20 Nisan 2014 Pazar

Basın Arşivi: Batman Returns – Antrakt Dergisi Ekim 1992


1989 yılında ilk Batman filmi gösterime girdikten sonra, yönetmen Tim Burton, bir devam filmi konusundaki görüşlerini "son derece aptalca bir fikir" diye özetlemekte sakınca görmemişti. Çok fazla sansasyon yaratan filmlerin devamlarının genellikle başarısız olduğu gerçeği göz önüne alındığında pek de haksız sayılmazdı Burton. Dünya çapındaki gişe hasılatı 406 milyon doları, video gelirleri 150 milyon doları ve bat-pijamaları, bat-vitaminleri gibi yan ürünlerinin geliri 750 milyon doları bularak, kendi halinde bir film olmaktan çıkıp başlı başına bir sanayi haline gelen Batman’in ikincisini çekmeye karar veren Warner yetkilileri de, doğrusu en iyimser beklentiyle ilkinin yüzde 75’i kadar bir başarıya razıydılar. Sonunda filmi çekmeye ikna edilen Burton, bir kez daha insanları şaşırtmayı başardı; Batman Returns, halefinin olağanüstü başarısını gölgede bırakacağını, daha ilk hafta gösterimi sırasında Batman’in 42 milyon dolarlık rekorunu 47.7 milyon dolarla kırarak kanıtladı.

“İlk Batman’de insanlar çok heyecanlandılar. İkinci bir Batman filminin ilkinin ağırlığı altında ezileceğini düşündüm. Devam filmleri, genellikle her şeyin biraz daha sulandırılması dışında, orijinal filmlerin kopyası olurlar. Böyle bir şey yapacağımı hissettim ve tümüyle farklı bir Batman filmi yapmaya karar verdim,” diyor Burton.

Warner’ın Tim Burton’ı razı etmesi, her şeyden önce iyi bir senaryonun bulunmasına bağlıydı. Batman’in senaristi Sam Hamm’in yazdığı taslağın yarattığı düş kırıklığından sonra, yapımcıların Burton’ı hoşnut etmek için buldukları, 1990’ların kültü haline gelen kara mizah türündeki Heathers ve aynı derecede çılgın Meet the Applegates’in yazarı Daniel Waters’ın dalga boyu, neyse ki bu zor beğenir yönetmeninkine uydu. Waters’ın toplumsal hiciv tarzındaki senaryosunda Penguen’in belediye başkanlığı kampanyasını destekleyen kötü bir kahraman da yer alıyordu. “Bu dünyanın gerçek kötülerinin ille de kostüm giyen garip yaratıklar olmadığını göstermek istedim,” diyor Waters.  Bu politik dokundurmanın yanı sıra Waters, Kedi Kadın karakterine de psiko-seksüel özelliklerini öne çıkaran daha sağlam bir yorum getirerek, eski sinsi düşmanı 90’ların kararlı feministine dönüştürdü.

Senaryoyu çok beğenen Burton’ın coşkusu bulaşıcıydı. Hemen ardından Michael Keaton, ücretinin ciddi biçimde arttırılması koşuluyla ikinci kez Batman olmak için imzayı bastı ve Danny De Vito, Burton’la bir görüşmeden sonra Penguen’i oynamak üzere ekipte yerini aldı. Burton’ın Kedi Kadın’ı oynatmaya kararlı olduğu Annette Bening ne yazık ki hamileydi. Sonunda rol, elbette, Michelle Pfeiffer’a teklif edildi ve herhalde yapılacak en iyi seçim de buydu; 1988’de kocasından ayrıldıktan sonra Alec Baldwin ve John Malkovich’le rol arkadaşlığını özel hayatına taşıran Pfeiffer’ın küçük kara kitabında bir başka aktör daha vardı: Michael Keaton. “İkisinin arasında kıvılcımlar uçuşuyordu” diyen Batman Returns’ün yapımcılarından Denise Di Novi’nin sözünü Burton kesiyor: “Şimdi bu konulara girmeyelim. Zaten yeteri kadar dertle uğraştık.”

Ekip oluşturulduktan sonra, tüm küçük istekleri karşılandıktan ve Warner’dan özel efektlerle dekorlar için açık çek alındıktan sonra, nihayet Tim Burton ve şen tayfası çekimlere başlamaya hazırdılar.

