19 Nisan 2014 Cumartesi

Basın Arşivi: Michelle Pfeiffer - Antrakt Dergisi Ekim 1992


Bir kedi gibi sessiz ve derinden tırmanışını, bugün zirvedeki yeriyle noktalayan Michelle Pfeiffer, bir sarışın hırs abidesi değil ama hak ettiği yeri korumasını bilen bir kişilik. Sanatçıyı, Fransız Premiere yazarı Jean-Paul Chaillet’nin kalemiyle sunuyoruz.

Çocukluğunda, televizyonun önünde hayalini kurduğu Kedi Kadın olmak için mücadele etti. Kedi duyarlılığını öne çıkartan bir fiziki rol. Parlak siyah kombinezonu içinde, obsidyen doğal camdan dökülmüş heykele benziyor.

Yalnızca ona soracak olsanız, Batman Dönüyor yoldan çıkmaya değerdi. Onu, bedenine yapışık Kedi Kadın kombinezonu içinde kırbacını şaklatırken görmek gerek! Ya da başarısız bir darbeden sonra keyiften miyavlarken… “Kedi Kadın çocukluğumun kahramanlarından biriydi,” diyor Michelle Pfeiffer. “Televizyon dizisinin tutkunlarından biriydim ve onun görünmesini büyük bir sabırsızlıkla beklerdim. Kedi Kadın, kadın tipine ilişkin imgeye özgü tüm klişeleri yıkmamda bana olağanüstü yardımcı oldu. Benim gözümde bu, yasaklarla dolu bir alandı. Kendi cinselliğimin uyandığı yaşlarda, Kedi Kadın gibi bir yaratığı keşfetmek özellikle ilginçti.”

Pfeiffer, böylece kendisinden önce küçük ekranda Kedi Kadın’ı canlandırmış olan Julie Newmar, Lee Mertiwether ve Eartha Kitt’in yerlerini dolduruyor. Başlangıçta bu rol Annette Bening’e önerilmiş; ne var ki o Warren Beatty’den hamile olduğundan, son dakikalarda vazgeçmek zorunda kalmış. Michelle Pfeiffer, bu giysiyi giymek ve Bening’e başlangıçta önerilen ücretin iki katının fazlasını, yani üç milyon doları cebine indirmek için naz etmemiş.

“Kedi Kadın olmam için benimle irtibat kurulduğunda, onun karmaşıklığından ve ikili karakterinden kaygı duymaktan uzaktım,” diyor Pfeiffer. “O, tümüyle kendine egemen bir kadın; ama aynı zamanda doyumsuz ve saldırgan. Bunlar pek kadınsı değildir, oysaki birçok kadın bunları hisseder.” Kedi Kadın gibi erkek cinsini hadım etme arzusu var mı? “Kedi Kadın’ın doyumsuzluğu özel olarak erkek cinsine yönelik değil” diye düzeltiyor. “Ama aynı zamanda kadınlara ve genel olarak adaletsizliğe yönelik.”

Michelle Pfeiffer Batman Dönüyor’un uzun çekimi boyunca kendini bir miktar kaybettiğini itiraf ediyorsa, aslında bu, Tim Burton’ın görüntücü yanından aklının karışmış olmasından kaynaklanıyor. “Bu, filmi yapmaya karar vermemdeki en önemli nedendi” diyor, “Başlangıçta onun yalnızca filmin görüntüsel yanıyla ilgili olmasından korkuya kapıldım, ancak sürekli oyuncuların sözlerine kulak kabarttığını tespit edince şaşırdım. Kötüleri, Kedi Kadın ve Penguen’i kavrayışını ilginç buldum; bu tipler hem çok kötü, hem de çok hassas bir takım varlıklar olarak gösteriliyordu.”

Meslek yaşamında Michelle Pfeiffer ilk kez bu kadar fiziki bir rol üstleniyordu. Pek konuşkan olmayan star, bu yeni meydan okuyuştan açıkça keyif almış. “Tehlikeli sıçrayışlar ve duvarlara tırmanma dışında kavgalarımın çoğunu kendim gerçekleştirdim” diye açıklıyor. “Kadınlar arası Tayland boksu şampiyonu Kathy Long öğretmenim oldu ve kırbaç kullanmayı bir antrenörle öğrendim.” Geçtiğimiz yılın eylül ayından bu yılın şubat ayına kadar beş ay süren ve 50 milyon doları aşkın bir paraya malolan bu süper yapımın çekimi son derece etkileyiciydi çünkü filmin, Noel döneminde, gece geçtiği varsayılmıştı. Tim Burton, platolardaki ısıyı hemen hemen kutup soğuğu derecesine düşürmüştü; böylece oyuncuların ağızlarından çıkan buharın daha iyi ayırt edilmesini hedefliyordu. “Donuyordum” diyor Pfeiffer, “Aynı zamanda bol miktarda terliyordum çünkü giysim bedenime tamamen yapışıktı.” Yeniden oynamayı isteyeceği bir rol müydü bu? “Kedi Kadın’ın temposunu ve doğrusu keyfini ancak çekimin sonunda yakalamaya başlamıştım. Olanaklı olsa, rolü daha da ötelere götürmek isterim. Bütün bunlar Tim Burton’a bağlı. Onunla yeniden bir film yapmaya hazırım.”

Michelle Pfeiffer’ı güzel yapan ne? Her şeyden önce, ekrandan yansıyan hassaslığı ve seyircide hemen bir esirgeme duygusu yaratma konusundaki eşsiz yeteneği. Ve elbette ince ve etkileyici yüzü, bir parça mahzun bakışı, ideal hatlara sahip dudakları ve gerek gündelik yaşamda gerekse ekranda ölçülü gülümsemesi. Onunla çalışmış yönetmenlerin hepsi aşırı mükemmeliyetçiliğini hep bir ağzından dile getiriyor. Ne var ki Hollywood’un onun yeteneğinin çapını gerçekten kavrayabilmesi için yaklaşık on yıl gerekti. Otuz dört yaşındaki bu kadında gizli bir takım yaralar var, kafası geleceğiyle ilgili bir sürü sorunla dolu, okuldan çok plajda vakit geçirdiği genç kızlık döneminin hiç çözümlenmemiş kararsızlıklarının oluşturduğu bir takım çizgiler var. Peri kızı, sihirli değneğini ona on dokuz yaşında bir süpermarkette kasiyer olarak çalışırken dokundurmuş. Lise öğrenimini bıraktıktan sonra, önce bir gözlükçüde, ardından bir çocuk bakım evinde çalışmış, bir mağazada jean satmış ve bu arada zaman zaman bir daktilo kursuna gitmiş. Oyuncu olmaya karar vererek bir güzellik yarışmasına katılmış ve Miss Orange County sanını kazanmış. Bir menajer onu fark etmiş ve yıldız adaylarının geleneksel yoluyla onu kendine bağlamış.

Ekrandaki ilk sözleri, bir televizyon dizisi olan Fantasy Island’da “Naomi Nerede?” olmuş. 1979’da Delta House’da kafasız bir iç gıcıklayıcı kadını oynamak için sutyenini dolgu maddeleriyle doldurmuş. The Hollywood Knights’da hamburger servisi yapmış ve Charlie Chan and the Curse of the Dragon Queen’de ürkek bakire olarak görünmüş! Onu gerçekten ortaya çıkaran Grease 2 olmuş, tam on yıl önce. İzleyen yıl, Brian De Palma’nın Scarface’inde, Al Pacino’nun karşısında kokain çeken buz gibi sarışın kadın rolünde mükemmeldi. Hala sınırları belirli bir oyuncu olarak Hollywood onu belli bir kategoriye koyuyor ve aynı rolün benzerleri dışında bir şey önermiyor. Hepsini reddediyor Pfeiffer ve büyük bir sabırla bekliyor. 1985’te John Landis’in Into the Night’ında, ardından Richard Donner imzalı bir ortaçağ filmi olan Ladyhawke Gecenin Kadını’nda görülüyor.

Bu dönem Michelle Pfeiffer vejetarizm ve metafiziğe yönelik bir kültün etkisi altında bulunuyor. “Söz konusu olanın ne olduğunu hiç anlamadım. Açık ki o zamanlar kontrol altında tutulmam gerekiyordu ve olabildiğince demir bir yumruk tarafından.” O sıralar evli olduğu televizyon artisti Peter Horton, onun kendisini geri çekmesine yardımcı oluyor. O sıralar yirmi iki yaşında. “Zayıf kadının erkek tarafından kurtarılması gerektiğine inanmam ama benim durumumda bu gerçekti” vurgusunu yapıyor. Aynı zamanda yanık tenli ve anlamsız güzel sarışın rollerine kendini kaptırmama direncini de gösteriyor. Varlığını nasıl koruyabilmiş? “Bunu bilmiyorum” diyor, birden gerginleşiyor: “Yanıtım yok!”

“Kimi seçimler içgüdüsel ve tümüyle duygusal olarak yapılıyor. Bir senaryo okuyorum ve niçin olduğunu bilmeden heyecana kapılıyorum. Buna karşılık, başka senaryolarda, kimi zaman haftalarca, hatta aylarca karar veremiyorum.”

Hangi filmleri kabul etmekten pişman olduğunu söylemeyi reddediyor, ama yine de biliniyor ki partneri Mel Gibson da olsa, Tequila Sunrise’da görünmüş olmaktan hiçbir zaman hoşlaşmıyor. “Pek hoşnut olmadığım ekranda da görülüyor, değil mi?”

Bu nedenle rollerini büyük bir titizlikle seçerek ve tekniğini yönetmenlerin arzusuna göre biçimlendirerek kendi kendini eğitmiş. Aynı zamanda dramatik sanatlar kursları izlemenin de gerekliliğine inanıyor. “Çekimlerdeki gerginlik nedeniyle çalışırken öğrenmek zor. Kötü alışkanlıklar gelişiyor çünkü konfor sizi çabucak içine çekiyor. Bir oyuncu, sanatını kafasını kırmaktan korkmaksızın ortaya koymasına izin veren bir sığınak bulabilmek durumundadır.” Üç yıl önce, Shakespeare’in Kralların Gecesi’nde oynamak üzere sahneye çıkmakta tereddüt etmemiş. “Bunu nasıl başardığıma hep şaşırdım. Her gece tam anlamıyla bir dehşetti.”

Broadway’de bir tiyatronun sorumlusu olan New Yorklu oyuncu Fisher Stevens ile orada tanışmış ve Amerikanötesi bir ilişkisi olmuş.Beş yıldır, son filmlerinin tümü için olumlu eleştiriler almış. Eastwick Cadıları, Tehlikeli İlişkiler, Rus Evi, Frankie ve Johnny... Bir bar şarkıcısını canlandırdığı Fabulous Baker Boys’tan sonra, hayranları ondan albüm doldurmasını istemişler. Michelle Pfeiffer film çekmeyi bırakmıyor ama bununla birlikte şunu söylemekten de geri kalmıyor: “Pisboğazlıktan değil, bir şey gerçekten hoşuma gidince ona karşı koymam çok zor oluyor. O kadar yıl çalışmadan geçti! Bugün karşıma çıkan fırsatlardan azami ölçüde yararlanmak istiyorum.” Nitekim Kedi Kadın kostümünü çıkartır çıkartmaz, Martin Scorsese’nin Edith Wharton’un bir eserinden hareketle çektiği son filmi Masumiyet Çağı’ndaki rolünün kostümlerini üzerine giyiyor.

Pfeiffer kendi projelerini geliştirmek için kısa süre önce kendi şirketini kurmuş. “Ne pahasına olursa olsun üretmek ihtiyacıyla yanıp tutuşmuyorum. Ne var ki ilginç roller konusunda kesin bir eksiklik olduğunu görüyorum. Daha çok sayıda kadın senarist gerekiyor ve kadın oyuncular daha iyi seçim yapmak zorundalar. Film iyiyse, başrol ister erkek isterse kadın tarafından oynanmış olsun, seyirciler filmi tutacaktır.”

Pfeiffer, bir erkek oyuncunun meslek yaşamının bir kadın oyuncudan daha uzun olduğunu gayet iyi biliyor. “Şikayet etmiyorum, ancak bunlar istatistiklerce doğrulanmış olgular. Oysaki, kendi kendime, tam da seçme hakkım olduğu bu uğrakta çalışmam gerekir diyorum. Bir gün, çocuk sahibi olmak ve yaşamaya zaman ayırmak isteyeceğim.“ Bütün ününe rağmen, Michelle Pfeiffer şu korkunun içini kemirdiğini itiraf ediyor: “Ya insanlar benim bu kadar dikkate değer olmadığımın, hiçbir yeteneğimin bulunmadığının ve gerçekten çirkin olduğumun farkında varırlarsa?” Çirkin mi dediniz? Gülüyor –nihayet!- ve sözlerini şöyle noktalıyor: “Bu karabasanla yaşamaya alıştım ve burada söz konusu olanın alışılageldik nevrozlarımdan başka bir şey olmadığını anladım.”


Bu röportaj, ANTRAKT dergisinin Ekim 1992 sayısından alınmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Yap