31 Ağustos 2013 Cumartesi

Justin Timberlake, The Riddler'ı İstiyor


Geçen hafta Ben Affleck'in Batman olarak açıklanmasından sonra tüm oyuncu dedikoduları yan rollere doğru kaydı. Bryan Cranston'ın adı Lex Luthor için uzun zamandır geçiyordu zaten ama son günlerde bu söylenti iyice şiddetlendi. Bu konuyla ilgili Warner Bros. cephesinden ise hala bir açıklama gelmedi. En son Matt Damon'ın Aquaman olarak anılmasından sonra dün People dergisi Justin Timberlake'in The Riddler'ı oynamayı çok istediğini yazdı.

Bu haftanın başında katıldığı "Jim and Kim Morning Show" isimli radyo programında Ben Affleck'in iyi bir seçim olduğunu savunan 32 yaşındaki şarkıcı-oyuncu Timberlake, Man of Steel'ın devam filminde bir sidekick'ten ziyade kötü karakter olarak yer almak istediğini şöyle belirtti: "Robin'i oynamam. Bir filmde süper kahramanı oynamak gibi bir isteğim yok. Her şeyden çok canlandırmak istediğim kötü karakter The Riddler."

Batman'i severek büyüdüğünü söyleyen sanatçı, sözlerine şunları da ekledi: "The Riddler bir sosyopat gibiydi ve kesinlikle çılgındı. Eğer bir çılgını canlandıracaksam, adamakıllı bir çılgını oynamak istiyorum."

Son yıllarda müzik kariyerinin yanı sıra sinemaya iyice ağırlık veren Timberlake'in, yeni filmi Runner Runner'da taze Batman Ben Affleck ile beraber oynadığını belirtelim.

BEWARE THE BATMAN 1. Sezon 4. Bölüm: Safe


YAPIMCI: Glen Murakami, Sam Register, Mitch Watson

SENARYO: Matt Barker

YÖNETMEN: Sam Liu

MÜZİK: Frederik Wiedmann

SESLENDİRME KADROSU
Anthony Ruivivar – Bruce Wayne/Batman
JB Blanc – Alfred Pennyworth
Sumalee Muntano – Tatsu Yamashiro/Katana
Matthew Lilliard – Dr. Jason Burr
James Remar – Silver Monkey/Mr. Reese
Finola Hughes – Lady Shiva

KONU: Dünyanın giderek büyüyen enerji krizine çözüm bulan bir cihaz icat edilirse ne olur?  Tabii ki suç örgütleri onu elde etmek için birbirleriyle yarışmaya başlar. Bruce Wayne, duyurusunu yaptığı Ion Cortex prototipini ve projenin başındaki Doktor Jason Burr’ü, Silver Monkey’nin komutasındaki League of Assassins’den korumak için hızlı düşünmek ve akıl almaz önlemler almak zorundadır. Wayne, bilim adamını Gotham City’deki en sıkı güvenlik sistemine sahip mekana, Wayne Malikanesine götürmeye karar verir. Peki yüzlerce yıldır Wayne ailesine yuva olmuş bu milyon dolarlık kale kahramanımızın düşündüğü kadar güvenli midir?

KRİTİK [DİKKAT SPOILER İÇERİR]
+Safe’i ilk izleyişimde fark ettiğim, Beware The Batman’in geride kalan bölümlerinde iki ayrı anlatı olarak ilerleyen Batman’in çözmeye çalıştığı davaya odaklanan A konusu ile yeni işine alışmaya çalışan Tatsu Yamashiro B konusunun tek çatıda birleştirildiği oldu. Bölümün bu vasfının, aksiyona, drama, komediye ve karakter anlarına yeterli boş alan açarken, Batman ve düşmanlarının yanında,  genellikle kıyıda köşede kalan karakterlerin de ön plana çıkmasını sağladığı ortada. Çoktandır bir icraatını görmediğimiz Alfred The Butler bu sayede daha aktif bir rol üstlendi örneğin. Bize ve Bruce Wayne’e hala bir yabancı olan Tatsu’nun geçmişine bir pencere açıldı. League of Assassins’e merhaba denildi. Ion Cortex projesinin önemi aktarıldı. Batman ve Tatsu’nun ‘Bir ihtimal daha var, o da öldürmek mi dersin?’ kategorisine ait olan ahlaki değer ayrılığı başarıyla yansıtıldı. Dolu dolu bir bölüm izledik kısacası, ne kadar arasam da, şikayet edecek çok az şey bulabiliyorum. [Jason Burr’ün tek kişilik Dumb & Dumber gösterisi olmasa Safe’in şikayet kutusu bomboş kalırdı, eminim.]

+ CGI’ın arkaplan karakterlerinin kullanımını kısıtladığından bahsetmiştik. Dizi ekibi de göze batan bu eksikliği bütçe elverdiğince kapatmaya çalışıyor olmalı. Wayne Industries’deki Ion Cortex sunumu, dizinin en kalabalık sahnesiydi. Sonunda isimsiz güvenlik görevlilerimiz, gazetecilerimiz, fotoğrafçılarımız, suikastçılarımız oldu!

+1x03 Tests’in senaryosunu kaleme alan Matt Barker, bu bölümün de senaristi. Yazarın, öncül işine göre daha derli toplu bir metin yazdığını düşünüyorum.  Mizahın dozu kaçmış ama ben bunu çok fazla dert etmedim doğrusu. Gayet iddiasız bir kötü olan [DC evrenindeki kimsenin hatırlamadığı Z-sınıfı kötüler arasında bile en arka sıralarda oturan] Silver Monkey’nin, Anarky’den daha etkileyici olmasına şaşırdığımı itiraf etmeliyim.

+Dizinin kanıksadığımız sokak-seviyesi düşmanlardan sonra, bir anda kılıçlarını kaptıkları gibi Batman’in etrafına üşüşen Ninjalara geçiş yapmasının seyircilere kültür şoku yaşatacağından korkmuştum. Neyse ki hiç öyle olmadı. League of Assassins üyeleri Gotham’da hiç de turist gibi durmadı.


+KnightsEnd macerasında, Kara Şövalye’nin “belki de yaşayan en iyi dövüşçü” olduğunu söylediği Lady Shiva’nın yüzünü göremesek de sesini [seslendirme sanatçısı Superman The Animated Series’in Lara’sı Finola Hughes] duyduk, o da yetti.

+Çizgi romanlarda Cassandra Cain/Batgirl’ün annesi olan Shiva, Beware The Batman evreninde Tatsu’nun annesi olabilir mi? Dizi mitolojiyi ne kadar değiştirebilir bilmiyorum, öğrenene kadar “Katana’yı bulmuş olman yeterince büyük bir ödül” repliği aklımızdan çıkmasın.

+Bölümde açığa çıkan geçmişinden ve öldürme eğiliminden hareketle, sır küpü Tatsu’nun sezon boyunca, Wayne malikanesine yerleşmeden önceki hayatında yaptıklarının kefaretini ödeme temalı bir hikayesi olacak gibi görünüyor.

+Kabul edelim, gözlerimizi döndüren ‘hızlı ve öfkeli’ motosiklet takip sahnesini, o beğenmediğimiz CGI tekniğine borçluyuz.

+League of Assassins’de emirleri Lady Shiva’nın veriyor olması örgütün gerçek lideri Ra’s Al Ghul’u görmeyeceğimiz anlamına gelmez. Kim bilir, bakarsınız Ra’s, Beware The Batman’de karşılaşacağımız ilk tanınmış düşman olur.

+Mr. Reese, Joshua Harto’nun The Dark Knight’ta canlandırdığı, Bruce Wayne’in Batman olduğunu anlayıp, şantaj girişiminde bulunan ve kurduğu zenginlik hayalleri içinde patlayan zavallı Wayne Enterprises çalışanının adıydı. Bölümün şaşırtmacasının başrolündeki bir karakter için çok yerinde bir isim. [Mr. Reese = Mysteries ]


+Silver Monkey’i , Dexter fanatiklerinin Harry  Morgan rolüyle hatırlayacakları James Remar seslendiriyor. Bu, Remar’ın yer aldığı üçüncü Batman çizgi dizisi. Aktör 2004-2008 yılları arasında yayımlanan The Batman’de Black Mask, 2008-2011 yılları arasında yayımlanan Batman The Brave and The Bold’da ise Two Face olarak kulaklarımızda yankılanmıştı.

+DC Comics evreninde Jason Burr, Kobra ismini kullanan bir tarikat lideri/süper kötüdür. [İlk Kobra, Jeffrey Burr, Jason’ın ikiz kardeşiydi ve Black Adam’ın ellerinde öldürüldü] Çizgi dizide tanıştığımız bu kendini korumaktan aciz bilim adamının, yakın zamanda Kobra kostümünü giyme olasılığı bence oldukça düşük.

+Dr Jason Burr’ü, son on yıldaki Scooby Doo animasyonlarının hepsinde Shaggy’e sesini veren Matthew Lilliard seslendiriyor.

+Katana/Burr sahnelerindeki şaşkın erkek ve duyarsız kadının aynı ortamda kapalı kaldığı romantik komedi kurmacası güzel düşünülmüş ancak Burr’ün bilim adamı kimliği göz önünde bulundurulursa, tavırlarının aşırı çocuksu ve ısrarcı olması bölümün sonlarına yaklaştığımızda “Ehhh yetti arttık,” dedirtti.


Safe, League of Assassins’in yer aldığı bir Batman bölümünden beklediğim her şeyi bana sundu. Beware The Batman doğru yolda ilerlemeye, ilerledikçe güçlenmeye devam ediyor.  Hala izlemediyseniz, başlamanın tam zamanı!

29 Ağustos 2013 Perşembe

HARLEY QUINN ÇİZERİNİ ARIYOR


DC Comics'in son yirmi yılda çıkardığı en popüler karakterlerden Harley Quinn, kendi kanatlarıyla uçmaya hazırlanıyor. Kasım ayında raflardaki yerini alacak Harley Quinn #0, Gotham'ın soytarı prensesinin aylık serisine start verecek.

Karı-koca çizgi roman emektarları Amanda Conner ve Jimmy Palmiotti'nin birlike kaleme aldıkları dergiyi kimin çizeceği  sır gibi saklanıyor. Fakat kuralları çiğneyen bir ilk sayı olarak tanımlanan #0'da çizerlik görevini aralarında Adam Hughes, Paul Pope, Darwyn Cooke, Dave Johnson, Sam Kieth, Tony Daniel, Art Baltazar, Walter Simonson ve karakterin yaratıcılarından Bruce Timm gibi yıldız sanatçıların paylaşacakları rapor edildi.

Harley'nin, dördüncü duvar diye tabir edilen, eserin içinde bulunduğu gerçeklik ile bizim gerçekliğimiz arasındaki engeli kaldırarak, çizerini elleriyle seçeceği de yazarların seriye dair verdikleri ipuçları arasında. Yeni bir John Byrne - Sensational She Hulk vakasıyla karşılaşırsak, şaşırmayalım.

Bugüne kadar pek çok Batman animasyonunda ve video oyununda görünen Harley Quinn, 2000 yılında başlayıp, 38 sayı yayımlanan çizgi roman dergisinin iptalinin ardından, Gotham City Sirens'da ve en son, bir takım oyuncusu olarak New 52'nun tartışmalı ürünlerinden Suicide Squad'da yer almıştı.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Victor Zsasz



“I have no dysfunctional family background. I suffered neither childhood abuse nor trauma. I kill for one reason only, doctor---
Because I choose to.”
-Batman Chronicles #03-

Mr. Zsasz Ya da Endişelenmeyi Kesip Jilet Yemeyi Sevmeyi Nasıl Öğrendim?

Kara Şövalye’nin düşman galerisi kimsenin itiraz edemeyeceği kadar zengin, şık ve her an servise hazır derecede iştah açıcı. Belki de bu yüzden Batman en iyi çizgi roman karakterlerinden birisi. Nihayetinde kahramanı tanıyabilmeniz için düşmanını tanımanız gerekir. Joker, Riddler, Two-Face, Penguin, Catwoman ve daha nicesi kendi serisini çıkarabilecek kadar kaliteli karakterler. Ancak tüm bunların arasında gizemli, dikkat çekmeyi başarabilen birisi daha var: Victor Zsasz!

Peki, kimdir bu Arkham’daki en güvenlikli odada, demirden kafeslerde saklanıp Hannibal Lecter muamelesi yapılan sadist?

Zsasz, yayın tarihi boyunca Batman’in başına gelmiş en harika iki şey olan Alan Grant ve Norm Breyfogle tarafından yaratılan bir karakterdir. Shadow of the Bat dergisinin 1. sayısında, Grant ve Breyfogle’ın dopdolu macerası The Last Arkham hikayesinde ortaya çıkmıştır. (Sitede bulunan The Last Arkham  incelemesine mutlaka bakınız)  Bütün vücudunda sanki hapishaneden çıkmak için duvarlara iz bırakan mahkumlarınki gibi çizikler bulunmaktadır. Tasmalarla yürümesine izin verilmektedir ve su kazanına benzer bir hücrede kalmaktadır. Sadece ağzının gözüktüğünü de düşünürsek, Victor Zsasz'ın 1988'de çıkan Silence of the Lambs'in meşhur katili Hannibal Lecter'ın Batman evreni yorumu olduğunu düşünmek gayet makul gibi.


Victor Zsasz küçüklüğünde bir akşam sütünü içtikten sonra yatmayarak ailesinin yatmasını bekler ve televizyona koşar. Ancak hevesle Oz Büyücüsü'nü izlemek isterken kazara HBO'nun OZ dizisini izler ve sorunlu bir kişilik geliştirir. Vücudundaki çizikler de o akşamın eseridir. Tabi ki saçmalıyorum. Zsasz'ın çocukluğu oldukça normaldir. Kendisini oldukça seven, bir dediğini iki etmeyen iyi ebeveyenleri vardır. Kendisinin deyişiyle, bir çocuğun hem maddi hem de manevi ne ihtiyacı olabilirse karşılayan bir aileye sahiptir. Sınıfının en başarılı öğrencilerindendir ve kendi tabiriyle "yaşam dediğimiz boşluğu" doldurmak için saçmalıklarla uğraşan biridir. 

25 yaşına geldiğinde uluslararası bir şirket sahibi, başarılı ve kendinden emin bir genç olmuştur. Ancak annesini ve babasını bir tekne kazasında kaybeder. Ölümün kaçınılmaz olduğunu anlayacak kadar olgundur ama dikkatini dağıtmak ister. Böylelikle kendini kumara verir. İşini gücünü artık umursamayan Victor tüm Dünya'yı bu uğurda dolaşır. En sonunda yeryüzünün varlığından beri her insanın mutlaka karşılaştığı, asırları devirmiş gizli bir tarikat olan "kötü arkadaş çevresi" Gotham'da karşısına çıkar. Son oyununu oynar. Gotham'ın en büyük gangsteri (Penguin) Oswald Cobblepot'a yenilir. 

Çaresizlik içinde intihar etmeye gider. Boynuna bir ilmek geçirir, köprüye çıkar. Bu esnada ihtiyar serserinin teki gelip elindeki bıçakla Victor'ı soymaya çalışır. Arbede esnasında Victor bıçağı eline alıp, ihtiyarın yalvarışlarına rağmen adamı öldürür. Bunun ilk olduğunun, ancak kesinlikle son olmadığının oldukça farkındadır. Böylelikle vücuduna ilk çiziği atar. Tüm mal varlığını kaybettikten sonra bunun yanında hayatının amacını da kaybettiğini düşünürken, attığı ilk çizikle yeniden yaşama tutunmak için bir amacı olur: Yaşama tutunanları ondan koparmak!



