30 Ocak 2014 Perşembe

Batman: Black and White #2


Aynı adlı Eisner ödüllü mini serinin 2013 model uzantısı, altı sayılık antoloji Batman: Black and White’ın ikinci ayağında, bizleri yine tematik olarak birbiriyle bağlantısız beş kısa çizgi roman bekliyor. Dan DiDio, Jeff Lemire, Micheal Uslan, Rafael Grampa ve Dave Bullock gibi sanatçıları buluşturan bu sayı, kahramanımıza yenilikçi yorumlar getiriyor mu, yoksa yerinde mi sayıyor, beraber göz atalım.



            MANBAT OUT OF HELL

Yazar: Dan DiDio - Çizer:  J.G. Jones

Konu:  Civarda görüldüğü ihbar edilen Man-Bat’i haftalardır pusuda sessizce beklemekte olan Kara Şövalye, sonunda aradığı canavarın yetimhanenin penceresini kırarak içeriye girdiğini görür ve hamlesini yapar. Batman, peşinden gittiği yarı insan-yarı yarasa eski düşmanını, çocuk çığlıklarının yükseldiği bir odada, genç bir yetimhane görevlisinin boğazına sarılmış halde bulur ve hiç zaman kaybetmeden onu etkisiz hale getirir. Bu noktaya kadar her şey Batman’in önceden kestirdiği gibi gelişmiştir, ne var ki asıl canavarın Man-Bat olmadığının gün yüzüne çıkmasıyla, cepheler aniden değişir.


DC Comics’in baş editörü Dan DiDio’nun elinde tuttuğu tüm imkanlara rağmen neden kendini eleştirmenlere ve okurlara bir türlü kabul ettiremediğini, neden iyi bir yazar olarak anılmadığını ve muhtemelen hiçbir zaman övgülere boğulmayacağını merak ediyorsanız, cevap anahtarı Manbat Out of Hell’de saklı. Batman Black and White #2’nun en zayıf halkası olduğunu düşündüğüm ve böyle bir antolojiye pek yakıştıramadığım bu sekiz sayfalık kısa öykü, DiDio’nun olmayan prestijini de sarsacak gibi. 'İçimizdeki canavar' teması, çocuk istismarı gibi bıçak sırtı bir konu ve Kara Şövalye bir araya gelip de ancak bu kadar hedefi ıskalayan bir iş ortaya çıkabilirdi. Bu da hadiseye yarasalar gibi baş aşağı sallanarak bakarsanız bir çeşit başarı sayılır herhalde.

DiDio’nun öyküdeki en çok göze batan hatasının, sondaki şaşırtmaca uğruna Batman karakterini amatörce kaleme alması olduğu söylenebilir. Haftalarca aynı yerleşim yerinin çevresinde Man-Bat’i arayan fakat nedense onu buraya gelmeye neyin ittiğini [SPOILER: Görevlinin tacizine uğradığı ima edilen çocuklarını korumak] araştırma gereği duymayan, Alfred’den veya Bat-Computer’dan saniyeler içerisinde edinebileceği bir bilgiye şaşıran ve en kabul edilemezi; bir suçlunun cezasının başka bir suçlu tarafından kesilmesine göz yuman bir Batman’in yeri olsa olsa LiveJournal’daki fan fiction’lardır.

Manbat Out of Hell’in kurtarıcısı, yetenekli çizer J.G. Jones. Jones’un süperstar Alex Ross’u hatırlatan fotoğraf gerçekçiliğindeki çizimleri parmak ısırtıyor. Neal Adams’dan sonraki favori Man-Bat tasarımımın, Jones’unki oldu bir anda.

INTO THE CIRCLE

Yazar ve Çizer: Rafael Grampa

Konu: “Köpekler bizi gözlerinde büyütür, kediler bize tepeden bakar, domuzlar ise eşit davranır,”  demiş Winston Churchill. Peki ya fareler? Kaosun elçisi Joker, banka soyma rutinlerinde başladıkları yere dönmesi kaçınılmaz olan bir grup hırsıza –farelerine- yeni bir kapanı işaret eder: Koridorları kanla, dağılmış inci taneleriyle ve trajediyle dolu Wayne Malikanesi. Fareler Joker’in planı doğrultusunda, büyük bir vurgun yapma hayalleriyle bu görkemli yapının kapısına geldiğinde hiç de hoş olmayan bir sürprizle karşılaşır; pek alışılmamış bir tarzda giyinmeyi seven ev sahibi, bu davetsiz misafirlerin geleceğini zaten bilmektedir ve gereken hazırlıkları yapmıştır!


Kirli, kaotik, çirkin –olumlu anlamda- ve detay delisi çizgileriyle tanınan Brezilyalı sanatçı Rafael Grampa, Into The Circle’ın hem yazarlığını, hem de çizimlerini üstlenerek ciddi bir göreve soyunmuş ve sonucunda ayrıksı bir hikaye kotarmış. Batman’in orijinine çeşitli göndermeler yapan ve yazarlıktaki tecrübesizliğini açık etmeyecek derecede taze ve isabetli metaforlara başvuran Grampa, okuyucuyu muğlak bir motivasyonun, kafa karıştıran iç monologların, düzensiz ve sık desenlerin, kalabalık arkaplanların ve Joker’in çarpık dişlerinin arasında tuzağa düşürüyor ve kapanışta Neil Gaiman’ın Whatever Happened to the Caped Crusader’da kullandığı muzip bir buluşu ödünç alarak ölümcül darbeyi indiriyor. Into The Circle yalnızca bu son panelini hatırlamak için bile tekrar tekrar okunacak cinsten!

A PLACE IN BETWEEN

Yazar ve Çizer: Rafael Albuquerque

Konu: Batman gözlerini açtığında, kendini durgun bir nehrin ortasında, bilinmeze doğru ilerleyen bir kayığın üzerinde yatarken bulur. Ayakta, kürek çeken korkunç bir figür vardır; Deadman. Kara Şövalye panik içinde neler olup bittiğini anlamaya çalışırken, Deadman bu tedirgin edici yolculuğun anlamını açıklar: Batman ölmüştür ve acılar nehrini geçtikten sonra kayığın varacağı yer, onun sonsuza kadar sürecek tek gerçekliği olacaktır.


Kara Şövalye’ye yapılmış kısa bir hipnoz seansı olarak düşünebileceğiniz A Place in Between, Batman’in ebediyete intikal etme sürecinde, geçmişindeki pişmanlıklarıyla hesaplaşmasını konu ediyor. İkinci Robin Jason Todd’ın ölümü ve Joker kostümü giymiş küçük bir çocuğun yer aldığı sahnelerde, ister istemez huzurunuz kaçıyor ve Batman'in bir yolunu bulup, hemen araftan kurtulmasını istiyorsunuz. Doğrusunu isterseniz, Batman'in genellikle maskesinin arkasında kalan cam gibi gözlerini -ruhunu?- gördüğümüz bu sisli hikaye, biraz daha orijinal bir finalle, sayının en iyilerinden biri olabilirdi.

Kimi kandırıyorum ki? Siz de benim gibi bir Yunan mitolojisi hastasıysanız, Styx nehrinden geçen Batman görüntüsüne en baştan tav olacaksınız zaten.

WINTER’S END

Yazar: Jeff Lemire - Çizer: Alex Nino

Konu: Bruce kutladığı son Noel’in hemen öncesinde, babasının hastaneden izin alabildiği ender günlerden birinde malikanenin bahçesinde karla oynarken, kazdığı tünellerden birinin çökmesiyle kar altında kalmıştır. Kıpırdayamadığı ve hiçbir şey göremediği sırada, onu korkmaktan alıkoyan tek şey vardır; babasının sesi… Olaydan yıllar sonra kaçırılan Komiser Gordon’ı kurtarmak için kar Ninjalarıyla çarpışan Batman, çocukluğundan beri izini takip eden en büyük korkularından birini kendine itiraf edecektir.


Gerek Essex County üçlemesi, gerekse tepetaklak giden Green Arrow dergisinin başına geçer geçmez mucizeler yaratmasıyla kalbimize taht kurmuş olan Jeff Lemire, başlangıçta aksiyon ağırlıklı gibi görünen bu maceranın altına döşediği Bruce Wayne'in naif bir anısıyla, meseleyi bambaşka bir boyuta taşıyor.

Sözcüklerle büyüleyen Winter’s End, ne yazık ki resimlerle keyif kaçırıyor, zira Alex Nino’nun eskiz defterinde ısınma çalışmaları dahi olamayacak kadar baştan savma bu çizimler, okumayı büyük ölçüde zorlaştırmış. Bazı panellerde bırakın ne olduğunu anlamayı, karakterleri tanımakta güçlük çekiyorsunuz. Nino, çok aşina olduğum bir çizer olmamasına rağmen, yazıya hazırlanırken mevcut çalışmaları [özellikle birbirinden sağlam Heavy Metal ve Conan] arasında yaptığım kısa bir gezinti, bana işin yetişmediğini veya yayımlananların henüz tamamlanmamış sayfalar olduğunu düşündürdü. Bilmiyorum, belki yanılıyorumdur.

SILENT KNIGHT… UNHOLY KNIGHT!

Yazar: Michael Uslan – Çizer: Dave Bullock

Konu: Crime Alley, çocuklu aileleri hedef alan kostümlü seri katil Silent Knight’ın meskeni olmuştur. Silent Knight, bir not aracılığıyla Gotham’ın koruyucusu Batman’e meydan okur. Kara Şövalye, bir çocuk daha yetim kalmadan bu kabusa bir son vermek için Silent Knight’ın karşısına çıkar ve düello başlar. Peki iki şövalye birbirinden gerçekten farklı mıdır?


Michael Uslan, Superman dışında bir çizgi roman filminin ilgi çekmeyeceği düşüncesine saplanıp kalmış geri kafalı Hollywood’u, Batman projesine ikna etmek için yıllar boyunca gecesini gündüzüne katmış ve amacına zor da olsa ulaşmış bir yapımcı. Tim Burton, Batman’i beyaz perdeye taşıyabilmişse, seri Joel Schumacher felaketini atlatabilmişse ve Christopher Nolan’ın Kara Şövalye Üçlemesi sinema tarihinin en yüksek hasılat getiren filmleri arasına girebilmişse, bugün Michael Uslan’a teşekkür borçluyuz demektir. 

The Boy Who Loved Batman isimli bir de otobiyografisi bulunan ve Batman hakkında en kıyıda köşede kalmış bilgileri belleğinde saklamasıyla ünlü olan 'Batman tarihçisi' Uslan, bir sessiz film adaptasyonu olarak tasarladığı Silent Knight…Unholy Knight’ta birçok dikkat çekici referansa yer vermiş. Alfred’in 1940’lı yıllarda kullandığı eski soyadı ‘Beagle’ [şu anki soyadı bildiğiniz gibi Pennyworth], bir panelde Mark of Zorro tabelasının görünmesi, eski bir DC Comics süperkahramanı olan Silent Knight’ın varlığı ve sıklıkla Batman’in tek yaratıcısı olarak lanse edilen Bob Kane’in yanı sıra, karakterin oluşumundaki rolü en az Kane kadar önemli olan Bill Finger ve Jerry Robinson’ı da unutmaması gibi ince dokunuşlarıyla farkını ortaya koymuş.

Çizer Bullock’ın panellerini tarif ederken 'sahneleri fotoğraflanmış bir F. W. Murnau filmi' deyip işin içinden sıyrılabilirim ama yapmayacağım. Çünkü karşımızda çok daha fazlası var: Max Fleicher’ın Oscar adayı Superman çizgi filmine göz kırpan bir teknik, Darwyn Cooke-vari kostüm dizaynları, Alman dışavurumcu sinema estetiği… 

Uslan'ın minimal diyalog kullanımı, Bullock’ın görsellerde şov yapmasına fırsat tanımış ve ortaya muhteşem bir iş çıkmış. Bir an bile tereddüt etmeden Silent Knight…Unholy Knight’ı bu seçkideki favorim ilan edebilirim, ediyorum, et-tim! 


Genele baktığımızda, Batman: Black and White #2’da çizimlerin, senaryonun birkaç adım önüne geçtiği öne sürülebilir. Bana göre, ilk sayıdaki öyküler daha sıkı örülmüştü ve içerik daha tatmin ediciydi. Her şeye rağmen, gelecek sayının yolunu gözlememek mümkün değil, hele Lee Bermejo ve Marv Wolfman gibi babalar yoldayken…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap