3 Şubat 2014 Pazartesi

EN İYİ BATMAN THE BRAVE AND THE BOLD BÖLÜMLERİ


PRODÜKSİYON: Warner Bros. Animation

YAPIMCI: James Tucker

UYGULAYICI YAPIMCI: Sam Register

SESLENDİRME KADROSU:

Diedrich Bader –Batman
John DiMaggio – Aquaman/Gorilla Grodd/Faceless Hunter
James Arnold Taylor – Green Arrow/Guy Gardner
Dee Bradley Baker – The Clock King/Etrigan/Misfit
Jeff Bennett – Joker/Captain Marvel
Kevin Michael Richardson – Black Manta/B’wana Beast/Lex Luthor
Will Freidle – Blue Beetle
Tom Kenny – Plastic Man/Baby Face
Grey DeLisle – Black Canary/Fire/Dala

Batman: The Brave and the Bold, 2008 – 2011 yılları arasında Cartoon Network kanalında [ülkemizde Star TV’de] 65 bölüm halinde yayınlanmış, Kara Şövalye’nin DC evrenindeki süper kahraman dostlarıyla yaptığı ‘team-up’lara [Tower of Babel çevirisi: işbirliği, ortak çalışma, güçler birliği…] odaklanan bir animasyon dizisi. Aynı adlı çizgi roman dergisinden ödünç alınan formatı, Bob Kane ve Dick Sprang esintili karakter tasarımları ve hicivli genel tonuyla, Batman’in benim de üyesi olduğum bir kuşağın sokakta görse tanımadan yanından geçeceği, 50’li ve 60’lı yıllardaki versiyonuna  –Gümüş Çağ Batman’e- yer veren seri, günümüz televizyonu için tam bir sınır ihlali. ‘Batman mavi pelerin mi giyermiş?’ ile başlayıp, ‘Müzikal bölüm mü? Glee mi bu?’ya ve  ‘Dinozorlar vs. Mağara Adamı Batman mi?’ye kadar uzanabilecek ön yargılar yumağından ve Batman’in nasıl olması gerektiğini dikte eden kalıplardan sıyrılabilirsek göreceğiz ki; karşımızda Adam Beechen, Paul Dini, Alan Burnett, Gail Simone, J.M. DeMatteis ve Greg Weisman gibi usta yazarların emek verdikleri, dev gibi hikaye potansiyeli taşıyan bir proje var. Bu öyle bir proje ki, küçük bir çocukla birlikte izlerseniz Transformers kadar boş ve gürültülü, çizgi roman müdavimi bir yetişkin ile aynı odada izlerseniz Batman konulu tarih dersi niteliğinde olabilir. Zaten The Brave and the Bold’u can alıcı kılan da bu;   zincirinden boşanmış Kara Şövalye’sinin rehberliğinde, hayal gücünün bizi sürüklediği yere –buna ister geçmiş deyin ister gelecek, ister alternatif evrenler-  gidip, kimseye özür borçlanmadan geri dönmemize izin vermesi.

Bana göre ekranların ağırladığı en iyi Batman animasyonu, hatıralarımda izi olan ve bugün bile hala yakamı bırakmamakta direnen Batman: The Animated Series’dir ve doğrusu, bu net görüşümün yakın gelecekte değişeceğini hiç sanmıyorum. Ne var ki, zamanında zevklerime hitap etmediğini düşünerek, saf dışı etmekte epey aceleci davrandığım Batman: The Brave and the Bold, özellikle Beware The Batman’in tek ayağının çukurda olduğu bugünlerde ikincilik koltuğu için çok güçlü bir aday. Seri başlarda tam da beklediğim gibi [komik ve öğretici kahramanlık hikayeleri] çıksa da, 1. sezonun ortalarına doğru atağa geçti ve bölümler ilerledikçe bana kim bilir kaç kez ‘Bunu da mı yapmışlar?’ dedirtti. Artık ne tek tip okura çalışan modern çizgi romanlarda, ne de izleyicisini küçümsemeyi görev edinen tv/sinema uyarlamalarında görebildiğimiz bu coşkunluk ve rahatlığa ancak ve ancak şapka çıkartılır!

Final bölümü Mitefall! ile son derece çılgın bir kapanış yaptığı günden beri, hakkında iki kelam etmek istediğim bir işti Batman: The Brave and the Bold. Sırf ambalajından ötürü, pek az Batman severin ilgisini çekmeyi başarabilmiş bir seri olduğundan, ne yazacağıma ve daha da vahimi, nasıl yazacağıma karar verme aşaması biraz sıkıntılı geçti. Anlatılamayanı nasıl anlatırsın ki? Ben de bekledim, düşündüm ve keyifli vakit geçirmek isteyenlere, animasyon fanatiklerine ve mavi kaşlı Batman’in adalet savaşını merak etse de, haftalarını çizgi film izleyerek harcamaya niyeti olmayanlara serinin tüm renklerini açığa vuran, en orijinal ve bence en başarılı bölümlerinden bir liste yaptım.

Batman’in yarım asır öncesinde kalmış uçuk kaçık bir suretini, hedef kitle olan, The Dark Knight üçlemesi ve Arkham oyunlarıyla haşır neşir olmuş bugünün çocuklarının karşısına çıkaran bir çizgi diziyi iç açıcı da bulabilirsiniz, gaflet içinde de;  ama bir defa izlemeniz halinde, birbirinden fantastik çizgi roman ‘an’larına bulanmış bu saf eğlenceye kayıtsız kalamayacağınız kesin.

Karanlık Batman’i unutun. Batman: The Brave and the Bold’u izlerken mavi, yeni siyah!


20. BATTLE OF SUPERHEROES

Konu: Superman, can düşmanı Lex Luthor’un Lois Lane’e verdiği kırmızı kriptonit kolyenin etkisiyle, yakıp yıkmaktan zevk alan, kötülük timsali bir anarşist olur. Metropolis’e gelen Batman, kırmızı kriptonit tesirini yitirene dek ne pahasına olursa olsun Çelik Adam’ı  oyalamak ve onun masumlara zarar vermesine engel olmak zorundadır.


Superman ve Batman’in The Dark Knight Returns’deki epik dövüşünü 1950’lerde Dick Sprang resimlemiş olsaydı, ortaya Battle of Superheroes’dan farklı bir sonuç çıkmazdı herhalde. Jimmy Olsen’ın dev bir yaratığa dönüşmesinin normal karşılandığı, Süper köpek Krypto’nun çözüm üretici olduğu, Lois Lane’in Daily Planet’taki boş vakitlerini, odağına Çelik Adam’ı koyduğu domestik hayallerle geçirdiği masum Gümüş Çağ’a yirmi dakikalık saygı duruşu olarak kabul edebileceğimiz bu bölüm,  eski usul süperkahraman kavgalarının çocuksu heyecanını hatırlamak isteyenlerin tam aradığı tat.

Battle of Superheroes’un jeneriğinin öncesinde gösterilen [Bazı istisnalar hariç, her bölümün başında ana hikayeden bağımsız bir teaser yer alır] intro, 1966 Batman dizisi için özel olarak yaratılan kötü karakterlerden King Tut’un, ilk konuşmalı animasyon çıkarması olması bakımından önemli. King Tut, Batman: The Brave and the Bold’un 1. sezonunun Night of the Huntress ve The Mayhem of the Music Meister bölümlerinde Blackgate Penitentiary ve Arkham Asylum mahkumlarının  gözüktüğü sahnelerde birkaç saniyeyle ifade edilebilecek rollerde [cameo] karşımıza çıkmıştı.

19. EMPEROR JOKER

Konu: Kaderin bir cilvesiyle, Bat-Mite’ın sınırsız güçleri Joker’in kontrolüne geçer. Nefretin soytarısı, yeni kazandığı yeteneklerini dünyayı Batman’i sürekli öldürüp, yeniden dirilteceği bir oyun sahasına dönüştürmek için kullanır. Hatasını düzeltmesi gereken Bat-Mite’ın ilgisi ise Joker’in yardımcısı Harley Quinn’e ilk görüşte aşık olmasıyla başka yöne kayar ve Kara Şövalye işkenceden işkenceye pinpon topu gibi savrulur.


Kara Şövalye Saw serisinin bir filmine hapsolsaydı, ne olurdu? Superman #160, Adventures of Superman #582, The Man of Steel #104 ve Action Comics #769 sayılarını kapsayan Emperor Joker hikayesinin serbest bir uyarlaması olan bu bölüm, anlatısındaki aşırılık ve kara mizah ögeleriyle izleyicide şaşkınlık yaratarak öne çıkıyor. Şöyle söyleyelim; Emperor Joker bir çizgi film değil de, gerçek oyuncular tarafından canlandırılan bir ‘live action’ film olsaydı, gelmiş geçmiş en şiddet dolu, kanlı ve hastalıklı Batman filmi olarak tarihe geçerdi. Joker’in, Batman’e kurduğu tuzakların limiti, hayalgücünüzün alabileceği, midenizin kaldırabileceği kadar çünkü.

Batman: The Brave and The Bold evrenine Harley Quinn’i, Betty Boop gibi giyinen siyah-beyaz bir Jazz Çağı kızı olarak tanıtan ve Joker’in repertuarına ‘Where is The Fun in That’ şarkısını kazandıran Emperor Joker, tüm bu özelliklerinin yanında, fantastik çizgi roman kapaklarının birebir canlandırılması, Robin Dies at Dawn ve Laughing Fish göndermeleri gibi Batman hayranlarını mest edecek artılar da barındırıyor. Coşuyor, coşturuyor kısacası.

Asıl bomba ne, biliyor musunuz? Emperor Joker’i Batman’den nefret eden arkadaşlarınıza da izletebilirsiniz. Eh, Batman’in birbirinden yaratıcı işkence yöntemlerinin kurbanı olduğu ve tekrar tekrar öldürüldüğü bir başka yapım daha bulabileceklerini sanmıyorum.

18. DAWN OF THE DEADMAN

Konu: Gentlemen Ghost’un diri diri mezara gömdüğü Batman’in ruhu, eğitimi sırasında öğrendiği özel bir teknik sayesinde bedenini terk eder.  Astral boyutta süzülen Kara Şövalye, düşmanının iskelet ordusu uyandırma planını durdurmak için Deadman, Green Arrow ve Speedy’den yardım ister.


Kabul ediyorum, Dawn of the Deadman’in bu listeye girmesini öncelikli olarak, yapısını, komadaki Batman’in Deadman’den yardım alarak anne ve babasıyla iletişime geçtiği astral yolculuğunu konu eden Detective Comics #500 – What Happens When a Batman Dies’ın üzerine oturtmuş olmasına bağlıyordum, fakat esin kaynağı çizgi romanı bir anlığına yok sayıp, adil bir değerlendirme yaptığımda da bölümün dizinin en iyileri arasında yer alması gerektiğine iyice emin oldum. Bu nispeten karanlık ve esrarlı bölümün başından hoşnutsuz bir suratla kalkmanız imkansız. Hele bir sahnede Batman, Green Arrow ve Speedy’nin oluşturduğu süperkahramanlar grubunun, iskelet ordusuyla savaşı var ki, Sam Raimi’nin Army of Darkness’ını aratmıyor.

Teaser’da Jack Kibry’nin 1970’lerde yarattığı Kamandi the Last Boy on Earth karakteri ilk kez çizgi roman dışı bir medyumda görücüye çıkıyor. Kamandi’nin serüvenleri, dizide 3 sezon boyunca aralara serpiştirilerek aktarıldı. Siz de benim gibi Jack “The King” Kirby hastasıysanız, alın bu bölümü izlemeniz için bir nedeniniz daha oldu.

17. HAIL THE TORNADO TYRANT

Konu: Çok yalnız hisseden Red Tornado, kendisine eşlik etmesi için kusursuz bir robot çocuk icat eder. Tornado Champion ismini verdiği oğlu, Red Tornado’da eksik olan tek özelliğe sahiptir; insani duyguya! Başlangıçta her şey yolunda gidiyormuş gibi gözükse de, çok geçmeden kaçınılmaz olan gerçekleşir ve Tornado Champion duygularının karmaşıklığı nedeniyle kısa devre yaparak karanlık tarafa yönelir.


“Androidler rüyalarında elektrikli koyun mu görür?” [Philip K. Dick’e selam olsun!]

Doğru cevabı öğrenmek için önce Skynet’in görevini tamamlaması ve hepimizi kırmızı gözlü metal yığınlarına dönüştürmesi gerek. O iş şimdilik yaş yani, ama iyi ki bilim kurgu var. Yoksa neye sığınırdık? Çizgi roman emektarı J. M. DeMatteis’in kaleme aldığı bu klasik bilim kurgu filmlerinden aşina olduğumuz elementlerle süslenmiş bölüm, son yıllarda özellikle Brad Meltzer çizgi romanlarında [Justice League: The Tornado’s Path] Red Tornado ve Pinokyo arasında kurulan analojik bağlantıdan yola çıkan, bir tek başınalık trajedisi.

16. REQUIEM FOR SCARLET SPEEDSTER

Konu: Bary Allen nam-ı diğer Flash’ın ölümünün üzerinden iki yıl geçmiştir. Flash’ın ‘Rogues’ olarak nam salmış düşmanları Captain Cold, Heatwave, Weather Wizard ve Captain Boomerang, eski naif günleri yad etmek için Central City’i ele geçirmeye çalışınca Kara Şövalye, Jay Garrick ve Wally West ile birlikte hareket ederek onların planını bozmaya çalışır. Kahramanlarımızın henüz farkında olmadığı asıl tehlike ise 25. Yüzyılda onları beklemektedir.


Batman’i kolayca etkisiz hale getiren Captain Cold, Heatwave, Weather Wizard ve Captain Boomerang’ın Flash anıtının önünde, ağızlarından çıkan, yergi gibi görünen ama aslında övgü, derin saygı, hatta saf sevgi sözcükleri daha İlk sahnede nasıl bir macerayla karşılaşacağımızı açık ediyor. Requiem For Scarlet Speedster’ın, Whatever Happened to the Man of Tomorrow ve Whatever Happened to The Caped Crusder’ın Flash evrenindeki karşılığı olduğunu pekala söyleyebiliriz.

Üç nesilden Flash hayranı tek bölümle memnun edilebilir mi? Kulağa pek olası gelmese de, Disney’in kült animasyonu Gargoyles’un ve Cartoon Network’ün yayın politikasına kurban giden dizisi Young Justice’ın yapımcısı Greg Weisman, Jay Garrick, Barry Allen ve Wally West’e eşit şanslar tanıyan senaryosuyla zoru başarmış. Requiem For Scarlet Speedster, dünyanın en hızlı adamlarına yazılmış sahici bir aşk mektubu.

Küçük bir not: Requiem For Scarlet Speedster’da Professor Zoom’u seslendiren John Wesley Shipp, 1990 yılındaki kısa ömürlü The Flash dizisinde Barry Allen’ı canlandırmıştı.

15. THE SUPER BATMAN OF PLANET X

Konu: Batman, Green Arrow ile beraber bir grup uzay korsanını yakalamaya çalıştıkları sırada oluşan bir kurt deliğinden geçerek Zur-En-Arrh gezegenindeki Gothopolis kentine düşer ve burada, doppelganger’ı Batman of Zur-En-Arrh [Seslendiren: Kevin Conroy] ile karşılaşır. Sürprizler bununla sınırlı kalmaz, Batman bu gezegende Superman’inkine benzer özel güçler kazandığını fark eder ve iki yarasa adam, çılgın bilim adamı Rothul’a karşı bir mücadeleye girişir.


Grant Morrison’ın tozunu alır almaz Batman RIP’ye monte ettiği ‘Batman of Zur-En-Arrh’ fikrinin ortaya çıktığı 1958 basımı Batman #113’den uyarlanan The Super Batman of Planet X’de, birbirine zıt iki kahramanın, Superman ve Batman’in, mükemmel bir alaşımını görebilirsiniz. Gothopolis [Gotham + Metropolis… Teşekkürler Captain Obvious!] Batman’inin bir Batcave’i var, ama aynı zamanda Rothul’u [tersten okuyun!] da, Vilsi Vaylar [Lois Lane + Vicki Vale?]’ı da. Dünyalı Batman’imizin bu gezegende kendine ait hiçbir şeyi yok… Yeni kazanılmış insanüstü güçlerinden başka!

Batman üzerinden bir Superman eleştirisi, ya da tuttuğunuz kahramana göre Superman üzerinden bir Batman eleştirisi olarak okunabilecek The Super Batman of Planet X’i sevecek, çok sevecek, sonra da nedense koskoca bölümün çok net hatırladığınız bir rüya olup olmadığını merak etmeye başlayacaksınız.

Her şey nasıl rüya olabilir ki… Elinizde Bat-Radia’yı tutuyorken?

14. DARKSEID DESCENDING

Konu: Yeni bir ev arayışı içerisindeki Darkseid’ın dünyayı istila etme girişimi, Batman ve Aquaman’e Justice League International’ı kurmaktan başka çare bırakmaz. JLI üyeleri Blue Beetle, Ice, Fire, Booster Gold ve Guy Gardner, Watchtower’a gelir gelmez anlaşmazlıklar, kuşkular, güvensizlikler baş gösterir. Birbirinden tamamen farklı özelliklere sahip bu kahramanlar, Darkseid amacına ulaşmadan evvel takım olmayı öğrenmek zorundadır.


1987’de yaratılan Justice League International, DC Comics için görece genç ve değeri bilinmemiş bir takım. Ataları Justice League sürüyle çizgi dizide, filmde, video oyununda boy gösterirken Guy Gardner, Ice, Fire, Blue Beetle ve silah arkadaşlarına [!] yıllarca üvey evlat muamelesi yapıldı mı? Yapıldı. Bu bile, Darkseid Descending’i bağrımıza basmamız için kafiyken, ortaya takım içi dinamik kurmada Joss Whedon’ı kıskandırabilecek kadar ince bir iş çıkınca, haliyle ağzımız açık kalıyor. İçinde Batman: The Brave and the Bold’un muhtemelen en iyi aksiyon sahnelerini bulabileceğiniz bu bölümü, Guy Gardner ve Booster Gold dalaşına balıklama [!] dalan Aquaman’in sonunda nasıl zararlı çıktığını, Fire’ın kaç erkek kahramanın kalbini yaktığını ve Darkseid’a teke tek girişen Batman’in akıbetini öğrenmek istiyorsanız asla atlamamalısınız.

13. THE CRISS-CROSS CONSPIRACY

Konu: On yıl önceki bir kavgada Riddler, Batwoman’ın maskesini çıkarmış ve kimliğini Batman ve Robin’e ifşa etmiştir. Küçük düştüğü için kabuğuna çekilen Batwoman, bilmecelerin efendisinden intikam alma fırsatı yakalar yakalamaz emeklilik günlerini geride bırakır ve Felix Faust’un desteğiyle kendi bedenini Batman’inkiyle takas ederek Riddler’ın peşine düşer.


Fantezi ve bilim kurgu yapımlarında şimdiye kadar kimler kimlerle vücut değişimi yapmadı ki? İlk aklıma gelenler: Xena ve Callisto, Buffy ve Faith… Spider-Man ve Doctor Octopus! Lakin itiraf edin, şu satırları okuyana kadar Batman’in bilincinin Batwoman’ın bedeninde var olabileceği hiç aklınıza gelmedi. Baylar bayanlar, işte Batman: The Brave and The Bold farkı!

Yer yer orijinal Batwoman’ın Detective Comics #233’deki ilk hikayesinden transfer edilmiş sayfalara yer veren bu nüktedan bölüm, zihnime daha çok Batman görünümündeki Batwoman’ın, Nightwing’e yarasa kostümünün kendisini kilolu gösterip göstermediğini sorduğu akıllara zarar sahnesiyle kazınmış olsa da, ‘Aşağılanmış bir kadınınki gibi bir gazap cehennemde bile yoktur’ temasını işlerken, toplumdaki kadın erkek stereotiplerini ti’ye alışıyla, söyleyecek sözü olduğunun altını çizmekten de geri kalmıyor.

12. TRIALS OF DEMON

Konu: Gentleman Ghost işlediği suçları üzerine yıkınca, Jason Blood/Etrigan bir büyü yaparak o esnada Crazy Quilt ile savaşta olan Batman’i alır ve 19. Yüzyıl Londrasına ışınlar. Başlangıçta her şey aleyhlerindeymiş gibi dursa da, Batman ve Etrigan’a profesyonel yardımın en iyisi gelecektir, çünkü Sherlock Holmes da aynı davayı incelemektedir.


Dünyanın en iyi dedektifi… Ben bu unvanla anılan iki karakter tanıyorum: Kara Şövalye ve Sherlock Holmes. Bu iki ‘dünyanın en iyi dedektifi’ bir araya gelirse ortaya ne çıkar? Elbette insanı ekrana kilitleyecek bir seyirlik!

Trials of Demon, benim için oldukça çekici bir bölüm. En başta 19. yüzyılda geçiyor, Londra sokaklarını turluyoruz, irkiltici bir hava hakim, Batman Gotham by Gaslight kostümünü giyiyor, okumaktan/izlemekten hiç yorulmadığım ve yorulmayacağım Etrigan önemli bir role sahip ve dizideki en sevdiğim düşmanlardan biri olan Gentleman Ghost var… Görüyorsunuz ya, Sherlock Holmes olmasa da Trials of Demon’a toz kondurmazmışım zaten. Sherlock ve Doktor Watson devreye girince aklım başımdan gitti doğal olarak.

Batman’in, cadılar bayramı gecesi kötülük saçmak amacıyla bir araya gelen Scarecrow ve Scream Queen ile korku gazı kokusu, çığlıklar, iskeletler ve bal kabakları eşliğinde kavgaya tutuştuğu teaser da ana öykü gibi gotik motifler içeriyor. Düşündüm de, Trials of Demon’ı dizinin en atmosferik bölümü ilan edebiliriz.

11. THE KNIGHTS OF TOMORROW

Konu: Joker’in ölümünden sonra Kara Şövalye emekliye ayrılır ve hırsızlığı geride bırakan Selina Kyle ile evlenir. Aradan yıllar geçer, mutlu çift, çocukları Damian ile, Batman müzesini ziyaret ettiği sırada, yeni bir Joker tarafından öldürülür. Babasının izinden gitme konusunda tereddütleri olan Damian, mirasını kabullenmezse büyük bir felaket onu beklemektedir.


Batman’in geleceğiyle ilgili çuvalla alternatif evren senaryosu var… The Dark Knight Returns’de görevi bırakmayan, yarasa kostümü giydiği sürece yaşadığını hisseden öfkeli; Batman Beyond’da bütün dostlarını kendinden uzaklaştırmış, aksi; The Autobiography of Bruce Wayne’de ise huzurlu bir ihtiyar Bruce Wayne. Batman: The Brave and The Bold’un 2. Sezonundaki The Knights of Tomorrow, bu versiyonlara ek olarak, Grant Morrison’ın Batman #666’de bize gösterdiği geleceği denkleme katıyor ve hem merak uyandırıcı, hem hüzünlü, hem de iyimser bir ton yakalıyor.

10. DEEP COVER FOR BATMAN/GAME OVER FOR OWLMAN

Konu: Batman paralel evrenlerin birinden gelen kötü ikizi Owlman’in yerine geçip, Injustice Syndicate’a sızar. Owlman ise bu sırada boş durmamış, Batman kostümüyle defalarca suç işleyerek onun kötü bir şöhrete kavuşmasına neden olmuştur. Dostlar ve düşmanlar birbirine karıştığında yardım, hiç beklenmedik birinden, ‘suçun palyaço prensi’ Joker’den gelecektir.


Batman: The Brave and the Bold başlangıçta benim ‘vakit geçirmek için’ ya da ‘Batman animasyonu olduğu için’ göz attığım, ansızın kaldırılsa çok da üzülmeyeceğim bir çizgi diziydi, doğruya doğru. İşte beni daha dikkatli izlemem gerektiği konusunda ikaz eden bölümler Deep Cover For Batman ve Game Over For Owlman 2-parter’ıdır. Çerezlik bölümlerden geçilmeyen birinci sezonun ortalarında Owlman’in gelişiyle dizi kendini buldu ve bu noktadan sonra durdurulamaz bir güce dönüştü.

9. TRIUMVIRATE OF TERROR

Konu: Justice League International ve Legion of Doom arasındaki beysbol maçından sonra Lex Luthor, Joker ve Cheetah birlik olup, Superman, Batman ve Wonder Woman’ı alt etmek için yeni bir plan kurarlar: Herkes dans partnerini değiştirecektir. Lex Luthor Batman’in, Cheetah Superman’in Joker ise Wonder Woman’ın peşine düşer.


Challenge of the Super Friends çizgi dizisi benim için çok özeldir. Çocukluğumun geçtiği yıllarda yayımlanan tekrar bölümleri beni Wonder Woman, Lex Luthor, Aquaman, Solomon Grundy, Cheetah ve Giganta gibi karakterlerle tanıştırmış, bana DC evrenini sevdirmiştir. Hala sıkılınca favori sekanslarımı açar, arka arkaya süpürürüm. Triumvirate of Terror’ı da izler izlemez diğerlerinden ayrı bir yere koydum, çünkü Super Friends’deki Justice League ve Legion of Doom rekabetini daha modern bir anlatıda izlemek benzersiz bir deneyimdi. Challenge of the Super Friends'in nostaljik sihri –kuşkusuz on kat daha gerçekçi ve yüz kat daha şiddet yüklü olarak- yalnızca Alex Ross’un Justice mini serisinde var, başka yerde de yok zaten.

Unutmadan, Triumvirate of Terror’ın introsunun DC Superstars Giant #10’den uyarlanmış olduğunu not düşelim.

8. BAT-MITE PRESENTS: BATMAN’S STRANGEST CASES!

Konu: Bat-Mite, üç farklı alternatif evren Batman öyküsü anlatır: Batboy ve Rubin, Bat-Manga Batman vs. Lord Death Man ve Batman/Scooby Doo.


MAD dergisinin 1953 yılında basılan 8. sayısında yer alan ‘Batboy ve Rubin’ parodisinin, mangaka Jiro Kuwata’nın Adam West dizisinden etkilenerek yarattığı Bat-Manga’nın, Weird Al Yankovic’in ve dedektif köpek Scooby Doo’nun aynı bölümde ne işi var?

Bunu bana değil, sunucumuz Bat-Mite’a soracaksınız. Batman’in ‘Black Casebook’undaki en akıl almaz maceralarının, kendi dönemlerindeki orijinal çizim tekniklerine sadık kalınarak yeniden yorumlandığı bu derleme, yeni lezzetler denemeyi seven Batman hayranları için gerçek bir hazine!

7. LAST PATROL

Konu: Görevi çoktan bırakmış olan eski süper kahramanlar The Chief, Elasti-Girl, Negative Man ve Robotman, bir grup süper kötünün suikast girişimini önlemek adına Doom Patrol’u yeniden toplar.


Toplum tarafından dışlanmış, özel güçlere sahip bir grup genç, tekerlekli sandalyedeki bir dehanın önderliğinde kötülere karşı mücadele eder.

X-Men’i tarif ettiğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Tabii ki Doom Patrol’dan bahsediyorum.

Stan Lee’yi üzecek konulara girmeden mevzuya dönmem gerekirse, dizinin izlenişi en zor, belki de değerini anlamak için ortalama üstü çizgi roman bilgisi gerektiren tek bölümü, Last Patrol. Zira senarist, Doom Patrol gibi DC’nin kıyıda köşede kalmış ekiplerinden birini, hiç basite indirgemeden, sağlam çizgi roman referansları aracılığıyla, yetişkin temalara dokunarak, gerektiğinde sert bir dille aktarıyor. Bu nedenle ‘bizim oralarda Doom Patrol vardı da biz mi okumadık,’ diyorsanız pek tabii bu bölümde sıkılabilirsiniz.

Batman’in serideki diğer bölümlere kıyasla burada oldukça küçük bir rolde karşımıza çıkıyor olması da keyfinizi kaçırabilir. Neyse ki bu eksiklik de, introda ustaca kapatılmış. Batgirl’ün, Kara Şövalye’yi Killer Moth’un elinden kurtardığı açılış sahnesi, ilhamını Barbara Gordon’ın yarasa pelerinini ilk defa kuşandığı Detective #359 – The Million Dolar Debut of Batgirl [1967]’den almış ve sonuç tam manasıyla ‘yeme de yanında uyu’ olmuş.

6. DEATH RACE TO OBLIVION

Konu: Mongul, kendi seçtiği iyiler [Batman, Green Arrow, Plastic Man, Huntress, Guy Gardner ve Woozy Winks] ile kötüleri [Joker, Catwoman, Black Manta ve Gentleman Ghost] dünyayı kurtarmak için Steppenworf’a karşı otomobil yarışı yapmaya zorlar.


Greg Weisman, yazdığı ilk Batman: The Brave and the Bold hikayesinde, eline bir kağıt kalem almış ve 1980’lerde ve 90’larda çocuk olmuş herkesin kolayca hatırlayacağı Wacky Races ve Laff A Lympics’i DC Comics evrenine taşımış. Konsept böyle eşine bir daha rastlayamayacağımız türden olunca, bize sadece arkamıza yaslanıp, hızlı kahramanların öfkeli kötü adamlarla yaptığı bu bol hileli yarışın tadını çıkarmak kalıyor. Death Race to Oblivion, ölümüne eğlenceli.

5. THE MASK OF MATCHES MALONE

Konu: Matches Malone takma adını kullandığı bir gece hafızasını kaybeden Batman, gerçekten bir gangster olduğuna inanmaya başlayınca, ona kim olduğunu hatırlatma işi Black Canary, Huntress ve Catwoman’a düşer.


Kışkırtıcı, gülünç ve oyunbaz… Amerikan animasyon tarihinin en şok edici yirmi dakikalarından The Mask of Matches Malone, Gotham City’nin tehlikeli kızları Catwoman, Huntress ve Black Canary’nin seslendirdikleri, sözleriyle süper kahramanların ‘performanslarını’ tartışmaya açan, son derece cesur Birds of Prey şarkısıyla, unutulmazlar arasına girdi.

Senaryosunu Wonder Woman, Birds of Prey, Secret Six ve Batgirl çizgi romanlarından tanıdığımız Gail Simone’un kaleme aldığı The Mask of Matches Malone, çete savaşları, kelime oyunları ve yanlış anlaşılmalarla ilerleyen olay örgüsüyle sizi bir tür Marilyn Monroe komedisinin içine çekecek.

Ana hikayeye ek olarak, Bronz Çağı mahsullerinden, pek az kişinin tanıdığı süper kahraman Black Orchid’in, tabiatın koruyucusu Poison Ivy ile karşılaştığı intro da güzeller güzeli bir pin-up kraliçesine benzetebileceğimiz bu bölüme çiçeklerden bir taç takıyor.

4. LEGENDS OF THE DARK MITE

Konu: Batman, kendisinin beşinci boyuttan gelen ‘en büyük hayranı’ Bat-Mite tarafından kaçırılır ve birbirinden meşakkatli testlerden geçirilir.


Batman The Animated Series’in yapımcısı ve Arkham Asylum/Arkham City oyunlarının senaristi Paul Dini’nin, yılların tecrübesini konuşturduğu Legends of the Dark Mite, zekice yazılmış senaryosu ve Dali tablolarına yaklaşan görselliğiyle birinci sezonun en ‘sivri’ bölümlerinden. Bir yandan Zebra Batman’den Frank Miller Batman’e, yarasa adamın en ünlü ve en absürd versiyonlarını selamlarken, bir yandan da Ace The Bat Hound, Kite-Man, Polka Dot Man ve Calendar Man gibi anlamsızlıkta çığır açan karakterleri çizgi roman çöplüğünden toplayıp, parlatıyor.

‘Mavi kaşlı Batman’e hayatınızın bir döneminde dahi olsa ön yargıyla yaklaşmışlığınız varsa, Bat-Mite’ın çizgi roman fuarında Kara Şövalye’nin her zaman ‘karanlık olma zorunluluğu’ üzerine yaptığı tarihi konuşmayı dinlerken, kafanıza isabet edecek taşlardan korunun! Fena acıtıyor efendim, kendimden biliyorum.

Bat-Mite’ın, filmografisinde Pee-wee’s Big Adventure ve The Nightmare Before Christmas gibi yapımlar bulunan komedyen Paul Reubens tarafından seslendirildiğini de belirtelim.

3. MITEFALL!

Konu: Bat-Mite, artık Batman: The Brave and The Bold’dan bıkmıştır ve özlediği karanlık, sert, ciddi Kara Şövalye’nin ekranlara dönmesini mümkün kılmak için, diziyi yayından kaldırma planını yürürlülüğe koyar. Peki Ambush Bug, her şey için çok geç olmadan Bat-Mite’ı alt edebilecek midir?


Bugüne kadar çok az iyi televizyon dizisi, tatmin edici bir finale imza atabilmiştir. Bence Batman: The Brave and the Bold da bu nadir dizilerden biri. Kapanışı yapan Mitefall’da Paul Dini, Legends of The Bat-Mite’ta denediği ve tuttuğundan emin olduğu formülünü yeni bileşenlerle güçlendirerek, çok kez kahkahalarla güldüren, yeri geldiğinde gözleri ıslatan, açılışından ekran kararana dek seyircisiyle iletişim halinde olan bir meta-bölümle huzurlarımıza geliyor.

Bat-Mite'a ne mi oluyor? Şöyle söyleyelim: Ciddi Batman’i geri getirmek isterken kendi kuyusunu kazdığının farkına vardığında çok geç kalmış oluyor!

Çizgi efsaneleri Tiny Toons ve Animaniacs havasında geçen Mitefall’un, inanamayacağınız kadar kalabalık son sahnesini izledikten sonra, büyümüş göz bebeklerinizle baş başa kalacak, Diedrich Bader’ın sesindeki Batman’in vedasının etkisinden günlerce kurtulamayacaksınız.

2. MAYHEM OF THE MUSIC MEISTER

Konu: Küçük yaştan beri kabadayılar tarafından itilip kakılmış olan Music Meister, adaletsiz dünyadan ve içinde yaşayan herkesten öç almak için müziğini kullanarak zihinleri kontrol etmeye başlar. Bu şeytani besteciyi durdurmaya çalışan Batman, Green Arrow, Black Canary ve Aquaman’in, Music Meister’ın ellerinde, birer dans eden kuklaya dönüşmekten başka seçenekleri yoktur.


“Suç konçertosu sona erdi!” diyor Batman, Music Meister ile karşılaştığı ilk sahnede. Oysa, tam bu saniyelerde bizim için eğlence henüz başlıyor. Batman: The Brave and the Bold’un müzikal bölümü Mayhem of The Music Meister, How I Met Your Mother’ın yıldızı Neil Patrick Harris’i on kaplan gücünde bir rolde konuk ediyor. Güçleri ve tavırlarıyla Justice Society/Justice League’in en eski düşmanlarından Maestro’yu anımsatan Music Meister, beyaz camda gözüktüğü günden itibaren Batman fanatiklerinin cosplay için sık tercih ettiği karakterlerden biri oldu. Nasıl olmasın? Neil Patrick Harris’in Dr. Horrible’dan antrenmanlı olduğu ‘sempatik kötü adam’ tiplemesinin en parlak örneklerinden biri Music Meister.

Arkham’daki suçluların, başlarındaki Batman belasını şarkılara dökmesi, Black Canary’nin Batman hayranlığı yüzünden yanı başında duran Green Arrow’u fark edemiyor oluşu, Music Meister’ın pop, rock, opera gibi farklı müzik türleri ve dönemlerinden kopup gelmiş şovları, bale yapan Gorilla Grodd’ı ve hiç bozulmayan ritmiyle sizi nakavt edecek bu bölüm kaçmaz!

1.CHILL OF THE NIGHT

Konu: Batman, bugünlerde yasa dışı bir müzayedede Gotham’ın süperkötülerine silah tedarik ettiği ortaya çıkan, anne-babasının katili Joe Chill’in izini bulunca, Phantom Stranger ve Spectre, onun Chill’e ne yapacağı konusunda bahse tutuşur. Phantom Stranger kazanırsa Batman doğruluğa olan bağlılığını ispatlayacak, ancak Spectre haklı çıkarsa, bedel çok ağır olacak, Batman ruhunu kaybedecektir. Kara Şövalye, ondan hayatını çalan adamı adalete teslim edebilecek midir, yoksa intikam duygusuna yenik düşmesi kaçınılmaz mıdır?


Eğer Batman: The Brave and The Bold’un tek bölümü izleme hakkım olsaydı, hiç duraksamadan Chill of the Night’ı seçerdim.

Paul Dini’nin adeta döktürdüğü senaryosu, Batman’i Joe Chill ile yüzleştiren Batman #47 –The Origin of Batman ve Batman #673 – Joe Chill in Hell sayılarını kaynaştırarak, daha önce küçük ekrana layığıyla hiç yansıtılmamış olan Bruce Wayne’in Kara Şövalye’ye dönüşme öyküsünü keskin, şiirsel, yıkıcı, melankolik ve ironik bir üslupla ele alıyor. Dizinin en olgun ve en dramatik bölümü olduğu konusunda eleştirmenlerin ve izleyicilerin tamamının hemfikir olduğu bu Bruce Wayne masalı, gerek kurgusu, gerek zengin metni, gerekse atmosferiyle, aşkla örülmüş bir animasyon başyapıtı.

On yıllar sonra bile hatırlanacak, posası çıkarılana kadar evire çevire izlenecek bu bölümün seslendirme kadrosu da rüya gibi! Batman The Animated Series’in Batman ve Joker’i Kevin Konroy ve Mark Hamill, Phantom Stranger ile The Spectre’a; Two Face’in sesi olarak belleklere kazınan Richard Moll, Lew Moxon’a; Batman 1966’in Batman ve Catwoman’ı Adam West ve Julie Newmar da Thomas ve Martha Wayne’e hayat vererek, bu modern klasiğin inşasında irili ufaklı roller üstlenmiş.

65 bölüm içerisinde Bruce Wayne’in maskesini çıkardığı yegane sahneye ev sahipliği yapan ve karanlıkla aydınlığın iç içe geçtiği Finger/Kane dönemini kusursuzca temsil eden Chill of the Night, sadece Batman: The Brave and The Bold’un en iyi bölümlerinden biri değil, aynı zamanda tüm zamanların en iyi Batman öykülerinden.


1 yorum:

  1. kara şövalye kara olmalıdır diye düşünen benim bile ağzımı sulatan bir yazı

    YanıtlaSil

Yorum Yap