4 Şubat 2014 Salı

BASIN ARŞİVİ: Batman & Robin - Sinema Dergisi Eylül 1997

Vizyona giren her Batman filmi milyonlarca dolar hasılat getirdikçe yeni Batman filmlerinin de ardı arkası kesilmiyor. Eleştirmenlerin artık önemsemediği bu filmlerin her biri adeta büyük bir teknoloji sirki. Ayrıca hediyelik eşyalarıyla bir yan sektörü de var artık. “Batman ve Robin”in tecrübeli yönetmeni Joel Schumacher ise bu kez harika bir oyuncu kadrosunun kurulduğunu söylüyor.

Sette elli beşinci kez şafak söküyor. Patron, Joel Schumacher, kendi aralarında Gotham adını verdikleri kentin son halini ziyaretçilere gösterirken keyifli. Dördüncü filmi çekmek için yönetmen koltuğuna oturan Joel Schumacher, milyonlarca dolarlık bu yeni proje yüzünden omuz hizasındaki gümüş rengi saçlarını kökünden kaybetmek üzere olmalı diye düşünülebilir ama işin aslı öyle değil.

Warner Bros’un Burbank, California’daki arazisi üzerinde kurulmuş dünyanın en büyük sesli sahnelerinden birini kucaklamak istercesine kollarını açıp “Bu harika öyle değil mi?” diye bağırıyor. “Dünyanın en büyük eğlencesi. Bütün bunların tümüyle akıl dışı olduğunu düşünüyorum ve ben de bu tımarhaneden sorumluyum.” Heybetli heykeller ve 20 metre yüksekliğinde dinozorlarla set, Gotham Şehir Merkezi’ne dönüştürülmüş. Mekan, yeni bir buzul çağının istilası altında. Her yer buz tabakalarıyla kaplı ve duvarlardan buz saçakları sarkıyor. İster istemez dokunuyorsunuz; plastikten ve soğuk değil. Yönetmen bir kahkaha atıveriyor. 57 yaşında ama hala, sinemanın büyüsünün etkisi altında. Hem de tıpkı New York’un Queens bölgesinde yaşayan küçük bir çocukken olduğu gibi. Şimdi, ikinci Gotham yolculuğunun kaptanı olarak yaklaşık 100 milyon dolarlık bir bütçeden sorumlu.

Schumacher’ın kariyeri, son on yıl içinde hızlı bir tırmanışa geçti. 80’lerin düşük bütçeli “St Elmos Fire”ından, “Çizgi Ötesi” [Flatlines] ve “Die Young”a [her ikisinde de Julia Roberts rol alıyordu] ve “Falling Down” ile “Batman” serisi gibi giderek daha yüksek profilli projelere geçti. “Müşteri” [The Client] ve “A Time To Kill” gibi iki John Graham filminin ardından şimdi bir üçüncüsü “Runaway Jury” üzerinde çalışıyor. Schumacher’in olağanüstü bir yeteneği var; Doğru filme doğru kadroyu ayarlamak. Hollywood’daki bütün stüdyolar Susan Sarandon ile Tommy Lee Jones’un peşinden koşarken o ikisini birden “Müşteri”de oynatmayı başarmıştı. Mütevazı ve dostane tavırlarıyla Hollwyood’un en başarılı yönetmenleri arasında yer alıyor. Stüdyolar onu seviyor çünkü Schumacher bütçelere sadık.

Bütün bunlar onu, “Batman & Robin” gibi “çok yönlü yetenek” gerektiren bir filmin başına geçecek ideal adam yapıyor. Schumacher’e “Batman Forever”ı yönetmesi teklif edildiğinde yapacağı iş şöyle özetlenmişti: Tim Burton’ın yönetmenliğinde boğulma tehlikesi geçiren muazzam karlı bir projeyi hayata döndürmek. Burton’ın yönettiği “Batman Returns” filmi en çok Michelle Pfeiffer’ın giydiği vücuda yapışan kedi kostümüyle hatırlandı ve dünya çapında 300 milyon dolar hasılat yapmasına rağmen başarısı ortalama bulundu. Riddler rolündeki hiperaktif oyuncu Jim Carrey sayesinde “Batman Forever” daha hafif bir film oldu. Eleştirmenlerin pek hoşuna gitmedi ama hasılat rekorları kırdı. Schumacher, “Batman & Robin”de aynı formülü uygulayarak Batman hayranlarının beklediği yıldız kadroyu kurdu. Üstün yetenekli kar adamını Arnie, leziz ama ölümcül Poison Ivy’yi Uma Thurman, sevimli Batgirl’ü Alicia Silverstone ve Robin’i Chris O’Donnell canlandırıyor. Yalnız bu sefer Batman maskesi altında gizlenen yüz Val Kilmer’a değil, George Clooney’e ait. Peki yeni Batman neden George Clooney? “Elimde çıplak fotoğrafları vardı” diye gülüyor Schumacher. Bu arada O’Donnell arkadan bağırıyor “O resimleri herkese veriyor!” Clooney şaşkınlıktan donakalmış gibi yapıyor. Schumacher devam ediyor: “Tuhaftı. Uçak yolculuğu sırasında New York Times’a göz atıyordum. ‘From Dusk Till Dawn’ filminin ilanını gördüm. George’un ilandaki yüzüne kalın bir keçeli kalemle Batman maskesi çizmeye başladım. Onunla hiç karşılaşmamıştım ama çok iyi göründüğünü düşündüm. Filmi görmeye gittim. George perdede inanılmazdı.”


“Michael Keaton harika bir Batman’di, Val Kilmer da harika bir Batman’di ama George Clooney en iyi Batman. Chris ise en iyi Robin. George müthiş bir oyuncu ve o kostüm içinde olağanüstü iyi görünüyor ama aynı zamanda role insancılık, duyarlılık ve dayanışma duygusu kattı. George, aydınlanmış bir Batman ki böyle bir değişiklik şiddetle gerekliydi. Batman 1939’da yaratıldı. Yaklaşık 60 yıldır, ailesini kaybetmenin acısını yaşayan o esrarengiz, içine kapanık ve kendini beğenmiş Batman’i tanıyoruz. Ondan uzaklaşmanın zamanı gelmişti. George 36 yaşında. Düşünün, annesiyle babası sekiz yaşındayken öldürülmüş 36 yaşında bir arkadaşımız olsa ve hala bu acıyla ortalıkta dolaşıp sızlansaydı ne yapardık. Sanırım ona ‘Hadi, kabullen artık ve yaşamına devam et’  derdik” diyor Schumacher ve şöyle devam ediyor: “Batman’in başka insanlarla ilgilenmesinin zamanı gelmişti. Kahya Alfred’i oynayan Michael Gough, Bruce’un üvey babasıdır ve kişisel bir sağlık sorunu yaşamaktadır. Bruce’un ev arkadaşı yüzsüz ve hiçbir şey düşünmeden yaşamını sürdüren bir gençtir. Aniden Alicia Silverstone’un canlandırdığı Alfred’in kuzeni bir genç kız çıkar ortaya. Wayne Manor’da yaşayan herkes gibi onun da gizlediği bir yaşamı vardır.”

“Wayne Manor’da yaşayabilmek için iki şeye ihtiyacınız vardır” diyerek gülüyor. “Siyahlar içinde harika görünmelisiniz ve ikili bir yaşamınız olmalı. Batgirl, geceleri pencerelerden fırlayıp Gotham Şehri’nin arka sokaklarına gitmeye başlar. Artık Bruce kendisi dışındaki insanları da düşünmek zorundadır ve Batman’i, sadece kendi amaçlarına değil başkalarına da hizmet eden birey olarak, 90’ların kahramanı haline getiren de budur. Bir de, harika bir oyuncu olmakla birlikte Val’ın çocuksu bir yanı olduğunu da hissettim. Batman çizgi romanlarına bakarsanız George’un Batman’e ne kadar benzediğini görürsünüz. Val sarışın ve harika bir aktör ama biraz çocuksu.”

Burada Schumacher, egolarla başlayabilen ve Batman gemisinin kayalara çarpmasına engel olan bir diplomat gibi davranıyor. O inkar ediyor ama bir daha Kilmer’la çalışmayacağını söylediği yazılmıştı basında. “Batman Forever” setinde bir gerilim yaşandığını kabul edercesine “İlişkimiz hiçbir zaman fazla sıcak olmadı” diyor, “ama Val bana iki iyilik yaptı, Micheal Keaton’ı başkasıyla değiştirmem gerektiğinde bana ‘evet’ cevabı verdi. Sonra onun yerine bir başkasını almak istediğimde de bana bu fırsatı tanıma nezaketini gösterdi. Ona çok şey borçluyum.”

“Diğer filmlerimde birlikte çalıştığım oyuncuları kötülemek için söylemiyorum ama ‘A Time To Kill’ ve ‘Batman & Robin’ filmlerindeki kadro alışılmadık biçimde öylesine gelişkin insanlardan oluşuyordu ki yönetmen olarak işimi yapabilme fırsatı buldum. İdare etmem gereken fazla sorunlu çocuk yoktu ve bu da işimi çok kolaylaştırdı. Büyük bir filmi yönetmenin yanı sıra bir de, oyuncuların ailelerinin doğru dürüst yapamadığını yapmak zorunda kalmak çok zor oluyor.”

Yani Schumacher “Batman Forever”dan alacağı dersi almış. “Sinemacı olarak bu filmin ‘Batman Forever’dan daha iyi olduğunu düşünüyorum. O zaman yaptığım şeyin farkında değildim. Hiç bu kadar büyük bir film yapmamıştım. Seyirciyi şimdi olduğu kadar anlamıyordum. Yolumu sezgilerimle buluyordum. Oysa bu filmde kaldığımız yerden devam edebilirim.”

“Batman & Robin” setinde ortam çok daha huzurlu. Schwarzenegger’ın 25 milyon dolar aldığı söylentilerine omuz silkiyor Schumacher. “Ücretlerle ilgili söylenenler doğru değil. ‘Batman & Robin’ hakkında basında çıkanların hemen hiçbiri doğru değil. ‘Batman’de durum şöyle: Bu oyuncular, filmle ilgili ürün satışlarından pay aldıkları için, ki bu onlar için olağanüstü bir miktar, ücretlerini düşürüyorlar. Eğer 25 milyon dolar alan oyuncular olsaydı bu filmi çekemezdik.”

Schumacher, Clooney ile Schwarzenegger arasındaki rekabeti körüklemiş. Rekabet güdülerini keskinleştirmeye çalışmış. Sonuçta iki yıldız da ısrarla dublör kullanmak istememiş. “Arnie tehlikeli sahnelere alışıktır ama George da gerçekten meraklıydı. Bunda maço bir yan olduğunu fark ettim,” diye sırıtıyor Schumacher. “Arnie’nin elbisesi metaldendi ve yaklaşık 20 kg çekiyordu, George’un kostümü ise en az 14 kg ağırlığındaydı ve nefes almayı güçleştiriyordu. İkisi de hiç şikayet etmediler. Hem sette hem de set dışında boğuşmayı seviyorlar.”

“Bence en tehlikeli sahne Batman’in cam tavana çarpıp geçtiği sahneydi” diyor yüksekliği işaret ederek. “Fazla yüksek görünmeyebilir ama keskin köşeli her şey beni korkutur. Herhangi bir kaza olmadığı için şanslıyız. Eninde sonunda bu bir film, o kadarına değmez. ‘Time To Kill’de birini ateşe vermemiz gerekiyordu ve söz konusu kişi dublör koordinatörünün oğluydu. Gözünüzün önünde yanan bir adam görmekten daha korkunç bir şey olabilir mi? İlle de böyle bir şey olacaksa sanırım en iyisi kendi babanız tarafından yakılmaktır.”

Daha küçük bütçeli filmlerde daha dramatik rollere alışık Uma Thurman için farklı bir yol izledi Schumacher. “Fazla ustaca oynadığını söyledim ona. İyi oyuncuların çoğu doğal ve içten olmak için çok uğraşırlar. Kamera önünde bütün yaptıkları sizi gerçek bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarına ve gerçek duygular yaşadıklarına inandırmaktır. Yalnız Batman’de oynamak ‘commedia dell’arte’ [standart karakterler içeren geleneksel İtalyan doğaçlama komedisi] oynamak gibidir. Her şey gerçek yaşamdakilerden bir ölçü fazla, abartılı olmalıdır. Yine de öfkeliyseniz yansıttığınız kendi öfkenizdir. Poison Ivy’yle ilgili her şey Uma Thurman’a çok yabancı. Uma yavaş başladı ama içinde bağlantı kuracağı yeri bulana kadar olanları görmek heyecan vericiydi. Birinci gün, üçüncü çekimde rolü sahiplenmişti bile.”

Schumacher’ın tüylerini diken diken etmek istiyorsanız onu içerikten çok biçimle ilgilenmekle suçlayın. Asıl mesleğinin moda tasarımcılığı olduğu ve 60’ların Manhattan’ında bir butik işlettiği hatırlanacak olursa bu pek şaşırtıcı olmaz. 1971’de Hollywood’a geldiğinde 50.000 dolar borcu vardı. Kostüm tasarımcısı olarak çalışmaya başladı. Woody Allen’ın “Sleeper” ve “Interiors” filmlerinden sonra kendi senaryolarını yazmaya başladı. Afro-Amerikan komedi “Car Wash”u yazdığı ve Liza Minelli’nin babası Vincent Minelli’den beri yönetmenliğe kadar giden ilk kostüm tasarımcısı olduğu hatırlatıldığında gülüyor.

“Batman’de kostümler ve makyaj çok önemli çünkü bir pop opera yapıyoruz,” diyor. “Batman bir Broadway müzikaline benziyor. Büyük bir maskeli balo, o nedenle bütün performanslar abartılı olmalı. Film çekmenin ötesinde sorumluluklarım var. Çok büyük bir girişim. Diğer sanayilerde bir sürü insan var. Konfeksiyoncular, video oyunları üretenler, oyuncakçılar ve filmle ilgili ticari ürünlere yatırım yapan büyük bir kalabalık. Ne yaptığımızı önceden onlara bildirmek zorundaydım. Ürünlerinin filmle yakından ilgili olduğundan emin olmalılar. Ayrıca bir şekilde DC resimli romanlarına da sadık kalmalıyım. Bunlar yaptığım işin birer parçası.”


Söyleşinin buraya kadarki bölümünden Schumacher’in, filmin bütün ortaklarının yüzünü güldüren tam bir büyük bütçeli film yönetmeni olduğu çıkıyor. Oysa Schumacher pek öyle düşünmüyor. “Kariyerimi büyük bütçeli aksiyon filmleri üzerine kurmadığım için çok memnunum” diyor. “Bundan sonra küçük bir film yapmak istiyorum. ‘Ne kadar büyükse o kadar iyidir’ tuzağına düşmek öyle kolay ki.”

Ne var ki, bir sonraki film de pek küçük sayılmaz: Başrollerini Sean Connery, Edward Norton ve Gwyneth Paltrow’un paylaştıkları bir Grisham filmi, “Runaway Jury”. Ama bu filmden sonra Ben Elton’ın Hollywood’u hicveden eseri “Popcorn”u çekmeye kararlı. Filmde, Oscar törenini basan, seri cinayetler işleyen televizyon bağımlısını Matthew McConaghey canlandıracak. "Çok düşük bir bütçeyle çekersem filmim kontrolü tamamen bende olur diye düşündüm. İstediğim kadar çılgın istediğim kadar akıl dışı olabilir. Bağımsız bir film yaparsam pazarlamayı vs. düşünmek zorunda kalmam. Çok özgür hissettiğim bir deneyim olur.”

“Yönetmen olarak felsefem şudur: Her zaman benden daha yetenekli kişileri kiralamalıyım. Böyle yapmayan yönetmen arkadaşlarım var. Setteki en önemli kişi olmak istiyorlar. Yaz, ışığı ayarla, çek, herkese ne yapması gerektiğini söyle, kostümleri tasarla… Filmleri pek iyi olmuyor. Bir filme başladığımda, nasıl olmasını istediğime dair bir görüşüm vardır ama bu sadece kişisel, tekil ve bir anlamda dar bir görüştür. Benim işim, hayal gücü geniş, yetenekli insanları bu sürece davet etmek ve katılmalarını sağlamaktır. En beğendiğim oyuncularla çalışmaya uğraşıyorum. Bir oyuncuyu kiralamamın sebebi yeteneğine hayran olmamdır. Kendi görüşlerini ortaya koymalarını isterim ki gerçek bir işbirliği olsun. Ama son söz benimdir ve film için doğru bulmadığım bir şeyi asla perdeye koymam.”

Şimdiden 1999 yılında çekilecek başka bir “Batman” filminden söz edilmeye başlandı. Bu kez çekimler çok iyi gittiğinden Schumacher ve Clooney imzaları attılar bile. Yine de Schumacher tedbirli konuşuyor. “Proje iyice ortaya çıkmadan devam filmlerini hesaba katmamalıyız,” diye uyarıyor. “Bu yaz her şey yolunda giderse son ‘Batman’ filmimi çekeceğim; ‘Runaway Jury’ de son Grisham filmim olacak. Ölmeden önce başka türlü filmler de çekmeliyim. Grisham’ın desteğini aldığım için dünyanın en şanslı insanlarından biri sayılırım. Batman ise hayatımın en büyük gerilimlerinden biriydi. Ama bir kere Everest’e tırmandık ve sağ salim aşağı indik diye bir dahaki sefere de düşmeyeceğiz diye bir şey yok.”

BATMAN

TV dizisi “ER”ın yıldızı George Clooney, çektiği her yeni filmle sinema dünyasındaki yerini sağlamlaştırıyor. Kadınların bayıldığı Clooney, Batman hanedanının üçüncü temsilcisi.

Şimdi George Clooney için hayat Gotham şehri tepelerinde süzülmekten farksız. Oyuncu “The Peacemaker”ı çekmek için Slovak Cumhuriyeti’ne doğru yola çıktı, “The Thin Red Line”da [John Travolta, Sean Penn, Edward Norton, Nick Nolte, Gary Oldman ve Woody Herrelson gibi oyunculardan oluşan bir kadroyla] oynuyor ve gelecek yıl gösterime girmesi dört gözle beklenen Elmore Leonard’ın “Out of Sight” versiyonu için kamera karşısına geçecek. Ancak Michelle Pfeiffer ile birlikte romantik komedi “One Fine Day”de baş rolü paylaşmış olan Clooney, en büyük çıkışını Hollywood’un en büyük kahramanının tekrar beyazperdeye uyarlandığı “Batman & Robin” ile yapacak.
“Sanırım iyi oldu” diyor aktör ilk Kara Şövalye tecrübesi için. “Göreceğiz. Üçüncü Batman olmak ikincisi olmaktan daha kolay.”