Peki, Zsasz neden öldürüyor? Sadece öldürmenin verdiği keyif mi? Hayır, pek sayılmaz. Ailesinin ölümü kendisini kötü mü etkiledi? Alakası yok. Gerçi, ailesinin ölümünden etkilenip Batman'le iktidar yarışına da girebilirdi. Ama elimizde o üründen bir tane var (bkz: Hush) fazlası aşık usandırır. Victor Zsasz aslında biraz daha duygusal temellere dayanan bir öldürme anlayışına sahip. Kumarda kaybettiği gece insanlara bakar ve aslında herkesin ne kadar bomboş insanlar olduğunu, bu boşluğu dolduramayacak şeylerle uğraştıklarını ve hiçbir zaman gerçek huzuru bulamayacaklarını düşünmektedir. 

Dananın kuyruğu ise İhtiyar'ı yere yatırıp bıçağı boğazına dayadığında fark eder. "Gözlerimin içine bak" diye bağırır ve belki de tüm hayatını değiştirecek şeyi düşünür. Gözlerinde korku, umut ve öfkeyi geçince bir hiçlik olduğunu görür. Kim olduğunu bilmeyen, anlayamadığı, farkında bile olmadığı güçler tarafından kontrol edilen bir adam olduğunu düşünür ihtiyarın. Bir robot ya da Knightfall'da kurbanlarına demeyi tercih ettiği "bir zombi" olduğuna inanır. Bir insana yapılabilecek en büyük iyiliğin de bu kölelikten azad edilmesi olduğuna ikna olur. 

Yukarıda bahsettiğim "hapishaneden çıkmak için gün sayan mahkum" benzerliğini hatırlayalım. Aslında bu, çizgilerden daha öte bir şey. Zsasz'ın kendisi de nihayetinde bu anlamsız, boş bedenlerden birine sahip. Hatta sahiplikten çok, oraya hapis. İşte bu yüzden Mr. Zsasz özgürleştirdiği her ruhla, kendi cezasından bir gün daha eksilttiğini, kendi ruhunun özgürlüğüne bir adım daha yaklaştığına inanır. Evet, basitçe intihar edebilir ancak yeryüzünde özgürleştirilmesi gereken milyarlarca ruh varken, kendininkini almak bencillik değil midir?



Peki, Victor Zsasz ile ilgili hangi maceralar okunabilir? 


The Last Arkham (Shadow of the Bat #01-04) - Alan Grant'ın yazdığı, Norm Breyfogle'ın çizdiği bu macera, belki de en iyi Zsasz hikayelerinden birisi olabilir. Sadece Zsasz değil, Bütün Arkham'ı görebileceğimiz, Batman'i okurken şaşırtabilen dopdolu bir hikaye. 

The Batman Chronicles #03 - Tam olarak bir Zsasz hikayesinden çok, Zsasz'ın orijin hikayesi. Kökenini bir de kendiniz okumak isterseniz, kaçırmamanız gereken bir Alan Grant sayısı.

Batman 493 - Knightfall hikayesinin bir parçası olan bu sayı, tamamen Victor Zsasz'a ayrılmış. Zsasz'ın serbest halde neler yapabileceğini okurken, okuru bile gerebilecek bir tona sahip. 

Victims (Detective Comics #815-#816) - Bu sefer işler biraz daha kişisel. Zsasz vücudundaki hatıra çiziklerine Alfred Pennyworth'u katmak isteseydi ne olurdu? Cliff Chiang'in çizimleriyle tavsiye edilebilecek bir hikaye.

Scars (Gotham Knights #08) - Bir Black & White hikayesi. Gerçek gücün ne olduğuna dair okunası kısacık bir hikaye.

Son olarak, Batman Begins'i izlerken Tim Booth'un oynadığı Mr. Zsasz'ı fark etmiş miydiniz? 

Batman: Ego

 Selina’s Big Score’dan hatırlayacağınız Darwyn Cooke’un yazıp çizdiği enfes bir eserle karşı karşıyayız. Ego, bildiğiniz Batman maceralarına benzemiyor. Benzemiyor çünkü kendisine macera demek bile aslında, çok doğru bir tanım olmuyor. Ego, en net tanımıyla bir iç hesaplaşmanın hikayesi. Hem de Bruce Wayne’in Batman’le olan hesaplaşmasının!
   
Hikaye, kahramanımızın Joker’i bulmak adına,  Joker’in iş yaptığı adamlardan birini sorgulamasıyla başlıyor. Bir gece öncesinde Joker’i ele verip kaçan Buster adlı bu kişi, Batman’e tekrar yakalanmıştır ama ortada bir terslik vardır. Batman’in farkettiği üzere Buster, intihar etmek üzeredir. Kolundan yaralı ve fena halde kan kaybetmekte olan Batman, Buster’ı görülmeye değer bir hamleyle kurtarır. Ve asıl hikaye de bundan sonra başlayacaktır. Buster, Batman’le olan kapışması sırasında ailesinin öldüğünü söyler (sebebi için çizgi romanı okumanız gerekecek) ve ölümlerinden Batman’i sorumlu tutar. Ardından intihar girişimini nihayete erdirir. Sayfaların bundan sonrası, Bruce’un Batman’le olan bir tür  pazarlığına ayrılıyor. Bruce’u oldukça kan kaybetmiş ve neredeyse ağlamaklı bir halde düşünün. Düşünün ki bir adam kostümünü geçirip her gece kötülerin peşine düşüyor ve bunu yaparken, öldürmemek için neredeyse özel bir çaba sarfediyor. Ama birgün geliyor ve ölmekten kurtardığı kişi kendisini, masum ailesinin ölümünden sorumlu tutuyor. Sizi bilmem ama ben, bu durumda Bruce’un bırakın ağlamasını, pelerinini bir kenara atıp, tüm bu sorumluluktan uzaklaşmak istemesini hiç de garipsemedim.


Aldığı kararın rahatlığı 20 saniye kadar süren Bruce’un bu kez de karşısına kim çıkıyor dersiniz? Tahmin ettiğiniz gibi, halüsinasyon mu rüya mı ne olduğu tam belli olmayan, devasa bir Batman! Burada Cooke’un Batman’i resmedişini biraz çocukça bulabilirsiniz. Ben sonradan düşündüğümde böyle hissettiğimi farkettim ama zaten eserin geneline hakim olan havanın çok da dışında bir Batman görmüyoruz. Özellikle Batman: The Animated Series severlerin çizimlerin genel havasından hoşlanacaklarını düşünüyorum.

Gelelim eserde asıl dikkati çeken kısımlara. Batman dediğimiz ilkel benlik, Bruce’un yılgınlıkla isyan ettiği anda ortaya çıkıyor, demiştik. Cooke bunu kullanarak, Batman orijinine o kadar güzel, o kadar derin bir açıklama getiriyor ki, şahsen ben okurken zevkten dört köşe oldum. **Muhtemel Spoiler**: Cooke’un kaleminde Batman, Bruce’un yaşadığı trajediden bile öncesinde Bruce’da yer edinmiş bir varlık. Batman fikri, bildiğimiz üzere, yaşadığı trajediden sonra şekil alıyor ama diplerde bir yerde, Bruce’ta “korku” olarak yer edinmiş bile. Fikrin gerçeğe dönüştüğü o anı, Batman’in sözlerinden okuyoruz: "From that moment on, we were constant companions. I watched as you struggled to carry on to find a reason for what had happened. When no reason could be found i drove you to create a reason, to discover a purpose in a world gone mad..."


Sonuç olarak Batman, hepimizin zaman zaman üzerine düşündüğü o soruyu soruyor: “Neden Joker’i öldürmüyoruz, neden Joker'in masumları öldürmesine izin veriyoruz?”. Bu soruyu da çıkış noktamıza kattıktan sonra diyebiliriz ki, öldürme ve intikam isteğiyle kavrulan Batman’imiz ilkel benliği yani idi temsil ediyor. Bu ilkel varlık o kadar kıskanç ki, çizdiği karanlık Batman tablosunda, Robin’e dahi yer yok. Bruce ise, öldürmemesinin sebeplerine inmeye çalışmasıyla süperego (üstbenlik) dediğimiz, benliğin ahlaki ve vicdani kısmına denk düşüyor. Bu durumda Ego’nun, Bruce’un üst ve ilkel benliği arasında sıkışmışlığının, ortak bir yol bulmaya çalışmasının hikayesi olduğunu söyleyebiliriz sanırım.

Batman orijininden, Batman’in neden öldürmediği sorusuna dek merak ettiğimiz birçok soru Cooke’un kaleminde cevabını yeniden buluyor. Cooke bu cevapları verirken bizi önce Bruce’un bilinçaltına, çocukluğuna indiriyor; hüzünlendiriyor. Aralarda Batman villianları da gözden kaçırılmıyor ve flashbacklerle hikaye daha da canlanıyor. Ardından bizi Batman’in karşısına oturtuyor ve cevabını merak ettiğimiz soruları tekrar soruyor. Cevapları beğenip beğenmemek biz okuyucuya kalmış. Ama bu ego savaşını kimin kazandığını, bir anlaşmaya varılıp varılmadığını merak ediyorsanız, hiç durmayın; okuyun ve keyfine varın, derim.

BEWARE THE BATMAN 1. Sezon 3. Bölüm: Tests


YAPIMCI: Glen Murakami, Sam Register, Mitch Watson

SENARYO: Matt Barker

YÖNETMEN: Sam Liu

MÜZİK: Frederik Wiedmann

SESLENDİRME KADROSU
Anthony Ruivivar – Bruce Wayne/Batman
JB Blanc – Alfred Pennyworth
Sumalee Muntano – Tatsu Yamashiro
Wallace Langham – Anarky
Arif S. Kinchen – Daedalus Boch
Carlos Alazraqui – Junkyard Dog

KONU: Bruce Wayne, güvenilirliğini ölçmek istediği yeni koruması Tatsu Yamashiro’yu bir dolu zorlu testten geçirmeye karar verir.  Milyoner playboyun bilmediği; şehre hükmetmeyi hedefleyen Anarky’nin de  meydan okumayı kafasına koyduğu Kara Şövalye Batman’e birbirinden tehlikeli testler hazırladığıdır.

KRİTİK 
[DİKKAT SPOILER İÇERİR]

Tests, Beware The Batman’in ekranlara çöktüğü birinci günden beri şüphesiz en çok merak ettiğim bölümüydü. Nedeni çok açık: Mitch Watson ve Glen Murakami’nin Batman’in dengi/arch-nemesis’i olarak tasarladıkları Anarky ile bu bölümde tanışacaktık. Büyük ihtimalle kendi yarattığım büyük beklentiler yüzünden, Anarky’nin kotarımına baktığımda bir parça düş kırıklığına uğramış olsam da, Tatsu karakterinin gelişimi diziye duyduğum heyecanın zarar görmesini önledi.

İzlerken aldığım notlara hep beraber bakalım...

+Tatsu Yamashiro, kısa sürede çizgi roman versiyonunu unutturacak noktaya geldi. Kadrosunda kendine güvenen, akıllı ve becerikli bir kadın bulunan süper kahraman çizgi dizilerine pek sık rastlamıyoruz, bu türü gördüğümüz yerde korumaya almak lazım. Daha da güzeli, Tatsu -en azından şu an için- baş karakterin potansiyel sevgilisi bile değil. Gerçi Bruce Wayne’in yakın koruması [SPOILER] ve Batman’in The Outsiders takımındaki yardımcılarından Katana’ya dönüşecek [/SPOILER] olması, karakterin Sasha Boardeaux’nun, Greg Rucka’nın run’ında çizdiği yoldan gidebileceğine işaret ediyor ancak ben yine de ilişkilerinin birbirine saygı duyan iki onurlu savaşçı sınırını aşmamasını tercih ederim.

+Bruce Wayne Profesör Xavier’ın X-Men Institute binasını satın almış olabilir mi? Bildiğimiz Danger Room var evde. Zenginlik işte…

+Kara Şövalye'yi araçlarını kullanırken gördüğümüz sahneler bana hep çok keyif vermiştir, haliyle bölümdeki Batcycle ve Bat-Glider sekansları aklımı başımdan aldı.


+Soul Taker kılıç mı o? DUN-DUN-DUNNN!!!

+Satranç motifleri, bölümün her yerine bazen inceden, bazen de göstere göstere yedirilmişti. Siyah Şah Batman ve Beyaz Şah Anarky, Danger Room’un tabanı ve tavanı, ‘Vandal sanatçı’ piyonlar, Satranç Çiçeği…

+Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama başta alışması zaman alacak gibi gelen 2013 model Alfred’e ben çok çabuk alıştım. Bu The Expendables 3’nin setinden kaçmış gibi görünen adamın Batman’e araştırmalarında yardımcı olması, deneyimlerini aktarması, haftanın kötü adamı hakkında söyleyecek sözü olması sizce de daha mantıklı değil mi? Bir de Michael Caine’in, The Dark Knight Rises’da kahvaltı hazırlama ve çarşafları toplama gibi ev işlerinin ortasında Bane’in Leauge of Shadows bağlantısı üzerine ansiklopedik bilgiler verdiği sahneyi hatırlayın. Hangisi daha inandırıcı?

+Anarky’nin aklıma nedense bilim kurgu efsanesi Ray Bradbury’nin Something Wicked This Way Comes adlı eserini getiren [panayırı çağrıştırdığından olabilir pekala] tema müziği tek kelimeyle mükemmeldi.

+Beyaz, normal şartlarda anarşiyle bağdaştırılmayabilir, haklısınız ama Anarky’nin Marvel Comics evrenine sızıp, Moon Knight’ın dolabından çaldığına yemin edebileceğim kirli beyaz kostümü, serinin tepeden tırnağa siyaha bulanmış Batman’ine şahane bir görsel zıtlık oluşturmamış mı?


+Anarky’nin Joker’e, ya da spesifik olarak The Dark Knight filminde Heath Ledger’ın canlandırdığı kaosun elçisi Joker’e bir çok yönden benzemesi izleyicilerin eleştirilerine hedef olsa da, bu benzerliğin Catwoman/Magpie’dan daha sağlam temelli olduğu bir gerçek. Orijinal Anarky/Lonnie Machin, yazar Alan Grant tarafından V For Vendetta'daki V’den esinlenilerek yaratılmış bir karakterdir. Ledger’ın Joker’inin de V’yi bugün dünyanın genelindeki Occupy hareketlerinde bir sembol yapan özelliklerden çoğunu taşıdığını düşünürsek, Tests’de izlediğimiz Anarky’nin aslında gerçek esin kaynağına göz kırptığını söyleyebiliriz.


+Anarky’nin şeceresine bulaşmışken, Alan Grant’ın, karakterin Joker’in biyolojik oğlu olmasını istediğini fakat dönemin Batman dergilerinin editörü Dennis O’Neil’ın bu fikre yeşil ışık yakmadığını atlamak olmaz. [Yazarın işlediği bu büyük suçun dosyası, Anarky’nin 90’larda yayımlanan solo dergisinin son sayısında tekrar açıldı ve Joker/Anarky’nin arasındaki kan bağı, başka kimsenin dokunmaya cesaret edememesiyle, küçük bir ima olarak kaldı.]

+Tests’in yaşattığı hayal kırıklığı tamamen kötü karakterden ileri geliyor… Anarky’nin kaos ve anarşi kavramlarını birbirine karıştırması – çizgi romanlar ve filmlerde çok sık düşülen bir hata- ve yapımcıların verdikleri bütün röportajlarda allayıp pulladıkları o Moriarty figürünün altını doldurmayı başaramaması, beni bölümün notunu kırmak zorunda bıraktı. Gerçekten merak ediyorum bu adamın alelade bir Batman düşmanından ayıran nesi var? Batman’den daha iyi olduğunu gösterme çabasının arkasında ne gizli?  Neden Anarky’i gördüğümüzde korkudan yatağın altına saklanmalıyız? Cevaplanmayan her soruda, Anarky biraz daha bitmemiş bir skece dönüştü benim nezdimde. Beyaz kostümün ardındaki kişi, Detective Comics #609’da öğrendiğimiz gibi [SPOILER] kafası karışık bir çocuk [/SPOILER] çıkarsa, belki de beni rahatsız eden yanlarının [dev egosu, olgunluktan nasibini almamış olması, kendini kanıtlama ihtiyacı vb.] sebebi açıklığa kavuşmuş olur.

Beware The Batman, üçüncü bölümünde ana hikayesiyle doyurmasa de, Bruce Wayne’in manipüle ettiği Tatsu’nun sınavlarını izlediğimiz yan hikayesiyle yüz güldürdü. Gelecek bölümlerde Anarky, süperkötü piyonlardan kendisine bir ordu mu kuracak, Batman’in gerçek kimliğini mi keşfedecek, ne yapacaksa yapmalı ve iddia ettiği gibi Kara Şövalye’ye layık bir rakip olmak istiyorsa bir an önce elini güçlendirmeli. Hiç ara vermeden konuşmak, kendisini mat edilmekten kurtaramaz çünkü. 

Anarky sana söylüyorum, senarist sen anla!

Detroit Yeni Gotham City Mi?


Latino Review'in haberine göre Batman/Superman filminin Gotham City çekimleri, Michigan eyaletinin en büyük şehri olan Detroit'te yapılacak. Düşük vergileri sebebiyle Hollywood filmlerinin uğrak mekanı olan Michigan, şu sıralar Michael Bay'in yönettiği Transformers 4'e de ev sahipliği yapıyor. Otomotiv ve müzik kenti olarak öne çıkan Detroit şehri geçtiğimiz Temmuz ayında 18.5 milyar dolarlık borçla iflas ettiğini açıklamıştı. Şehirde yaşayan her beş kişiden birinin işsiz olduğu, nüfusun 2000 senesinden bu yana %28 oranında azaldığı ve şehrin genel olarak ürkütücü bir görünüme sahip olduğu biliniyor. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda Batman 89'daki gibi bir Gotham City izleyebiliriz. 


Yine aynı haberde belirlenen çekim yerleri arasında Fas'ın bulunduğu da belirtiliyor. Hatta söylenene göre Bruce Wayne ya da Lex Luthor, Superman'in belalısı kriptoniti radyoaktif bir meteor haliyle Fas çölünde bulacakmış. Filmde Bruce'un Lex ile arasındaki ilişki Batman Returns'ün kötü iş adamı Max Schrek'le olan ilişkisine benzeyebilir belki. Bu arada bilindiği üzere birçok sahnenin çekimleri Toronto, Kanada'da gerçekleştirilecek.

THR'a göre Ben Affleck, önümüzdeki ay yeni filmi Gone Girl'ün çekimlerine başlıyor ve çekimlerin Şubat ayına kadar devam etmesi bekleniyor. Böylece Affleck, Şubat ayından itibaren Batman/Superman'in çekimleri için serbest olacak. Batman/Superman filminin prodüksiyonunun ise hemen Şubat ayında başlayıp Ağustos'ta sona ermesi planlanıyor. 

Ayrıca US Weekly, Affleck'in günde iki saat çalışarak şimdiden Batman rolüne hazırlanmaya başladığını bildirdi.

25 Ağustos 2013 Pazar

ELLERİ VARDIR TİTRER, KULLANMAKTAN ÇEKİNMEZ. HEVESİ GİTMEZ BEKLER, PELERİNDEN VAZGEÇMEZ?


CEVAP: YENİ YAZAR 

(Kabul, bilmece kursuna gitmem gerek)

A good man goes to war...

Doctor Who'yu hüzünle bitirip rastgele bölümler izliyordum. Bir bölümde Doctor savaşa giriyor ve yanına eleman topluyordu. Doğrusu Onur Bat-Signal'ı ayağının ucuyla çaktırmadan bana itelediğinde aklımda canlanan resim kesinlikle buydu. Çünkü, iyi bir adam savaşa girdiğinde, tüm şeytanlar kaçar ve emin olun Yarasa-Adam bu sene (yani yarından itibaren başlayan sene diyelim) çok şeytan kovalayacak.

Adım Mustafa Yıldız ve neredeyse 3 senedir hevesle takip ettiğim blogu artık yazarlarından biri olarak takip edeceğim -ki bu da sonraki hedefim olan Batman yazarlığına da seri şekilde göz kırpmama teşvik ediyor beni-. Bazı platformlarda tanışmış bile olabiliriz. Yabanda, çorak topraklarda eğer bir "Enygma" ile karşılaşırsanız muhtemelen benimdir o.


Kara Şövalye'ye hayranlığım Y kuşağındaki birçok yaşıtım gibi Batman: The Animated Series kökenliydi. Birçok bölümü bölük pörçük izlemiş olsam da bu, annemin en sevdiği yatak örtüsüne ayakkabı boyası sürüp, o örtüyü boynuma dolayıp balkon pervazından bahçeyi izlememe engel olmadı. O örtüyü hala sakladığıma ve canım sıkıldığında boynuma sarıp balkona çıktığıma dair sizi temin edebilirim. Ancak, beni asıl Batman hayranı yapan şeyin Batman & Robin filmi olduğunu itiraf etmem gerek. Geçmişime utançla baksam da Batman & Robin kötülemeli muhabbetlerde aradan sıvıştığım çokça görülmüştür. Ne de olsa ilk aşklar içeride bir yerde her zaman affedilmiş bir yere sahipler. 

Yarasa-adam'da ne yazacağım peki? Aynen, ben de bilmiyorum, önümüzdeki günler gösterecek. Ama unutmayın, iyi bir adam savaşa girdiğine Yarasa-Adam yükselir...

Yeni Bir Yazar Daha!


Arkadaşlar, sanırım daha büyük bir Bat-Mağara'ya ihtiyacımız olacak. Yarasa-Adam ekibine yeni bir yazar daha katıldı: Aylin Konay. Peki kimdir Aylin Konay? Kendi kelimelerinden okuyalım...

Uzun zamandır takip ettiğim,  “yeni bir yazı gelse de okusam” dediğim Yarasa-Adam’ın bir gün yeni yazarı olacağım, aklıma dahi gelmezdi. Dün gece sinyali aldım ve görev için kolları sıvadım.

Adım Aylin Konay ve Yarasa-Adam okurlarına kızların da Batman okuyor olduğunu gösterebilmek için buradayım.  Görevimin gurur verici olmasının yanında beni biraz gerdiğini itiraf ediyorum. Bunun en büyük sebebinin, çizgi roman (blogdaki haliyle Batman) okuyan kızları temsil edecek kişi konumunda olmam olduğunu söyleyebilirim.

Batman’e olan ilgimi biraz anlatayım öncelikle. Çoğunuzun aksine benim Batman sevgim, sevgi kısmına gelmeden önce korkuyla başladı. Evet, korku. Ben ilkokul sıralarındayken, ailemin evin ışıklarını söndürüp, Parliament sinema gecelerinin büyüsüne tam olarak kapılmak istediği döneme denk düşüyor bu korku. Batman kostümünün ve karanlık Gotham havasının, o yaştaki bir kız çocuğu için ne kadar ürkütücü olabileceğini bilmem tahmin edebilir misiniz... Belki bu korku, belki dış etkenler sebebiyle yıllarca Batman okumadım; ilgim, elime oradan buradan geçen çizgi romanlarla sınırlı kaldı. Kızların çizgi roman okumadığı algısının, hele ki Türkiye’de böyle bir durumun çok daha absürt bir şey olmasının etkisi de büyüktür elbette. Neyse ki geç de olsa üniversitede ilgim yeniden canlandı ve tam gaz okumaya verdim kendimi. Hedef: İmkansıza yakın da olsa yirmili yaşları, okunacak Batman bırakmamaya çalışarak geçirmek!

Yarasa-Adam’da yazacaklarım, genelde okuduklarım üzerine incelemeler şeklinde olacak. Bilgi birikimimin görece az olduğunun bilinciyle hareket edeceğim ve bazen de hemcinslerimin çizgi romana yaklaşımlarını kendi açımdan anlatmaya çalışacağım. Az da olsa yeni bir bakış açısı, renklilik getirebilirsem ne mutlu bana.

Yeni yazılarda buluşmak üzere, herkese iyi okumalar!

23 Ağustos 2013 Cuma

Batman/Superman: Devlerin Çarpışmasında Bizi Neler Bekliyor?


DC Comics'in en büyük iki süper kahramanını ilk defa beyaz perdede aynı yapımda izleme şerefine erişmemize yaklaşık iki sene var. Bu süre belki biraz uzun görünebilir ancak külliyattaki tüm süper kahraman filmlerinin "The Godfather/Baba"sı sayılan, Christopher Nolan başyapıtı ''Kara Şövalye Üçlemesi''nin hemen geçtiğimiz sene sona erdiğini fark edince bu süre hiç de öyle uzun gelmiyor insana. Hatta "The Dark Knight" ile "The Dark Knight Rises"ın arasında dört yıl varken henüz geçtiğimiz ay duyurulan Batman/Superman projesinin serinin son filminden üç sene sonra vizyona giriyor olması bizler için bir hayli sevindirici.

Proje ile ilgili belli olan fazla şey yok henüz ama açıklanan her yeni bilginin hayranlar için altın değerinde olduğu bu dönemde bildiklerimizi, duyduklarımızı, ardı arkası kesilmeyen dedikoduları ve tahminleri bu yazıda değerlendirmek istedim. Zira bir yapım için en fazla spekülasyonun hunharca ortaya atıldığı, bizim de bazılarını heyecan verici bulduğumuz, bazılarına ise burun kıvırdığımız dönem bu dönemdir ve ufukta net olarak başka bir Batman filmi görünmediğine göre Batman/Superman'in bu dönemini değerlendirmenin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Ama şu da bir gerçek ki gelen her yeni bilgiyle bu yazı gittikçe değersizleşecek hatta filmi izledikten sonra da komik hale gelecek...


İsim


Film, bilindiği üzere Man of Steel'ın devamı niteliğinde Batman ve Superman'in bir araya geleceği yapım olarak duyuruldu. Filmin adı belli olmadığından bütün ilk haber metinlerinde "Batman/Superman" ve "Superman/Batman" isimleri görüldü. Kesin bir isim hala daha açıklanmış değil ama pek çok yerde kesinmiş gibi "Batman vs. Superman" ve "Superman vs. Batman" isimleri geçiyor. 2002 yılında hayata geçirilemeyen benzer projenin adının "Batman vs. Superman" olması ve geek olsun ya da olmasın bu ismin herkes tarafından heyecan verici bulunması bunun en büyük sebepleri olsa gerek. Bu bahsettiğimiz ismin gerçek olma düşüncesi iki süper kahramanın çatışması üzerine kurulan "Street Fighter" tarzı bir film izleyeceğimiz hissini yaratıyor bende. Bu karakterlerin tüm film boyunca tek amaçlarının birbirlerini yenmek (öldürmek değil) olması nasıl da basitleştirir Batman'i ve Superman'i değil mi? Tamam, bu iki karakter daha önce animasyonlarda ve çizgi romanlarda birbirlerini tekmeleyip yumrukladılar ancak bu hiç bir zaman tüm öyküye yayılmadı. Hepsi de öykülerin sadece bir parçasıydı. Zaten "The Dark Knight Returns"ü aradan çıkarırsak dövüşürlerken de genellikle birinden birisi bilinçsiz olurdu. (Hush'ta Superman'in Poison Ivy'nin kontrolünde Batman ile dövüşmesi gibi.) Tabi ki, beyaz perdede Batman ve Superman'in dövüştüğü sahneleri izlemek hepimiz  için unutulmaz bir deneyim olacaktır ama abartılmadan ve hikayenin mantıklı bir parçası olarak yer verilirse. Bu yüzden daha yaratıcı, çarpıcı ve mantıklı bir isim bulunamadığı sürece yapımcıların projeyi 1997 yapımı "The Batman Superman Movie: World's Finest"ı örnek alarak isimlendirmeleri birinci tercihim. Bu arada bazı yerlerde Batman'in bu yeni "Superman filmi"nde şöyle bir görüneceği algısı var. Christian Bale'e sadece 20 dakikalık rol için 50 milyon dolar teklif edildiğini söyleyen spekülasyonlar da bu teoriyi destekliyordu üstelik. Yine de bana pek mantıklı gelmiyor ama bunun olması durumunda da "Man of Steel 2" ismiyle karşı karşıya kalmayı hiç birimiz istemeyiz.


Oyuncular


Bugüne kadar sadece Henry Cavill'in yeni filmde kırmızı pelerini tekrar sırtına geçireceğini ve Amy Adams (Lois Lane), Laurence Fishburne (Perry White) ve Diane Lane (Martha Kent)'in rollerine geri dönmelerinin beklendiğini biliyorduk. Ama filmin en büyük casting sorusu Batman'i kimin canlandıracağıydı. Son zamanların en zorlu oyuncu seçimlerinden birisi olacaktı bu kuşkusuz. Akademi ödüllü Christian Bale'in zirvede bıraktığı bu rolü kim devralırsa devralsın kariyerinin en büyük sorumluluklarından birini (belki de en büyüğünü) omuzlarına alacaktı. O dönem filmin duyurusunun The Dark Knight Returns'ten ilham alınarak yapılmasından ötürü olduğunu düşündüğümüz Warner Bros. ve Zack Snyder'ın kırklı yaşlarda bir Batman aradığı söylentileri aldı başını yürüdü her tarafta. Gerçek ile yalanın arasındaki çizginin iyice bulanıklaştığı bu haberlerde bir çok kişinin adı geçti. Ortaya atılan söylentilere göre Warner Bros, Josh Brolin ile çalışmak istiyordu. Bunun yanı sıra Ryan Gosling, Joe Manganiello, Richard Armitage, Matthew Goode ve Max Martini isimleri ön plana çıkmıştı geçen haftalarda. Sonraları Zack Snyder'ın daha önce bu rolü reddetmiş olan Ethan Hawke ile görüştüğü öne sürüldü. Sorumlu yapımcı Christopher Nolan'ın Wes Bentley'i Snyder'a önerdiği ve senarist David S. Goyer'ın Jake Gyllenhaal'u istediği de son dedikodular arasındaydı. Ayrıca Christian Bale'in geri dönebileceği ile ilgili haberler de mevcuttu. Hatta söylenene göre daha önce rolü bıraktığını açıklayan Bale'in 50 milyon dolar gibi bir teklif karşısında kafası bir hayli karışmıştı. Üstelik sadece 20 dakika görünmesi karşılığında bu teklif öne sürülmüştü. Bale, bu saydığım isimler arasında en sevdiğim oyuncu ve kariyerinde çok iyi bir Batman dönemi geçirdi. Ama Nolan'ın yönettiği Kara Şövalye Üçlemesi'nden bağımsız bir yapım ile karşı karşıya olduğumuzdan Bale'in maskeyi yeniden takması mantıksal sorunlara yol açacaktı haliyle. 


Tüm bunlar olup biterken biz de kendi istediğimiz isimleri birbirimizin beğenesine sunuyor, görüş alıyor ve tartışıyorduk. Tonlarca oyuncu hakkında yazıldı, çizildi, konuşuldu. Ama öyle bir isim vardı ki kimsenin aklından geçmiyordu. Sanki bilinçli olarak unutulmuştu. Ve Warner Bros. ters köşe yapmak istiyormuşçasına işte o isimi seçti Batman rolü için. Son yıllarda yaptığı filmlerle, kariyerini fena baltalayan geçmişini unutturup kendini sinema dünyasına sevdirmeye başlayan Ben Affleck oldu bu isim. Batman/Superman filmi açıklanmadan önce Will Beall tarafından senaryosu yazılmaya başlanan Justice League projesinin yönetmenliği için (ayrıca Batman için) de adı geçmişti. Daha sonra Affleck bu haberi yalanlayarak Justice League projesi üzerinde çalışmayacağını belirtmişti. Ama görünen o ki Warner Bros. Affleck'i bırakmak istememiş. Başarısız bir uyarlama olarak hatırlanan Daredevil'dan sonra Affleck yeni bir süper kahraman rolünün altından kalkabilecek mi bakalım? Bu arada yeni Batman'in kim olduğunun duyurulması ile Snyder, Batman'in Clark'tan daha yaşlı ve daha bilge olacağını, Affleck ile çalışmak için de sabırsızlandığını söyledi. Bu son haberden sonra kafamda canlanan Batman ile Young Justice'in Batman'i (Bruce Wayne'i değil) arasında büyük benzerlikler oluştu. Yeni filmde YJ'deki gibi bir Batman izleyeceğiz bence. Zaten Ben Affleck'i başka şekilde kabul etmek de zor geliyor bana. Neyse, bu haberi bir kenara bırakalım ve devam edelim. 


Man of Steel'ın devam filminin bir Batman/Superman team-up projesi olarak açıklanmasından önce Snyder'ın yeni filmde düşman olarak Lex Luthor'ı düşündüğü bilinenler arasında. Benim asıl merak ettiğim ise filmde iki tane kahraman varken karşılarına her birinin kendi düşmanını mı çıkaracaklar yoksa Justice League'in bazı maceralarında gördüğümüz gibi sadece Lex Luthor illeti hepsine yetecek mi? İşte ilk filmdeki Lexcorp referansları:






Hatırlarsanız "The Batman Superman Movie: World's Finest"ta düşmanlar Joker ve Lex'ti. Belki yeni filmde de böyle bir şey düşünebilir. Hem Heath Ledger'ın trajik ölümü nedeniyle The Dark Knight Rises'ta Joker'i seyredememiştik. Bakalım katil palyaçoya karşı olan mesafeli duruşları devam edecek mi yoksa herşey o seride kaldı denilip yeni bir Joker mi yaratılacak? Bu arada Wes Bentley, Batman'den çok Joker'e daha uygun geliyor bana. Batman Begins'te Cillian Murphy'nin Batman rolü için seçmelere katılıp Scarecrow rolünü kapması gibi bir durum olur bu dediğim gerçekleşirse. Lex Luthor'a geri dönersek, bu rol için öne çıkan iki oyuncu var: Mark Strong ve Bryan Cranston. İkisi de bu rolün altından kalkabilecek yeteneğe sahipler ama bana kalırsa Cranston'dan sağlam bir Komiser Gordon olabilir. Ve tabi ki bu yapım Superman filmi olduğu kadar bir Batman filmi de olursa Bruce'un değişmez yoldaşı Alfred'i de görme ihtimalimiz oldukça yüksek.


Zaman

En son Man of Steel'da işe yeni başlayacak olan Clark Kent'i siyah çerçeveli gözlükleriyle Daily Planet'ta bırakmıştık hatırlarsanız. Bu, annesi Martha'nın "Dünyayı kurtarmadığın zamanlarda ne yapacaksın?" sorusuna bir cevaptı. O halde Batman/Superman, ilk filmden hemen sonrasını mı anlatacak yoksa Batman'in de olaya dahil olma süreci için önceki filmin üzerinden belirli bir zaman geçecek mi? Birinci dediğim olursa Superman hayranları daha fazla sevineceklerdir çünkü karakterin gelişimini hiç bir şey kaçırmadan bıraktıkları yerden izleyebilecekler. Ama Batman için durum daha farklı. "Yaşlı Batman" dedikodusu doğrulandığına göre karakterin başlangıcı hem daha yeni solo serisinin bitmesinden ötürü hem de Superman ile ortak bir filmde görüneceğinden dolayı işlenmez bence artık. Batman 89'daki gibi bir başlangıç hayalimiz de tarihe gömüldü böylece, üzgünüm. Zira Man of Steel'ın bir sahnesindeki "Keep Calm and Call Batman" yazısı ve Wayne Enterprises  yazılı Batman göndermeleri karakterin herhangi bir başlangıç yapma durumunu çürütüyordu ve o anlık referans ciddiye alındığı zaman Snyder'ın "Superman'den önce sokakları suçlulardan temizlemeye başlayan yaşlı ve bilge Batman" planı doğrulanıyordu. 




Başta sorduğum sorunun ikinci kısmına geçersek yeni filmin, selefi ile arasında belirli bir zaman aralığı da olabilir. Böyle olursa karakter özelliklerinin daha çok yerli yerine oturduğu bir Superman izleriz. Batman'in zaten çoktan göreve başladığını düşünürsek bu durum onun için pek fazla etkili olmayacaktır. Böylece de Batman'in Superman'e akıl hocalığı yapma ihtimali daha aza indirgeniyor ve bildiğimiz Batman-Superman ilişkisine daha yakın bir portre ortaya çıkıyor. Ancak akıl hocası-öğrenci ilişkisine sahip olmaları durumunda ikili arasında Obi-Wan Kenobi - Anakin Skywalker tarzı diyaloglar izlemek durumunda kalabiliriz. Bu arada Batman/Superman'in ilk filmden birkaç sene sonra geçmesi de sürpriz bir Justice League projesine açılacak kapıyı aralayabilir. Böylelikle Justice League'in toplanması içerik ve mantıksal olarak aceleye getirilmemiş olur.


Yeni Yerler ve Gadget'lar


Siz de beyaz perdede Gotham City'i görmeyi şimdiden özleyenlerden misiniz? O halde Batman/Superman filmi bu özlemi mutlu sonla bitirecektir. Burton'ın gotik, Schumacher'in Cirque Du Soleil kadar renkli ve Nolan'ın gerçekçi Gotham kurgusundan sonra yeni tarz bir Gotham her halükarda ilgi çekici geliyor insana. Üstelik yeni bir Wayne Malikanesi ve en önemlisi yeni bir Batcave de cabası. Superman'i Gotham City'de hatta Batcave'de görme düşüncesi bile heyecanlandırıyor, öyle değil mi? Aynı şekilde Bruce'un Metropolis'e "önemli bir iş gezisi" için gelmesi de bu heyecanı yaratıyor. 


Bu arada Superman'in kostümünün yine aynı olacağını tahmin ediyorum çünkü bütün gücünü zaten kendi bünyesinde toplamış bu karaktere kostümün çok fazla bir yararı yok. Ancak karşısına çok spesifik bir düşman çıkarsa ya da bir uzay görevi için harekete geçerse yeni bir kostüm ya da zırh görebiliriz. Batman'in ise yepyeni bir kostüme sahip olacağı apaçık ortada. TDK ve TDKR'ı çıkarırsak önceki Batman filmlerinde kullanılan başlığın oyunculara büyük sıkıntılar yarattığı biliniyor. Kafanın sağa sola dönmesini engelleyen bu sorun son iki Batman filminde belli bir oranda aşılmıştı. Bakalım yeni kostümde başlığın bu yeni özelliği devam edecek mi? Snyder kendi tarzında bir Batman yaratacağına göre kostümdeki yarasa siluetinin oval ve içi sarı dolu olan o bilindik çerçevenin ortasında olmayacağını düşünüyorum. Belki daha önce de olduğu gibi film içinde kostüm değişikliği olur ve sarılı logo yerini simsiyah yarasa işaretine bırakır. Filmin duyurusunun yapıldığı sırada ekrana yansıyan (benim biraz kaba bulduğum) Batman işareti de kullanılabilir kostümde. Ayrıca Bruce, Clark ile dövüşürken The Dark Knight Returns'teki gibi bir zırhı tercih edebilir.

Ayrıntıya dikkat :)
Peki Batman olur da Batmobile olmaz mı? Film ile ilgili en çok merak ettiğim noktalardan bir tanesi de bu. Görüntü bakımından Batmobile'e benzemeyen ama benim "bir Nolan harikası" diye nitelendirdiğim Tumbler'dan ve Batmobile'sız geçen TDKR'dan sonra yeni bir Batman temalı araba görmek hepimiz için ilgi çekici olacak. Belki de sadece Batmobile'i değil Batwing ve Batcycle'ı da görebiliriz. "Yaşlı Batman"in artıları tam da bu noktada ortaya çıkıyor zaten. Kara şövalyemiz uzun zamandır bu işi yaptığına göre araçlarının da hali hazırda bulunabileceğini söylemek zor olmaz. Hmmm, acaba Bruce, Batwing'i Superman ile karşı karşıya geldikleri zaman kullanır mı? The Dark Knight Trilogy'den farklı olarak yepyeni stilleriyle elektrikli ya da patlayan Batarang'leri ve diğer bir çok gadgetı da görebiliriz üstelik...

Not: Ben Affleck haberi pek çok kişide hayal kırıklığı yarattı, doğru. Açıkçası ben de hiç hoş karşılamadım bu haberi. Ama her ne olursa olsun sinema tarihinde ilk defa Batman ve Superman'in bir araya geleceği bir film yapılıyor. Warner Bros. da, Zack Snyder da, David S. Goyer da ve Christopher Nolan da bunun öneminin pekala farkındadırlar. Bu yüzden filme karşı duyduğumuz heyecanı, umudu ve hevesi kaybetmememiz gerekiyor bence. Sabah hayal kırıklığı ile haberi okuduktan sonra yazıyı yazarken zaman zaman bu olumlu hislerim biraz daha tazelendi ve film için bir kez daha heyecanlandım. Umarım sizin de okurken öyle olur :)

Yeni Batman Ben Affleck


Şimdi yarasa dedektörlerinizi yavaşça bırakın ve arkanıza yaslanın... Batman arayışı sona erdi.

Warner Bros. 17 Temmuz 2015 tarihinde gösterime girmesi planlanan isimsiz Batman-Superman filminde Kara Şövalye rolünün, yönetmenliğini üstlendiği Argo filmiyle geride bıraktığımız Akademi Ödüllerine damgasını vuran Ben Affleck'e verildiğini duyurdu.

Beyazperde macerası 1943 yılında başlayan Batman, bugüne dek Lewis Wilson, Robert Lowery, Adam West, Michael Keaton, Val Kilmer, George Clooney ve Christian Bale tarafından canlandırılmıştı. 

Daha önce Marvel Comics süper kahramanlarından Daredevil rolünde izlediğimiz 41 yaşındaki Affleck'in, Batman hayranlarına kendini kabul ettirip ettiremeyeceği merak konusu.

13 Ağustos 2013 Salı

The Dark Knight Returns Satış Rekoru Kırdı

Geçtiğimiz haftalarda San Diego Comic-Con'da duyurulan Batman/Superman projesinin dünya üzerindeki etkileri tüm hızıyla devam ediyor. 20 Temmuz'da gerçekleştirilen panelde Zack Snyder'ın projeyi açıklarken The Dark Knight Returns'ten ilham aldığını belirtmesi üzerine Frank Miller'ın bu ünlü çizgi romanının dijital satışları %161 gibi büyük bir oranla artmış durumda. Bu aynı zamanda tam fiyatlı DC Entertainment eBook'ları arasında bir ayda gerçekleşen en fazla satış rekoru demek oluyor. Batman ve Superman'i karşı karşıya getiren çizgi romanın baskı versiyonlarında da büyük bir artış görülüyor.


2015'te vizyona girmesi planlanan Batman/Superman filmi, The Dark Knight Returns'ün sinema uyarlaması olmayacak ama yönetmen Snyder'ın bu hikayeye karşı ne kadar ilgili olduğu da bilinenler arasında. Ayrıca Snyder' ın, filmde yer alacak olan Batman vs. Superman sahneleri için Frank Miller ile görüşmeyi planladığı öne sürüldü. Gerek filmin logosundan, gerek (her ne kadar kesinlik kazanmasa da) Warner Bros.'un kırklı yaşlarda bir Batman aramasından projeye ''The Dark Knight Returns etkisi'' ile başlandığı belli oluyor az çok. Bakalım film tamamlandığında bu etkinin derecesi ne kadar olacak hep beraber göreceğiz. Benim kendi düşüncem/isteğim ise yeni ve özgün bir macera bakımından The Dark Knight Returns'e fazla saplanmamaları yönünde. Ama panelde Harry Lennix'in oradan alıntı yaparak okuduğu şu satırların insanın tüylerini diken diken ettiği de bir gerçek.


"I want you to remember, Clark…in all the years to come…in your most private moments…I want you to remember…my hand…at your throat…I want…you to remember…the one man who beat you."

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Yarasa-Adamlar?


Korkmayın, Bat-Computer'ın verdiği "YABANCI GİRDİİİ" alarmından, ufukta herhangi bir tehlike yok! Duyduğunuz, www.Yarasa-Adam.Com'un tek adamlık şov olmaktan çıkıp, bir ekip çalışmasına dönüşmesinin sesi. Müsaadenizle, sizi bundan böyle blogda benimle beraber yazacak arkadaşım Kaan ile tanıştırmak istiyorum. Aileye hoşgeldin, Kaan!

"And here we go!

Geçen haftalarda açıklanan Superman/Batman projesine kendini kaptırmış bir ruh hali içinde oturmuş, yeni Batman' i kimin canlandıracağını düşünürken, gökyüzünde Bat-Signal'ın bu kez benim için yanıp söndüğünü fark ettim dün gece...
Anladım ki yarasa mağarası artık büyüyor ve görev beni çağırıyordu. Buradan da anlaşılacağı üzere kendimi Yarasa-Adam'ın yeni yazarı olarak tanıtmama izin verin. Adım Kaan Bayırakoşan ve Yarasa-Adam'ın sıkı bir takipçisiyim. İlk ne zaman başladığını bir türlü hatırlayamadığım Batman sevgimi yeni bir yazar olarak burada paylaşıyor olmak son derece güzel. Hafta içleri okul yüzünden sabahın köründe vinçle kaldırılan ama hafta sonları daha erken saatte yataktan fırlayıp televizyon karşısında Batman: The Animated Series' i büyük bir hevesle bekleyen, intro'nun hemen başında, soyacakları bankanın önünde sağına soluna bakarak harekete geçmeye hazırlanan fötr şapkalı iki soyguncuyu gördüğü an dizinin başlayacağını anlayıp rahatlayan ve bölüm bittikten sonra da elindeki figürlerle o bölümü [ya da Legacy serisinden bir filmi] yeniden canlandıran bir neslin üyesiyim ben de. Her ne kadar anne karnından bu şekilde çıktığıma inanmak istesem de, bunun bir başlangıcı olduğu gerçeği çok daha mantıklı geliyor insana.
Evet, Yarasa-Adam artık büyüyor ve ben de yeni haberler, yazılar, incelemeler ile bu büyümeye elimden geldiğince katkıda bulunacağım. [Elindeki kaynak fazlalığından ötürü çizgi roman incelemelerini eskiden olduğu gibi daha çok Onur'dan okuyacaksınız.] Yarasa-Adam'ın yeni yazarı olarak daha fazla post ve haliyle daha fazla hareketlilik için uğraşacağım. Zaten Superman/Batman projesinin açıklanması ile önümüzdeki zamanlarda bir çok heyecan verici haber gündeme düşecek ve bize de burada tartışacak/konuşacak bir çok konu çıkacak. Tüm bu süre zarfında da Yarasa-Adam yavaş ama emin adımlarla 'yükseliyor' olacak. 
+Have we started the fire?
-Yes. The fire rises.
Her birinizi bu karanlık gecede Onur' un yaktığı Bat-Signal'ın ışığının altında selamlıyorum. Şimdiden herkese iyi bayramlar!"