25 Eylül 2013 Çarşamba

Gotham Dizisi Geliyor


Hiç Batman'siz Batman dizisi olur mu?

Olur, hele ki bu dizi 1939 yılından beri yardımcı karakter olarak oturduğu yedek kulübesinde, zamanının gelmesini bekleyen Komiser James Gordon'a, Gotham Şehri Polis Departmanı çalışanlarına ve Arkham Asylum'ı dolduran birbirinden tehlikeli suçlulara odaklanırsa çok da güzel olur.

Fox Network, gelecek sonbahar başlaması beklenen GOTHAM dizisi için kolları sıvadı. Deadline'ın haberine göre, The Mentalist'in yaratıcısı Bruno Heller'ın yapımcılığını üstlendiği projede Batman karakteri yer almayacak ve genç bir James Gordon izleyeceğiz.

Arrow ve 2014 sonbahar sezonu için hazırlanan The Flash dizilerine katılan Gotham, DC'nin, Marvel Entertainment'ın sinemada kurduğu evreni, küçük ekran için planladığına dair ipuçlarına bir yenisini eklemiş oldu. 

Televizyona transfer olacak sıradaki çizgi roman hangisi? Wonder Woman? 
Nightwing? Constantine? Suicide Squad? Biz hepsine varız!

20 Eylül 2013 Cuma

Detective Comics #14


   The New 52 haberini aldığım gün çok sevindiğimi hatırlıyorum. Benim gibi çok eski olmayan DC okurları için harika bir fırsat olacaktı. Bir yandan eskilerdeki açıkları kapatabilecek; öte yandan kronoloji yüzünden kafayı yemek zorunda kalmayacağım gıcır gıcır fasiküllerle, karakterleri yakından tanıyabilecektim. Hayaller gerçekle, istediğim ölçüde örtüşmedi. Çoğu seriden pek hazzetmedim; diğerleriyse hayalini kurduğum gibi bilgi deposu olmadı benim için. Hakkını yemeyeyim, aralarda bayıldıklarım da oldu ve okumadıklarım arasında da enfes seriler vardır eminim. Ama Batman’i ele alırsak, Scott Snyder benim için çok sancılı süreçlere tekabül etti. Sayfalar boyunca yazarın ego patlamasına, gizem yaratma derdine şahit olmaktan yoruldum. En sonunda favorim olamayacağına karar verip, ara ara okumak üzere bir köşeye koydum fasiküllerimi. Detective Comics’in yorumları ise tam bir felaketti. O yüzden okuma listeme, en azından yakın gelecekte hiç dahil olmadı. Neyse ki değişiklik için çok beklememize gerek kalmadı ve elimizde severek yorum yapabileceğimiz bir Batman serimiz oldu.


 On üçüncü sayı, Bruce’un Ghost Dragon’lardan birinin saldırısına uğradığı kareyle son bulmuştu. Bu sayı ise Bruce’un saldırıdan kurtulmaya çalıştığı sayfalarla başlıyor ve devamında gözlerimiz Penguin’den Poison Ivy’e çevriliyor. Hikaye, iki ayrı işletmenin saldırıya uğraması üzerine Bruce’un, bu saldırıların gerek yer gerekse yöntemleri açısından eko terörizm özelliği gösterdiklerini ortaya çıkarmasıyla başlıyor. Olayların Ivy’le bağlantısının kurulmasına ek olarak ortaya çıkan diğer şey ise, bu iki işletmenin birbirinden bağımsız yerler olmayıp, Oswald Cobblepot’a ait olduğudur.  Ivy’nin bir sonraki hedef yerine doğru yola koyulan Bruce, zaten bir önceki olaydan sivil kimliğiyle sıyrılmak zorunda kalmıştır ve aradan fazla bir zaman geçmeden kendini Ivy’nin kollarında bulur. Ama bu kez Ivy’den etkilenmemek için, daha önce denemediği bir yöntem bulmuştur: “Fireworks!” Bu yöntem kabaca, Batvisor’a yapılan bir ekle, kısa süreli hafızanın resetlenmesi mantığına dayanıyor. Batman ne zaman kontrolü kaybedecek gibi olsa, beynine seri aralıklarla, yüksek yoğunluktaki zıt renklerden oluşan bir uyarıcı bütünü gönderiliyor. Havai fişeklere boğulmuş gibi hisseden Batman için kötü olan şey ise, resetlemenin ardında bıraktığı katlanılmaz ağrı. Ivy’nin, Batman’i aslında kontrol etmediğini anlamasının ardından tahmin edileceği gibi, işler hararetlenir. Son sayfada ise bizi sürpriz bir isim bekliyor ve devamı diğer sayıya bırakılıyor. John Layman ve Andy Clarke’lı back-up ise Ivy'e ayrılmış.


Sonuç olarak diyebilirim ki Detective Comics tam dozunda ilerliyor ve bundan sonrasında hayalkırıklığına uğratacak gibi durmuyor. Hikayeler,  bir sonraki sayıyı merak ettirecek düzeyde ama altta ilerlemeye devam eden bir gizem aramak durumunda bırakılmıyoruz. Klasik haline gelmiş villainların yeni ama tanıdık maceralarına hayır demem diyorsanız, hiç durmayın, takip edin derim.

Notlar:

-   -Grant Morrison’ın Damian yorumuna o kadar alışmışım ki, Bruce-Damian diyaloglarını biraz farklı buldum. Kahvaltısının önüne gelmeyişinden şikayet eden bir Damian hayal edilemez bir tip değil ama sanırım çizimden olacak, mızmız çocuk hissi vermiyor. Daha ergen bir hali var.

-  -Üsteki negatif yoruma karşılık, Fabok’ın Batman çiziminin tam anlamıyla harika olduğunu söyleyebilirim. Batman ve Ivy’li kareler göz dolduruyor.