Batman onun reddedemediği bir roldü ama Clooney kendini fazla büyütmekten korkuyor. Bütün çevirdiği filmler aslında yeterince zamanını alıyor ama o yine de “ER”daki düzenli rolünü ihmal etmiyor. En azından kontratı bitene kadar. Clooney en azından bu kadarını diziye borçlu olduğu görüşünde. “Dizi olmasaydı yine bir oyunculuk kariyerim olurdu ama şimdiki gibi olmazdı. Geldiğim noktada olmak çok güzel. Kendini bu kadar zorlamak niye? Çünkü demir tavında dövülür. Bu meslekte karşına çok nadir iyi fırsat çıkar. Bu fırsatları değerlendirmek zorundasın. Batman’e başlamadan önce Joel Schumacher ile konuştum. O da, ‘Haftada yedi iş gününden söz ediyoruz. Bunu yapabilecek misin?’ diye sordu. Ben de, ‘Fiziksel olarak mı? Sanırım yapabilirim’ dedim. Ama birkaç hafta sonra o Batman giysisinin, o cehennemin içinde oturuyordum. Berbat bir tecrübeydi. Üzerime yapay kar yağıyordu, suyun içindeydim ve o sandalyede oturup rolüm geldiğinde beni çağırmalarını bekliyordum. Asistanım Amy’e ‘Yapabileceğimi sanmıyorum’ dedim. Ama yapıyorsun. ‘From Dusk Till Dawn’u yaparken her hafta yedi gün çalıştım. Bunu yaparken de haftada yedi gün çalıştım. ‘Peacemaker’ setinde de haftada yedi gün çalışıyorum. Bu üç yıldır bu şekilde devam ediyor. İyi olacağım. 22 yaşındayım ama 40’ımda gösteriyorum. Bunun dışında gayet iyiyim,” diyerek espri yapan Clooney 36 yaşında.

Neyse ki bu kadar çok çalışmayı zevkli hale getirecek etkenler de var. Sözgelimi “One Fine Day”de  Michelle Pfeiffer ile çalışmak gibi… “Bu film beni çok şaşırttı” diye gözlemiyor Clooney. “Senaryo gerçekten harikaydı ama Michelle ile çalıştığım için gözüm korkmuştu. O benim en sevdiğim oyunculardan biridir. Onunla birlikte oynama şansını yakalamış olmak elimi ayağımı birbirine karıştırıyordu. Sakinleşmeye çalışıyordum. O da bunu yapabilmem için bana yardımcı oluyordu. Her şeyi çok kolaylaştırdı.”
Pfeiffer da Clooney’nin iltifatlarının altında kalmıyor; “George tanıdığım en çekici erkeklerden biri.” Aktris böylece Clooney’nin neden çok tutulacak bir aktör olduğunu da çok iyi açıklamış oluyor. Erkekler onu seviyor ama kadınlar ona “bayılıyor”.

MR. FREEZE

Arnie kötü adamı canlandırıyor ama bunun için iyi sebepleri var çünkü hasta karısı Nora’nın hayatını kurtarmak için savaşıyor. Nora, moleküler biyoloji konusunda uzman olan kocası Dr. Victor Fries tarafından tedavi edilebilene kadar dondurulmuş durumda.

Ancak Doktor Fries deneyleri sırasında korkunç bir biçimde yaralanınca hayatta kalabilmek için özel, sıfırın altındaki derecelere dayanabilen, gücünü elmastan alan bir giysiye bürünüyor. Yeni ismiyle Mr Freeze, kendi varlığını sürdürmek ve çok sevdiği karısının hayatını kurtarmak için gerekli olan deneyleri finanse edebilmek amacıyla Gotham City’i ele geçirmek için alçakça bir plan yapıyor. Mr Freeze aslında 60’lı yılların TV dizisinden transfer edilmiş bir karakter. O yıllarda bu rolü dönüşümlü olarak Otto Preminger, George Sanders ve Elli Wallach canlandırmıştı.

“Dizinin oynatıldığı yıllarda Mr Freeze için deli olurdum” diye anlatıyor Schumacher. “İşin en başından beri Arnold benim için tek seçenekti. Harika bir aksiyon oyuncusu olduğu kesin ama müthiş bir espri yeteneği de var. Bu da bu tip filmlerde çok büyük önem taşıyor.”


Schumacher’ın Mr Freeze karakterine duyduğu sempati kısa bir süre sonra Schwarzenegger’a da bulaşmış. “Bu iş için büyük bir heyecan duymaya başladım” diyor oyuncu. “Böylesine bir acı yaşamış, hatta sadece hayal etmiş biri Dr Fries’ın neden çıldırdığını anlayabilir. Mr Freeze bir anlamda bir daha asla acı çekmemek için kalbini donduran herkesi temsil edebilir. Batman nasıl bazı yönleri karanlık bir kahramansa Mr Freze de hala içinde bir yerlerde iyilik kırıntıları barındıran bir kötü adam. Hala kurtuluş umudu var.”

Yürüyen bir müzik kutusu gibi görünmesini sağlayan devasa, ışıklı, elmas güdümlü, ısı kontrollü silahlı Mr Freeze giysisi, bir dizi zanaatkarın acılı çalışmalarının bir ürünüydü.

“Bu buluşta harika bir illüstratör olan Mariano Diaz da dahil birçok insanın parmağı var” diye onaylıyor Barbara Ling. İronik olarak ardındaki bütün görsel bilim-kurgu düşünce tarzına rağmen, giysi çok daha geleneksel yöntemlerle yapıldı. İngiliz zırh ve silah imalatçısı Terry English 20 ayrı parçadan oluşan ve yaklaşık 20 kilogram ağırlığında dört giysi yaratmak için alüminyum kalıpları dövdü. Bu kadar çok ağırlık taşıdığına göre Mr Freeze’in anti-sosyal olmasına şaşırmamak gerek.

ROBIN

Amerika’nın temiz yüzlü efendi çocuğu Chris O’Donnell ikinci kez Batman’in çırağı rolünde.

Chris O’Donnell, çizgi romanları Robin’in maceraları için değil, arka sayfasındakiler için satın alan bir Batman dostuydu. “Bir yığın çizgi romanım vardı” diye hatırlıyor sette, “ama sonunda hep, ufak tefek eşyalarınızı beş on pounda satabileceğiniz ve go-kart ya da başka bir şey kazanabileceğiniz arka sayfalara geçerdim.” Yeni filmde Kara Şövalye’nin sadık dostunu canlandırıyor. “Batman Forever”daki ilk çabalarından sonra rolü tekrar almak için fazla telaş yapmamış ama ajansının duruma aynı derecede sakin yaklaştığından emin değil.

Yeni Batman olarak Clooney’i nasıl bulduğu sorulduğunda, “George çok eğlenceli” diye cevap veriyor. “Bence o, Sandra Bullock’ın erkek versiyonu. Sandra çalıştığım en komik insanlardan biridir ve George’la çalışmak da bir zevkti. Çok ortak noktamız var. Sürekli dalga geçip insanları taklit ediyor.”
Birlikte çalışması zor diye tanımlanan Batman hakkındaki fikrine gelince politik bir cevap veriyor: “Val sette biraz daha ağırdır. Onunla şakalaştığımızı pek hatırlamıyorum. Yalnız Val olağanüstü bir aktör.”

Yeni filmde Robin ile Batgirl arasında dillerin çarpıştığı herhangi bir aksiyon olup olmadığı konusunda ipucu vermeyi reddediyor. “Tanrım! Beni gaza getirmeye çalışıyorsunuz.” Böyle diyor ama başrolü Sandra Bullock’la paylaştığı Dicke Attenborough’nun Ernest Hemingway uyarlaması “In Love And War”daki ateşli sahnelerden söz açın bakın onu susturabiliyor musunuz. Özellikle de seks sahneleriyle ilgili konuşmaya başladığında. “Ah evet, Sandra’yla birlikte soyunmak çok eğlenceliydi! Vücuduna ‘Girmek Yasak’, ‘Uzak dur Chris’ gibi bazı uyarı notları yapıştırmıştı. Kameramanlara gidip ‘Sizin de soyunmanızı istiyorum’ dedi. Hiçbiri soyunmadı tabii ki.”

Kamera önünde soyunmak utandırıcı ve rahatsız edici olabilir ama Batman oyuncularından herhangi birine soyunmayı mı yoksa yeniden bu kostümlere bürünmeyi mi tercih ettiklerini sorarsanız, hepsi soyunuverecektir. “Bu yılki kostümüm eskisinden daha rahatsızdı” diye homurdanıyor O’Donnell. “Bu kez pelerin biraz farklı, beni tamamen kuşatıyor. İçine girdiğimde bir süre kilitlenmiş gibi oluyorum. Ona alıştım ama beni asıl çıldırtan lanet maske çünkü yüzüme yapıştırılıyor. Kalın yapışkan bir şey, terletiyor. Terleyince de yapışkan eriyor. Dokununca düşüyor. Her sabah gelip makyaj sandalyesine çöküyordum ve gözlerim koca koca siyaha boyanıyordu.”

Yine de kostümün verdiği sıkıntı temiz yüzlü çocuğu Batman’den soğutmamış. “Kesinlikle bir Batman filminde daha oynarım” diyor. “Yani bu filmlerde rol almayı seviyorum. Çok iyi yönetiliyorlar ve her şey yolunda gidiyor. ‘Batman & Robin’in çekimlerinde programın bir hafta önünde gidiyorduk. Ayrıca, Batman gibi büyük filmler –her ne kadar ‘In Love And War’ gibi bir filmdeki oyunculuk iddiasını içermese de- küçük filmlerde oynayabilmemi sağlıyor."

POISON IVY

Mr Freeze’in şu hayatta sadece bir dostu var, o da bütün kadınların en öldürücüsü, tek bir öpücüğü ölümcül olan Poison Ivy. Her zamanki gibi o da hayata can sıkıcı, iyi huylu biri olarak başlıyor. Poison Ivy aslında talihsiz şartlar yüzünden öldürücü bir alt benlik geliştiren botanikçi Dr. Pamela Isley. “Birçok yetenekli ve güzel aktristin mükemmel Poison Ivy olduğunu düşündüğü bir dönem oldu” diyor yönetmen. “Ama ben Uma ile çalışmak istedim. Onun güzelliği bana her zaman ilham verdi. Ben de onu başkaları gibi ilk kez Venüs’ü canlandırdığı ‘The Adventures of Baron Munchausen’da gördüm. Kabuk açıldığında ve o Boticelli’nin tablosunun imitasyonunda Venüs olarak ortaya çıktığında ‘Bu muhteşem kız da kim?’ diye düşünmüştüm. Onun kadar güzel olup aynı zamanda hem çok iyi dram hem de çok iyi komedi oyunculuğu yapabilecek bir aktris bulmak çok zordur.”

Thurman da Dr. Isley’in ruhunun nasıl işkence çektiğini tam olarak aktarabilme fırsatını kaçırmadı. “Poison Ivy temelde insanları idare etmeyi çok iyi biliyor, bir hatip ve fahişe. Üstelik ucuz bir fahişe de değil, işini çok iyi bilen bir fahişe.”

Öte yandan karakterin başka önemli bir yönü daha var: İncinebilirlik. Romantiklik derecesinde tehlikeli bir yön bu. “Ivy Mr. Freeze’e tutkun” diyor Thurman. “Güce aşık ve Freeze de yok edici fantezilerine ulaşmak için mükemmel bir müttefik. Mr. Freeze tabii ki ona aldırış bile etmiyor çünkü dondurulmuş karısına ümitsizce aşık. Bu da Poison Ivy’yi çok kızdırıyor. Onun hayranlığını ve saygısını kazanmak istiyor ama yeşil bir dünya yaratmak için onu kullanmaya başlıyor.”

ALICIA SILVERSTONE

Batgirl, Barbara Wilson, orijinal DC çizgi romanlarına ilk kez 35 yıl önce girmişti. 35 yıl sonra bugün nihayet Batman serisindeki yerini alıyor. Modern zamanın izleyicileri onu 60’lardaki ucuz diziden hatırlayacaklar. O dizide Polis Komiseri Gordon’ın kızı Barbara’nın ikinci benliğiydi. Bu filmdeki Batgirl ise kesinlikle 90’ların süper kahramanlarından biri ve yine 90’ların en popüler genç oyuncularından biri tarafından canlandırılıyor.

“Birkaç nedenden Batgirl’ü yeniden şekillendirdik” diyor Goldsman. “Bizim kadar çok ana karakteriniz varsa bu karakterleri bir araya getirebilmek için ilişkiler yaratmanız gerekir. O yüzden Barbara’yı Komiser Gordon’ın kızı olarak bırakmaktansa Alfred’in kuzeni yaptık çünkü bizim hikayemizde Alfred daha merkezi bir karakter.”

“Alicia’yla beş yıldır dostuz” diye açıklıyor Schumacher. “Olağanüstü bir genç kadın, çok zeki, tabii çok güzel ve yetenekli. Özellikle genç seyirciler arasında çok popüler. Onlara en az erkekler kadar zeki, iradeli ve adaletperver bir kadın sunmak hoş olacak. Bunun karışıma özel bir katkısı olacağını düşündüm.”

Silverstone, ilk kez televizyonda izlediği bir rolü oynama şansı bulduğu için çok memnun. Oturmuş bir ekibin arasına katılırken sinemanın nadir kadın süper kahramanlarından biri olarak sorumluluğunun da farkındaydı. “Şimdi kızların da hayran olacakları birinin olması harika. Barbara’nın yetenekleri ve kadın oluşu ekibe farklı bir bakış açısı kazandırıyor.”

“Onu ilk gördüğümüzde okul üniformaları içinde tatlı küçük bir sarışındır” diyor kostüm tasarımcısı Ingrid Ferrin, “ama sonra motosiklet kullanan zeki bir sokak yarışçısı olduğunu keşfettiğimizde başka bir yanının ortaya çıktığını görürüz. Barbara rolündeki Alicia başlangıçta melek gibi bir kızdır ama sonra deri pantolonları ve motosiklet botlarıyla karşımıza çıkar.”

Batgirl’ün kostümü Batman ve Robin’inkiyle uyum içindedir – tabii yüksek topuklu siyah botları dışında. O kadar da olur…

MAĞARA RESİMLERİ

Prodüksiyon tasarımcısı Barbara Ling “Batman Forever”ın ardından “Batman & Robin”e girişmeden önce tam altı ay izin aldı. Bu boşluk uzun zamandan beri ihtiyaç duyduğu dinlenme süresini sağladı. Ling, “Batman & Robin” bittikten sonra a işlere bir süre ara verme niyetinde.

“Bir tatil. Bundan sonra benim için sırada sadece bu var. Uzun bir tatile çıkacağım” derken gülüyor Ling. “Bunlar haftada yedi gün çalışılan filmler. Bir buçuk yıldan sonra bütün yapabildiğin bitki gibi beklemek. Bütün fikirlerin tükenmiş durumda. Bu aşamadan sonra yapabileceğin tek şey kumsalda oturmak.”

Ling, filmin genel görünümünü hazırlamaya başladığında elinde sadece konuyu ana hatlarıyla anlatan ve kötü karakterler Mr. Freeze ile Poison Ivy’i tasvir eden eskizler vardı.

“Bu sefer işe Freeze ve Ivy ile başladım” diyor Ling “Ve yaşadıkları dünyayla. Bunu hallettikten sonra Mr. Freeze neyi donduruyorsa o dondurulan şeyin nasıl görüneceğiyle ilgilendik. Böylece sadece buz kütleleri değil dokusu olan bir şeyler çıktı ortaya. Bunlar da filmde şeffaf sivri uçlu buzlar olarak göründü. Duvarları kaplayacak imgeler yaratırım. Sonra bunları kendim için kabataslak harmanlarım ve bir adım daha atarak onları boyarım.”


Böylece Ling resim tahtasına döner ve Gotham City’i tekrar yaratır. “Dış mekanları çok daha fazla görebiliyoruz. Bu benim sonuncusunda da yapmaya çalıştığım bir şeydi. Harici mekanların minyatürleriyle işe başladık. Minyatürler sayesinde çalışma alanımızı 100 kat büyütebildik. Böylece şehrin üzerinde, Gotham’daki çatıların, köprülerin tepesinde kovalamaca sahneleri çekilebildi. Bu etkiyi yaratabilmek için sayısız minyatür kullanıldı.”

“Batman & Robin” Ling’e başka konular üzerinde çalışma fırsatı da verdi. “Batman’in mağarasını değiştirmek istiyorduk. Şansımıza bir önceki çekimler sırasında havaya uçmuştu. Böylece işe sıfırdan başlama fırsatım oldu. Mağarayı büyüttüm ve daha çok metal yüzeyli bir mimari tercih ettim.”
Ling, genelde yeni ve geliştirilmiş Gotham şehrinin görünümünden memnun.
“Bir çeşit Rus inşaatçıları olduğumuzu söyleyebiliriz. Ancak yaptıklarımızda doğu ve art nouveau etkileri göze çarpıyor. Bunlar da makine çağının güçlü ögeleriyle harmanlanıyor.”


Bu makale SİNEMA dergisinin Eylül 1997 tarihli sayısından alınmıştır.

12 yorum:

  1. Ciddeye almadan eğlence için izlenecek bir film,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle. Bir komedi filmi olarak izlenirse aslında fena değil.

      "Ice to see you!" :)

      Sil
    2. Ya Clooney şaka karışık "bu rol hayatımın hatası" gibi birşeyler söylemişti diye anımsıyorum, Robin'i oynayan elemanın kariyeri bu film yüzünden bittiği söylenir.

      Sil
    3. "Batman & Robin'i sinemada izlediyseniz ve bir gün sokakta karşılaşırsak yanıma gelin, bilet paranızı iade edeyim" demişliği var :D

      Sil
    4. konu dışı o adama james bond nie cevirtmediler onu anlamadım =/

      Sil
    5. Amerikalı olduğu içindir belki? Bond'ları genellikle İngiliz/İskoç oyunculardan seçiyorlar. Yanlış olmasın ama hatırladığım kadarıyla bugüne kadar tek Amerikalı Bond vardı, onun da kim olduğunu hatırlamıyorum, demek ki pek ünlü olamamış :)

      007 rolünde Daniel Craig'den sonra Tom Hardy'i görmek isterim ben.

      Sil
    6. Daha kibar bir vicid daha uygun olur bence, Mad Max rolünü verdiler ona..

      Sil
    7. Takım elbiseli fotoğraflarında kas yığını olduğu hiç anlaşılmıyor. Yeterince ince duruyor, rolü kaldırır yani.

      Mad Max de gelse artık. Taaa 2012'den beri muhabbeti dönen projeyi 1 sene sonra izleyebileceğiz, inanılır gibi değil :)

      Sil
  2. O degilde adam nasil pompalamis adraneli.
    Bu kadar saglam kadrodan bu kadar rezil film cikarmakta herkesin harci degil ama

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dağ gibi Arnold'ı nasıl maymun etmeyi başarmış, ben hala onu anlamaya çalışıyorum :)

      Sil
  3. Her ne olursa olsun keşke o 1999 yılında çekilmesi planlanan film yapılsaymış :) Bu kaçıklığın ve karakter bolluğunun tadı bir başkaydı ya :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Warner Bros da aynı görüşte olmalı, çünkü seriyi reboot'lamayı akıl etmeden önce, Batman & Robin'in aldığı bütün olumsuz eleştirilere ve gişede beklentileri karşılamamasına rağmen Schumacher'a bir film hakkı daha vereceklerdi. Demek ki gerçekten de adam bütçeyi doğru kullanmayı ve stüdyolarla iyi geçinmeyi biliyormuş :)

      Proje gerçekleşseydi, kötü karakterler Scarecrow ve Harley Quinn olacaktı. Hatta bu roller için Nic Cage ve Madonna düşünülüyormuş :)

      Sil

Yorum Yap