneyi gözünüzde canlandırın, işte o ‘dımdızlak kalmış’ insan buradaki Bruce Wayne. Adama zavallılığından ötürü neredeyse üzüleceğiz ama ne mümkün! Flashbacklerle anlatılan o çocukluğundan itibaren, 7/24 şikayet edecek bir durum bulan, zayıf kişilikli, yetersiz, amiyane tabirle ‘şımarık’ bir karaktere ["Rich man's Lindsay Lohan"  der ve Arrow izleyicilerine el sallarım] hiçbir duygu besleyemiyorsunuz. Batman’e dönüşmesinde bile adalet inancının veya altruizmin değil; kişisel hesaplarının ve bastıramadığı intikam güdüsünün payı var. Güç desek… Hangi güç? Karakterin fiziksel güçsüzlüğü kadar, dedektiflik yönü ve pratik zekasının boş küme olması da benim gibi bir Batman hastası için kesinlikle acı verici. Hayatımda okuduğum en Batman-olmayan-Batman budur diyebilirim. O hata yaptıkça ben yoruldum, o düştükçe ben sıkıldım, o çaresiz kaldıkça ben utandım, daha ne söyleyeyim? Kara Şövalye’nin Batman: Year One’da devriyeye çıktığı ilk gecelerdeki amatörlükleri vardı ya, bu eserde hepsinin on mislini bulacaksınız.

Yardımcı karakterler de grafik romanda ciddi farklılıklarla boy gösteriyor, fakat içlerinde mahvedilenlerin yanında değişimin yaradığı isimler de var.


Alfred mesela… Batman’in akıl hocası, narin İngiliz beyefendisi uşak yeni sürümümüzde çetin ceviz bir savaş gazisi. Bruce’a hayatta kalmayı öğretirken sert davranabilen, gerektiğinde yumruğu sallayan, antrenör-vari despot mu despot bir figür. Herkes bu kadar aykırı bir enkarnasyondan hoşlanmayacaktır ancak ben çok sevdiğimi itiraf etmeliyim. Alfred’in ‘badass’ hallerine alışmamız lazım, Beware The Batman animasyon dizisinde de aksiyonun göbeğinde bulunacağı düşünülürse, yarasa adamın sıradaki sinema serüveninde de bu tiplemenin üzerine gidilebilir. Madem öyle, casting hizmetini de ayağınıza getirelim: Sean Connery'e ne dersiniz? Hh. 

Komiser Jim Gordon da Bruce Wayne’den sonra gözlerimi devirerek okuduğum ikinci yoldan sapmış karakter olurken, tuhaftır, ne görüntüsü ne de hali-tavrı ana akım versiyonuna benzeyen Dedektif Harvey Bullock’a hayran oldum. Bullock, burada henüz yayından kaldırılan Hollywood Detectives isimli bir reality show’da sunuculuk yapmış, tekrar üne kavuşmak için suç oranı yüksek Gotham City’e transfer olmuş, gayet fit ve kendini beğenmiş bir polis. Bu irrite edici özelliklere sahip karakterde beni cezbeden, Gotham’da tecrübe ettiklerinin onu bildiğimiz alkole, tütüne düşkün, kendini salmış adama dönüştürme ihtimali. Kitabın ikinci cildini sırf Harvey Bullock’a olacaklar için [hadi son sayfadaki cliffhanger'ı da sayalım] bile okuyabilirim.

Baş kötü karakterimiz Oswald Chesterfield Cobblepot, sahne adıyla The Penguin. Cobblepot [kitapta lakabını kullanmıyor], Tim Burton'ın Batman Returns filminden koparılan bir yaprakla Gotham’ın belediye başkanı yapılmış ve kendisi aynı zamanda Wayne’lerin suikastinde rol oynamış olabilir [olmayabilir de]. Penguin: Pain and Prejudice ve Detective Comics’deki Emperor Penguin macerası ile birlikte son zamanlarda smokinli düşmanımızın madara edilmediği üçüncü çizgi roman oldu bu, gerçekten bir rekor sanırım, kayıtlara geçsin.

İllüstrasyonlar, Johns’un Action Comics’deki partneri, başarılı çizer Gary Frank’e ait. Dövüş sekansları, Bruce/Alfred arasındaki duygusal anlar ve özellikle de karşı gözü ayrı oynayan Harvey Bullock’lı sahnelerde yeteneğini sergileyen Frank’in bence tek olumsuz yanı, kocaman panellerle dolu sayfa düzenlemelerinin çizgi romanın çok kısa sürdüğü sanrısına kapılmamıza yol açması. [Bruce'unun bazı açılardan Tom Cruise'u andırması var bir de... N'olur 'yok öyle şey' deyin!]

Modern dünyada nefes alan genç Batman'i anlatmak ve onu kabiliyet düşmanı gibi göstermemek imkansız değil, ancak elimizde kariyerinin birinci haftası dolmadan çatılardan atlarken düşerek yarasa cennetini boylaması olası bir kahraman adayı var.  Benim için Batman: Earth One deneyimi, Rolling Stones'a ait bir şarkının Britney Spears yorumunu dinlemek gibiydi. Eser, sürprizsiz olay örgüsü ve beyin karıncalandıran Bruce Wayne karakterizasyonuyla dinozor Batman severleri mutsuzluktan mutsuzluğa sürükleyecek, orası kesin de, asıl merak edilen yeni okur kazanma konusunda DC'nin yüzünü güldürüp güldüremeyeceği. 

NOTLAR [Bir İşe Yarasa da Yaramasa Da]

+Earth One evreninde, Bruce’un annesi Martha, akıl hastalıklarıyla bezeli uzun bir geçmişi olan Arkham soyundan geliyor. Psikolojik rahatsızlıkların bir kısmında genetiğin önemli bir faktör olduğu düşünülürse, Geoff Johns’un, Batman’in ‘çoklu kişilik bozukluğu’na açık kapı bıraktığını ileri sürebiliriz.

+Lucius Fox, Wayne Medical’da çalışan genç bir stajyer ve Christopher Nolan’ın filmlerindeki gibi Batman’e ekipman sağlamakla görevli.

+Alfred'in Güney Kore'de yaşayan bir karısı ve kızı olduğunu öğrendik.

+[SPOILER] Bruce’un Harvey Dent’e yumruk attığı panelde, Dent’in yüzünün yarısı Two Face’inkine benzer bir şekil alıyor. Ayrıca Dent’in Jessica isminde bir ikiz kız kardeşi var.[SPOILER]