15 Eylül 2013 Pazar

Batman/Superman'den Son Haberler


İki haftadır pek haber yapamadık bu yüzden Batman/Superman filmi ile ilgili son gelişmeleri sıralamakta yarar var. Bakalım bu geçen süre zarfında Kara Şövalye ile Çelik Adam'ı karşı karşıya getirecek yapımla alakalı neler olmuş?

Zack Snyder'ın 300, Watchmen ve Sucker Punch'ta beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Larry Fong, bu kez kamerayı Man of Steel'ın Batman'li devam filmi için eline alacak. En son Now You See Me'de bu görevi yapan Fong, koltuğu MoS'ın İran'lı görüntü yönetmeni Amir Mokri'den devralıyor.

Larry Fong

Latino Review'in haberine göre Warner Bros. Ben Affleck'in canlandıracağı Bruce Wayne'e uzun boylu ve yirmilerinin sonunda olan bir sevgili arıyor. Bana kalırsa yaşlı bir Batman'e yirmilik sevgili bulma düşüncesi düpedüz saçmalıktan ibaret. Zaten senaryoda böyle bir rolün varlığı da kesin olarak bilinmiyor.

Affleck'ten önce Batman rolü için adı geçen Josh Brolin, The Huffington Post'a verdiği demeçte Zack Snyder'ın kendisiyle rol için görüştüğünü belirtti. Ben Affleck adına sevindiğini ve onu, bu role uygun görmeyenlere karşı ölene kadar savunacağını da sözlerine ekledi.

Warner Bros. Ceo'su Kevin Tsujihara, üç gün önce yapmış olduğu basın toplantısında Batman'in yorgun, bitkin ve görmüş geçirmiş olacağını açıkladı. Görünüşe göre WB ve DC'ye The Dark Knight Rises'ın bastonlu Bruce'ü yetmemiş.


Son olarak dün Instagram'da Justin Bieber, kendi adının üzerinde yazılı olduğu Batman/Superman filminin senaryosuyla birlikte çekildiği bir fotoğrafı paylaştı. Bu beklenmedik fotoğraf haliyle herkesin aklına "Yoksa Bieber yeni Robin mi ya da yeni Jimmy Olsen mı?" sorusunu getirdi. Ama daha sonra fotoğrafın, Funny or Die isimli komedi sitesinin şarkıcının da yer aldığı bir skeci ile ilgili olduğu belirtilerek adeta yüreklere su serpildi. WB, herhangi bir açıklama yapılmaksızın bu haberi Bieber'ın Instagram'dan paylaşmasına izin verir miydi? Pek sanmıyorum... Ayrıca resimdeki senaryo kitapçığının üzerinde filmin The Dark Knight Returns'ün dördüncü sayısı olan TDK Falls'tan uyarlandığı yazıyor. Buna karşın Zack Snyder, Comic-Con'da yaptığı açıklamada filmin bir TDK Returns uyarlaması olmayacağını söylemişti. Ancak senaryonun gerçekçi görünümü yine de rahatsız etmeyi başarıyor.

11 Eylül 2013 Çarşamba

Batman: Strange Apparitions




Çizgi romanın altın çağından günümüze bakıldığında, muhtemelen tahmin bile edilemeyecek genişlikte bir popüler kültürün içinde yetişmiş bireyler ve en önemlisi çizgi roman okurları olarak, sanırım siz de zaman zaman benim gibi, bazı şeylere geç kaldığınızı hissediyorsunuzdur.  Strange Apparitions da benim için, bitirdiğimde, zamanında okuyamadığıma üzüldüğüm serilerden biri oldu. Modern çağın geneli karanlık, birbirinden farklı Batman yorumlarına aşina olan biz okurları için müthiş bir alternatif olan Strange Apparitions, 1977-78 yılları arasında yayımlanan, türlü Batman görseline esin kaynağı olmuş, 11 sayıdan oluşan bir çizgi roman. Detective Comics’in #469-477 numaralı esas serisinden ve iki kısımlık (#478-479) Clayface hikayesinden oluşuyor. Doctor Phosphorus’dan Joker’e, Hugo Strange’den Penguin’e bir villianlar geçidi diyebileceğimiz serinin esas ve takdir edilesi sayıları, Steve Englehart ve Marshall Rogers ikilisinin kalemlerinden çıkma.

Serinin ısınma turu niteliğindeki ilk iki sayısı, yazar Steve Englehart ve çizer Walt Simonson’a ait iken konu, Doctor Phosphorus’a ayrılmış. Henüz rüya takım oluşmamış, hikaye de çok cazip değil ama Engleheart’ın sonrasında bizi ne kadar hoşnut bırakacağının göstergesi olması açısından okunmaya değer olduğunu söyleyebilirim. Hikaye, Alfred’in elindeki tepsiyle bir anda yere yığılmasıyla başlıyor. Batman, Alfred’i hastanaye yetiştirmek isterken farkediyor ki tüm şehirde benzer bir salgın mevcut. Sorumlusu da tahmin edebildiğiniz gibi Doctor Phosphorus. Dedektifliğini konuşturan Batman (eh, biraz dalga geçmelik bir dedektiflik diyebilirim), pek de uzun olmayan bir süre içerisinde salgının sebebinin, Phosphorus’un Gotham’ın su rezervlerine kattığı zehir olduğunu keşfediyor.  Bundan sonrası bildiğimiz hikaye, Batman Phoshorus’un radyasyon kaplı vücuduna karşı savaşmak zorunda! İlk sayının sonunda ek olarak, “The Origin of Dr. Phosphorus” adlı bir köken hikayesi de mevcut. Phosphorus’lu ikinci ve final sayı ise, sonraki sayılarda bolca göreceğimiz Rupert Thorne ve Silver St. Cloud’u barındırması açısından da önemli.


Gelelim Engleheart ve Rogers’lı, serinin asıl söz edilmesi gereken sayılarına. Son üç sayıya kadar, bu ikilinin yarattığı, kimilerinin yorumuna göre, “the definitive Batman”in tadına doyasıya varabiliyorsunuz. Atmosfer o kadar güzel ki, bir hikayenin ardından diğeri geliyor ama bazı noktalar dışında kopukluk hissetmiyorsunuz. Bunu özellikle belirtmemin sebebi, arka planda devam eden konuların, ana hikayelere çok dozunda yerleştirilmiş olmaları. Örneğin, #471, Hugo Strange’le açılıyor ve  ismen iki sayı sürecek bir macera var önümüzde. Ancak Strange’i fiziken olmasa da devam eden birkaç sayı boyunca, ufak karelerde de olsa merakla okumaya devam ediyoruz. Yani arkadaki hikaye devam ediyor. Aynı durum Bruce’un Silver St. Cloud’la olan ilişkisinde de sürdürülmüş. Bunlara birazdan tekrar döneceğim.


Prof. Hugo Strange’li #471 ve #472, serinin en güçlü halkalarından olma özelliğini taşıyor. Şehir meclisini yöneten Boss Rupert Thorne, elindeki gücü kullanarak Batman’e karşı bir karalama kampanyası başlatır.  Batman ise Phosphorus’dan aldığı yaranın derdinde, kendini zenginlerin gittiği ve gelene gizlilik garantisi verilen bir hastanede bulur. Bilmediği şeyse, hastanenin bir düzmeceden ibaret ve Strange’e ait olduğudur. Bundan sonrası tam bir “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” durumu. Hugo Strange’in eline düşen Batman’e olabilecek en kötü şey oluyor belki de. Kimliği açığa çıkıyor! Sonuç olarak elinde hem ele geçirebileceği bir Bruce Wayne kimliği, hem de Batman'in kim olduğunun bilgisi olunca Hugo Strange'den kötüsü olmuyor. Eh, Batman’in kim olduğuna dair bir bilginin de, yabancı ellere düşmek üzere yola çıkmasına şaşırmamak gerek. Bu iki sayıyla ilgili söyleyeceğim bir diğer şey, Hugo Strange’in talihsiz sonunu (her son yeni bir başlangıç mı acaba?) ve Rupert Thorne’la olan trajik savaşını okumanız gerektiği. Belirtmeden olmaz, Batman: The Animated Series’in “The Strange Secret of Bruce Wayne” adlı bölümü de bu iki sayıdan uyarlanmış.


Araya giren iki sayı, Penguin ve Deadshot’a ayrılmış. Penguin’den keyif aldığımı söyleyebilirim ama Deadshot macerası, serinin geneline göre biraz sönük denebilir. Bana kalırsa bu iki maceranın en dikkate değer kısımları, Silver St. Cloud-Bruce Wayne ilişkisi ve bu ilişkinin kurgulanışındaki boşluklar. Serinin birçok ayrıntıyı atlamadan ilerlediğini düşünürsek, Silver’la Bruce’un ilişkisi gereğinden fazla hızlı ilerliyor. Silver, aslında Bruce’le bir tekne partisinde tanışmış, Bruce’un cazibesine kapılmış herhangi güzel bir kadın. Bruce, cazibesini Silver’da bırakarak, Phosphorus’un peşine düşmek üzere çaktırmadan tekneden ayrılıyor. Geri döndüğündeyse Silver, Bruce’un saçlarındaki nemi farkediyor ve böylece içine şüphe tohumu ekilmiş oluyor. Aslında ilişkilerinin kökeni de sadece bundan ibaret. Sonraki sayılarda ikisini sevgili olmuş; Bruce’u, Silver’ın peşinde divane ve Batman kimliğini açıklamaya hazır halde buluyoruz. Silver’ı ise yine tam da anlayamadığımız bir biçimde, Bruce’un Batman olduğunu anlamış halde.  Silver St. Cloud’ın seriye renk katmadığını söylersem, haksızlık etmiş olurum. Bunun yerine, seriye kesinlikle hareket verdiğini söyleyeceğim ama benim için, Batman tarihinde heyecanla bakacağım bir karakter olmayacağı belli gibi (Elbette ileri okumalarda kendisiyle karşılaştığımda, fikrimde oynamalar olabilir). Yine de ilişkilerinin nasıl bir sonuca bağlandığını, merak edenlerin keşfine bırakıp, sürprizi daha fazla bozmayayım.


Sonraki iki sayı “The Laughing Fish” ve “The Sign Of the Joker” adını taşıyor. “The Laughing Fish” adı Batman: The Animated Series sevenlere tanıdık gelmiş olmalı.  Zira aynı adlı bölüm, bu iki hikayeden uyarlanmış. Adından da anlaşılacağı üzere, Joker, Gotham’daki balıkları zehirleyerek, gülen-balıklar olmalarını sağlamıştır. Şimdiyse, isteği bellidir: Yenen, satın alınan her balığın (joker-fish) telif hakkını almak! Bildiğimiz Joker maceralarının tadını aldığımız bu iki sayıda, Engleheart-Rogers ikilisinin seri adına zirve yaptığı söylenebilir.


Strange Apparitions’ın sonuna doğru, üzülerek söylüyorum ki tempo düşmekte. Sonradan eklenen son iki Clayface macerasını saymazsak, geriye kalan tek sayıda yazar değişimi de bu düşüşün sebebi, şüphesiz. Len Wein #477’den itibaren Marshall Rogers’la beraber Detective Comics’i devralıyor ve girişi de vasat bir Dr. Tzin Tzin macerasıyla yapıyor. Cildin son iki sayısı ise, üçüncü Clayface Preston Payne’in trajik orijin hikayesine ayrılmış ve iyisiyle kötüsüyle okunası bir Batman run’ı tadıyla, okur başbaşa bırakılmış.

Yazının başında dediğim gibi, kendi zamanına göre değerlendirildiğinde çok büyük potansiyele sahip bir seri Strange Apparitions. Ama zamanın olumsuz etkisinden bahsetmem sizi yanıltmasın. Hala sayfalarını heyecanla çevirtebiliyorsa, potansiyelini koruyabilmiş demektir.  En azından Englehart’lı sayıların size kendini zevkle okutacağından emin olabilirsiniz.

6 Eylül 2013 Cuma

Batman & Mr. Freeze: SubZero

Yönetmen: Boyd Kirkland
Yapımcı: Haven Alexander, Boyd Kirkland, Randy Rogel, Benjamin Melkiner ve Michael E. Uslan
Senaryo: Randy Rogel ve Boyd Kirkland
Müzik: Michael McCuistion
Yayın Yılı: 1998
Süre: 67 dakika
Seslendirme: 
Kevin Conroy - Bruce Wayne/Batman
Michael Ansara - Victor Fries/Mr. Freeze
Loren Lester - Dick Grayson/Robin
Mary Kay Bergman - Barbara Gordon/Batgirl
George Dzunga - Dr. Gregory Belson
Efrem Zimbalist Jr. - Alfred Pennyworth
Bob Hastings - Komiser Jim Gordon
Rahi Azizi - Koonak
Marilu Henner - Veronica Vreeland



Warner Bros. Animation ve DC Comics'in son yıllarda her bir seneye ikişer üçer tane sıkıştırdığı, farklı evrenlerde geçen, daha çok popüler çizgi romanlardan uyarlanan, birinin animasyon tekniğinin ötekini tutmayan filmlerinden önceye, bu ortaklıkla yapılan her filmin ve çizgi dizinin tek çatı altında geçtiği muhteşem bir döneme ortadan dalıyoruz şimdi. Yıl 1997... Batman: The Animated Series sona ereli yaklaşık iki sene olmuş. Joel Schumacher'in Batman & Robin'i henüz vizyona girmiş ve yeni dizi The New Batman Adventures'ın başlamasına ise daha birkaç ay var. Batman & Mr. Freeze: SubZero'nun yayınlanma tarihi bu zamana denk düşüyor aslında. Ama Mr. Freeze'in beyazperdede göründüğü ilk yapım olan Batman & Robin'in yoğun bir şekilde olumsuz eleştirilere maruz kalmasından ötürü filmimizin yayın tarihi erteleniyor ve film ancak 1998'in Mart ayında yayınlanabiliyor. Merak edenler ya da bir zamanlar benim gibi bu konu yüzünden kafası karışan arkadaşlar; yeni çizimleriyle TNBA devam ederken SubZero'nun Batman TAS çizim tekniği ile yayınlanmasının sebebi işte bu...


SubZero öncesi...


SubZero'ya geçmeden evvel olayların öncesini anlatan iki Batman: TAS bölümüne bir göz atmakta fayda var. Yazının en başında bahsettiğim DC Animated Universe (Timmverse ve Dinniverse) isimli bu çatının altında Mr. Freeze, ilk olarak Heart of Ice isimli bölümde karşımıza çıkıyor. Karakterin orijinine odaklanan bu bölümde anlatılana göre Victor Fries, Goth Corp'da çalışan bir bilim adamıdır ve her şeyden çok sevdiği karısı Nora ise ölümcül bir hastalığın pençesindedir. Fries, tedavisi bulunana kadar karısının ölümünü geciktirmek için kriyojenik (düşük sıcaklıklar fiziği) ile ilgili deneyler yapmaktadır. Bu deneylerle şirketinin parasını çarçur ettiğini düşünen Goth Corp'un sahibi Ferris Boyle (Mark Hamill seslendiriyor.) adamlarıyla birlikte Fries'in laboratuvarına ani bir baskın yapar ve çıkan arbedede Fries, deney tüplerinin arasına düşer. Bundan böyle Victor Fries sıfırın üstündeki sıcaklıkta yaşayamayacaktır ve buz gibi bedeninde sadece iki duygu kalmıştır: Aşk ve intikam. Bölümün sonunda Batman, Fries'i nam-ı diğer Mr. Freeze'i etkisiz hale getirir ve Arkham'a postalar.



Victor Fries'in hikayesi dizinin üçüncü sezonunda Deep Freeze isimli bölümle devam ediyor. Hala Arkham'da yatmakta olan Victor, Goth Corp'un eski yatırımcısı Grant Walker tarafından kaçırılır. Roger Moore dönemi James Bond villian'larını andıran Walker'ın amacı kendi şehrini yaratıp geri kalan her yeri dondurmaktır. Ancak yaşı ilerlediğinden ölüm korkusuna tutulmuştur ve ölümsüzlüğe kavuşabilmek için soğuğun içinde çok yavaş yaşlanan Mr. Freeze gibi bir yaşama sahip olmak istemektedir. Freeze'i ikna etmek için de Nora'yı kullanır. Bölümün sonlarına doğru Batman, Walker her yeri dondurduğunda Nora'nın Victor'ı suçlayabileceğini söyler. Bunun üzerine Batman, Robin ve Mr. Freeze birleşerek Walker'ı durdurmak için harekete geçerler. Çökmekte olan şehirden kaçamayan Freeze ve Nora, son sahnede suyun derinliklerinde Freeze'in oluşturduğu büyük bir buz kütlesinin içinde görünürler.



SubZero

Konu: Filmimizin başında ise Victor'ı Kuzey Kutbu'nda sakin bir hayat sürerken buluyoruz. Hala hasta olan sevgili karısı Nora ise içi kriyojenik sıvılarla dolu camdan bir tüpün içinde yaşam mücadelesi vermekte. Buna ek olarak Victor'ın yanında Hotchka ve Shaka isimli iki kutup ayısı, ayrıca Koonak isimli sadık bir çocuk var. (Koonak bir Inuit ve ailesi öldüğünden beri ona Victor Fries bakıyor.) Fries'in Batman ile son karşılaşmasından sonra kurduğu bu aile yaşamı, bir denizaltının buzulların içindeki barınaklarına çarpmasıyla altüst oluyor. Evi perişan hale geliyor ve Nora'yı hayatta tutan kapsül parçalanıyor. Bunun üzerine Victor, yeniden Mr. Freeze kostümünü giyinip kuşanıyor. Mr. Freeze'in belki de en bireysel olan bu macerasında Victor'ın amacı ne Batman & Robin'deki gibi tüm dünyayı sonsuz kışa mahkum bırakmak ne de Heart of Ice bölümündeki gibi bir kişinden intikam almak için tüm binayı dondurmak... Tek istediği karısının yaşaması için yapılması gereken bir organ nakli.  Bir zamanlar Goth Corp'ta kriyojenik alanında beraber çalıştığı paragöz iş arkadaşı Dr. Gregory Belson'ı bulup ondan Nora'yı iyileştirmesini istiyor. Dr. Belson ve Mr. Freeze yapılacak organ nakli için uygun bir ceset bulamayınca hastaneye girip Nora ile uyumlu kanı taşıyan kişilerin listesine bakıyorlar. Ve on sekiz kişilik listede bakın kimin ismi de var? Barbara Gordon'ın! Bunun üzerine Freeze yanına bir dediğini iki etmeyen Hotchka ile Shaka'yı da alıp Dick ve Barbara'nın gittikleri dans gecesine destursuz dalıyor ve Barbara'yı kaçırıyor. Böylece dinamik ikilimiz Batman ve Robin, Barbara'yı kurtarmak için harekete geçiyor.


Filmin senaryosu bir kaç mantık hatası dışında gayet sağlam. Konudaki bireysellik derinlikli ve duygu yüklü bir hikaye ortaya çıkartmış. Böylelikle filmdeki her karakterin hislerini daha kolay anlamlandırabiliyoruz. Zira Victor'ın Nora'ya olan sonsuz bağlılığı ve diğer insanlara olan güvensizliği film boyunca hiç kendini unutturmuyor. Diyaloglar akıcı ve çok iyi yazılmış. Özellikle Mr. Freeze karısı hakkında her konuştuğunda oldukça duygusal, bol betimlemeli cümleler dökülüyor ağzından. Bu edebi cümleler hususunda Batman Returns'ün baş kötüsü Penguen ile arasında benzerlik kurmak mümkün. Hatırlayacağınız üzere Penguen sorunlu geçmişinden bahsederken ve Batman'e hatta tüm insanlığa karşı hakaretler savururken de böylesine süslü, dallı budaklı cümleler kurmayı ihmal etmiyordu.


SubZero, Bruce'un dedektiflikteki yeteneklerine de yer veriyor hatta filmin ana sorusu bu sayede cevaplanıyor. Komiser Gordon'ın kızı olmasına rağmen polis teşkilatının arayıp bulamadığı Barbara'nın yerini Batman, dedektiflik öykülerine yakışır biçimde buluyor. Gordon ve polisleri pasif kalsalar da onlar dışındaki tüm yan karakterlerin hikayeye katkısı var. Özellikle Alfred'in finale doğru edindiği bir bilgi, yola çıkmaya hazırlanan Batman ve Robin'i hızla harekete geçiriyor. Alfred'i ayrı seven birisi olarak karakterin boşlanmaması ve kendine özgü o soğuk espri anlayışının da öyküye katılması hoşuma gitti.


Batman-Mr. Freeze çatışmasına ayrı bir parantez açarsak bu iki karakterin arasında Nora'nın anlık durumuyla doğrudan bağlantılı olarak değişkenlik gösteren bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Mesela petrol deposunun alev almasından önce hala ameliyat olma ihtimali bulunan Nora için Batman ile mücadele ederken gördüğümüz Mr. Freeze, her tarafın infilak etmesiyle ameliyat planları suya düşünce ayağı kırık bir halde buz silahını kullanarak Koonak ve Nora'yı alevlerin arasından almaya giden Batman ve Barbara'nın yolunu açıyor ve değer verdiği iki insanı onlara emanet ediyor.


Filmdeki başka bir çatışma ise sıcak ve soğuk arasında. Victor Fries Kuzey Kutbu'nda mayosuyla suyun içinde rahat rahat balık avlarken, Gotham City'de son zamanların en sıcak günleri yaşanıyor. Öyle ki Gotham gibi bir şehirde çocuklar sokakta fışkıran suların etrafında oynuyor. Hatta filmin başlarında balodan erken ayrılan Bruce, kendini arabaya attığı an ceketini çıkartıyor ve ter içinde Alfred'ten havalandırmayı açmasını istiyor. Mr. Freeze'in Kuzey Kutbu'ndan kalkıp Gotham'a gelmesiyle de bu sıcak-soğuk çatışması diğer çatışmalara paralel olarak başlıyor.


Batmobile'i SubZero'da az da olsa görmek güzeldi ama filmde asıl ön planda olan Batwing'di. "Feat of Clay"deki kadar olmasa da bu harika aracı izlemek yine büyük keyif verdi. Mr. Freeze ile Dick Grayson arasındaki kovalamaca da heyecan verici sahneler arasındaydı. 


Beni rahatsız eden bir iki noktadan bahsetmem lazım. Mr. Freeze ile Dr. Belson'ın Nora'ya uyabilecek organa ve kana sahip olan kişilerin listesine baktıkları sahnede Barbara'nın adını görür görmez uygun olup olmadığına bile bakmadan o isimde karar kılmaları öyküde mantıksal bir sorun yaratıyor. O on sekiz kişilik listedeki herkesin Nora'ya uyduğunu varsaysak bile listenin tepesinde yer alanlara hiç bakmayıp doğrudan "Barbara Gordon" isminin üzerine birden çullanmaları pek inandırıcı değildi.


Finalde okyanusun ortasındaki petrol deposunun havaya uçtuğu sahnede ne bir haber helikopteri ne de görüntüyü çekebilecek başka bir haberci vardı. Ama filmin sonundaki televizyon haberinde bu görüntüler nasıl olduysa gösteriliyor. Haberi yapan acar muhabir Summer Gleeson'ın gizemli bir gücü varsa lütfen beni bağışlayın.


Filmde önemli olarak gördüğüm başka bir nokta ise Bruce'un kadınlara olan ilgisizliği. Parti sahnesinde Dick ve Barbara birlikteyken, Bruce, Veronica Vreeland önderliğinde yanına kur yapmaya gelen kadınlarla kısa bir süre geçiriyor. Partinin sıkıcılığından bu şekilde nasibini aldıktan sonra Veronica'dan kendini kurtarıyor. Dick ve Barbara'ya içten bir "İyi eğlenceler" deyip oradan ayrılıyor. Bruce'un genellikle kadınlara karşı takındığı bu tarz tavırlar eskiden bana son derece hoş gelirdi. Öyle ki küçük bir çocuk aklıyla saplantılı olarak hayatımı Batman/Bruce Wayne gibi şekillendirmeye çalıştığım ilkokul yıllarımda sırf bu yüzden sınıfın kızlarına "Bruce gibi" davranmışlığım da vardır. Ama sonraları Batman Beyond'da Bruce'un yalnızlığını gördükten itibaren bu ilgisizlik durumu eskisi gibi eğlenceli gelmemeye başlamıştı. Çünkü bir zamanların kara şövalyesi Wayne Malikanesi'nde yapayalnız yaşıyordu. Üstelik iyi anlaştığı Barbara'yla bile arası bozuktu. Hatta bir bölümde Bruce'un Batcave'de eski resimlerine bakarak o günleri yad ettiği sahneyi hiç unutmam. Hele acılarına tanık olduğumuz Mask of Phantasm'ı ve "I Am The Night" isimli bölümü hatırladıktan sonra onun adına ebedi mutluluğun hala gelmemiş olduğunu görmek içimi acıtmıştı. İşte SubZero'da örneğini gördüğümüz bu ilgisiz tavırların, JL Unlimited'ın "Epilogue" bölümünde Bruce'un 90 yaşındayken de bu yalnızlığı çekmesine yol açtığı su götürmez bir gerçek. Joker'i, Ra's Al Ghul'u, Two-Face'i, The Riddler'ı ve psikopatlıklarıyla ün salmış daha nice kötüyü defalarca yenen bu adamın bir ilaç kapağını bile açamadığını görmek ayrı bir üzüntü yaratıyordu insanda.


Filme geri dönersek, parti sahnesi demişken Veronica Vreeland'ten bahsetmemek olmaz. O gece Bruce'un kız arkadaşı olarak gördüğümüz Vreeland, daha önce birkaç Batman:TAS bölümünde de arz-ı endam etmişti. Üstelik o bölümlerde saçları kızıldı. SubZero'da ise Barbara ile karıştırılmaması için Vreeland üzerinde bazı değişiklikler yapılmış. En basitinden o artık bir sarışın.

Batman TAS - Vreeland

SubZero - Vreeland

Filmin çizim kalitesi Batman:TAS'de de olduğu gibi sinema filmi tadında. Bilhassa kalabalık sahnelerde bu kalite hiç düşmüyor. Ekranın kıyısında köşesinde kalmış insanlar bile özenle çizilmiş. Karakterlerin ani duygu değişimleri yüzlerinden okunuyor. Ama diziden farklı olarak bazı karelerde (uzak çekimlerde) çizim yerine animasyon tekniği kullanılmış. Ayrıca bazı sekanslarda bu iki farklı tekniği aynı karede de görmek mümkün. Mesela Dick'in, Barbara'yı kaçıran Mr. Freeze'i motorla takip ettiği sahnede Dick ve motoru klasik çizim iken, yolun sağındaki solundaki araçlar animasyon tekniği ile yaratılmıştı. Bir Batman çizgi filminde kullanılmak üzere CGI teknolojisine Beware the Batman ile henüz alışmaya başlayan biri olarak bu görüntülerin film üzerinde biraz eğreti durduğunu söylemeliyim.


Daha önce Mask of Phantasm'ı ve pek çok Batman: TAS bölümünü yönetmiş olan Boyd Kirkland'ın yazıp yönettiği filmin seslendirme kadrosu dizininki ile hemen hemen aynı. Kadroya yeni katılan Mary Kay Bergman, dizide Melissa Gilbert'ın konuştuğu Barbara Gordon'ı seslendiriyor. Yeni karakter Dr. Gregory Belson'ı ise Batman: TAS'in Vantrolog'u ve Superman: TAS'in Perry White'ı olan George Dzunga seslendiriyor. Kevin Conroy ve ekibin geri kalanına zaten diyecek laf yok ama Mr. Freeze'in buz gibi soğuk, yer yer tüyler ürperten yer yer de kulağa dokunaklı gelen muhteşem sesinin geçen aylarda kaybettiğimiz Michael Ansara'ya ait olduğunu altını en kalın uçlu kalemle çizerek belirtmek gerekiyor.


SubZero'nun introsu, Batman 89'daki intro ile neredeyse aynı. Daha kısa olan bu açılışta Danny Elfman'ın muhteşem müziğinin başlangıcı kullanılmış. Batcave fonuyla birlikte içinde küçük bir yolculuğa çıktığımız sarılı siyahlı Batman logosu, intronun sonunda bir bütün olarak belirdiğinde aynı Batman & Robin'in açılışındaki gibi birden buzla kaplanıyor ve patlıyor.


Batman 89
Batman & Robin

Batman: TAS ve Mask of Phantasm' ın müziklerini yapan Shirley Walker, SubZero'da yerini bu evrene hiç yabancı olmayan Michael McCuistion'a bırakmış. McCuistion, Walker'ın tüyleri diken diken eden yavaş çalındığında dramatikleşen hızlandığında ise insanı gaza getiren Batman teması yerine film için bestelediği kendi temasını kullanmış ve iyi iş çıkarmış. Özellikle Mr. Freeze'in duygusallaştığı bölümlerde çalan müzik oldukça etkileyici ve kutbun buz gibi havasıyla bütünleşebiliyor.

Hoş bir detay: Bir sahnede Dr. Belson ve Mr. Freeze, Barbara Gordon'a ulaşmak için kaldığı odayı aradıklarında telefona oda arkadaşı çıkıyordu ve o esnada odada Harry Akst ve Grant Clarke'ın 1929'da yazdığı ünlü şarkı "Am I Blue?" çalmaktaydı. Ve sürpriz! JL Unlimited'ın "This Little Pig" bölümünde Kevin Conroy'un muhteşem sesiyle Batman, bir zamanlar Ray Charles, Barbara Streisand ve Judy Garland gibi büyük sanatçıların yorumladığı bu şarkıyı Wonder Woman'ı büyüden kurtarmak için söylüyor.

Bu arada Dr. Gregory Belson'ın görünüşü, bana nedense ABD'li ünlü sanatçı Frank Sinatra'yı hatırlattı.



Batman'in ilk ortaya çıktığı sahnede bir kuyumcuyu soyan serseri kılıklı iki adamdan sürücü olanı Joker'e fazlasıyla benziyordu. Hatta saç stili aynısıydı...



Bruce'un kriyojenik hakkında bilgi almak için Goth Corp'ta ziyaret ettiği arkadaşı Mariko, filmin yapımında bolca emeği geçen Uzak Doğulu dostlarımızın bir yansıması olabilir mi?



Nora filmin başında aynı "Batman & Robin"deki gibi bir kapsülün içinde...




Victor Fries'in kuzey kutbunda bulup karısına getirdiği bu nadide çiçek, Batman Begins'te Bruce'un Gölgeler Birliği'ne katılabilmek için karlı dağlarda aradığı mavi çiçeği anımsatıyor.



Finalde petrol deposu patladığında yaralı bir halde suya düşen Mr. Freeze'in ölmediğini, kutup ayısını tutmak için suyun yüzeyine çıkan elinden anlıyoruz. Hatırlarsanız buna benzer sahneleri daha önce de görmüştük: Batman 89'da kimyasal sıvının içine düşen Jack Napier'ın (Joker), Batman TAS'in The Demon's Quest bölümünde Lazarus Pit'e düşen Ra's Al Ghul'un ve Batman Forever'da kara şövalyenin havaya fırlattığı bozuk paralar yüzünden düşen (her ne kadar ölse de) Two-Face'in yüzeyde beliren eli...




Toparlarsak SubZero, selefi Mask of Phantasm gibi işin duygusal boyutunu önemseyen, soğuk kanlı bir katil yerine çaresiz bir adamın hikayesini anlatmayı tercih eden ve genel olarak barındırdığı karakterlerin hakkını teslim eden kaliteli bir yapım. Birkaç hatasını gözardı edersek de dört dörtlük bir Mr. Freeze macerası. Son olarak Heart of Ice, Deep Freeze ve SubZero'nun ardından Batman ve Mr. Freeze'in arasındaki dördüncü roundu görmek istiyorsanız The New Batman Adventures'ın "Cold Comfort" isimli bölümü sizi bekliyor. Ama aynı duygusallığı aramayın...

In memory of Michael Ansara...

5 Eylül 2013 Perşembe

BEWARE THE BATMAN 1. Sezon 5. Bölüm: Broken


YAPIMCI: Glen Murakami, Sam Register, Mitch Watson

SENARYO: Rick Morales

YÖNETMEN: Michael Ryan

MÜZİK: Frederik Wiedmann

SESLENDİRME KADROSU
Anthony Ruivivar – Bruce Wayne/Batman
JB Blanc – Alfred Pennyworth
Sumalee Muntano – Tatsu Yamashiro/Katana
Matt Jones – Humphrey Dumpler/Humpty Dumpty
Kurtword Smith – Teğmen James Gordon
Tara Strong – Barbara Gordon
Michael Leon Wooley – Tobias Whale
Matthew Mercer – Ice Pick Joe
Michael Patrick McGill – Officer O’Brien

KONU: Şehrin dört bir yanında ortaya çıkan içi rehineler ve patlayıcılarla dolu dev kurşun askerler, polisi ve Batman’i birlikte çalışmaya iter. Kara Şövalye’nin topladığı delillerin tamamı, yardım ettiği bir polis operasyonu sırasında mafyanın tuzağına düşen ve aklını yitiren Humpty Dumpty’i göstermektedir. Batman olaya bir an önce el koymazsa, intikam defteri son derece kabarık olan Humpty Dumpty’nin sıradaki kurbanı James Gordon olacaktır!

KRİTİK [DİKKAT SPOILER İÇERİR]
+Bir kanun adamı bir kanunsuzla dost olabilir mi? Batman ve Gordon arasındaki bu -adına ister güvensizlik deyin ister anlaşmazlık- “şey”, Beware The Batman’i keşfedilmemiş topraklara çekiyor. Batman Year One ve Batman Begins gibi Kara Şövalye’nin gençlik-acemilik günlerini anlatan işlerde dahi asgari müştereklerde buluşmakta geç kalmayan kahramanlarımız, bu seride tam da olması gerektiği gibi “ağırdan alıyor”. İkisi de adaletin peşinde olabilir ancak kabul etmeliyiz, Gordon’ın elinde, dejenere bir maskeli balonun düzenlendiği oteli ararken yanlış sokağa sapmış gibi giyinen bir adama güvenmek için doğru düzgün gerekçeler yok. Elbette Gotham City Polis Departmanıyla ittifak kurma arayışı içindeki Batman’in de, işbirliği için izin istemeye niyeti yok! Adam nasıl olsa gerektiğinde karakola girebileceğini, telsizleri dinleyebileceğini, dava dosyalarını inceleyebileceğini biliyor. Gordon’ın bu şekilde sürekli edilgen duruma düşmekten hoşnut olduğunu hiç sanmıyorum, ama sessiz kalmaktan başka çaresi de yok. Batman/Gordon çatışmasının en azından birinci sezon sonuna kadar devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. 

+Broken, Humpty Dumpty’i görücüye çıkarıyor. İlk olarak Dan Slott imzalı Arkham Asylum: Living Hell mini serisinde karşımıza çıkan Humpty Dumpty, çizgi roman evreninde hayatı talihsizliklerle geçmiş, bozuk olan şeyleri “onarmaya” çalışırken faciayla sonuçlanan kazalara yol açabilen, çocuksu bir adamken, Beware The Batman’de kurnaz ve planlı birine dönüştürülmüş. İyi mi olmuş derseniz, açıkçası Humpty Dumpty’nin orijinal versiyonunu daha ilginç buluyorum fakat yardım almadan ayakkabılarını bile bağlayamayan bir düşmanın bölümü taşıması mümkün olmadığından, karakter üzerinde yapılan değişiklikleri anlayabiliyorum.

+Arkham Asylum: Living Hell, yapımcılar için çok özel bir çizgi roman olmalı, zira Safe ve Tests bölümlerinde yer alan Lunkhead, Tucker Long/Junkyeard Dog, Daedalus Boch/Doodlebug gibi yan karakterler de bu hikayede tanıtılmıştı. Sırada kimler var? The Great White Shark? Death Rattle? Jane Doe? [Hepsine EVET!]

+ Barbara’yı ikinci bölümde Batman ile tanışmak için can atan bir fangirl olarak bırakmıştık. Gordon’ın kızının hayali gerçekleşti gerçekleşmesine ama bu tanışma hayal ettiği şartlarda olmadı.


+Batman’in elini Barbara’nın omzuna koyduğu sahne paha biçilmezdi. Baştan beri Beware The Batman’deki Bruce’un soğuk oluşundan [Alfred’e mesafeli davranması, Tatsu’yla kedinin fareyle oynadığı gibi oynaması, çatıdan düşen Magpie’ı kurtarmayı denememesi vb.] yakınıp duruyordum, ihtiyacım olan tam da kahramanımızın empati kurabileceğini gösterdiği kısacık bir sahneymiş. Karakterizasyon şimdi oturdu işte!

+Alfred’in Tatsu’ya gerçekleri anlattırana kadar oynadığı küçük oyun şahaneydi.

+Geçen haftaki bölümde, Tatsu Yamashiro’nun eski bir League of Assassins üyesi olduğu anlaşılmıştı. Maalesef bu bölüm, kızın gizli bir görevi için League of Assassins’e sızdığını, örgütün gerçek bir üyesi olmadığını öğreniyoruz. [Eski League of Assassin’lerden kim kaldı?] Bence, karakterin gurur duymadığı, karanlık bir geçmişi olması çok daha merak uyandırıcıydı ya, neyse…

+Tobias Whale, dizide Batman evreninin temel taşlarından biri olan mafyanın tanıştığımız ilk temsilcisi.

+Veeeeee Ra’s Al Ghul’un adı geçer. Kendisinin Batcave’i ziyaret edeceği gün tahmin ettiğimizden daha yakın olabilir, ne dersiniz?

+Seslendirme sanatçısı Matt Jones, Humpty Dumpty’nin korkutucu ve acınası yanlarını yansıtmada fevkalade bir iş çıkarmış. [Alkışlar, ıslıklar…]

+Humpty Dumpty’nin oyuncaklı tuzakları Superman’in klasik düşmanlarından Toyman’i çağrıştırdı.


+Ruhları hapsetme özelliğine sahip Soultaker kılıcın çizgi romanlarda olduğu gibi, kullanan kişinin bu ruhlarla iletişim kurmasına izin verip, vermeyeceğini çok merak ediyorum.

+Dizinin beşinci bölümüne geldik; Batman Professor Pyg, Mr. Toad, Magpie, Anarky, Silver Monkey ve Humpty Dumpty ile karşılaştı ancak bu düşmanlardan sadece Magpie’ı adalete teslim edebildi. Geriye kalan herkes bir yolunu bulup gözden kaybolmayı başardı. Umarım bu başarısızlıklar devam etmez, yoksa Batman’in bir yerlerde yanlış yaptığını düşünmeye başlayacağız.

+O değil de, Humpty Dumpty dışarıda özgürce dolaştıkça Gordon güvende olabilecek mi?


Broken, trajik kötülerden Humpty Dumpty’nin çizgi romanlardaki kusurlarını birer birer ayıklayarak onu Puss In Boots filmindeki kötücül adaşına yaklaştırmış ama bunu yaparak anlatacağı öyküyü kitlelere rahatça ulaşabilecek bir biçime sokmuş olduğu için bence affedilmeyi sonuna kadar hak ediyor. İzleyin, izletin!