15 Ağustos 2015 Cumartesi

The Batman Superman Movie: World's Finest

Yönetmen: Toshihiko Masuda
Yapımcı: Haven Alexander, Alan Burnett, Paul Dini, Jean MacCurdy ve Bruce Timm
Senaryo: Alan Burnett, Paul Dini, Stan Berkowitz, Rich Fogel ve Steve Gerber
Müzik: Michael McCuistion
Yapım Yılı: 1997
Süre: 64 dakika
Seslendirme:
Kevin Conroy - Bruce Wayne/Batman
Tim Daly - Clark Kent/Superman
Mark Hamill - Joker
Clancy Brown - Lex Luthor
Dana Delany - Lois Lane
Arleen Sorkin - Harley Quinn
Lisa Edelstein - Mercy Graves
Efrem Zimbalist Jr. - Alfred Pennyworth


"Black and blue... 
God versus man,
Day versus night!"

Tüm zamanların en büyük iki süper kahramanını beyazperdede ilk defa bir araya getirmeye hazırlanan Batman v Superman: Dawn of Justice'i heyecanla beklediğimiz şu günlerde hepimizin aklında bu cümle dönüp duruyor. Görünüşe göre Kara Şövalye ve Çelik Adam'ın DC Comics'in kurduğu sinema evreninde gerçekleştireceği tanışma sıkı bir savaşı beraberinde getirecek. Bu tarihi karşılaşmaya daha aylar varken içimizdeki harareti bir süreliğine alıp uzay boşluğuna fırlatacak bir yapıma ihtiyaç olduğu kanısındayım. Bu iddianın altından kalkabilecek tek şey ise yine Batman ve Superman'in ilk kez karşılaştığı bir film olur kuşkusuz. Evet bu, anlattığı hikayelerle, yenilikçiliğiyle ve çizim tekniğiyle 1992'den 2006'ya kadar televizyona damgasını vurmuş Bruce Timm ve Paul Dini gibi isimlerin başını çektiği DC Animated Universe'ten bir film olabilir ancak. Batman: The Animated Series'in açtığı çığır ile Superman'e, Justice League'e ve hatta geleceğin Batman'ine kadar uzanan harika bir çizgi dizi/film evreninden bahsediyorum. İşte bu evrenin çok önemli bir kısmında yer tutan The Batman Superman Movie: World's Finest şu sıralar hem ihtiyaç duyduğumuz hem de hakettiğimiz bir çizgi film. Zira kendisi Batman ve Superman'in DCAU'daki ilk karşılaşmalarını anlatıyor.

1997'de Batman TAS'i yenileyip Superman'le evrenleri birleştirmek için "The New Batman/Superman Adventures" adı verilen projenin bir ürünü olan World's Finest, aslen Superman: The Animated Series'in ikinci sezonunda yer alan üç bölümden oluşuyor. Televizyonda yayınlandıktan sonra tek başına DVD film olarak piyasaya sürülen yapım, bizlere Superman: TAS ve The New Batman Adventures (Batman TAS'in stilize yeni versiyonu)'ın bir araya geldiği ilk crossover hikayesini sunmuş oluyor böylelikle.


Konu: Superman'i öldürmek için Metropolis'e gelen Joker, Lex Luthor ile bir anlaşma yapar. Bu arada Gotham'da Joker'in çaldığı değerli bir antikanın peşine düşen Batman çılgın palyaçonun planlarını öğrenmek için onu Metropolis'e kadar takip eder. Bütün şehirde Joker'i arayan Batman'in şehrin asıl koruyucusu Superman ile yolunun kesişmesi kaçınılmaz olacaktır. Tehlike kapıdadır.


Devamı spoiler içerir!


DCAU başta olmak üzere pek çok DC çizgi filminin gediklisi olan Paul Dini ve Alan Burnett'in kaleme aldığı hikaye, Kara Şövalye ve Çelik Adam arasındaki yöntem farkını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bunu da kendini şiddete kaptırmadan karakterlerin temel özelliklerini göstererek ustaca kurduğu diyaloglarla ve gerilimle yapıyor. Superman, Batman'in yarasa kostümü giymiş bir çılgın olduğunu düşünüyor ve karanlık bir şehirden gelen bu kanunsuzu şehrinde istemiyor. Batman ve Joker'in orada bulunması Gotham kaçıklarının şimdi de orayı bozacağı şeklinde bir algı yaratıyor kısaca Metropolis'te. Hikayede sadece karakterlerin değil ait oldukları şehirlerin arasındaki fark da gözler önüne seriliyor böylece. 

Filmin bir diğer olumlu yanı, sadece Batman ve Superman'e odaklanıp diğer karakterleri es geçmemesi. Lois Lane'i ele alırsak kendisi iki kahraman arasındaki çatışmayı katmanlandıran önemli bir karakter olarak öne çıkıyor. Fırsat buldukça Clark Kent'in taşralılığıyla dalga geçen Lois, Superman'den istediği karşılığı alamayınca kendini şehre iş için gelen Bruce Wayne'e kaptırıyor. Ve bu kaçınılmaz olarak Bruce ve Clark arasındaki ilişkiyi etkiliyor. Bu noktada bence önemli olan şey Bruce'un, hem Superman'den hem de Clark'tan bahsederek Lois'in nabzını yoklaması. Senaryo burada Bruce'u, başkasının sevdiği kızı çalan kişi etiketinden kurtararak doğru bir hareket yapıyor.


Joker ve Lex Luthor'un filmin kötü adam kontenjanı için son derece doğru tercihler olduğunu söylemek gerek. Böylesi bir yapımda Kara Şövalye ve Çelik Adam'ın karşısında onların baş düşmanını görmek World's Finest'ı değerli yapan nedenlerden birisi oluyor. Joker ve Lex'in kurduğu ittifak sıradan bir kötü adam işbirliğinden ibaret değil. Yer yer uç noktalarda yaşadıkları farklılıklar ve birbirlerinin düşmanları hakkındaki düşünceleri kötü karakterlerin hakkının verildiğini gösteriyor. Joker'in Lex'i aşan çılgınlığı, özellikle de "The Death of Superman" ve "lokomotiften daha güçlü" gibi Superman mitleriyle dalga geçmesi filmin seyir zevkini üst düzeye taşıyor. Harley Quinn ile Mercy'nin arasındaki zaman zaman abartıya kaçan bazı anları ise, çocuk seyirciler için olduğunu farzederek gözardı edebiliriz.

Bruce Wayne'in Lexcorp ile yaptığı işlere ve Lex'le yaşadığı görüş ayrılığına yer verilmesi filmin artısıyken bu iş ziyaretinin Batman'in Metropolis'te ortaya çıkmasıyla aynı zamanda olması World Finest'ın en büyük eksisi oluyor. Bunun tesadüf olmadığına inanmak için Superman'in x-ray görüş yeteneğine sahip olmak gerekmiyor ne yazık ki. Ama yine de iki karakterin birbirinin gerçek kimliğini öğrendiği dakikalar çok keyifli. Superman'in öğrenme şeklini tahmin etmek çok zor değil ancak Batman cephesinden gelen cevap niteliğindeki hareket insanı gülümsetecek cinsten.

Alfred gibi Batman dünyasının en önemli unsurlarını hikayeye güzelce monte eden filmde bunlardan en öne çıkan şey bir The New Batman Adventures harikası Jet-Wing oluyor. 


Peki Batman, Superman, Joker ve Lex Luthor aynı filmde olur da kriptonit olmaz mı? Gülen Ejder için yaratılan arka plan hoş ama Joker'in antikacı dükkanında onu nasıl bulduğu sorusu ne yazık ki cevaplanmıyor. 


İlk kez Superman TAS'de gözüken Lex'in koruması Mercy Graves, Bruce Timm ve Paul Dini tarafından yaratılmış bir karakter. Kendisi Batman v Superman: Dawn of Justice'te de karşımıza çıkacak.


Bunun dışında dizinin tema bestesi Shirley Walker'ın olmasına rağmen müzikler pek çok DCAU işinde imzası bulunan Michael McCuistion'a ait. Ama Superman dizisi de olsa Batman'in göründüğü sahnelerde yine Walker imzalı Batman müziği çalıyor. Verdiği tat paha biçilemez.


Filmin adının World's Finest olması boşuna değil. Batman ve Superman'in çizgi romanda aynı hikayede gözüktükleri ilk derginin adı  World's Finest Comics. (1941'de çıkan ilk sayı, World's Best adıyla piyasaya sürüldü. Ancak 1939'dan beri aynı isimle başka bir çizgi roman serisi çıkartmakta olan Better Publications Şirketi, DC Comics'e ihtar mektubu gönderdi. Bunun üzerine DC daha samimi bir isim bulmayı tercih etti ve World's Finest'ı ikinci sayıdan itibaren kullanmaya başladı.)


Taraf tutmayıp iki kahramana da eşit yaklaşmayı iyi beceren ve tüm karakterlerinin hakkını fazlasıyla veren The Batman Superman Movie: World's Finest, bir iki engelde tökezlese de iyi bir Batman/Superman filminin temel taşlarının ne olması gerektiğini başarıyla gösteriyor. Tüm bunlar DCAU'nun efsanevi sesleri, çizimleri ve müzikleriyle birleşince de ortaya defalarca izlenilesi bir çizgi film çıkıyor. Kara Şövalye ve Çelik Adam'ın bu evrendeki diğer maceraları için ise yine Superman TAS'in Knight Time ve The Demon Reborn isimli bölümlerini seyredebilirsiniz. Ha, onlar da yetmezse beş sezonluk Justice League sizi uzun bir süre oyalayacaktır. 

12 Temmuz 2015 Pazar

Batman v Superman: Dawn of Justice - Comic-Con Trailer

Dün San Diego Comic-Con'da yapılan Warner Bros panelinde Batman v Superman: Dawn of Justice'in yeni fragmanı yayınlandı. Yaklaşık üç buçuk dakikayı bulan video interneti adeta yıktı geçti. Tavsiyemiz derin bir nefes aldıktan sonra izlemeniz yönünde. Çünkü kendinizi kaybedeceksiniz...

15 Haziran 2015 Pazartesi

Batman'in Babaları II: Christopher Nolan - Batman Begins Özel

"Hayatımın en iyi dönemini yaşıyorum. Çocukluğumdan beri Batman'e hayrandım ve sonunda onun karmaşık karakterini perdeye taşıma fırsatı elime geçti. O tüm süper kahramanlar arasında en insancıl olanı. Sihirli güçleri yok, aksine insana özgü zayıflıkları var. Kanımca Batman'i böylesine sevmemizin nedeni de bu." - Christopher Nolan


Bu cümleleri, 10. yılını yeni dolduran Batman Begins'i yaptığı günlerde sarf etmiş usta yönetmen. Aslında o dönemlerde genç bir sinemacıydı Nolan. İlk çektiği uzun metraj Following ile kariyerinin en başından tarzını ortaya koymuştu. Düz ilerlemeyen, şaşırtıcı, kara... Following'in de öncesine gidersek, Doodlebug isimli kısa metrajıyla ileride sektörün büyük bir ismi haline geleceğinin sinyallerini vermişti. O birkaç dakikalık filmde bile seyirciyi ilk etapta şaşırtıyor sonra da düşündürtüyordu. Filmlerinin düz olmamasının asıl nedeni de buydu zaten. Düşündürtmek. Bu, izleyicinin filmi izlerken bir yandan da karakterler ve olayların gidişatı üzerine kafa yormasını sağlıyordu. Hikayedeki ilginç ya da sorunlu karakterleri anlamada büyük olanak sağlıyor, filmin inandırıcılığını artırıyordu. Nolan, Following'i çekerken sadece içerikte değil teknikte de farkını ortaya koydu. Bütçeyi minimumda tutmak için her sahneyi çekmeden önce oyuncularına defalarca prova yaptırdı. Çünkü film şeritleri pahalıydı ve yanlış oynanmış bir sahneyi yeniden çekmek için film harcamak istemiyordu. Nolan'ın Batman hayranlığı ise kendini daha o dönemden belli ediyordu. Following'te başkarakterin yaşadığı odanın kapısında bir Batman logosu bulunuyordu. Ardından Memento ve Insomnia geldi ve bütün dünyanın dikkatini çekti. Bu filmlerle Hollywood'un ümit vaat eden yönetmenleri arasına girdi. Batman'e kadar uzanan bu yolda emin adımlarla ilerledi, prestij ve para kazandı.                                 

Kara şövalye için ise Tim Burton sonrası beyazperdede işler pek iyi gitmiyordu. Joel Schumacher seriyi devralmış ve karakteri kendi benliğinden bir hayli uzaklaştırmıştı. Bununla beraber Burton döneminde zirve yapan marka değeri de iyice düşmüştü. Batman deyince insanlar ya Batman & Robin’i göstererek dalga geçiyor ya da Batman Dönüyor ismiyle saçma mecaz oyunları yaparak kahkaha atıyorlardı. (Bizzat yaşadım.) Spider-Man ve X-Men uyarlamaları milenyumun ilk yıllarında süper kahraman filmi kontenjanını dolduruyor, kendilerine yeni hayranlar kazandırıyordu. Warner Bros ise Batman'i sinemada yeniden ayağa kaldırmaya kararlıydı.

Yeni Batman filminin fikir aşaması sancılı başladı. Tim Burton'ın seriye döneceği söylentileri çıktı ama olmadı. Daha sonra filmin Frank Miller'ın Batman: Year One çizgi romanından uyarlanacağına karar verildi. Amaç kara şövalyeyi köklerine döndürmekti. Yönetmen koltuğu için ise David Fincher ve Darren Aronofsky isimleri ön plana çıkıyordu. Bu ikili mücadelede ipi göğüsleyen Aronofsky'nin amacı, Year One'ı doğrudan perdeye aktarmak ve karanlık atmosferin yeniden hakim güç olmasını sağlamaktı. Senaryonun ise bizzat Frank Miller tarafından yazılmasını istedi. Ancak ortaya çıkan taslak Warner Bros'a fazla karanlık geldi ve yeni bir yönetmen arayışı başladı. 2003 yılında ise Christopher Nolan ile anlaşıldı. Nolan'ın kafasındaki tarz belliydi. Daha gerçekçi, daha çağdaş... Ortaya çıkan iş kara şövalyeyi küllerinden doğuracaktı. 

"Neden düşeriz, Bruce? Yeniden ayağa kalkmayı öğrenebilmek için." 

Modern çağın ilk ciddi süper kahraman uyarlaması olan 1978 yapımı Superman'in yönetmeni Richard Donner'dan önemli tavsiyeler alan Nolan, "Superman"de Çelik Adam'ın olduğu gibi kara şövalyenin de günlük hayatın içinde olmasını istiyordu. Ona göre Burton'ın filmleri harikaydı ancak kendi atmosferinde bir bütün oluşturuyordu. Yönetmen, Batman'i bize, bizim dünyamıza getirmeyi amaçlamıştı. Böylelikle seyirci karakteri daha iyi anlayacak ve kendi yaşantısından parçaları filmde bulacaktı. Nolan, Batman Begins ile birlikte diğer iki devam filminde de bu formülü uygulayarak Batman'i günümüz dünyasına ustaca monte etti. Warner Bros'un tüm ısrarlarına rağmen filmlerini artık bir fenomen haline gelen üç boyut teknolojisinden sakındı. Benzer türlerde film çeken meslektaşlarının aksine dijital filme karşı dik durarak 35mm film kullandı. Yoğun görsel efektin filmdeki gerçekçiliği zedelediğini düşünen Nolan, izleyiciye yapımcı eşinin tabiriyle bu konuda "tutunacak bir dal" vermek istedi ve çeyrek milyar dolarlık filmler çekerken bile CGI'dan mümkün olduğunca uzak durarak büyük setlerde yüzlerce hatta binlerce figüranla çalıştı.


Günümüzde, gerek filmlerindeki dokuyla gerek setteki karizmatik duruşuyla ona çağımızın Alfred Hitchcock'u deniyor. Görevini artık başarıyla tamamlamış bir üçleme olan Nolan'ın Batman filmleri, karakteri unutanlara ve daha önce sevmeyenlere kendini kabul ettiren önemli yapımlar. Kimilerine göre bir başyapıt, kimilerine göre türünün "The Godfather"ı. Ama şu konuda herkes aynı fikirde ki Batman'in marka değeri son yıllarda hiç olmadığı kadar yükseldi. Bu ne yeryüzündeki herhangi bir ödülle ne de yüksek bir gişeyle ölçülebilir. On sene önce Batman Begins'i izlerken duyduğumuz iştahı hala aynı şekilde hissedebiliyorsak orada bir yerlerde bir şeyler doğru gitmiş demektir. Son olarak bu yazının sonunu ona emanet etmek boynumuzun borcudur deyip sizleri Nolan'ın The Dark Knight Rises'ın son zamanlarında yazdığı veda mektubuyla baş başa bırakıyorum.

"Alfred. Gordon. Lucius. Bruce... Wayne. Bunlar benim için çok önemli isimler haline geldiler. Bugün bu karakterlere ve dünyalarına veda etmeme üç hafta kaldı. Oğlumun da dokuzuncu yaşgünü. Tumbler’ı garajımda bir araya getirdiğim gün dünyaya gelmişti. Çok zaman geçti, çok değişiklikler oldu. Bir havan topu ya da helikopter bile bulmanın olağanüstü olduğu günlerden, kalabalık figüranların, havaya uçurulan binaların veya binlerce metre yükseklikte kargaşanın olduğu günlere doğru…

İnsanlar en başından bir üçleme tasarlayıp tasarlamadığımızı soruyor. Bu; büyümeyi, evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı planlayıp planlamadığımızı sormak gibi. Cevabı karışık. David (S. Goyer) ve ben, Bruce’un öyküsüne başlarken sonraki adımda ne olabilir diye düşünüp geri adım atıyorduk. Gelecekte olabileceklere derinlemesine bakmak istemiyorduk. Bruce’un bilemeyeceği bir şeyi kendim de bilmek istemedim. Her şeyi onunla birlikte yaşamak istiyordum. Filmleri yaparken David ve Jonah (Nolan)’a bildikleri her şeyi ortaya koymalarını söyledim. Tüm oyuncular ve ekip sahip oldukları her şeyi ilk filmde ortaya koydular. Hiçbir şey elde tutulmadı. Bir sonraki filme saklanmadı. Tüm şehri inşa ettiler. Sonra Christian (Bale) ve Michael (Caine) ve Gary (Oldman) ve Morgan (Freeman) ve Liam (Neeson) ve Cillian (Murphy) orada yaşamaya başladı. Christian, Bruce Wayne’in hayatını tutup dibine kadar ilginç hale getirdi. Bizi bir pop ikonunun zihnine götürdü ve Bruce’un yöntemlerinin hayali doğasını fark etmemize asla izin vermedi.

İkincisini yapacağımı hiç düşünmedim. Kaç tane iyi devam filmi var ki? Ne diye kumar oynayacaktım? Ancak Bruce’u nereye götüreceğimi biliyordum. Kötü adamın nasıl olacağını kafamda belirlediğimde de bu iş benim için zorunlu hale geldi. Ekibi yeniden bir araya topladık ve Gotham’a geri döndük. Üç yılda değişmişti. Daha büyüktü. Daha gerçekti. Daha moderndi. Ve kaosun yeni bir gücü öne çıkıyordu. Heath (Ledger) ile hayat bulan ürkütücü bir palyaço. Geride bir şey bırakmamıştık ama ilk seferde yapamadığımız bazı şeyler vardı. Esnek boyunlu bir yarasa kostümü, IMAX’te çekim yapmak. Ve yapmaya çekindiğimiz şeyler: Batmobile’i yok etmek, kötü adamın davasına odaklanmak gibi. Bir devam filminin güvenli sayılan her şeyine sırt çevirip Gotham’ın karanlık köşelerine gittik.

Üçüncüsünü yapacağımı hiç düşünmedim. Hiç iyi bir üçüncü film var mı? Fakat Bruce’un yolculuğunun sonunu merak ediyordum. David ile birlikte bu sonu bulduk. Bunu kendim için görmek zorundaydım. Garajımdaki o ilk günlerde birbirimize fısıldamaya bile çekindiğimiz şeylere geri döndük. Üçleme yapacaktık. Herkesi Gotham’da bir tur daha atmak için geri çağırdım. Dört yıl sonra şehir hala oradaydı. Hatta bir parça daha temiz ve gösterişliydi. Wayne Malikanesi yeniden inşa edilmişti. Tanıdık yüzler geri dönmüştü. Biraz daha yaşlı ve bilge...  Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildi.

Gotham temelden çürüyordu. Yeni bir kötülük derinden köpürüyordu. Bruce artık Batman’e ihtiyaç duyulmadığını düşünüyordu. Ama hatalıydı, tıpkı benim hatalı olduğum gibi. Batman geri dönmek zorundaydı. Sanırım her zaman da gelecek.

Michael, Morgan, Gary, Cillian, Liam, Heath, Christian . . . Bale. Bunlar benim için çok önemli isimler haline geldiler. Popüler kültürün en muazzam ve kalıcı figürlerinden birine bakarken görüyorum ki Gotham’da geçirdiğim zaman, bir yönetmenin umabileceği en zorlayıcı ve en faydalı deneyimdi. Batman’i özleyeceğim. Onun da beni özleyeceğini düşünmek istiyorum ama o asla duygusal birisi olmadı.

Christopher Nolan"