1991’in başlarından itibaren, Hollywood’un en büyük iki sahnesi, Warner’daki Sahne 16 ve Universal’daki Sahne 12, Warner’a ait sekiz diğer binayla birlikte –ki bunların yüzde 50’si Gotham Ketine ayrılmıştı- Batman Returns’ün anıtsal setlerinin üretimi için hazırlanmaya başladı. Sahne 16, New York’un Rockefeller Merkezinden esinlenilerek dev Gotham Meydanına dönüştürülüp, kar atmosferini yaratmak için beyaz köpük ve polyester parçalarıyla kaplandı. Sahne 12 tonlarca suyla dolu dev bir tank haline getirilip Penguen’in yer altı ini oldu. Daha Burton filmin yapısını düşünmeye başlamadan önce, stüdyo paranın, elbette makul sınırlar içinde olmak kaydıyla, sorun olmadığını belirtmişti. Böylesine dev bir işin getireceklerinin büyüklüğü de hesaba katılırsa bu normaldi elbette. Ama ortada bir sorun da yok değildi: Londra’nın batısında, ilk Batman filmi için inşa edilen ve 1989’dan bu yana el sürülmeden, film yapımcılarının bir devam filmi için kaçınılmaz dönüşünü bekleyen, rahmetli Anton Furst’ün dev setlerinin bulunduğu Pinewood stüdyoları.

İkinci filmin Güney California’da yapılması konusundaki olağanüstü pahalı kararıyla ilgili olarak Tim Burton, “Yardımcı rollerde Amerikalı oyuncuların yer almasını istedim. Batman’de alttan alta bir İngiliz kokusu seziliyordu. Orada olmak hoşuma gitmişti gerçi ama, tümüyle değişik bir kültür olduğu için her şey farklı bir süzgeçten geçiyor gibiydi. İsteseler devam filmi için başka bir yönetmen bulup, aynı setlerle Londra’da çekebilirlerdi. Ama ben böyle bir şey yapamazdım, hevesim kalmazdı. Olaya tümüyle yeni bir film gibi bakmak zorundaydım, aynı şeyi tekrar tekrar yapmanın anlamı yok,” diyor.

Peki acaba, bu kadar dev bir projeye girişirken başka birilerinin kafasında Batman Returns diye bir film olduğu korkusuna kapılmadı mı hiç? “Bunu düşündüğüm anlar oldu” diye yanıtlıyor içtenlikle. “Ama yan yana getirdiğim imgeler öyle bana ait ve özel ki, bunları başka birinin görebilmesine olanak yok diye düşündüm.”

Kuşkusuz, karlı bir kış havasını andırmak ve penguenleri mutlu etmek için buzhane haline getirilen setler, yalnızca De Vito’nun günde iki saat süren makyajı, çatırdayan bir Batmobil, helikopter şemsiyeler, bilgisayarlarla kontrol edilen yarasalar gibi özel efektler, Burton’ı bekleyen lojistik kabusların yalnızca bir bölümüydü. Bir yarasa adama karşı savaşan, bir kuş adam ve bir kedi kadının öyküsünün garip doğası gereği, her tür teknik ve dramatik sorun neredeyse gerçeküstü boyut kazanıyordu. “Kimse bunun duygusal ve psikolojik yönlerini anlayamaz,” diye ısrar ediyor Burton, “O gerilimi, o ıstırabı normal bir perspektife yerleştiremezsiniz, çünkü her şey tümüyle absürd. Birinin burnunun ne kadar uzun olması gerektiği konusu bile neredeyse bir kalp krizi nedeni olabiliyordu. Oyuncular için de zordu çünkü her şey onların oynayışına bağlıydı. Olayın teknik yapısından ötürü, öyle elini kolunu sallayarak sete çıkıp rol yapmaları mümkün değildi.” Genç yönetmen için bir zamanlar aptalca bir fikir olarak değerlendirdiği Batman Returns’ün özeti şöyle: “İki saate sığdırılmış altı aylık bir ıstırap.”

Bu makale, ANTRAKT dergisinin Ekim 1992 tarihli sayısından alınmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap