31 Aralık 2013 Salı

Mutlu Yıllar!

Yarasa-Adam ekibi olarak, tüm takipçilerimize Joker gülümsemeleriyle dolu bir 2014 diliyoruz.

[Batman #247: Batman and a Deadly New Year, 1973]

10 Aralık 2013 Salı

Jason Momoa, Batman/Superman'de Mi?


The Hollywood Reporters'ın haberine göre Jason Momoa'nın ismi Man of Steel'ın devamı niteliğindeki Batman/Superman filmi için geçiyor. 2011 yılında Conan the Barbarian ile şöhreti yakalayan ve son dönemin en popüler dizilerinden biri olan Game of Thrones'ta Khal Drogo'yu canlandıran Momoa'nın filmdeki rolü ise gizli tutuluyor. Ancak THR, aktörün hangi rolde olabileceği ile ilgili varsayımlarda bulunmayı ihmal etmemiş. 

Bu varsayımlardan ilki Superman'in en ünlü düşmanlarından birisi olan Doomsday. Bu, geçen hafta başında çıkan iki tane Superman villian'ının filmde yer alacağı haberi ile uyumlu görünüyor. Lex Luthor'ın filmde yer alacağını da varsayarsak bir diğer düşman pekala Doomsday olabilir.

Momoa'nın canlandıracağı rol için bir diğer varsayım ise Martian Manhunter. Bizler filmle ilgili gelen her yeni karakter haberinin kafamızda yarattığı soru işaretleriyle iyice gerilirken, Justice League'in asil üyelerinden J'onn J'onzz'un adını duymak muhtemelen şaka gibi gelmiştir herkese.

Tüm bunlar her ne kadar tahmin ve söylenti olsa da, Warner Bros.'un tek filmde Justice League'i toplama hevesi atılan her adımdan bariz belli oluyor. Film ilk duyurulduğundan beri The Flash söylentileri de ortalıkta ama ben DC'nin televizyondaki Flash'ın üzerine gül koklayıp aynı dönemde beyazperde için başka bir Flash yaratacağını pek olası bulmuyorum. Ancak sürpriz bir hamle ile Arrow ve Flash dizileri, film ile aynı evrende de yer alabilir. Bu da filmin Justice League ekibini toplama derdini rahatlatabilir.

Jason Momoa'ya dönersek Warner Bros.'un halen konu ile ilgili bir açıklaması yok. Ancak daha önce Wonder Woman rolü için Olga Kurylenko, Elodie Yung ve Jamie Alexander isimleriyle beraber anılan Gal Gadot'ın da henüz geçen güne kadar bir spekülasyondan öte olmadığını belirtmek gerek.

7 Aralık 2013 Cumartesi

Detective Comics #15

Yazar: John Layman
Çizer: Jason Fabok
Renklendirme: Jeromy Cox


Dikkat! Bu yazı spoiler içerir.

Geçen sayının back-up hikayesinde Poison Ivy’nin Clayface’e ulaşma çabasını ve bu sebeple Arkham’ı dağıtmasını görmüştük. Sayı, Ivy’nin Clayface’le olan ilişkisini açığa vurmuş ancak, geri kalan her şeyi merak ettirecek şekilde son bulmuştu. Detective Comics #15, sorularımıza cevap vererek devam ediyor ve Death of The Family arc’ının da bir parçası olma özelliğini taşıyor.

Poison Ivy ve Batman’in baskına uğramasının ardından olay yerine yeren gelen, geçen sayının gizemli karakteri Clayface, Ivy’i bulamamasının siniriyle Batman’e saldırır. Görünüşe göre Clayface, Poison Ivy’i “karısı” sanmaktadır ve çiçeği burnunda(!) eşinin kaybından Batman’i sorumlu tutuyor görünmektedir. Ivy’nin bu işte bir parmağının olduğu açıktır ama etten, kemikten ve en önemlisi de deriden oluşmayan Clayface, Poison Ivy’nin etkisi altına nasıl girebilmiştir ki? Clayface’e karşı pek de etkili olabilecek durumda olmayan Batman, kargaşadan kaçar ve sorunun cevabını bulmak üzere mağarasına döner. Olay yerinde bulduğu bitkinin, Ivy’nin Clayface’i etkisi altına almak için kullandığı Salvia Heliconiaceae adlı, halüsinasyona yol açan bir bitki olduğunu öğrenen Batman, şehrin her yerini yakıp yıkmaya devam eden Clayface’le bir kez daha çarpışmak için yola düşer. Ama bu kez hazırlıklı gelmiştir: Kendi özel karışımı olan zehirli bitki öldürücüsü ve yeni koruyucu kostümüyle! Zehri yiyen Clayface kendine gelir gelmesine ama bu, onun için üzülmeyeceğimiz anlamına gelmez. Ne kadar yalnız olabildiğini ileriki sayfalarda da net olarak göreceğimiz Clayface için Poison Ivy’le yaşadıkları, halüsinasyonun ötesinde, umut ışığı olmuştur aslında. Batman’in Clayface’i alt etmesi neredeyse üzücü görünmektedir şimdi: “I almost feel sorry for him. Almost... I’ve beaten Clayface before, but never like this. This time I hit him where it hurts. A place I didn’t even know was vulnerable.”


Batman, Ivy’nin ardında bıraktığı enkazı Clayface’le uğraşadursun, Ivy de bu sırada Penguin’in sağkolu Ogilvy tarafından gömüldüğü mezarından çıkmaya çalışmaktadır. Yine Ogilvy tarafından kurtarlmasına şahit olduğumuz Ivy’nin bilmediği şey ise, Ogilvy’ın, yeni Penguin olma yolunda hazırlıklara başladığıdır. Bu noktada, hemen öncesinde geçen Penguin-Ogilvy konuşmasına dönelim. Geçen sayılardan zaten Ogilvy’ın ileride önemli bir role sahip olacağını anlamıştık. Bu sayıda Death of The Family’de geçenlere bağlı olarak gördüğümüz üzere Penguin, Ivy’le uğraşamayacak kadar meşgul, çünkü Joker tarafından Arkham’a çağrılmakta! Bahsettiğim konuşmada Ogilvy, Ivy’nin durumunu bildirmek üzere Penguin’in yanına geliyor ve arka planda Joker görünüyor. Penguin’in yüzünden ise ter damlacıkları aktığı belli oluyor. Penguin, ilgilinemeyecek durumda olduğu ‘kendi operasyonu’nu Ogilvy’a devrediyor ve Ogilvy’ın son karede “Your operation?” dediğini görüyoruz. Burada akla gelen soru, Joker’in orada bulunmasına rağmen, neden konusunun dahi edilmediği. İnternette bu konuda okuduğum bazı yorumlar, Joker’in gerçekten orada olup olmadığına ilişkindi. Hatta bazıları, “Your operation?” sorusunu tüm operasyonu yürütenin aslında Joker olduğu  şeklinde yorumlamış. Bana kalırsa o soru, bariz bir biçimde, Ogilvy’ın işleri devralacağını bildiriyor. Joker’in gerçekten orada olmadığını da düşünmüyorum [Bkz: Ter damlacıkları] zira yarısı karanlıkta görünen Joker’in, Ogilvy tarafından farkedilmemiş olması muhtemel. Kaldı ki sayının DoTF’le bağlantısı yok denecek kadar az; en büyük bağlantısı da bahsedilen bu konuşma diyebilirim.


Özetle Detective Comics #15, Ogilvy’ın Emperor Penguin olma yolunda attığı büyük adımlara ayrılmış, gelecek sayıların habercisi bir sayı. Batman'i Clayface'le kapışma anları dışında neredeyse hiç görmüyoruz. Bu da sayının en önemli eksiği denebilir. Son olarak, arka plan hikayesinin Ivy-Clayface ilişkisinin başlangıcına, gelişimine ve nasıl sonlandığına da değinerek, okurları merakta bırakmadığını söyleyebilirim.

5 Aralık 2013 Perşembe

Batman/Superman: Gal Gadot, Wonder Woman Oldu


Batman/Superman filmi tartışmalı kararlarıyla adından söz ettirmeye devam ediyor. Wonder Woman'ın bu rol için daha önce de adı geçen Gal Gadot tarafından canlandırılacağı açıklandı. Bununla beraber karakterin filmde yer alacağı da bir dedikodu olmaktan çıkıp kesinlik kazanmış oldu. Yönetmen Zack Synder, İsrailli oyuncu ve canlandıracağı karakter hakkında şunları söyledi: "Wonder Woman belki de tüm zamanların en güçlü kadın karakterlerinden birisi. Gal sadece inanılmaz bir aktris değil, aynı zamanda bu rolü canlandırabilmek için sihirli özelliklere sahip. Seyircinin Gal'u bu sevilen karakterin ilk sinema filminde keşfetmesi için sabırsızlanıyoruz."

Snyder'ın bu söylediklerinin aksine modellikten gelme Gadot'ın oyunculuk anlamında ne kadar "inanılmaz" olduğu elbette tartışılır. Date Night, Knight and Day ve üç adet Fast & Furious... Bravo! Bir başka tartışılacak olan nokta ise Gadot'ın fiziğinin karaktere uygun olup olmadığı ile ilgili. Bence seyircinin asıl merak ettiği konu da bu. Wonder Woman zırhı oyuncuya birkaç yüz beden büyükmüş gibi duruyor.

70'li yıllarda televizyon dizisi olarak uyarlanan, 2011 ve 2012'de tekrar dizi girişimlerinde bulunan ancak yayınlanmadan iptal edilen Wonder Woman daha önce hiç beyaz perdeye konuk olmadı. Hal böyle olunca tüm zamanların en güçlü kadın karakterinin bir sinema filminde yer alması büyük bir anlam kazanıyor. Bunu olası bir Justice League filmi için atılmış büyük bir adım olarak görmek de gayet doğal. 


Bana sorarsanız solo bir Superman başlangıcından hemen sonra iki tane baba karakteri hikayeye dahil etmek filme biraz fazla gelebilir. İlerisi için ön görülebilecek en olumsuz tahmin filmin bu iddianın altında fena ezileceği. Batman-Superman ilişkisinin işlenişi olumsuz yönde etkilenebilir. Öykü sinemaya yeni adım atan Wonder Woman'ın hakkını vermeye çalışırken daha önce defalarca sinemaya uyarlanan Batman'i biraz geri plana koymayı tercih edebilir. Ya da film Batman-Superman odaklı olur ve Wonder Woman'ı Iron Man 2'deki Black Widow misali hikayeye yerleştirmeye çalışabilir. Belki başarılı olurlar ve bu iş tutar. Belki de tüm zamanların en iddialı ama en hayal kırıklığı yaratan süper kahraman filmini yaparlar. Bu bilinmez ama filmin şimdiden tehlikeli sularda dolaştığını söylemek lazım. Hadi hayırlısı...

4 Aralık 2013 Çarşamba

Batman: Black and White #1

“Bu çizgi roman satmaz. Artık kimse siyah-beyaz işleri okumuyor.”

Editör Mark Chiarello, Batman Black and White’ın tasarısını DC Comics’deki üstlerine sunduğunda, aldığı cevap bu oldu. Chiarello’nun beklediği fakat duymak istemediği bir tepkiydi bu. Çizgi roman sektörü, milyonlarca kopya satan sayılara şahit olmuş 90’lı yılların, kaotik son demlerinde yokuş aşağı yuvarlanmaktayken, kısa öykülerden oluşan renksiz bir antoloji serisi yayımlamak delilikten başka ne olabilirdi ki? Hem de Arkham Asylum’daki hücresinden hiç çıkmaması gereken, sonu ticari intihar olabilecek bir delilik… Neyse ki şans döndü ya da bir mucize gerçekleşti; Chiarello nasıl olduysa deliliğine inanacak cesur birilerini buldu ve onları ikna ederek projeyi hayata geçirdi.

İlk adımlarını dört sayılık bir mini seri olarak atan Batman Black and White, kendisine inanmayanlara hareket çekercesine, sipariş listelerinde gücünü hissettirmekle yetinmedi, “En iyi kısa öykü” [Archie Goodwin ve Gary Gianni’nin Heroes’u] ve “En iyi antoloji” dallarında birer Eisner ödülü de kucakladı. 2000’ler boyunca Gotham Knights dergisinin ana hikayeden daha çok merak edilen back-up’ı oldu. Şu an piyasada üç cilt ağırlığında Batman Black and White çizgi romanı var ve dahası, bu derlemelerin ilham verdiği heykel koleksiyonu, DC Direct/DC Collectibles’ın en istikrarlı ve en uzun soluklu serisi olarak kayıtlara geçti.

Pardon, birileri “satmaz” mı demişti?

Geçmiş yıllarda Neil Gaiman, Alex Ross, Walter Simonson, Bruce Timm, Dennis O’Neil, Matt Wagner, Archie Goodwin, Joe Kubert, Paul Dini, Paul Pope, Dwayne McDuffie, Geoff Johns ve Mike Mignola gibi onlarca yeteneği ağırlayan Batman Black and White, yeni maceralarla raflara döndü! 2013 model seri yine Mark Chiarello’nun editörlüğünde, yine simsiyah, yine bembeyaz!

Altı sayı sürecek yeni Batman Black and White’ın birinci sayısında bulabileceğiniz öykülerin adları sırasıyla: “Don’t Know Where, Don’t Know When”, “Batman Zombie”, “Justice is Served”, “Driven” ve “Head Games”. Olağan şüpheliler yerine piyasanın yükselen yıldızlarının, zirve günlerini geride bırakmış emektarların ve Batman hastası profesyonellerin katkıda bulunduğu bu öyküleri tek tek inceleyelim…

DON’T KNOW WHERE DON’T KNOW WHEN

Yazar: Chip Kidd  -  Çizer: Michael Cho

Konu: Kara şövalye gecikir, belki hiç gelmez! Robin The Boy Wonder, Batman’in çağrısı üzerine tam vaktinde, buluşma yeri olan Sprang binasının çatısına gelir ancak mevkide kimsecikler yoktur. Saatlerce beklemenin ardından genç yardımcı, tehlikede olduğuna kanaat getirdiği Batman’i aramaya koyulur, onun gidebileceği her yere bakar fakat hiçbir yerde maskeli adalet savaşçısından bir iz bulamaz. Tam Robin için çareler tükendi derken, “umut”, gökyüzünden kocaman bir “S” harfi şeklinde inecektir.


Çıkaracağınız kitabın fiyakalı bir cekete ihtiyacı varsa kimi ararsınız? Tabii ki Chip Kidd’i! Kapaklarını tasarladığı yapıtlar arasında Jurassic Park, Visual Shock, No Country For Old Men ve Samuel Beckett: The Last Modernist gibi çok satanlar bulunan Kidd, bir Batman fanatiği ve koleksiyoner. Geçtiğimiz yıl Batman: Death by Design adında bir grafik roman da yazmış olan ödüllü tasarımcı, Don’t Know Where, Don’t Know When’de Gümüş Çağ’ı özleyenlere her şeyin daha basit ve naif olduğu zamanlardan bir kesit sunuyor. Türevlerine DC Comics Presents #58, World’s Finest #75, Superman: The  Man of Steel #14, Superman #70 gibi çizgi romanlarda ve Superman The Animated Series’in Knight Time bölümünde rastladığımız, tipik bir Superman ve Robin team-up’ı olan hikaye, Michael Cho’nun Dick Sprang’e el sallayan çizgilerinde hayat bulmuş.

Don’t Know Where, Don’t Know When’in içinde gizlenen birkaç küçük senaryo açığını ve kötü karakterin akıbetini öğrenemeyecek oluşunuzu affedebilirseniz, çok keyif alacağınızı temin ederim. Ne de olsa, Superman’in yanında ağzınızı bozmamanız gerektiğini hatırlatan bir panel, her gün karşılaşabileceğiniz bir manzara değil.

BATMAN ZOMBIE

Yazar ve Çizer: Neal Adams

Konu: Evrak işlerindeki bir karışıklık yüzünden yaşadığı daireden çıkarılmak üzere olan bir kadın, Batman’e seslenir: “Yardım et bana!” Kara Şövalye, masum birinden gelen yardım çağrısını normal şartlarda asla reddetmez ama bu gece hiç de normal bir gece değildir; çünkü yarasa adam, kostümü paramparça olmuş, derisi erimiş, kemikleri görünen acınası bir zombidir!


Neal Adams’ın Batman: Odyssey’ine göz atmışlığınız varsa, bu hikayede kiminle dans edeceğinizi biliyorsunuz, demektir. Üstat, Bronze Age’deki gerçekçilik akımının öncülerinden olabilir, hatta hala çok iyi çizebilir lafımız yok… Yalnız, iş senaryo yazımına gelince, ortaya basiretsiz sonuçlar çıkıyor. 'Batman’in de çaresiz kaldığı durumlar var,' altmetni düşünce olarak hoş, kotarım yazık ki korku mu komedi mi olduğu anlaşılamadan bitiveren bir B-filmi laubaliliğinde.

Çılgınlığıyla okuru afallatan ve tarihteki en klişe açıklamayla biten Batman Zombie’yi kurtaran; bize Adams’ın kurşun kalem dokunuşlarını gösteriyor oluşu.

JUSTICE IS SERVED

Yazar: Maris Wicks - Çizer: Joe Quinones

Konu: Harley Quinn, Gotham Burger restoranından satın aldığı ve evcil sırtlanlarına yedirdiği hamburgerlerin, şehir genelinde artan zehirlenme vakalarının kaynağı olduğunu öğrenir. Medya, olayın sorumlusu olarak Harley’nin yakın dostu, eko-terörist Poison Ivy’i hedef göstermektedir. Harley, hesap sormak; Batman ise Ivy’nin suçsuzluğunu kanıtlamak için yola koyulur.


Justice is Served’ü tanımlamak için kurulabilecek en uygun cümle; Paul Dini’nin yazmadığı bir Paul Dini senaryosu, olacaktır. Harley ve Ivy buluşmaları hemen her zaman eğlenceli olur zaten, Justice is Served’ün de eğlence yönünden Paul Dini ve Bruce Timm’in Harley/Ivy serilerinden hiçbir eksiği yok. Önceki çalışmaları arasında Primates, SpongeBob Squarepants ve Adventure Time gibi komedi çizgi romanlarının yer aldığını öğrendiğim karikatürist Maris Wicks ile, Batman Black and White sayesinde tanıştım. Joe Quinones ise Wednesday Comics ile başlayan yükselişini 2014’te Zatanna/Black Canary grafik romanıyla devam ettirecek gibi görünen, geleceği parlak bir çizer. İkilinin ortaklığından esprili, sevimli ve akıcı bir eser çıkmış. Özellikle sürpriz bir karakterin yer aldığı kapanış, kesinlikle görülmeye değer!

Justice is Served, dünya görüşünüzü değiştirmeyecek belki ama sizi okuduğunuza pişman da etmeyecek.

DRIVEN

Yazar: John Arcudi - Çizer: Sean Murphy

Konu: Alfred, Bat-Mağara’ya indiğinde, Bruce Wayne’i haşat olmuş Batmobile’i tamir etmeye çalışırken bulur. Arabayı bu hale getiren, Kara Şövalye’nin Gotham caddelerinde hız tutkunu Roxy Rocket ile giriştiği ölümüne yarış mıdır, yoksa gerçekler görünenden apayrı mıdır?


Başlığın Driven olmasının, otomobillerle uzaktan yakından bir ilgisinin bulunmadığını fark ettiğinizde bu muhteşem çizgi romanın sonuna gelmiş oluyorsunuz ve yüzünüze belli-belirsiz bir tebessüm yayılıyor.

Biraz tuhaf bir girizgah, farkındayım ancak bana aynen öyle oldu. Otomobil yarışları, teknik terimler, Sean Murphy’nin ayrıntılarla dolu araç tasarımları, Alfred’in iğnelemeleri ve dünyalar tatlısı Roxy Rocket, aslında Batman karakterinin özüyle ilgili bir hakikati, yenilikçi bir çerçevede anlatmak adına bir araya toplanıyor. Sonuç? BAM-BAŞ-KA!

Bruce Wayne’in zihninin derinliklerine yolculuk yapabilmek ve bu kendini adalet uğruna feda etmeye hazır savaşçının hırsla, karmaşayla, obsesyonla dolu hayatından küçük, samimi ve tepeden tırnağa ‘doğru’ bir ‘an’ çalabilmek, en başta Bruce Wayne olabilme cesaretini taşımayı gerektirir. John Arcudi bu hikayeyi, adeta yarasa pelerinini sırtına geçirerek kağıda dökmüş ve pek kimsenin aklına gelmeyecek, sıradan bir yazarın akıl etse de anlatmaya değer görmeyeceği, incecik bir damardan girmiş. Çok da iyi etmiş.

Roxy Rocket, The New Batman Adventures’ın en yetişkin bölümlerinden sayılan The Ultimate Thrill’de gözüktüğü günden beri çizgi romanlara geçiş yapmasını dört gözle beklediğim bir düşmandı. Retro havacı kostümlü, hırsızlığa eğilimli, adrenalin bağımlısı bir pin-up kızından söz ediyoruz burada, beklemeseydim bir şeyler yanlış gidiyor olurdu! Roxy, yaratıcısı Paul Dini’nin Detective Comics #822’sinde ve Stephanie Brown’ın Batgirl serisinde çok kısa gözükmüş olsa da Batman: Black and White’ı onun gerçek çizgi roman çıkışı olarak kabul edebiliriz. Az tanınan bu karakteri kullanma fikrini ortaya atan, illüstrasyonlardan sorumlu Sean Murphy’nin ta kendisiymiş üstelik.

Driven’ı bitirdikten sonra Arcudi ve Murphy’nin ellerinden çıkma bir Batman dergisi nasıl olurdu diye düşünüp, rüyalara daldım…

HEAD GAMES

Yazar: Howard Mackie - Çizer: Chris Samnee

Konu: Yeraltı dünyasının, kendilerine “Under Bosses” diyen bir oluşumunun üyeleri birer birer öldürülmektedir. Batman’in kanıtları incelediği saatlerde Wayne Enterprises, şehirdeki yoksulları evsiz bırakabilecek bir karar için toplanacaktır ve Kara Şövalye, Alfred’in bu toplantıya katılmasına yönelik hatırlatmalarına kulak asmadan, tercihini katilin peşine düşmeden yana kullanır. Batman’in avuçlarında, suç mahallinde bulduğu bir kıymık parçasından başka ipucu yokken, hayat kurtarma olasılığı oldukça düşük görünmektedir.


‘Takıntılarımız, bizi biz yapar ve aynı zamanda elimizi kolumuzu bağlar,’ diyen Head Games, Batman’in ruh haline, Driven’dan daha ağır bir yorum getirerek, onu hikayenin katil kötü karakteriyle mukayese etmekten çekinmiyor. Stilize diyaloglar ve gölgelerin yarattığı melankolik atmosfer eşliğinde çok da usturuplu bir şekilde yapıyor bunu.

Howard Mackie ve Chris Samnee’nin, Frank Miller, Ed Brubaker ve Brian Azzarello’nun izinden gittikleri bu serüven, polisiye-pulp tarzından hoşlananları sekiz sayfada sarhoş edecek. Bilmiyorum, beni etti en azından... Başımı döndürdü, dans ettirdi, yakaladığıma “Öpücemmm!” dedirtti.

Bu sayıdaki en sevdiğim kısa öykü olan Head Games, bana bir yandan da [SPOILER] Ventriloquist/Arnold Wesker’ı [SPOILER] ne kadar sevdiğimi hatırlattı. Zira New52/DcNu’da bu klasik kötünün yerine geçen, ucuz şeytan filmlerinden fırlamış hanımefendiden haz ettiğimi söyleyemem. Orijinalin geri dönme zamanı gelmiş de geçiyor mu ne?

Özetleyecek olursak, Batman: Black and White #1, zamanında “satmaz” denen bir fikrin altın madalyalarla yaptığı geri dönüş, meydan okuyan bir ruhun yeniden canlanışının, heyecan verici ilk ayağı.


Tam anlamıyla arşivlik…

1 Aralık 2013 Pazar

Batman '66 #1 - The Riddler's Ruse

Yazar: Jeff Parker
Çizer: Jonathan Case
Renklendirme:  Jonathan Case
Kapak Çizeri: Michael Allred, Laura Allred
Sayfa Sayısı:  30

Günlerden Cumartesi… Koşuşturmaca içinde geçen ölümüne yorucu bir hafta geride kalmış. Sabah mışıl mışıl uyumak, rüya âleminde dalabildiğin kadar derinlere dalmak varken, daha yarasalar bile mağaralarına çekilmeden yatağından kalkıp, hevesle uzaktan kumandaya sarılıyorsun. Gazetedeki yayın akışına göre dakikalar sonra BATMAN başlayacak çünkü. Kopkoyu kahveni hızlıca karıştırırken, Danny Elfman’ın bestelediği o delirtici jenerik müziğini mırıldanıyorsun usulca. Birazdan televizyon tarihinin en karanlık, en titizlikle kotarılmış, en stilize çizgi serisinden, Batman The Animated Series’den bir bölüm izleyeceksin.

A-HA!!! İşte başlıyooooor!
Tamam, susuyorum. Sen keyfine bak.

Bir dakika, bir dakika… O da ne? Bu mor pelerinli, gri taytlı, hımbıl mı hımbıl adam, senin tanıdığın, bildiğin, sevdiğin Kara Şövalye  Batman’e hiç benzemiyor!


Amerika’da ekranlarda kaldığı 60’lı yılların ikinci yarısı için gerçek bir televizyon fenomeni  olmayı başaran Batman dizisi, dillere destan absürdlüğüyle, kendisinden sonra gelen kuşaklara ait olan,  ‘Batman’ denilince dimağlarında bambaşka bir imge beliren genç Batman hayranlarında yukarıdaki örnekte olduğu gibi elektroşok etkisi yaratmaya devam etse de slogan olmuş replikleri, tekrar gösterimleri, komedi skeçleri ve parodi filmleri sayesinde bugün, yarım asırlık bir popüler kültür mirası.

Kabul edersiniz ki; miras büyük olunca, paydaşların kendilerine daha doyurucu dilimler talep etmeleri de kaçınılmaz olur. Diziyi yayınlayan ABC kanalı, prodüksiyonun finansörü FOX ve DC Comics’in ortağı; Batman evreninin sahibi Warner Bros. arasında on yıllardır süregelen hak kavgası geçtiğimiz sene sonuca bağlandı ve WB, Batman ’66 dizisinin tüm merchandise haklarını satın aldı. Geriye kalan tek sorun oyuncuların yüzlerini kullandırmaya ikna edilmesiydi ki; Adam West [Batman], Burt Ward [Robin], Julie Newmar [Catwoman]’ın da aralarında bulunduğu başrol oyuncuları, ikonik görüntülerinin yeni çıkacak ürünleri süslemesi için WB ile anlaştı. Hatta telif konusunda çok katı kuralları olduğu ve astronomik ücretler istediği iddia edilen Yvonne Craig [Batgirl] bile geç de olsa WB ile masaya oturdu.

Bu yasal karışıklığın çözüme ulaşması neyi değiştirdi? Neil Armstrong’un canlı yayında attığı o ‘bir insan için küçük, insanlık için büyük adımı’ anımsayacak yaşta olanlar için, çok şeyi! 1966 Batman aksiyon figürleri, hediyelik eşyaları, not defterleri, t-shirtleri dalga dalga pazara düşmeye başladı ve görünen o ki, ilerleyen zamanlarda Adam West’in kaşlı Batman’inin suretiyle daha da sık karşılaşacağız.

Torun sahibi olmuş adamlara çocukluk günlerini yeniden yaşama fırsatı sunan bu nostalji çılgınlığının ortasında boş durması abes kaçacak DC Comics ise önce dijital-sonra basılı nüsha olmak üzere Batman ’66 çizgi roman projesini hayata geçirdi. Benim de, DCnU’nun bir hayli problemli devamlılığıyla cebelleşmeden takip edebileceğim bir dergim oldu! [İşşşte buna içilir :)]

Batman ’66’in beyni ve yazımıza konu olan birinci sayısının yazarı, X-Men: First Class, Thunderbolts ve Agents of Atlas’daki işleriyle tanınan Jeff Parker ; çizeri ise bugüne kadar çok az sayıda çizgi romanda imzası bulunan Jonathan Case. Söz hazır yaratıcı ekibe gelmişken burada kısa bir parantez açmak isterim: Benim ezelden beri potansiyel bir 1966 Batman çizgi romanı için düşündüğüm isim, Solo dergisinin kendisine ayrılan 7. Sayısında resimlediği Adam West esintili Batman hikâyesiyle aklımı başımdan almış olan Michael Allred’dir. Pop art sanatçısı Roy Lichtenstein ekolünün günümüzdeki temsilcilerinden ve aynı zamanda fanatik bir Batman TV dizisi seyircisi olan Allred’in, muhtemelen Marvel’da artan uğraşları [FF, Silver Surfer] yüzünden Batman ‘66’i çizecek boş zamanı yok, fakat her şeye rağmen kapak çizeri olarak projeye katkıda bulunması beni nasıl neşelendirdi, anlatamam.

Peki, çizimlerin ve renklendirmenin Jonathan Case gibi yeni bir isim tarafından yapılması bir eksi mi? ASLA! Çok önceleri keşfedilmesi gereken yetenek Jonathan Case, aktörlerin benzerliklerini yakalamakla kalmamış, Robert Rauschenberg/Andy Warhol’u hatırlatan saykedelik renkleri ve Benjamin Henry Day Jr. İle özdeşleşmiş Ben-Day noktalarını kullanarak, çizgi romanı bir tür kaleidoskopa çevirmiş. Kesinlikle çok yerinde bir seçim.


Batman ’66 #1 – The Riddler’s Ruse’da neler dönüyor? Konuya birlikte bakalım:
Gotham Şehri Polis Teşkilatı, üstün başarılarından [!] ötürü Lady Gotham heykeliyle ödüllendirilir. Katılımcılarının arasında milyoner hayırsever Bruce Wayne ve onun genç varisi Dick Grayson’ın da bulunduğu ödül seremonisi, ‘açmazların dükü’ Riddler’ın özel jetiyle ortaya çıkıp, heykelciği çalmasıyla yerini kargaşaya bırakır. Batman ve Robin, Riddler’ın bilmecelerini çözerek, Lady Gotham heykelinin gizlendiği yeri tespit etmek için harekete geçerler. Elde ettikleri ipuçları dinamik ikiliyi, Catwoman’ın işlettiği yeni gece kulübü Meow-Wow-Wow’a götürür. Eski düşman Catwoman, sahiden de söylediği gibi suç dolu günleri arkasında bırakmış ve legal bir iş sahasına mı yönelmiştir, yoksa en başından beri Riddler ile ortak mı çalışmaktadır?

Nasıl ama?

Jeff Parker bu delimserek ama zararsız hikâyeyi merak uyandıran, şaşırtan, bulmacalı bir olay örgüsünün içinde öyle keskin bir mizah anlayışıyla işlemiş ki, mantığınız, bulunduğunuz sokağı gönüllü olarak terk ediyor ve siz, önünüze çıkan her LSD-kafası uçuk fikre, hipnotize edilmiş gibi paşa paşa eşlik ediyorsunuz.

The Riddler’s Ruse’a, bölümlerin açılışını yapan ve cliffhanger’larda kahramanlarımızın düştüğü zor durumları abartan ‘dış ses’, Robin’in meşhur ‘Holy…!’ ile başlayan tekerlemeleri, Batusi dansı, WHAM, KA-POW, FWOOSH efektleri, Batman/Catwoman arası cinsel gerilim, üstü açık Batmobile, Robin’in Riddler bilmecelerine bulduğu akıl almaz çözümler ve Batman binanın çatısına tırmanırken pencereden bakan konuk yıldızlar dahil, TV dizisinden hatırlayacağınız birçok element ve fazlası başarıyla sığdırılmış. Konuşma balonlarını okurken Adam West’in o ironik ve ben bilirimci ses tonunun; Burt Ward’un her repliğinin sonuna koyduğu ünlemlerin kulaklarınızda çınlamaması mümkün değil. Doğrusu X-Files, Buffy The Vampire Slayer, Battlestar Galactica ve Firefly gibi kült yapımların çizgi romanda nasıl çuvalladığını –maalesef- çok iyi bilen bir okur olarak, televizyondan kağıda bu kadar sorunsuz bir transferin yapılabileceğini hayal bile edemezdim.


Parker’ın kötü karakter tercihi tabii ki rastgele olmamış… The Riddler, dizinin pilot bölümü Hi Diddle Riddle/Smack in the Middle’da yer alıyordu. Başka deyişle Amerika, Batman ve Robin karakterleri ile aynı anda tanıştı bilmecelerin efendisiyle. Pek bilinmez; Riddler’ı canlandıran oyuncu Frank Gorshin, bu performansıyla Emmy ödüllerine de aday gösterilmiştir. Biz 2013’ü devirmek üzere, hala Akademi’nin bilim kurgu ve fantastik filmlere yaptığı adaletsizlikleri tartışıyorken, o günlerde kostümlü adalet savaşçılarının garip maceralarını anlatan bir komedi dizisindeki bir yardımcı oyuncu için görülmemiş bir övgü bu adaylık. Ayrıca dizideki Riddler’ın Batman saplantısı, manik kahkahası ve duygudurum değişiklikleri Joker karakterinin modern versiyonlarının da ilham kaynağı olmuştur [Yazar, belki de bu nedenle çizgi romanın başlarında, bu iki kötü adamın ortak yönlerinden birine değinmiş]. Yaşayan efsane Mark Hamill’ın bile, Joker’i seslendirirken Frank Gorshin’in kahkahasını taklit ettiğini itiraf etmişliği var. Başka sözü olan?

Batman ’66, DC’nin Digital First formatının ilk meyvesi değil, fakat tartışmasız teknolojiyi en yaratıcı biçimlerde kullananı. DC, Infinite Comics etiketiyle klasik çizgi roman ve motion-comic arasında bir yerlerde konumlanabilecek yeni bir format belirleyen Marvel’ın izinden giderek; anlaşılması zor olmayan, göze hitap eden, neredeyse interaktif bir tarz yakalamış. Alışılageldik online çizgi romanların aksine, parmaklarınızı artık yalnızca sayfaları çevirmek için değil, konuşma balonlarını yok etmek ve yenileriyle değiştirmek;  açık olan panele yeni objeleri, renkleri, arka planları ve karakterleri davet etmek için de kullanıyorsunuz. Böylece 10 sayfalık chapter’lar halinde yayımlanan standart bir dijital macera, olduğundan daha dolu-dolu hissediliyor ve okura daha uzun süre keyifli vakit geçirme olanağı tanıyor. “Bilgisayar üzerinden çizgi roman okumayı sevmem,”  diyenlerdenseniz merak etmeyin, DC sizi de düşünmüş: Kısacık bir bekleyişin sonunda, aynı eserin üç dijital bölümünü bir araya getiren, ‘tam macera’ matbu versiyonuna kavuşuyorsunuz.

Batman ’66 #1 - The Riddler’s Ruse, 3 sezon sürmüş olan Batman dizisinin, 1960’ların hiç bitmediği bir paralel evrende, kallavi bir bütçeyle çekilmiş 4. sezonunun ilk bölümü olabilir pekâlâ, öyle olmadığını biz nereden bileceğiz? Çizgi roman, diziyi bir televizyon klasiği yapan o ‘camp’ etkisine sahip, lakin anlatım yönünden son derece modern... Her bölümü aynı soundstage’de geçtiği apaçık olan dizinin çizgili devamı, dış mekanların, hava takiplerinin, şaşalı setlerin eklenmesiyle aniden genişleyen dünyasıyla, kitaplığınızda saklayabileceğiniz bir pop art sergisi vaat ediyor.

Adam West’in ‘tatlı su Batman’ini ister sevin-ister sevmeyin; Jeff Parker ve Jonathan Case’in küratörlükteki dehalarına karşı koyamayacaksınız!