15 Haziran 2015 Pazartesi

Batman'in Babaları II: Christopher Nolan - Batman Begins Özel

"Hayatımın en iyi dönemini yaşıyorum. Çocukluğumdan beri Batman'e hayrandım ve sonunda onun karmaşık karakterini perdeye taşıma fırsatı elime geçti. O tüm süper kahramanlar arasında en insancıl olanı. Sihirli güçleri yok, aksine insana özgü zayıflıkları var. Kanımca Batman'i böylesine sevmemizin nedeni de bu." - Christopher Nolan


Bu cümleleri, 10. yılını yeni dolduran Batman Begins'i yaptığı günlerde sarf etmiş usta yönetmen. Aslında o dönemlerde genç bir sinemacıydı Nolan. İlk çektiği uzun metraj Following ile kariyerinin en başından tarzını ortaya koymuştu. Düz ilerlemeyen, şaşırtıcı, kara... Following'in de öncesine gidersek, Doodlebug isimli kısa metrajıyla ileride sektörün büyük bir ismi haline geleceğinin sinyallerini vermişti. O birkaç dakikalık filmde bile seyirciyi ilk etapta şaşırtıyor sonra da düşündürtüyordu. Filmlerinin düz olmamasının asıl nedeni de buydu zaten. Düşündürtmek. Bu, izleyicinin filmi izlerken bir yandan da karakterler ve olayların gidişatı üzerine kafa yormasını sağlıyordu. Hikayedeki ilginç ya da sorunlu karakterleri anlamada büyük olanak sağlıyor, filmin inandırıcılığını artırıyordu. Nolan, Following'i çekerken sadece içerikte değil teknikte de farkını ortaya koydu. Bütçeyi minimumda tutmak için her sahneyi çekmeden önce oyuncularına defalarca prova yaptırdı. Çünkü film şeritleri pahalıydı ve yanlış oynanmış bir sahneyi yeniden çekmek için film harcamak istemiyordu. Nolan'ın Batman hayranlığı ise kendini daha o dönemden belli ediyordu. Following'te başkarakterin yaşadığı odanın kapısında bir Batman logosu bulunuyordu. Ardından Memento ve Insomnia geldi ve bütün dünyanın dikkatini çekti. Bu filmlerle Hollywood'un ümit vaat eden yönetmenleri arasına girdi. Batman'e kadar uzanan bu yolda emin adımlarla ilerledi, prestij ve para kazandı.                                 

Kara şövalye için ise Tim Burton sonrası beyazperdede işler pek iyi gitmiyordu. Joel Schumacher seriyi devralmış ve karakteri kendi benliğinden bir hayli uzaklaştırmıştı. Bununla beraber Burton döneminde zirve yapan marka değeri de iyice düşmüştü. Batman deyince insanlar ya Batman & Robin’i göstererek dalga geçiyor ya da Batman Dönüyor ismiyle saçma mecaz oyunları yaparak kahkaha atıyorlardı. (Bizzat yaşadım.) Spider-Man ve X-Men uyarlamaları milenyumun ilk yıllarında süper kahraman filmi kontenjanını dolduruyor, kendilerine yeni hayranlar kazandırıyordu. Warner Bros ise Batman'i sinemada yeniden ayağa kaldırmaya kararlıydı.

Yeni Batman filminin fikir aşaması sancılı başladı. Tim Burton'ın seriye döneceği söylentileri çıktı ama olmadı. Daha sonra filmin Frank Miller'ın Batman: Year One çizgi romanından uyarlanacağına karar verildi. Amaç kara şövalyeyi köklerine döndürmekti. Yönetmen koltuğu için ise David Fincher ve Darren Aronofsky isimleri ön plana çıkıyordu. Bu ikili mücadelede ipi göğüsleyen Aronofsky'nin amacı, Year One'ı doğrudan perdeye aktarmak ve karanlık atmosferin yeniden hakim güç olmasını sağlamaktı. Senaryonun ise bizzat Frank Miller tarafından yazılmasını istedi. Ancak ortaya çıkan taslak Warner Bros'a fazla karanlık geldi ve yeni bir yönetmen arayışı başladı. 2003 yılında ise Christopher Nolan ile anlaşıldı. Nolan'ın kafasındaki tarz belliydi. Daha gerçekçi, daha çağdaş... Ortaya çıkan iş kara şövalyeyi küllerinden doğuracaktı. 

"Neden düşeriz, Bruce? Yeniden ayağa kalkmayı öğrenebilmek için." 

Modern çağın ilk ciddi süper kahraman uyarlaması olan 1978 yapımı Superman'in yönetmeni Richard Donner'dan önemli tavsiyeler alan Nolan, "Superman"de Çelik Adam'ın olduğu gibi kara şövalyenin de günlük hayatın içinde olmasını istiyordu. Ona göre Burton'ın filmleri harikaydı ancak kendi atmosferinde bir bütün oluşturuyordu. Yönetmen, Batman'i bize, bizim dünyamıza getirmeyi amaçlamıştı. Böylelikle seyirci karakteri daha iyi anlayacak ve kendi yaşantısından parçaları filmde bulacaktı. Nolan, Batman Begins ile birlikte diğer iki devam filminde de bu formülü uygulayarak Batman'i günümüz dünyasına ustaca monte etti. Warner Bros'un tüm ısrarlarına rağmen filmlerini artık bir fenomen haline gelen üç boyut teknolojisinden sakındı. Benzer türlerde film çeken meslektaşlarının aksine dijital filme karşı dik durarak 35mm film kullandı. Yoğun görsel efektin filmdeki gerçekçiliği zedelediğini düşünen Nolan, izleyiciye yapımcı eşinin tabiriyle bu konuda "tutunacak bir dal" vermek istedi ve çeyrek milyar dolarlık filmler çekerken bile CGI'dan mümkün olduğunca uzak durarak büyük setlerde yüzlerce hatta binlerce figüranla çalıştı.


Günümüzde, gerek filmlerindeki dokuyla gerek setteki karizmatik duruşuyla ona çağımızın Alfred Hitchcock'u deniyor. Görevini artık başarıyla tamamlamış bir üçleme olan Nolan'ın Batman filmleri, karakteri unutanlara ve daha önce sevmeyenlere kendini kabul ettiren önemli yapımlar. Kimilerine göre bir başyapıt, kimilerine göre türünün "The Godfather"ı. Ama şu konuda herkes aynı fikirde ki Batman'in marka değeri son yıllarda hiç olmadığı kadar yükseldi. Bu ne yeryüzündeki herhangi bir ödülle ne de yüksek bir gişeyle ölçülebilir. On sene önce Batman Begins'i izlerken duyduğumuz iştahı hala aynı şekilde hissedebiliyorsak orada bir yerlerde bir şeyler doğru gitmiş demektir. Son olarak bu yazının sonunu ona emanet etmek boynumuzun borcudur deyip sizleri Nolan'ın The Dark Knight Rises'ın son zamanlarında yazdığı veda mektubuyla baş başa bırakıyorum.

"Alfred. Gordon. Lucius. Bruce... Wayne. Bunlar benim için çok önemli isimler haline geldiler. Bugün bu karakterlere ve dünyalarına veda etmeme üç hafta kaldı. Oğlumun da dokuzuncu yaşgünü. Tumbler’ı garajımda bir araya getirdiğim gün dünyaya gelmişti. Çok zaman geçti, çok değişiklikler oldu. Bir havan topu ya da helikopter bile bulmanın olağanüstü olduğu günlerden, kalabalık figüranların, havaya uçurulan binaların veya binlerce metre yükseklikte kargaşanın olduğu günlere doğru…

İnsanlar en başından bir üçleme tasarlayıp tasarlamadığımızı soruyor. Bu; büyümeyi, evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı planlayıp planlamadığımızı sormak gibi. Cevabı karışık. David (S. Goyer) ve ben, Bruce’un öyküsüne başlarken sonraki adımda ne olabilir diye düşünüp geri adım atıyorduk. Gelecekte olabileceklere derinlemesine bakmak istemiyorduk. Bruce’un bilemeyeceği bir şeyi kendim de bilmek istemedim. Her şeyi onunla birlikte yaşamak istiyordum. Filmleri yaparken David ve Jonah (Nolan)’a bildikleri her şeyi ortaya koymalarını söyledim. Tüm oyuncular ve ekip sahip oldukları her şeyi ilk filmde ortaya koydular. Hiçbir şey elde tutulmadı. Bir sonraki filme saklanmadı. Tüm şehri inşa ettiler. Sonra Christian (Bale) ve Michael (Caine) ve Gary (Oldman) ve Morgan (Freeman) ve Liam (Neeson) ve Cillian (Murphy) orada yaşamaya başladı. Christian, Bruce Wayne’in hayatını tutup dibine kadar ilginç hale getirdi. Bizi bir pop ikonunun zihnine götürdü ve Bruce’un yöntemlerinin hayali doğasını fark etmemize asla izin vermedi.

İkincisini yapacağımı hiç düşünmedim. Kaç tane iyi devam filmi var ki? Ne diye kumar oynayacaktım? Ancak Bruce’u nereye götüreceğimi biliyordum. Kötü adamın nasıl olacağını kafamda belirlediğimde de bu iş benim için zorunlu hale geldi. Ekibi yeniden bir araya topladık ve Gotham’a geri döndük. Üç yılda değişmişti. Daha büyüktü. Daha gerçekti. Daha moderndi. Ve kaosun yeni bir gücü öne çıkıyordu. Heath (Ledger) ile hayat bulan ürkütücü bir palyaço. Geride bir şey bırakmamıştık ama ilk seferde yapamadığımız bazı şeyler vardı. Esnek boyunlu bir yarasa kostümü, IMAX’te çekim yapmak. Ve yapmaya çekindiğimiz şeyler: Batmobile’i yok etmek, kötü adamın davasına odaklanmak gibi. Bir devam filminin güvenli sayılan her şeyine sırt çevirip Gotham’ın karanlık köşelerine gittik.

Üçüncüsünü yapacağımı hiç düşünmedim. Hiç iyi bir üçüncü film var mı? Fakat Bruce’un yolculuğunun sonunu merak ediyordum. David ile birlikte bu sonu bulduk. Bunu kendim için görmek zorundaydım. Garajımdaki o ilk günlerde birbirimize fısıldamaya bile çekindiğimiz şeylere geri döndük. Üçleme yapacaktık. Herkesi Gotham’da bir tur daha atmak için geri çağırdım. Dört yıl sonra şehir hala oradaydı. Hatta bir parça daha temiz ve gösterişliydi. Wayne Malikanesi yeniden inşa edilmişti. Tanıdık yüzler geri dönmüştü. Biraz daha yaşlı ve bilge...  Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildi.

Gotham temelden çürüyordu. Yeni bir kötülük derinden köpürüyordu. Bruce artık Batman’e ihtiyaç duyulmadığını düşünüyordu. Ama hatalıydı, tıpkı benim hatalı olduğum gibi. Batman geri dönmek zorundaydı. Sanırım her zaman da gelecek.

Michael, Morgan, Gary, Cillian, Liam, Heath, Christian . . . Bale. Bunlar benim için çok önemli isimler haline geldiler. Popüler kültürün en muazzam ve kalıcı figürlerinden birine bakarken görüyorum ki Gotham’da geçirdiğim zaman, bir yönetmenin umabileceği en zorlayıcı ve en faydalı deneyimdi. Batman’i özleyeceğim. Onun da beni özleyeceğini düşünmek istiyorum ama o asla duygusal birisi olmadı.

Christopher Nolan"