31 Ocak 2014 Cuma

Jesse Eisenberg Lex Luthor, Jeremy Irons Alfred Oldu!


Gün geçmiyor ki Zack Snyder'ın Superman vs. Batman filmi ile ilgili tartışma yaratacak yeni bir haber gündeme gelmesin. Kara Şövalye rolüne Ben Affleck'in seçilmesinin yankıları bugün bile duyulmaya devam ederken, Warner Bros. Pictures, Batman'in uşağı ve baba figürü Alfred'in 65 yaşındaki Jeremy Irons, Superman'in baş düşmanı, iş adamı Lex Luthor'un ise 30 yaşındaki Jesse Eisenberg tarafından canlandırılacağını açıkladı.

Kariyerine Oscar, Golden Globe, Emmy ve Tony gibi birbirinden prestijli ödüller sığdıran tiyatro kökenli Irons'ın canlandıracağı Alfred Pennyworth, hayranlar arasında şimdiden heyecan yaratırken, Social Network ile tanınan genç aktör Eisenberg'ün Lex Luthor rolünü kapması şaşkınlıkla karşılandı. 

Jesse Eisenberg, zamanında benzer tepkiler alan Heath Ledger ve Anne Hathaway'in izinden giderek şüpheyle yaklaşan seyircileri utandırabilecek mi, bunu zaman gösterecek. Şimdilik elimizden gelen tek şey; beklemek...

Superman vs. Batman, 6 Mayıs 2016'da gösterime girecek.

BATMAN and TWO FACE #24 – The Big Burn: First Strike

Yazar: Peter J. Tomasi
Çizer: Patrick Gleason
Renklendirme: John Kalisz
Sayfa Sayısı: 22

Konu: Geçmiş defterlerden açılan yırtık bir sayfa, Gotham’ın suç ailelerinden McKillen’ların yaşayan tek varisi Erin McKillen’ı geri getirir. Kara Şövalye Batman ve Komiser Gordon, eski mafya patroniçesinin dönüşünün yaratacağı fırtınayı engellemek uğruna ne gerekirse yapmaya hazırdır. Bu son gelişme, Two Face için ise eski bir hesabı kapatma fırsatı doğurmuştur.

Batman and Robin dergisi, Damian Wayne’in Batman Incorporated’daki yürek parçalayan ölümüyle boş kalan ‘Robin’ unvanının yerini doldurmak suretiyle, adeta hayatta kalma içgüdüsünü harekete geçirerek her ay Kara Şövalye’nin bir başka dostunu veya düşmanını konuk eden, bir tür Brave and The Bold, Marvel Team-Up formatına evrildi. Şimdiye dek sayfalarına Red Hood, Catwoman, Nightwing ve Batgirl gibi sidekicklerin ve antikahramanların uğradığı seri, ilk uzun soluklu macerası The Big Burn’de Batman’in amansız düşmanlarından Two Face’i kanatları altına alacak.

Two Face hikayeleri genellikle dairesel bir rota çizer. Önce Gotham gibi tepeden tırnağa pisliğe batmış;  devleti, polisi ve ahlaki değerleri kanalizasyondan hallice bir kentte herkesin görebileceği bir ışık yakma cesaretini gösteren sayılı adamlardan Bölge Savcısı Harvey Dent’in, Joker’in The Killing Joke’daki argümanından alıntılayacak olursak, başından geçen 'tek kötü gün'ün sonunda, savaştığı iblisin ta kendisine dönüşmesine şahit oluruz, sonra da onun Two Face olarak amaçsızca bir soygundan diğerine savruluşuna… Yıllar yılları kovalar ve nihayetinde, bu düşmüş kahramanın estetik operasyonla yara izlerinden kurtulmasını izler ve görüntüsüyle birlikte ikiye bölünmüş ruhunda bir düzelme olup olmayacağını hevesle beklemeye başlarız. Aşağı yukarı racon budur. The Big Burn, bu ezberletilmiş rotanın kronolojik açıdan ilk durağına giderek, ikinci bir emre kadar New52’da geçerli olacak, öncekilerden ayrışık, yeni bir Two Face orijininin temellerini atıyor. Dent’in yüzüne asit dökerek onun içindeki canavarı yüzeye çıkaran yaratıcısı, Dr. Frankenstein’ı bundan böyle Salvatore "The Boss" Maroni değil, Erin McKillen.

Erin McKillen kim mi? Bunu Tomasi ve Gleason’dan öğreneceğiz, çünkü kendisi ilk kez The Big Burn’de karşımıza çıkan bir karakter. İlk izlenimler önemlidir. Özel jetinden inip, okuyucuya doğru yürüdüğü panelden itibaren, taşıdığı özgüveni hissettiren kızıl saçlı, İrlandalı mafya kraliçesi Erin McKillen, itiraf etmem gerekirse şimdiden Batman mitosundaki rolü duruşma esnasında bir şişe asit fırlatmaktan ibaret olan tek boyutlu Sal Maroni’den daha ilgi çekici. Harvey’nin ‘dönüşüm anı’ ise, gerçekleştiği mekanın özelliği ve diyalog seçiminden anlaşılacağı gibi daha kişisel bir davayı, bir intikamı ve hep doğrulardan yana olduğuna inandığımız eski bölge savcısının masumiyetinin yakında hasar göreceğini işaret etmekte. Harvey Dent ve Erin McKillen arasındaki husumetin nedenlerini henüz bilmiyoruz, fakat öğreneceklerimizin son derece karanlık ve meş'um olacağını tahmin etmek hiç zor değil.

The Big Burn: First Strike’daki en can alıcı sahne de zaten Harvey Dent, Erin ve Gilda’yı barındıran, okuyucuyu ‘dönüşüm anı’na götüren bu flashback. Çizer Patrick Gleason, siluetlerden faydalanarak bu kısımda mümkün olduğunca az detaya yer vermiş, bir işlevi olmayan dikkat dağıtıcı objeleri çıkarmış ve böylelikle yaşanan vahşetin etkisini arttırmakla kalmamış, olayların Harvey’nin hatırladığı şekilde bize sunulduğu izlenimi uyandırmış. Birilerinin öldüğü, kanın oluk oluk aktığı, derilerin eridiği bu sahne, siyah ve kızıl tonlarından oluşan kısıtlı renk paleti sayesinde mide bulandırmadan etkilemeyi başarıyor. Sin City’i düşünün, işte aynen öyle bir estetik.


Açık açık söylemeliyim ki, Two Face’in tarihini baştan yazma fikriyle ilgili karışık hislerim var. Bir yarım, favori karakterlerimden biri olan Harvey Dent’in DC’nin kötülerinin birçoğunun Villains Month boyunca okuduğumuz, üstünde pek kafa patlatılmadığı bariz olan tek sayılık ‘travmatik çocukluk’ klişelerinden fazlasını hak ettiğinin editörlerce fark edilmiş olmasına sevinirken; diğer yarım, Eye of The Beholder [Batman Annual #14]’da anlatılan ve The Long Halloween’de genişletilen, The Dark Knight sayesindeyse artık herkesçe bilinen köken hikayesinin radikal bir değişimden geçmesinin gerekliliğini sorgulama ihtiyacı duyuyor. Hangi tarafımın baskın olduğunu çözmek için yazı tura atardım atmasına ama hay aksi, yanımda hiç bozukluğum yok!  Bu yüzden, The Big Burn’ün gidişatına bakarak karar vermek en sağlıklısı olacak gibi görünüyor.

The Big Burn’ü okumaya değer kılan başlıca nitelik, Peter J. Tomasi’nin kalemindeki Two Face karakterizasyonu. Daha açılış sahnesinde, alışık olduğumuz ‘iki’ ve katlarıyla kafayı bozmuş gangsterin yerinde, nefes aldığı her an eziyet çektiğini söylemenin temelsiz bir yargı olmayacağı, intihara eğilimli, hasta bir adam görüyoruz ve bu adam Frank Miller’ın The Dark Knight Returns’de yazdığı, bilinçli olarak affedilmez bir suç işleyip kendini öldürtme gayesiyle yola çıkan yüzü sargılarla kaplı Harvey Dent’ten farklı değil. Sineklerin uçuştuğu izbe bir odada, tek gözü açık uyuyan Two Face’in sıradan bir günü, uyanır uyanmaz uğurlu [yoksa uğursuz mu demeliydim?] parasının ona verdiği yetkiyle, silahına bir mermi koyarak tek başına Rus ruleti oynamasıyla başlıyor ve anlaşılan o ki, bu sıkça tekrar edilen bir eylem. Silah ateş almayınca, bir dahaki sefer daha şanslı olmayı dilemesi onun amaçsızlığını ve ne kadar acı çektiğini kare kare aktarıyor ve The Big Burn’dekini, uzunca bir süredir DC Comics sayfalarına yansıyan en incelikli Two Face versiyonu yapıyor.


Batman’in çok az gözüktüğü bu sayının bir başka özelliği, Gotham mafyası ve ucubeler münakaşasının geri geleceğinin sinyallerini vermiş olması. Hatırlarsanız Dark Victory’de şehrin hakimiyeti el değiştirerek, Falcone, Viti ve Maroni gibi suç ailelerinden, Joker, Scarecrow ve Poison Ivy gibi başkalaşım geçirmiş yaratıklara devredilmişti. Ayakta kalan bir avuç organizasyonun artık eski günlerine dönmek istediğini ve bunu yapmaları için ucubelerden kurtulmaya çalışacaklarını öğreniyoruz. Hedef tahtasındaki öncelikli isim kim mi? Doğru bildiniz, tabii ki Two Face. Two Face’in de Erin McKillen’ı öldürmek için can attığını bildiğimize göre, anlaşılan çok kan dökülecek!

Two Face’in yeni bir orijine ihtiyacı var mı? İnanın bilmiyorum, ancak Joker’in bile geçmişi bıçak darbeleriyle deşilmekteyken, önümüzdeki beş sayıyı açık görüşlülükle kucaklamakta beis görmüyorum. Hiçbir şey için değilse de sırf, Gilda Dent karakterinin The Long Halloween’deki gibi tipik Jeph Loeb işi mantıksızlık ürünü bir plot twist uğruna ziyan edilmeyeceğinin garantisini verdiği için…

Bitirmeden önce, dikkat çeken bir son dakika değişikliğinden de bahsetmek istiyorum. DC Comics’in resmi websitesinin de aralarında bulunduğu çeşitli kaynaklarda, Batman and Two Face #24’un, The Dark Knight Returns’deki Robin, nam-ı diğer Carrie Kelley’nin orijinini anlatacağı bilgisi yer alıyordu. Dahası, basın bültenlerine Kelley’nin de bulunduğu bir kapak çizimi verilmişti. Ancak yayımlanan sayıda Carrie Kelley hiç gözükmediği gibi, kapaktan da silinmiş, üstelik herhangi bir gerekçe gösterilmeden. Bizim bilmediğimiz ve yakın zamanda öğrenme olasılığımızın düşük olduğu bir sebepten ötürü, orijinal planın değiştiği ve karakterle ilgili kesitlerin tamamen atılarak, hikayenin makaslandığı çıkarımını yapmak zannedersem pek yanlış olmaz. İlerleyen günlerde, mutfakta nelerin döndüğünü öğrenmeyi umut ediyorum.

30 Ocak 2014 Perşembe

Batman: Black and White #2


Aynı adlı Eisner ödüllü mini serinin 2013 model uzantısı, altı sayılık antoloji Batman: Black and White’ın ikinci ayağında, bizleri yine tematik olarak birbiriyle bağlantısız beş kısa çizgi roman bekliyor. Dan DiDio, Jeff Lemire, Micheal Uslan, Rafael Grampa ve Dave Bullock gibi sanatçıları buluşturan bu sayı, kahramanımıza yenilikçi yorumlar getiriyor mu, yoksa yerinde mi sayıyor, beraber göz atalım.



            MANBAT OUT OF HELL

Yazar: Dan DiDio - Çizer:  J.G. Jones

Konu:  Civarda görüldüğü ihbar edilen Man-Bat’i haftalardır pusuda sessizce beklemekte olan Kara Şövalye, sonunda aradığı canavarın yetimhanenin penceresini kırarak içeriye girdiğini görür ve hamlesini yapar. Batman, peşinden gittiği yarı insan-yarı yarasa eski düşmanını, çocuk çığlıklarının yükseldiği bir odada, genç bir yetimhane görevlisinin boğazına sarılmış halde bulur ve hiç zaman kaybetmeden onu etkisiz hale getirir. Bu noktaya kadar her şey Batman’in önceden kestirdiği gibi gelişmiştir, ne var ki asıl canavarın Man-Bat olmadığının gün yüzüne çıkmasıyla, cepheler aniden değişir.


DC Comics’in baş editörü Dan DiDio’nun elinde tuttuğu tüm imkanlara rağmen neden kendini eleştirmenlere ve okurlara bir türlü kabul ettiremediğini, neden iyi bir yazar olarak anılmadığını ve muhtemelen hiçbir zaman övgülere boğulmayacağını merak ediyorsanız, cevap anahtarı Manbat Out of Hell’de saklı. Batman Black and White #2’nun en zayıf halkası olduğunu düşündüğüm ve böyle bir antolojiye pek yakıştıramadığım bu sekiz sayfalık kısa öykü, DiDio’nun olmayan prestijini de sarsacak gibi. 'İçimizdeki canavar' teması, çocuk istismarı gibi bıçak sırtı bir konu ve Kara Şövalye bir araya gelip de ancak bu kadar hedefi ıskalayan bir iş ortaya çıkabilirdi. Bu da hadiseye yarasalar gibi baş aşağı sallanarak bakarsanız bir çeşit başarı sayılır herhalde.

DiDio’nun öyküdeki en çok göze batan hatasının, sondaki şaşırtmaca uğruna Batman karakterini amatörce kaleme alması olduğu söylenebilir. Haftalarca aynı yerleşim yerinin çevresinde Man-Bat’i arayan fakat nedense onu buraya gelmeye neyin ittiğini [SPOILER: Görevlinin tacizine uğradığı ima edilen çocuklarını korumak] araştırma gereği duymayan, Alfred’den veya Bat-Computer’dan saniyeler içerisinde edinebileceği bir bilgiye şaşıran ve en kabul edilemezi; bir suçlunun cezasının başka bir suçlu tarafından kesilmesine göz yuman bir Batman’in yeri olsa olsa LiveJournal’daki fan fiction’lardır.

Manbat Out of Hell’in kurtarıcısı, yetenekli çizer J.G. Jones. Jones’un süperstar Alex Ross’u hatırlatan fotoğraf gerçekçiliğindeki çizimleri parmak ısırtıyor. Neal Adams’dan sonraki favori Man-Bat tasarımımın, Jones’unki oldu bir anda.

INTO THE CIRCLE

Yazar ve Çizer: Rafael Grampa

Konu: “Köpekler bizi gözlerinde büyütür, kediler bize tepeden bakar, domuzlar ise eşit davranır,”  demiş Winston Churchill. Peki ya fareler? Kaosun elçisi Joker, banka soyma rutinlerinde başladıkları yere dönmesi kaçınılmaz olan bir grup hırsıza –farelerine- yeni bir kapanı işaret eder: Koridorları kanla, dağılmış inci taneleriyle ve trajediyle dolu Wayne Malikanesi. Fareler Joker’in planı doğrultusunda, büyük bir vurgun yapma hayalleriyle bu görkemli yapının kapısına geldiğinde hiç de hoş olmayan bir sürprizle karşılaşır; pek alışılmamış bir tarzda giyinmeyi seven ev sahibi, bu davetsiz misafirlerin geleceğini zaten bilmektedir ve gereken hazırlıkları yapmıştır!


Kirli, kaotik, çirkin –olumlu anlamda- ve detay delisi çizgileriyle tanınan Brezilyalı sanatçı Rafael Grampa, Into The Circle’ın hem yazarlığını, hem de çizimlerini üstlenerek ciddi bir göreve soyunmuş ve sonucunda ayrıksı bir hikaye kotarmış. Batman’in orijinine çeşitli göndermeler yapan ve yazarlıktaki tecrübesizliğini açık etmeyecek derecede taze ve isabetli metaforlara başvuran Grampa, okuyucuyu muğlak bir motivasyonun, kafa karıştıran iç monologların, düzensiz ve sık desenlerin, kalabalık arkaplanların ve Joker’in çarpık dişlerinin arasında tuzağa düşürüyor ve kapanışta Neil Gaiman’ın Whatever Happened to the Caped Crusader’da kullandığı muzip bir buluşu ödünç alarak ölümcül darbeyi indiriyor. Into The Circle yalnızca bu son panelini hatırlamak için bile tekrar tekrar okunacak cinsten!

A PLACE IN BETWEEN

Yazar ve Çizer: Rafael Albuquerque

Konu: Batman gözlerini açtığında, kendini durgun bir nehrin ortasında, bilinmeze doğru ilerleyen bir kayığın üzerinde yatarken bulur. Ayakta, kürek çeken korkunç bir figür vardır; Deadman. Kara Şövalye panik içinde neler olup bittiğini anlamaya çalışırken, Deadman bu tedirgin edici yolculuğun anlamını açıklar: Batman ölmüştür ve acılar nehrini geçtikten sonra kayığın varacağı yer, onun sonsuza kadar sürecek tek gerçekliği olacaktır.


Kara Şövalye’ye yapılmış kısa bir hipnoz seansı olarak düşünebileceğiniz A Place in Between, Batman’in ebediyete intikal etme sürecinde, geçmişindeki pişmanlıklarıyla hesaplaşmasını konu ediyor. İkinci Robin Jason Todd’ın ölümü ve Joker kostümü giymiş küçük bir çocuğun yer aldığı sahnelerde, ister istemez huzurunuz kaçıyor ve Batman'in bir yolunu bulup, hemen araftan kurtulmasını istiyorsunuz. Doğrusunu isterseniz, Batman'in genellikle maskesinin arkasında kalan cam gibi gözlerini -ruhunu?- gördüğümüz bu sisli hikaye, biraz daha orijinal bir finalle, sayının en iyilerinden biri olabilirdi.

Kimi kandırıyorum ki? Siz de benim gibi bir Yunan mitolojisi hastasıysanız, Styx nehrinden geçen Batman görüntüsüne en baştan tav olacaksınız zaten.

WINTER’S END

Yazar: Jeff Lemire - Çizer: Alex Nino

Konu: Bruce kutladığı son Noel’in hemen öncesinde, babasının hastaneden izin alabildiği ender günlerden birinde malikanenin bahçesinde karla oynarken, kazdığı tünellerden birinin çökmesiyle kar altında kalmıştır. Kıpırdayamadığı ve hiçbir şey göremediği sırada, onu korkmaktan alıkoyan tek şey vardır; babasının sesi… Olaydan yıllar sonra kaçırılan Komiser Gordon’ı kurtarmak için kar Ninjalarıyla çarpışan Batman, çocukluğundan beri izini takip eden en büyük korkularından birini kendine itiraf edecektir.


Gerek Essex County üçlemesi, gerekse tepetaklak giden Green Arrow dergisinin başına geçer geçmez mucizeler yaratmasıyla kalbimize taht kurmuş olan Jeff Lemire, başlangıçta aksiyon ağırlıklı gibi görünen bu maceranın altına döşediği Bruce Wayne'in naif bir anısıyla, meseleyi bambaşka bir boyuta taşıyor.

Sözcüklerle büyüleyen Winter’s End, ne yazık ki resimlerle keyif kaçırıyor, zira Alex Nino’nun eskiz defterinde ısınma çalışmaları dahi olamayacak kadar baştan savma bu çizimler, okumayı büyük ölçüde zorlaştırmış. Bazı panellerde bırakın ne olduğunu anlamayı, karakterleri tanımakta güçlük çekiyorsunuz. Nino, çok aşina olduğum bir çizer olmamasına rağmen, yazıya hazırlanırken mevcut çalışmaları [özellikle birbirinden sağlam Heavy Metal ve Conan] arasında yaptığım kısa bir gezinti, bana işin yetişmediğini veya yayımlananların henüz tamamlanmamış sayfalar olduğunu düşündürdü. Bilmiyorum, belki yanılıyorumdur.

SILENT KNIGHT… UNHOLY KNIGHT!

Yazar: Michael Uslan – Çizer: Dave Bullock

Konu: Crime Alley, çocuklu aileleri hedef alan kostümlü seri katil Silent Knight’ın meskeni olmuştur. Silent Knight, bir not aracılığıyla Gotham’ın koruyucusu Batman’e meydan okur. Kara Şövalye, bir çocuk daha yetim kalmadan bu kabusa bir son vermek için Silent Knight’ın karşısına çıkar ve düello başlar. Peki iki şövalye birbirinden gerçekten farklı mıdır?


Michael Uslan, Superman dışında bir çizgi roman filminin ilgi çekmeyeceği düşüncesine saplanıp kalmış geri kafalı Hollywood’u, Batman projesine ikna etmek için yıllar boyunca gecesini gündüzüne katmış ve amacına zor da olsa ulaşmış bir yapımcı. Tim Burton, Batman’i beyaz perdeye taşıyabilmişse, seri Joel Schumacher felaketini atlatabilmişse ve Christopher Nolan’ın Kara Şövalye Üçlemesi sinema tarihinin en yüksek hasılat getiren filmleri arasına girebilmişse, bugün Michael Uslan’a teşekkür borçluyuz demektir. 

The Boy Who Loved Batman isimli bir de otobiyografisi bulunan ve Batman hakkında en kıyıda köşede kalmış bilgileri belleğinde saklamasıyla ünlü olan 'Batman tarihçisi' Uslan, bir sessiz film adaptasyonu olarak tasarladığı Silent Knight…Unholy Knight’ta birçok dikkat çekici referansa yer vermiş. Alfred’in 1940’lı yıllarda kullandığı eski soyadı ‘Beagle’ [şu anki soyadı bildiğiniz gibi Pennyworth], bir panelde Mark of Zorro tabelasının görünmesi, eski bir DC Comics süperkahramanı olan Silent Knight’ın varlığı ve sıklıkla Batman’in tek yaratıcısı olarak lanse edilen Bob Kane’in yanı sıra, karakterin oluşumundaki rolü en az Kane kadar önemli olan Bill Finger ve Jerry Robinson’ı da unutmaması gibi ince dokunuşlarıyla farkını ortaya koymuş.

Çizer Bullock’ın panellerini tarif ederken 'sahneleri fotoğraflanmış bir F. W. Murnau filmi' deyip işin içinden sıyrılabilirim ama yapmayacağım. Çünkü karşımızda çok daha fazlası var: Max Fleicher’ın Oscar adayı Superman çizgi filmine göz kırpan bir teknik, Darwyn Cooke-vari kostüm dizaynları, Alman dışavurumcu sinema estetiği… 

Uslan'ın minimal diyalog kullanımı, Bullock’ın görsellerde şov yapmasına fırsat tanımış ve ortaya muhteşem bir iş çıkmış. Bir an bile tereddüt etmeden Silent Knight…Unholy Knight’ı bu seçkideki favorim ilan edebilirim, ediyorum, et-tim! 


Genele baktığımızda, Batman: Black and White #2’da çizimlerin, senaryonun birkaç adım önüne geçtiği öne sürülebilir. Bana göre, ilk sayıdaki öyküler daha sıkı örülmüştü ve içerik daha tatmin ediciydi. Her şeye rağmen, gelecek sayının yolunu gözlememek mümkün değil, hele Lee Bermejo ve Marv Wolfman gibi babalar yoldayken…

27 Ocak 2014 Pazartesi

Holy Shelf-Porn, Batman!

"A room without books is like a body without a soul." 
— Cicero

Blog ile ilgili gelen mail ve mesajlara bakılırsa, Batman kitaplığım ciddi bir merak konusuymuş :) Makaleler, metin analizi, çeviri gibi gereksiz [!] dünyevi uğraşlarla boğuşmaktan, en büyük aşkım çizgi roman okumaya ve dolayısıyla çizgi roman yazıları yazmaya yeterince vakit ayıramıyor olmamın üzüntüsünü hissettiğim bugünlerde, Batman ciltlerinden oluşan kitaplığımın birkaç fotoğrafını paylaşmanın iyi bir fikir olduğunu düşündüm ve makineyi kaptığım gibi odama koştum. Bahaneyle aylar sonra ilk kez toz da almış oldum tabii :) 

İlerleyen zamanlarda, Yarasa-Adam ahalisi olarak kişisel koleksiyonlarımızı tek tek sergileyeceğiz, arkadaşlar. Takipte kalın!

23 Ocak 2014 Perşembe

2014 Bat-Villains Takvimi

Mayıs 1939'dan, yani Batman'in ilk görünümünden bu yana tam 75 sene geride kalmak üzere. Kara şövalyenin önemli ve anlamlı olan bu yılında Bat-Signal'in ışığı hep yolunuzu aydınlatsın...


18 Ocak 2014 Cumartesi

Superman vs. Batman 2016'ya Ertelendi

Kriptonite yüzük, bir süre daha Kara Şövalye'nin alet kemerinde gizlenmeye devam edecek gibi görünüyor. Warner Bros, pek de şaşırtmayan bir kararla, Man of Steel'in devamı niteliğindeki Superman vs. Batman [Batman/Superman, Superman/Batman, Batman vs. Superman?] filminin gösterim tarihini 17 Temmuz 2015'ten, 6 Mayıs 2016'ya çektiğini açıkladı.

Henry Cavill'ı Superman, Ben Affleck'i Batman ve Gal Gadot'u Wonder Woman rollerinde izleyeceğimiz projenin, geçtiğimiz yıl düzenlenen San Diego Comic-Con'da duyurulan ilk gösterim tarihi, Joe Wright'ın Peter Pan filmine verildi. 

Daily Planet'tan ayrıntılar geldikçe sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz.

16 Ocak 2014 Perşembe

JBC Yayıncılık'tan Türkçe Batman!



JBC Yayıncılık, Facebook üzerinden, Batman ve ilgili karakterlerin Türkiye'deki yayın haklarını satın aldığını duyurdu! 

"Dünyanın en iyi dedektifi, Gecelerin Efendisi, Gotham şehrinin Kara Şövalyesi Batman'in 75 yıllık serüvenini, onu Türkiye'deki hayranlarıyla tekrar buluşturarak kutluyoruz.

Uzun bir aradan sonra Batman, Türkiye'de tekrar yayınlanmaya başlıyor.

JBC Yayıncılık olarak, Warner Bros. firmasının kuruluşu DC Entertainment ile tüm Batman ve yan karakterleriyle ilgili Türkçe Çizgi ve Grafik Roman anlaşması imzalamanın mutluluğunu yaşıyoruz.

2014'te Kara Şövalye’nin hem yeni serilerini hem de klasikleşmiş başyapıtlarını okuyucularımızla buluşturacağız.

Siz değerli okurlarımızı, Scott Snyder, Frank Miller ve Neil Gaiman gibi ünlü pek çok yazarın Batman hikâyeleri; Greg Capullo, Andy Kubert, Lee Barmejo ve Tony Daniel gibi ünlü çizerlerin muhteşem çizimleri ile sıra dışı maceralara tanıklık etmeye davet ediyoruz.

Batman'in 75 yılını hem yayımlayacağımız çizgi romanlar hem de sürpriz aktivitelerle adına yakışır bir şekilde kutlarken sizleri de aramızda görmek istiyoruz.

Saygılarımızla

JBC Yayıncılık"

Peki aramızda var mı heyecanlanmayan?

17.01.2014 Güncelleme: Yeni Batman çizgi romanlarında kullanılacak kağıdın kalitesiyle ilgili soru soran okurlarımız olmuştu. Merak edilenler üzerine, kısa bir açıklama JBC Yayıncılık'tan jet hızıyla geldi :) "Yorum" bölümündeki mesajı herkesin görebilmesi adına habere ekleme gereği duydum, ayrıca ilgilerinden dolayı kendilerine teşekkürü borç bilirim.


"Merhaba Onur :)

Büyük boy özel basılacak romanlar dışında tüm yayınlar 135gr 1. sınıf kuşeye basılacak , çok kalın ciltler 110gr 1. kuşeye basılacak.

Kağıt ve cilt kalitesi konusunda tereddütünüz olmasın , daha önceki bastıklarımıza bakabilirsiniz.

Muhteşem Bloga sevgilerimle :)

Ertan"

13 Ocak 2014 Pazartesi

Bruce Wayne, Penguin ve Catwoman Gotham Dizisinde!


DC evreninin televizyon açılımı heyecan verici gelişmelerle devam ediyor. Fox'un önümüzdeki yayın dönemine hazırladığı, Komiser Gordon'ın gençlik yıllarını anlatacak olan GOTHAM dizisinde Bruce Wayne, Penguin ve Catwoman gibi çizgi romanlardan aşina olduğumuz simaları göreceğimiz açıklandı!

Kanalın yöneticilerinden Kevin Reilly, isimlerini hiç duymadığımız karakterler yerine, tanıdık yüzlere yer verileceğinin altını çizerken, projeyi kıyıya tutunmuş, düşmek üzere olan bir şehirde, karakterleri başlarından geçecek değişimlere iten şeyin ne olduğunun üzerine eğilen, içinde bir miktar sıradışılık barındıran bir drama olarak tarif etti.

Habere göre, Penguin ve Catwoman gibi Gotham şehrinin azılı suçlularıyla mücadele etme işini Jim Gordon üstlenecek, Thomas ve Martha Wayne cinayeti ise aktif bir soruşturma olarak varlığını sürdürecek.

Bruce Wayne sözü almamız sevindirici ancak hemen 'Batman' hayallerine kapılmasak iyi olur, zira dizide kahramanımızın 12 yaşındaki haliyle karşılaşacağız. 

Görünüşe bakılırsa, Kara Şövalye ile tanışmak için dizinin final bölümüne kadar sabretmek zorundayız. Bu süreçte, Clark Kent'in gömleğinin içindeki Superman logosunun hatırına 10 sezon beklemiş Smallville hayranlarını daha iyi anlayacağımız kesin!