31 Ocak 2014 Cuma

BATMAN and TWO FACE #24 – The Big Burn: First Strike

Yazar: Peter J. Tomasi
Çizer: Patrick Gleason
Renklendirme: John Kalisz
Sayfa Sayısı: 22

Konu: Geçmiş defterlerden açılan yırtık bir sayfa, Gotham’ın suç ailelerinden McKillen’ların yaşayan tek varisi Erin McKillen’ı geri getirir. Kara Şövalye Batman ve Komiser Gordon, eski mafya patroniçesinin dönüşünün yaratacağı fırtınayı engellemek uğruna ne gerekirse yapmaya hazırdır. Bu son gelişme, Two Face için ise eski bir hesabı kapatma fırsatı doğurmuştur.

Batman and Robin dergisi, Damian Wayne’in Batman Incorporated’daki yürek parçalayan ölümüyle boş kalan ‘Robin’ unvanının yerini doldurmak suretiyle, adeta hayatta kalma içgüdüsünü harekete geçirerek her ay Kara Şövalye’nin bir başka dostunu veya düşmanını konuk eden, bir tür Brave and The Bold, Marvel Team-Up formatına evrildi. Şimdiye dek sayfalarına Red Hood, Catwoman, Nightwing ve Batgirl gibi sidekicklerin ve antikahramanların uğradığı seri, ilk uzun soluklu macerası The Big Burn’de Batman’in amansız düşmanlarından Two Face’i kanatları altına alacak.

Two Face hikayeleri genellikle dairesel bir rota çizer. Önce Gotham gibi tepeden tırnağa pisliğe batmış;  devleti, polisi ve ahlaki değerleri kanalizasyondan hallice bir kentte herkesin görebileceği bir ışık yakma cesaretini gösteren sayılı adamlardan Bölge Savcısı Harvey Dent’in, Joker’in The Killing Joke’daki argümanından alıntılayacak olursak, başından geçen 'tek kötü gün'ün sonunda, savaştığı iblisin ta kendisine dönüşmesine şahit oluruz, sonra da onun Two Face olarak amaçsızca bir soygundan diğerine savruluşuna… Yıllar yılları kovalar ve nihayetinde, bu düşmüş kahramanın estetik operasyonla yara izlerinden kurtulmasını izler ve görüntüsüyle birlikte ikiye bölünmüş ruhunda bir düzelme olup olmayacağını hevesle beklemeye başlarız. Aşağı yukarı racon budur. The Big Burn, bu ezberletilmiş rotanın kronolojik açıdan ilk durağına giderek, ikinci bir emre kadar New52’da geçerli olacak, öncekilerden ayrışık, yeni bir Two Face orijininin temellerini atıyor. Dent’in yüzüne asit dökerek onun içindeki canavarı yüzeye çıkaran yaratıcısı, Dr. Frankenstein’ı bundan böyle Salvatore "The Boss" Maroni değil, Erin McKillen.

Erin McKillen kim mi? Bunu Tomasi ve Gleason’dan öğreneceğiz, çünkü kendisi ilk kez The Big Burn’de karşımıza çıkan bir karakter. İlk izlenimler önemlidir. Özel jetinden inip, okuyucuya doğru yürüdüğü panelden itibaren, taşıdığı özgüveni hissettiren kızıl saçlı, İrlandalı mafya kraliçesi Erin McKillen, itiraf etmem gerekirse şimdiden Batman mitosundaki rolü duruşma esnasında bir şişe asit fırlatmaktan ibaret olan tek boyutlu Sal Maroni’den daha ilgi çekici. Harvey’nin ‘dönüşüm anı’ ise, gerçekleştiği mekanın özelliği ve diyalog seçiminden anlaşılacağı gibi daha kişisel bir davayı, bir intikamı ve hep doğrulardan yana olduğuna inandığımız eski bölge savcısının masumiyetinin yakında hasar göreceğini işaret etmekte. Harvey Dent ve Erin McKillen arasındaki husumetin nedenlerini henüz bilmiyoruz, fakat öğreneceklerimizin son derece karanlık ve meş'um olacağını tahmin etmek hiç zor değil.

The Big Burn: First Strike’daki en can alıcı sahne de zaten Harvey Dent, Erin ve Gilda’yı barındıran, okuyucuyu ‘dönüşüm anı’na götüren bu flashback. Çizer Patrick Gleason, siluetlerden faydalanarak bu kısımda mümkün olduğunca az detaya yer vermiş, bir işlevi olmayan dikkat dağıtıcı objeleri çıkarmış ve böylelikle yaşanan vahşetin etkisini arttırmakla kalmamış, olayların Harvey’nin hatırladığı şekilde bize sunulduğu izlenimi uyandırmış. Birilerinin öldüğü, kanın oluk oluk aktığı, derilerin eridiği bu sahne, siyah ve kızıl tonlarından oluşan kısıtlı renk paleti sayesinde mide bulandırmadan etkilemeyi başarıyor. Sin City’i düşünün, işte aynen öyle bir estetik.


Açık açık söylemeliyim ki, Two Face’in tarihini baştan yazma fikriyle ilgili karışık hislerim var. Bir yarım, favori karakterlerimden biri olan Harvey Dent’in DC’nin kötülerinin birçoğunun Villains Month boyunca okuduğumuz, üstünde pek kafa patlatılmadığı bariz olan tek sayılık ‘travmatik çocukluk’ klişelerinden fazlasını hak ettiğinin editörlerce fark edilmiş olmasına sevinirken; diğer yarım, Eye of The Beholder [Batman Annual #14]’da anlatılan ve The Long Halloween’de genişletilen, The Dark Knight sayesindeyse artık herkesçe bilinen köken hikayesinin radikal bir değişimden geçmesinin gerekliliğini sorgulama ihtiyacı duyuyor. Hangi tarafımın baskın olduğunu çözmek için yazı tura atardım atmasına ama hay aksi, yanımda hiç bozukluğum yok!  Bu yüzden, The Big Burn’ün gidişatına bakarak karar vermek en sağlıklısı olacak gibi görünüyor.

The Big Burn’ü okumaya değer kılan başlıca nitelik, Peter J. Tomasi’nin kalemindeki Two Face karakterizasyonu. Daha açılış sahnesinde, alışık olduğumuz ‘iki’ ve katlarıyla kafayı bozmuş gangsterin yerinde, nefes aldığı her an eziyet çektiğini söylemenin temelsiz bir yargı olmayacağı, intihara eğilimli, hasta bir adam görüyoruz ve bu adam Frank Miller’ın The Dark Knight Returns’de yazdığı, bilinçli olarak affedilmez bir suç işleyip kendini öldürtme gayesiyle yola çıkan yüzü sargılarla kaplı Harvey Dent’ten farklı değil. Sineklerin uçuştuğu izbe bir odada, tek gözü açık uyuyan Two Face’in sıradan bir günü, uyanır uyanmaz uğurlu [yoksa uğursuz mu demeliydim?] parasının ona verdiği yetkiyle, silahına bir mermi koyarak tek başına Rus ruleti oynamasıyla başlıyor ve anlaşılan o ki, bu sıkça tekrar edilen bir eylem. Silah ateş almayınca, bir dahaki sefer daha şanslı olmayı dilemesi onun amaçsızlığını ve ne kadar acı çektiğini kare kare aktarıyor ve The Big Burn’dekini, uzunca bir süredir DC Comics sayfalarına yansıyan en incelikli Two Face versiyonu yapıyor.


Batman’in çok az gözüktüğü bu sayının bir başka özelliği, Gotham mafyası ve ucubeler münakaşasının geri geleceğinin sinyallerini vermiş olması. Hatırlarsanız Dark Victory’de şehrin hakimiyeti el değiştirerek, Falcone, Viti ve Maroni gibi suç ailelerinden, Joker, Scarecrow ve Poison Ivy gibi başkalaşım geçirmiş yaratıklara devredilmişti. Ayakta kalan bir avuç organizasyonun artık eski günlerine dönmek istediğini ve bunu yapmaları için ucubelerden kurtulmaya çalışacaklarını öğreniyoruz. Hedef tahtasındaki öncelikli isim kim mi? Doğru bildiniz, tabii ki Two Face. Two Face’in de Erin McKillen’ı öldürmek için can attığını bildiğimize göre, anlaşılan çok kan dökülecek!

Two Face’in yeni bir orijine ihtiyacı var mı? İnanın bilmiyorum, ancak Joker’in bile geçmişi bıçak darbeleriyle deşilmekteyken, önümüzdeki beş sayıyı açık görüşlülükle kucaklamakta beis görmüyorum. Hiçbir şey için değilse de sırf, Gilda Dent karakterinin The Long Halloween’deki gibi tipik Jeph Loeb işi mantıksızlık ürünü bir plot twist uğruna ziyan edilmeyeceğinin garantisini verdiği için…

Bitirmeden önce, dikkat çeken bir son dakika değişikliğinden de bahsetmek istiyorum. DC Comics’in resmi websitesinin de aralarında bulunduğu çeşitli kaynaklarda, Batman and Two Face #24’un, The Dark Knight Returns’deki Robin, nam-ı diğer Carrie Kelley’nin orijinini anlatacağı bilgisi yer alıyordu. Dahası, basın bültenlerine Kelley’nin de bulunduğu bir kapak çizimi verilmişti. Ancak yayımlanan sayıda Carrie Kelley hiç gözükmediği gibi, kapaktan da silinmiş, üstelik herhangi bir gerekçe gösterilmeden. Bizim bilmediğimiz ve yakın zamanda öğrenme olasılığımızın düşük olduğu bir sebepten ötürü, orijinal planın değiştiği ve karakterle ilgili kesitlerin tamamen atılarak, hikayenin makaslandığı çıkarımını yapmak zannedersem pek yanlış olmaz. İlerleyen günlerde, mutfakta nelerin döndüğünü öğrenmeyi umut ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap