18 Nisan 2014 Cuma

Basın Arşivi: Michael Keaton - Antrakt Dergisi Ekim 1992


İkinci kez, Gotham City cehenneminde mücadele eden adalet dağıtıcısı, cübbesini sırtına geçiriyor. Bir oyuncunun, derisine yapışacak giysiye meydan okuyuşu… Ne var ki, onun yeğlediği daha çok dramatik roller. Michael Keaton’ın dünyasını, Fransız Premiere yazarı Jean-Paul Chaillet’nin söyleşisiyle aktarıyoruz.

Yarasa her yerde: Dergilerin kapağında, tişörtlerin, bluzların, kasetlerin, posterlerin ve hatta kahve fincanlarının üzerinde. Amerikan Batman Dönüyor filminin dünya sinemalarında piyasaya çıkışı, delicesine bir reklam kampanyasıyla birlikte gerçekleşti.

Maskeli intikamcının maskesinin ve cübbesinin altında, Michael Keaton’ı buluyoruz. Siyah giysisini ve sivri kulaklı başlıklı cübbesini çıkarttığında, etiyle kanıyla oyuncu pek tatlı! Dışa dönük kirpiklerinin şapka gibi üzerine oturduğu, özel bir biçimde kırpıştırarak büzdüğü mavi miyop gözler... Birincisinden üç yıl sonra yeni Batman nasıl? “Asıl olan Batman ve Gotham City dünyasında kalmakla birlikte ilk filmin bir tekrarını yapmamaktı,” diye açıklıyor Michael Keaton süslü cümlelere başvurmadan ve ekliyor, “sözleşmede beni devamını çekmek zorunda bırakacak herhangi bir hüküm yoktu. Ne var ki Tim Burton ile birlikte, Michelle Pfeiffer ve Danny De Vito tarafından ete kemiğe büründürülecek iki yaramazla olunca, bana rolümü yeniden oynamak için yeterli güvencelere sahipmişim gibi geldi.” Ne ala!

Christopher Reeve’in, Superman ile özdeşleştirilmesi gibi, kendisinin de bundan böyle maskeli adalet dağıtıcısıyla özdeşleştirilmesinden korkmuyor muydu? Keaton iç çekiyor. Bir parça rahatsız olmuş bir havada, “İçgüdülerime uymuş olmaktan ve birçok başka oyuncunun karşılayamayacağı bu meydan okumayı kabul etmiş olmaktan pişmanlık duymuyorum,” diye yanıtlıyor. Tuhaf bir yarasayı oynamak için aldığı ücretin, filmin hasılatından elde edilecek yüzeler hariç sekiz ile on milyon dolar arasında olduğu tahmin edilen bir oyuncunun şikayet etmesi de zor olsa gerek.

Batman Dönüyor'da dikkat çeken ilk şey, gece adalet dağıtıcısının bedenini saran giysiye yeni bakış oluyor. Rahat? “Pek değil, çünkü bende klostrofobi var. Birkaç parçası metalden, gerisi neopren, lateks ve kauçuk karışımı olan Batman giysisinin içinde, sürgülenmiş, yapıştırılmış, kolan vurulmuş ve bağlanmış durumdayım. Kilo verdiğim takdirde, bu giysinin içinde dönüyorum. Birkaç kilo aldığımda ise, giysi aşırı dar duruma geliyor ve tüm hareketler iki kat fazla çabayı gerektiriyor. Dahası, çok terlerim ve dilediğim kadar su içemiyordum, çünkü giysinin ön fermuarı yoktu. Yalnızca bir cep portatif tuvalet hizmet ediyordu, ne var ki onun da hacmi son derece küçüktü. Bu kez bu giysiyi giyince, canlı bir prezervatif reklamı haline gelmişim izlenimine sahip oluyordum! Sonra da dış dünyadan yalıtlanmış olduğumu hissediyordum, bu da kişiliğime tam olarak uyuyordu.”

Kırk yaşında, Michael Keaton. Açılmış bir alna, hafiften sivri ve kıvrık bir çeneye, sanki bir yaban arısı tarafından sokulmuş dudaklara sahip. Pittsbourgh’da Michael Douglas adıyla doğmuş, yetmişli yıllarda Los Angeles’da ilk komedyenlik denemelerinden sonra oyuncu olmaya karar verince adını değiştirmek zorunda kalmış. 1982’de, Ron Howard ona ilk şansı High Shift’te verdi; Keaton bu filmindeki oyunuyla sansasyon yarattı. Onun konumunu pekiştiren sempatik bir komedi olan Mr. Mom’dan sonra, bir dizi ortalama filmde oynamanın yolunu buldu. Woody Allen, Kahire’nin Mor Gülü için kendisiyle anlaştıysa da, daha sonra onun yerine Jeff Daniels’ı oynattı. Bu durum onda ciddi bir sarsıntıya yol açtı. “Birkaç haftalık çekimden sonra,” diye anımsıyor Keaton, “bu rolde iyi olamayacağımın farkına vardım. Ve, göründüğü kadarıyla, Woody Allen da aynı izlenimdeymiş. Bu duruma onun canı benden fazla sıkıldı.”

1988’de onu yeniden ayağa kaldıran Tim Burton oldu; Steve Martin ve Sammy Davis Jr.’ın reddetmiş olduğu, delice bir kişiliği, Beetlejuice rolünü ona verdi! “Michael gibi oyunculuk geçmişi olanlar, çoğu kez, başlangıçta pek belli olmayan alttan-alta patlayıcı bir yana sahiptirler,” diyor Tim Burton. “En iyi iş birliğimi Tim ile yaptığımı sanıyorum,” diye vurguluyor Michael Keaton. “Onunla, tıpkı Sydney Pollack-Robert Redford gibi bir yönetmen-oyuncu çifti oluşturuyoruz, ama biraz daha çılgıncası!”

Geçtiğimiz yıl, Pasifik Tepeleri filminde Melanie Griffith’i ürküten psikopat rolünü kabul ederek hayranlarını şaşırttı aktör. “Bu denli şeytani bir kişiliği hiç oynamamıştım ve hangi oyuncu olursa olsun size bunun büyük büyük bir keyif olduğunu söyleyecektir,” diyor Keaton. "Bu, aynı zamanda rahat bir biçimde giriştiğim ilk film oldu. Yeteneklerini bir kamera önünde içselleştirebilen oyunculara hayranlık duyarım. Bana göre, en mükemmel örnek Talihin Dönüşü’nde Jeremy Irons’tır. Böyle bir şeye özlem duyuyorum. Ancak her şey öncelikle seçim düzeyinde olup bitiyor. Batman Dönüyor’dan sonra kendimi bir kez daha sevdiğim ancak beni şaşkına çeviren bir konumda buldum. Şöyle ki; bundan sonra ne yapacağım?”

Michael Keaton, “Her zaman dramatik rollerde oynama arzum oldu,” diye sürdürüyor konuşmasını. “Büyük bir oyuncu olma yeteneğine sahip olduğuma inanıyorum. Aslında, kendimi şanslı buluyorum. Beni star durumuna getiren meslek yaşantıma hayranım. Ancak, bununla birlikte kendimi bir Tom Cruise, bir Kevin Costner ya da bir Arnold Schwarzenegger düzeyinde bir star olarak hissetmiyorum.”

Kendini, az ya da çok yakın bir gelecekte üçüncü kez Batman giysilerinin içinde görüyor mu? “Bana bu soruyu bir yıl sonra sorunuz!” diye sözlerini noktalıyor Keaton, tek bir başka söz etmeksizin…


Bu röportaj ANTRAKT dergisinin Ekim 1992 tarihli sayısından alınmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap